Bugünlerde bir akşam, şehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine
Selim-i salis gibi oturacağım.
Önümde rakı, dışarda akşam, akıntı,
kayıklar ve gelip geçen,
Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi:
“Bu herif aşık!”, diyecek.
Saçları perişan, dudakları mürekkepli, hali
bencileyin serseri bir kızı
Büyük bir sandal
-Akıntının içinden çekip-
Rakı kadehimle benim arama bırakacak.
Diyeceğim:
“Bu akşam değil, bir başka akşam, seni alıp
bir kocaman şehre götüreceğim:
“O şehirde toprak çoktan patlamıştır;
“Yıkılmıştır bildiklerim;
“Kocaman cepheleriyle borsalar, saraylar,
kimbilir belki de mahkemeler, zindanlar..
“Masaldır artık
“Onların kahramanlığı, onların merhameti,
onların fazileti.
Ezanlar, mevlütler, harbler, taburlarla
kahramanlar.
Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz,
Seni bir akşamüstü, Sotiraki nin
gazinosundan
Rakı kadehimle benim aramdan alıp
Altın akşamların sarı çocukların tırmandığı
Kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği
Hudutsuz ve çitsiz,
Perisiz ve cinsiz,
Kümessiz ve evsiz
Hasılı numarasız
Bir memlekete götüreceğim.
İstasyondan iner inmez
Seni metrolar başka beni başka tarafa
götürsün. Zararı yok!
Yalnız yine böyle kumral akşamüstleri
Yapayalnız kaldığım kasım akşamları
Buruşuk manton, dağınık saçların;
mürekkepli ağzın ve hemşire
Çehrenle
-Ayaklarını bir sandalyeye dayayıp-
Bana iki satır birşey söyleyeceksin:
“Bugün ne yaptın, çalıştın mı?”
İstersen sonra kalkar, gezmeye gidersin
Bensiz…
Sen bilirsin.
Sait Faik Abasıyanık