Annem bir rüya oluyor, benimle konuşuyor

Annem’e

karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık
o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin

Zafer Ekin Karabay

Nedense aldanmış ilk gece annem
Efsunlu bir gömlek giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense ilk gece aldanmış annem

Sezai Karakoç

Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım

Sunay Akın

Hans’ın, bana göre bir eş olmadığını
Düşünüyorsan anneciğim;
Tüm bunların, yankının bir oyunu olduğunu anlat ona!
Ama, inanıyorsan eğer iyi bir çift olacağımıza,
Bırak yankıyı ben sansın;
Onu düş kırıklığına uğratma!

Ignaz Franz Castelli

ikmale kalmış, kovuşturulmuş, buruşturulmuş
bir fotoğrafım; say istersen
topu topu kaç kadın girdi ki hayatıma!

anne, kulağımı çekmeden önce
son dileğin ne diye sor, allah aşkına!

Altay Öktem

Ayrılmadan daha
Toplaşır gölgesine annemizin
Fısıldaşırdık aramızda
Tanrım n’olur bağışla
Evimizi bağışla tanrım n’olur
Dokunma sofamıza
Orada gülebiliyoruz ancak
Orada adamakıllı susuyoruz
Orada ağzımız bizim oluyor
Dokunmasak da

Bejan Matur

Mutluluk, beşikte uyuyan ilk çocuğuna bakmasıdır
bir annenin
Duyarak memelerine dolan sütün çılgınlığını.

Ahmet Erhan

Çocukların derdindeydi anne
Biricik umudu çocuklarının
Çekirdeği değil mi onlar dünyanın
Dalmıştı bir derin uyku
ya öylesine

Sabahattin Kudret Aksal

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk…

Necip Fazıl

Tek çocuk olduğum günler gibiydi. Yaz tenhası cami
avlusunda o öğle saati, annemin tabutuyla ..
Annem, yıkadığım bir mum bebekti. Kendine ve bana
yabancı. Yabancı son yıllarda tüm çektiklerine. Güleç ve
dingin. Ne ellerinin kınalanmasına bir şey dedi ne
küpelerinin alınmasına. “Zaten hep uysaldı” sözü uymaz ki ona.
Tek çocuk olduğum günler gibiydi. O yaz öğlesi,
gölgeli, loş, taş avluda.
Annemi kıskandım elbet. Kıskandım bacılarıma
bağışladıklarına. Bana yalnız gözyaşları kaldı. Ölmüş
görmüştü beni. Düş denmezdi, karabasan da. Helva
dağıtmış gece boyu sokak sokak. Şaştık sabah, öyle bir
töre yok ki. Üstelik ağıt da yakmış. Ah ince İstanbul kızı.
Kızlarının biri sana benzemedi.
Tek çocuk olduğum günlere kavuştum, annemin
tabutuyla.

Sennur Sezer

Beni boya başa yetirdin anne
Bize borçlu bildik her zaman seni
Sen beni dünyaya getirdin anne
Bense yola saldım dünyadan seni…

Bahtiyar Vahabzade

Annemin ölümüyle,
Düşüyor bedenimi örttüğüm en son yün gömleği ..
Son şefkat gömleği ..
Son yağmur şemsiyesi ..
Gelecek kış ..
Caddelerde çıplak ol
arak dolaşırken bulacaksınız beni ..

Nizâr Kabbânî

zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine

Kaan İnce

Ey anneciğim! .. Denizde yol alan çocuk benim
Hâlâ şekerlerin gelini (Şam) onun zihninde yaşıyor
Nasıl .. nasıl… anneciğim,
Baba oldum da .. hâlâ büyüyemedim?

Nizâr Kabbânî

Avrupa’nın kadınlarını tanıdım
Tahta ve betonun duygularını yaşadım
Yorgun medeniyeti tanıdım
Hint ve Sind‟i (Çin), sarı dünyayı(uzak doğuyu) gezdim
Ama bulamadım bir kadın,
Sarı saçımı tarayacak,
Çantasında bana düğün şekeri getirecek,
Elbisesiz kaldığımda beni giydirecek,
Düştüğümde beni kaldıracak.

Nizâr Kabbânî

Ana başa taç imiş
Her derde ilaç imiş,
Bir evlat pir olsa da
Anaya muhtaç imiş.

Hüseyin Nail Kubali

ben seni hep sevgilim ben seni hep
yüzünden geçen dalgalardan okudum.
ellerine sevgi okudum gözlerine şefkat okudum
annen seni inkar etmişti
aldım etime dokudum.

Birhan Keskin

Bir namaz gibi masum yüzümü bir daha istiyorum
Geri dönmek istiyorum annemin göğsüne, yaşamak istiyorum.

Nizâr Kabbânî

Şaşkın, dolaştım sevgi diye diye,
Fakat bulamadım hiçbir yerde,
Döndüm geldim üzgün, hasta.

Karşıladın beni, eve gelince
Ve ah! yüzdüğünü gördüğüm gözlerinde
O tatlı sevgiydi, aradım aylarca.

Heinrich Heine

Bir süre sessizlik oldu, gözkapakları yarıya düşüp uykuya geçeceği sırada tekrar ‘’Anne!’’ dedi. Onun anne deyişinden gelecek sorunun zorluğunu tahmin edebiliyorum artık. ‘’Anne, siz ölüp cennete gittiğinizde beni de yanınıza çağırırsınız değil mi? Beni de çağırın.’’Sesi titreyerek devam etti: ‘’Anne çok korkuyorum senin ölmenden’’ Ve sıkıca sarılıp ağlamaya başladı. Onu teskin etmek için, arka arkaya bir sürü cümle kurdum. Uyumadan önce son söylediği şey: ‘’Anne sana sarılayım, sarılınca rahatlıyorum’’ oldu. Bir çocuk için kaygılarını korkularını dindirecek şey kelimeler cümleler değil, başını sıkıca yaslayabileceği anne-babasının şefkatli göğsüdür. Sımsıkı sarıldı, iç çekerek sakinleşti, nefes alıp verişi düzene girdi ve uyudu.

Zehra Betül

bir çıkmaz sokaktayım
kimseler bakmıyor yüzüme bile

bulutlar gölge düşürüyor
künyemin seçemediğim önyüzüne
içimde yalnız bana karşı ben kaldı diye
gözlerime yağmur yağıyor anne

Nazir Akalın

Babamın elinde
kızıl akça ağaç yaprağı
annemin mezarından.

Arno Herrmann

Seni gömdük anne yıllarca evvel
Göz yaşlarımızla bu ıssız yere
Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel
Matem dağıtırken hasta kalblere.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Hergün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık
Annemi anılarda bile bulamıyorum artık

Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi
Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden
O gün bugündür bana gülden önce gelir diken
Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim
Hayatta ben en çok annemi sevdim

Abdülkadir Budak

Duyuyorum özenip tasanı gizlemeye,
Kederleniyormuşsun benim güç yazgıma,
Sık sık çıkıyormuşsun yolumu gözlemeye
Bürünüp eski moda harap urbana.

Unut, son ver artık tasanı gizlemeye,
Kederlenme benim güç yazgıma.
Öyle sık çıkma yolumu gözlemeye,
Bürünüp eski moda harap urbana.

Sergey Yesenin

Anneler Oğullarını Affetmez

Affet beni anne’ dedim
‘Affet, tüm bunlar bir ölünün hayatta kalma heyecanı
ndan! ‘

Küçük İskender

“…ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla.”

Anne Micheals
Kış Mezarı

bir cihangirken ben, kitaplar
arasında ıslıkla yürürken
şiirin okları sinemi parçalardı
ama en çok sevince kanardım ben
isterdim baş ucumda hep olsun
ayrılıklar için iyi bir anne.

Kemal Sayar

çocuklar üstünü örttü annelerin toprakla
– çocuklar ki yarının cesetleri-

İbrahim Soylu

Beni bir şiir olarak yeniden doğur anne!

Mehmet Yaşın

kim uzun susarsa bilin ki daha uzun konuşur içinden
bir yılda bir gün ne ki her anneye bir Anne Günü lütfen
evlerin odalara buyurgan bakması babaydı da anne kimdi
annem dört harften yapılma ev kışı bir susma şimdi–

Hüseyin Alemdar

hüküm soran donuk annedir
öpüp başıma koyduğum bir el
gıyâbında yargılanır kalbim
anlatılır: buymuş sana sebep

Kemal Varol

Boyna soruyorum kendime
sırtımda ağırlaşan bir ölü gibi taşıyıp sıkıntımı
nasıl anlatmalı dünyayı
anlaması için çocukların

Sennur Sezer

Annem, kimse seni darıltmamıstır,
Ben seni
Ben seni darıltan kadar.
Şimdi kime açsam derdimi bir bir
Kim benim derdime yanar sen kadar?

Bahtiyar Vahabzade

Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir ,nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.

Ahmet Erhan

Babam korkuydu bana,
annem yürek serinliği
En sevdiği oğluydum -bana hep öyle gelirdi-
Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim
Hayatta ben en çok
annemi sevdim

Abdülkadir Budak

geri dönersem bir gün anne
tandırının ateşine bir odun olarak koy beni…
as evinin avlusunda bir çamaşır ipi gibi.
direncimi yitirdim anne
duaların olmaksızın

Mahmut Derviş

Ağlamak için çok geç şimdi;
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini…

Attila Jozsef

Nasıldır acının kalbine damlayışın söyle
Acısuyu gelir gibi ağzına sunturlu bir sözün
Açılacağın bir deniz de yok senin, yürüsen
Peşinden gelir arsız kahır
Annenin yüzünü hatırlarsın bunaldıkça
Anneler, Allah gibi ancak bunaldıkça hatırlanır

İlhami Atmaca

Ben böyle Hüsran görmedim Anne
ay ışığının gözlerine bakamaz olmuştum, kestane
ağaçlarının buğusundan, anılardan enstantane:
bir yalnızlık, bir saksofonun üflediği dram
sonsuzluğun da annesiydin anne sen
menekşelenmiş bir ağıt gibi dururdun canımın içinde.

Yılmaz Arslan

burada kendini ayıklayan ben
yine de kaçmıyorum
sığınacak bir yer de aramıyorum
bir hain var aramızda ona yer açıyorum
ne de olsa sonuna kadar ihanete açığız
artık iyice anladım
insan yalnız annesini sever
ve tanrıya inanır yalnız

İbrahim Kiras

Narin bir üzüm anne yüreği
ağlaması çocuğun
çöl tülbent üstünde
sarar onunla anne yüreğini

Çocuk harita
anne çocuğun gözleriyle bakar
uyur çocuk
anne bekçi daim

Nuri Pakdil

Annem yok artık. Beni düşünen kalbi yok. Bitti.
Umutsuz olmak istemiyorum.
Umutsuzluğun bir çıkar yol olmadığını biliyorum.
Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu,
Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını
Çok gördü
Dalgın yüreğini çok gördü
Bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini.
Annem yok artık. Bu kesin. Gelinecek bir yere gitmedi.
İşte geldim çocuklar demeyecek
Nasılsın yavrum demeyecek
Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını,
Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık,
Yine gel demeyecek,
Çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken
Yeni bir dönemi başladı ömrümün,
Annemin olmadığı dönemi,
Onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak
İstediğimi bilemeyecek artık.
Gençlik dönemleri birşey anlatmıyor bana,
Aklımda hep son dönemlerinin annemi
Hayatım sürüp gidecek, annem olmadan,

Ataol Behramoğlu

bir anne atlamış Fırat’tan
üç çocuğuyla biri sırtında
ekiplere haber
boşuna aramayın oralarda
bana vurdu cesetleri…

Esra Zeynep

“Yalnızlık nedir?” diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
“Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir” dedi.

“Kokundan uzak kaldığım an gibi mi?” dedi çocuk
“Ses sağnağında yüreğine tek bir tınının değmemesi gibi,
Düşsüz uyku gibi,
Renksiz düş gibi,
Çocuksuz ana kucağı gibi” dedi kadın.

Gassan Satar

Bu dizilerdeki; annelerimize benzemeyen anneler
Hadım ediyor şükürlerini onların, tevekküllerini parçalıyor
Surat asıyorlar artık boş ellere,
Hediyesiz , “en azından bi buket”siz ellere surat asıyorlar
İç çekiyor, perdeyi düzeltiyor, mutfağa geçiyorlar sonra
Dilsiz bir sitem demliyorlar elde yok, yok avuçta avuçlara
Oysa annemin günü değil, anneyim ben benim günüm değil
Değil annenin günü de, Allah’ın günü işte, annelerin günü değil

Dilek Kartal

anne ban artık iyiyim
perhizim kaldırıldı
yüzlerim artık yamulmuyor
yüzümde bir şiirin tebessümü
yüzlerim düzgün
artık kabus görmüyorum
takıldığım ufkuna
sürekli bayram hilalleri göndermiyorum

Murat Kapkıner

Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.

Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,

Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,

Anne çook.

Ayla Aydemir

Sorma ki başımdan çok şey geçti mi?
Ah… eğer anlatsam sergüzeştimi!
Nasıl terk edildim, nasıl atıldım;
Anne aldatıldım, ah aldatıldım,
Belki her zamandan fazla severken.
Bir lahza bahtiyar olayım derken,
Bilmezsin kaç gece böyle ağladım!
Şimdi tecrübem var, artık anladım:
Aşk, o bir masalmış, yalanmış meğer!
Seven bir kalp için sığınılacak yer
Yalnız o kucakmış, yalnız o dizmiş…
İnsanlar ne kadar merhametsizmiş.

Orhan Seyfi Orhon

annem yüz yaşını birkaç yıl geçti;
bir buçuk yıldır da, upuzun bir rüyada
kanatlarını deniyor,
katılmak için tanrıya dönen göçmen kuşlara.
yalnızca sütünü içmek, ilaçlarını almak,
bazen de kısa repliklerini fısıldamak için
girip çıkıyor oyunlara.

Cahit Koytak

annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.

Asuman Susam

Yüreğimde sonsuz bir uçurum duygusu
Annem hiçbir zaman bilmedi bunları
Yüreği büyümüş bir çocuktum ben
Gizli gizli ne kadar çok ağladım
Bir gün öleceğini düşünerek onun
Annem yok artık,
Onun yüreğindeki ben de yokum,
Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla
Şimdi,
Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi,
Şimdi,
Ben kendimi düşünmezken bile
Kim düşünür beni…

Ataol Behramoğlu

Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde siyah bir çubuk
Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne

Sezai Karakoç

Söz bitti. Annem öldü. Saklanacak karanlığım kalmadı.
Alın yalnızlığımı örtün üstüne,
artık üşümem akşamları.

Bir ağaç düşünün ki; terk edilmiş olsun yalnızlığına
uçurum kenarında
eğik, cılız,
tutunamadı dallarıma.

Ah! haksız yere hırpalanmış sahipsiz çocukluğum.
Birer deniz feneriyken karanlıkta anneler
fırtınada kaybolan bir gemiydi henüz zaman
fırtınada bir gemi,
bir gemi kâğıttan.

Oya Uysal

Bir anne, bebeğin burnunu ovar
Ta ki uyansın da bir yiyecek arasın.
Zira o habersizce aç halde uyumuş,

Mevlânâ

annem
sütten bir ikon gibi hayat damarlarımda
oğluna uzun bir ağıt olduğunu söylüyor
manasız buluyorum bütün ayinlerimi
gözlerimi afyon gibi içime çekiyorum
rahibeler görüyorum meryem güzelliğinde
ağır taş merdivenlerde baharı gözlüyorlar
bir kapı aralanıyor badem çiçeklerinden
küçük bir tufan alıyor çiçekleri, baharı
annem bir rüya oluyor, benimle konuşuyor.

Mehmet Aycı

Dalsam çocukluğumun eğri sokaklarına
Büyüyen yanım beni arayıp bulamasa
Girsem büyük dünyama birden ufalsa masa
Değse alnım annemin ıslak dudaklarına

Sedat Umran

Yine döndüm gecenin kalbinden kalbimde kör kuşlar
-bazen bir çocuk ağlar ya içimde sabaha kadar-
başını dayamış gecenin dizlerine odam

şehre bakan pencereyim ben
hayatın dışına düşüyor gölgem.

–Sahi anne! Sen hiç çocuk olmuş muydun eskiden?

Oya Uysal

Anne hayatta her şeydir: Hüzünde teselli, kederde umut ve zayıflıkta güçtür.

Halil Cibran
Kırık Kanatlar

Söyle evladım, diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu anne.

Oğuz Atay
Tehlikeli Oyunlar

Bu anda oğlunu tekdire değil, teselliye muhtaç bulan annesi, gülümseyerek: «Oğlum» dedi, «hastalığının sebebi buysa müsterih ol, sen iyi olunca her şeyi ben yaparım.»

Decameron
Boccacio

Kimse hatırlamıyor adımı
Bahar gelmiş.
Balkonlar serin
Annelerin çocuk ambarı balkonlar serin
Su dalgın değil. bademler açmış

Sahi kaç yıldır yalnızım ben

Refik Durbaş

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.

Orhan Veli

Eski bir fotoğraf hatırlattı bana
Ölüm yıllar önce omzuma
Dokunmuş
Sana saklıyordum
Oysa omzumu anne
Başını yaslayacağın
Günler için.

Gökhan Akçiçek

bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden
elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım
son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine
varsın bağışlamasın beni hayat ki,
ay uzak tepelerin ardına çekilsin
çarpa çarpa dövsün kıyılarımı acılar
yarasına figan düşsün kırlangıçların
eriyip gitsin hüzünlü bakışlarımda ne varsa
yokluğuma kahırlanmayacaksa bu kent
ah! çekmeyecekse ardımda kalan anılar

Nuri Can

Öyle yalnız kaldım ki hayatımda
Kimi gün öldüm kimi gün ilah oldum
Çok zaman annemin dizlerine hasret
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım

Cahit Sıtkı Tarancı

Mohsen Namjoo konserden 2 saat önce annesinin vefat ettiği haberini alır. İran’a dönmesi yasak, sürgün. “Bugünlerde dünya benim için evimden bile daha küçük” diye bir bölüm var şarkıda. Ağlamaya başlıyor, “Toranj” şarkısını da ayakta ağlayarak söylüyor.

Mohsen Namjoo

Karda soğuk kokardı paltosu Peder Bey’in
Soğuğun da kokusu mu olurmuş? Demeyin
Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert
Her pederin pederi kendi yüreğine dert,
Her anne yüreginde kendi annesi anı,
Bilinç okyanusunun köpek balıklarıysa,
Parçalar anılara biraz derin dalanı

Hüsrev Hatemi

Ağlamak için çok geç şimdi;
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini…

Attila Jozsef

anne beni merak et
kaybolmam yakın

Fulya Codal

Beni bir şiirden mi doğurdun anne anneler başka ne doğurur
beni bir şiirden mi doğurdun anne mısrâlar bana anne diyor

Hüseyin Alemdar

geri dönersem bir gün anne kirpiklerine örtü yap beni
ört kemiklerimi
ayaklarınla kutsanmış çimenlerle
bağla beni…
saçının bir tutamıyla
…elbisenden uçuçan bir iplikle

Mahmut Derviş

Pencerem kuşları çekmiyor
Soluğu azaldı nergislerin
Üç tarak olsa taranmaz Yuku-Lilinin saçları
Ben annesi çalışan bir çocuğum

Gülten Akın

boşadır ayrılığı anlatmaya çalışmak
anlarsa ancak yüreği anlar bir çocuğun
annesinden ayrılmışsa)

Akgün Akova

susulur, orda işte, sesindeki kargaşaya aldanır gönül
bir gün bir çocuk mecbur sorar:
bu nasıl gitmek
kahır, korku, sabır; vedâ bile mahrum bana
yalnız, etten ve kemikten bir ses: gitme!
hüküm soran donuk annedir
öpüp başıma koyduğum bir el
gıyâbında yargılanır kalbim
anlatılır: buymuş sana sebep

Kemal Varol

Dün akşam gün batmadan
Yaşlı ölülerin arasına
Bir küçük misafir geldi.
Çocuk bahçesinde kovası kalmış
Kumların üstünde küçük küreği.
Besbelli çok yorgun hemen uyudu.
Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü
Örttü üstünü:
Madem ki annesi burada yok,
Bu küçük kız bize emanet,
İlerde yatan bir başka ölü
Yavaşça seslendi:
Başındaki kurdelayı çözüp katlayın
Ütüsü bozulmasın.

Baki Süha Ediboğlu

erkekler ölümü bekler dönmek için annesine
meğer kardeşler de nifak, durgunlaşırken arkadaşlığın arkı

hastalık neden yakın ediyor insanın ırağını

Yücel Kayıran

giderim gitmesine lakin
oyuncaklarım kimin olacak
beş vakit tuttuğu anneciğimin
kollarım kimin, parmaklarım kimin olacak

Gülten Akın

o uzak evden hayatın neşesinin kaçmış olduğunu
biliyorum şimdi
bir çocuğun annesinden ayrılık matemine ağlamakta
olduğunu
biliyorum şimdi
ancak ben yorgun ve perişan
arzu dolu yolu bırakıyorum
yarim şiir, arkadaşım şiir
onun huzurlu eline ulaşıncaya değin gideceğim

Furuğ Ferruhzad

Ey bir hüznü büyüten solgun anne
Sen de düşün benden sana kalan ne.

Metin Altıok

Bir insan ha aslan pençesinde paramparça olmuş
Ha olmuş şiirimin nişanı
Aynı kaderdir onu bekleyen
Annesi yakında ağlayacak ona

Hasan Bin Sabit

Annemle karanlık geceler bazı çıkardık;
Boşlukta denizler gibi yokluk ve karanlık
Sessiz uzatır tâ ebediyyetlere kollar…
Guyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar
Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar
Tenha gecenin vehm-i muhâlâtını dinler…
Yüksekte sema haşr-ı kevâkiple dağılmış,
Yoktur o sükûtunda ne rüya, ne nevâziş;
Bir sâ’ir-i mechul-i leyâli gibi rüzgâr,
Hep sisli temasiyle yanan hislere çarpar.

Ahmet Hâşim

Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yolağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bi adam

Ahmet Erhan

Buğday başakları arasına daldığında,
Kaybolan o sarı saçlı çocuk,
Şimdi babasının evlendiği yaşta.

Anne ben çok yoruldum..

Erdem Arslan

Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi…
Yıllardan sonra bir gün görüp çektiklerimi,
Tanrım, bir meleğine emredecek: “Yetişir!”
Gözlerimi o saat sessiz kapayacağım.
Beni bekleyedursun artık ılık yatağım,
Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir.
Bir yükü atmış gibi sırtımda bir hafiflik,
Oraya geçmek için aşacağım bir eşik.
Bir lâhza tutacağım bana uzanan eli.
Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.
Onları bulacağım!.. Ve annem şaşıracak:
“Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmiyeli.”

Ziya Osman Saba

Dünya ellerimden kayıyor sanırken,
Kayan benmişim onun ellerinden;
Anne, Baba, Arkadaşlar ve nicesi
Buhar oldular ardarda
Sıklıkla gözlerimde yağar yağmurları…

Saz heyeti, neden vedalaşmadan
Arkanıza bakmadan gidiyorsunuz?

Hüsrev Hatemi

Ve ben;
Öyle küçüğüm ki,
hayatın kollarında.

Annemin adı;
henüz sadece anne…

Sahir Üzümcü

Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;
İstanbul dönmesem sana,
dönmesem çirkin ekmek kavgasına,
annemi aldın, süründürüp hastane kapılarında,

Adnan Özer

‘Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim’

Cahit Zarifoğlu

bir gün gelir hasret dolu bakışların bu
hüzünlü şarkılara kayar benim anam oydu
diyerek beni sözcüklerin arasında arar.

Furuğ Ferruhzad

Çıt yok bellekte
Acı anıları ilerlere kaçırmıştır
Çocuklarını kurtaran anne gibi.

Behçet Necatigil

sokakları gönendirmek için gezinen yüzüm şimdi pas
artık kesif kokularla anılıyor adım ve cismim
her kötülüğe varım artık: annem beni görmüyor
çünkü anneler bir gün icâzet verir her cocuğa:
git ve gözlerin güz olmadan başkalarını öv artık.

eski bir sevgilinin hatırasını örter gibi
kapandı ardımdan yedi kibir bir karar üstüne
yüz sürdüm yolların sonsuz âvâzına, yürüdüm
melekler bakmasın diye uyurken örtünen annem
ben uzak yaşına gelince şimdi naz:

âh ki büyüttüm çocuklarımı başkalarına!

Kemal Varol

cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor
geriye sayacağım söz veriyorum, vurmayın
vurmayın kuşlarım ağlıyor, geriye sayacağım

anne, hangi sayıdan başlayacağım?

Altay Öktem

İnsan hep başlangıca inanıyor
Annenin dokunuşu
Ve ilk soluk
Bir el saçlarda gezinirken
Şefkatli bir yürek
Öyle sanıyor dünyayı.

Bejan Matur

Çocuklar travmatik oluyorlarmış boşanınca babayla anne
O ne ki, bizimkiler kaç evi başımıza yıktılar her mahallede.

Birhan Keskin

dayanmak çok zor anne
dindirmez artık en serin gülüşler bile
içim yanıyor anne
çözülmez bir düğüm bu bağlandım bile bile

Sıtkı Caney

Gizemli kokular ve gülüşler
Beni bir yaza gömdülerdi bir zaman
Annem olan bir sessizlikte
Belki de onun kalbidir açan
Derin bir gülün içinde

Ataol Behramoğlu

Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya:
Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;
Fark etmez anne – toprak ölüm maceramızı.

Yahya Kemal Beyatlı

Sevgili çocuk
Hem sevgili hem de çocuk olan
Ah, bir de büyümeye çalışmasan
Anneni sev, çiçeğini kokla
Kaplumbağana biraz yeşillik ver
Durma benim gibi yağmur altında
Sevme benim gibi

Ahmet Erhan

Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı.
Şahane manzaraydı dünya sınırlarında
Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.

Arif Nihat Asya

Öptüğünden beri anneciğim, en son defa sen beni
Her kapıdan kovdu oğlunu, muhabbet bekçisi

Bütün gönüllerden ılık, yumuşak, kabrinin taşı
Orada aksın göz yaşımın en acısı ve en tatlısı.

Abdullah Tukay

Annem yollara bakarak uzatıyor ömrünü
Kızlarını kendi yaşına getirdi uğraşa uğraşa.
Mezarlığı yatak odasına taşıyalı beri
Yalnız oğullarının uzaklığını büyütüyor.

Ödül müsün ceza mı ey geçmiş zamanlar
Kurtulan da mutsuz senden kurtulmayan da.

Şükrü Erbaş

bu kadar bebek ölüsüyle,
bu kadar çocuk ölüsüyle,
bu kadar anne ölüsüyle,
bu kadar seyirciyle
ve bu kadar sessizlikle…

Cahit Koytak

Biz çocuktuk, seni defneylediler
Bî-vefâ kumlara bî-kayd eller.
O zamandan beri, müştak’u zebûn.
Ne zaman Kıbleye dönsem dil-hûn,
Seni bir mafhede pûyân görürüm;
Sonra kumlarda perişân görürüm.
Bir diken belki delîl-i kabrin.
Develer belki ziyaretçilerin;
Kim bilir, belki de. pâ-mâl-i gubâr.
Ne diken var, ne ziyâret, ne mezâr;
Ne de sen… Bense bugün derdimle
Seni inletmeye geldim, dinle.

Tevfik Fikret

Annemin naʹşını gördümdü;
Bakıyorken bana sâbit ve donuk gözlerle.
Acıdan çıldıracaktım.
Aradan elli dokuz yıl geçti.
Âh o sâbit bakış elʹan yaradır kalbimde.
O yaşarken o semâvî, o gülümser gözler
Ne kadar engin ufuklardı bana;
Teneşir tahtası üstünde o gün,
Bakmaz olmuştular artık bu bizim dünyaya

Sezai Karakoç

Annem, zamandan kalan cevherimdi
Dünya kargası çaldı cevherimi

Pervîn‐i İ’tisâmî

Hezâr şîri bu deştün zebûn‐ı pençesidür
Ne şir virdi ‘aceb tıf
l‐ı câna dâye‐i ‘aşk

Şeyhülislâm Yahyâ

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim.
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tül gibi sal anneciğim.

Necip Fazıl Kısakürek

Annem
Hadi tek başına
Uyu bakalım der geceleyin
Görmeden
Elimdeki pırpır uçurtmayı

Fazıl Hüsnü Dağlarca

sahi senden mi doğdum anne
yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken
bir insandan mı doğar bir çocuk

Haydar Ergülen

Uykusunda, uyanık, seyredilen bir çocuk
Gülümser masum.
Yıllar sonra bileceği yakınlığı o yaşta,
Anne baba arasında adlandıramadığı
Bakışları, ilgiyi şimdiden anlar da
Gülümser
Bilirim.

Behçet Necatigil

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

Sezai Karakoç

Hilmi diyor ki annem
Çiçek işlemeli bir lâmbaydı
Karartma gecelerinde
Tabut kalın ciltli bir kitaptır
Senin de çocukluğun bir ceviz tabut muydu
Usulca denize bırakılan?

Hilmi Yavuz

İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.

Yahyâ Kemâl Beyatlı

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.
Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Yahyâ Kemâl Beyatlı

Sürekli sevgiyi duydukça anne toprakʹtan.
İçimde korku nedir kalmıyor yok olmaktan.
Hayâtı râyiha sihriyle sindiren toprak,
Bugün ne semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak!
İçinde râhata varmış yatan azîz ölüler
Demek ki böyle bahâr örtüsüyle ö
rtülüler!

Yahyâ Kemâl Beyatlı

Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin!
Annemdi o nûrunda gezen zıll‐ı mehâsin,
Bendim o çocuk, bendim o sîmâ‐yı tahayyür
Bir gün ki hazân ufka kızıl dalgalı bir nûr,
Bir kanlı ziyâ haşrediyorken onu bir yed
Bir bâd‐ı haşîn aldı o rü’yâyı müebbed.
On beş sene evvelki hakikat hep o gündür
Rûhumda bugün zulmet‐i pür‐girye onundur

Ahmet Hâşim

Anam doğurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Köyünde tarla yolunda
Azığı sırtında orak elinde
Taşlı tarlalarda avuttu anam

Aşık Veysel

sen neysen o kadarsın, ey akşam!
annem içini çekiyor kimi ansa;
ürkü!.. biri ansızın bir gül koparsa;
şimdi uzak olandır neye ulaşsam…

Hilmi Yavuz

annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolonlu çocuk

Nevzat Çelik

Eger dîbâ ola egninde ger post
Anadan gayrı olmaz ogula dost

Rûmî

Anadur oglını gine avutdı
Bu tasvîrile sûretden sovutdı

Ahmed Rıdvân

Başımı gavgâya saldı tıfl iken ‘aşkın senin
Mâderimden emdiğim şîri harâm itdin bana

Mehmed Sıdkî

ra gelse mâder eyler şîr ile tıflânı meks

Mehmed Sıdkî

Dil-i zârum eger matlab-res olursa bulur ârâm
Keser gûdek figânın mâder-i pistân-ı şîr olsa

Sa’îd Giray

Âlemün ‘arz itseler ser-cümle hulviyyâtını
Gelmeye ma’sûma hergiz şîr-i mâderden leziz

Süheylî

Kenâr-ı dâye-i gerdûnda ol tıfl-ı yetimüm kim
Mükerrer zehr nûş itdürmeyince şîr vermezler

Âgâh

Kucagımdan kim alır âh o tıfl-ı nâzı
Çıksa bir kerre hele dâyenin âgûşundan

Sünbülzâde Vehbî

Âgûşa çekeydim o ciger-kûşe misâli
Bir hem-ser ü hem-şîre vü hem-dâyen olaydum

Şûhî Bengîzâde

Anası koynında arar yitigin ‘Âşık kişi
Ceyb-i gülde bûy-ı yârı gonce-i handân arar

Âşık Çelebî

Olıcak emr-i Hudâyile Nedîm-i zârın
Mâder-i müşfikası ʽâzim-i şehrâh-ı bekâ
Gelüp iki gözüne yaş dedim târîhin
Sâlihâ kadına cây ede behişti Mevlâ

“Ağlayan,inleyen Nedîm’in şefkatli annesi Allah’ın emri ile ölümsüzlük âlemine varınca gözüme iki damla yaş gelip târîhini söyledim: Mevlâ Sâlihâ kadına cenneti mekân etsin.”

Nedîm

Hûn‐ı dil‐hûn‐âba rîz‐i çeşm‐i rikkattir bugün
Her taraftan rû‐nümâ âlâm‐ı hasrettir bugün
Ben libâs‐ı mâteme girdikçe ağlar kâ’inât
Ağladıkça ben cihân mağmûm‐ı fıtrattır bugün

Ben seni şâd eyledim ammâ cihân şâd etmedi
Tâliʽ-i maʽkûsu giryân-ı nedâmettir bugün
Ettin isbât-ı şeref mâder Hüseyn’in neslisin
Meşhedin ‘aşr-ı Muħarremdir şehâdettir bugün

Kırk bir ihlâs ile bir târîh-i mühmel söyledim
Mâderin rûhu karîn-i Rabb-i ‘izzettir bugün

Abdülaziz Mecdî Efendi

Bagrum kebâb oldı benüm gözyaşı akdı mül gibi
Pür-hûn surâhî gibi dil söyler zebân gul gul gibi
Hâtır perîşân târ-mâr sünbül gibi kâkül gibi
Aglayayın bülbül gibi hiç gülmeyeyin gül gibi

Câm-ı şarâb-ı ‘aşk ile sekrân olayın varayın
Su gibi sahrâya düşüp giryân olayın varayın
Bagrum delindi nâyveş nâlân olayın varayın
Aglayayın bülbül gibi hiç gülmeyeyin gül gibi

‘Aşka olayın âşinâ bilişlerümi yâd idüp
Evvel bahâr olursa da âhir hazânı yâd idüp
Aglayayın bülbül gibi hiç gülmeyeyin gül gibi

Filibeli Vecdî

Cenâb-ı Şeyh Zeynü’d-dîn Efendî zevcesi hayfâ
‘Ubûr itdi bu şîvengâhdan bu cisr-i mâtemdür

Hezârân lokma tabh itdi eliyle elli yıl bunda
Geçirdi mevkıf-ı haşri bu der
gâh-ı mükerremden

Olınca duhter-i pâkîze-i mısrîye hem-âgûş
Mükâfât-ı ‘amel buldı cenâb-ı hayy ü erhamdan

Ümîd-i şefkat ile fevtine Zâ’ik didi târîh
Nesîbe Hânum oldı münzevî el çekdi ‘âle
mden

Şeyh Mehmed Emin Zâ’ik Efendi

Ben mâder için ederken efgân
Olmakta semâ benimle giryân

Artmaktadır iştiyâk-ı mâder
Lakin ebedî firâk-ı mâder

Ya Rabbî yakışmıyordu ölmek
Ben varken o toprağa gömülmek

Yaşar Nezîhe Hanım

Mâder-i Mütehassır

Hisseylediğim dilimde her an!
Hasret denemez azâb-ı nirân
Ateşînde cân sîne-i suzân,
Elbette ederdi beni perişân…
Evlâd-ı firâkîdir bu hüsrân
Yezdan açsın bu hâli yezdân
ʽİcâz-nümâ olan o sultân

Çektim nice ızdırâb-ı mihnet
Nezdimde kalır diye o hey’et;
Takdîr-i Hüdâyı sabr u gayret
Tabîre nasıl eder kifâyet!
Vâkiʽ yine ayrılık nihâyet
Evlâd-ı firâkı gamlı hasret,
Yezdân açsın bu hâli yezdân
ʽİcâz-nümâ olan o sultân

Nezdimde iken o nazlı etfâl
Eylerdi beni hep inler işgâl
Gelmez idi istirâhat-i bâl;
Râhatların etmedikçe ikmâl

Nigâr Hanım

Ağlama ey verd-i âl
Em memeden lezzet al
Cüz’î n’olur hâba tal
Niceye dek bu figân

Şeref Hanım

Em meme feryâdı ko
Yat uyu ey mâh-rû
İşte sana ninni bu
Eyle dilin şâdkâm

Şeref Hanım

Yat uyu çekme mihen
Süd içün ey sîm-ten
İşte meme işte sen
İtme figân ü bükâ

Şeref Hanım

Ben yirmi üçe girince mâder
Hep işleri risk edip ser-â-ser

Evlenme sözü ederdi tekrâr
Fikrinde eder dururdu ısrar

Teklîfine i’tirâz ederdim
Ben doğruca derse giderdim

Üstâd idi mâdere birâder
İrzâya çalıştılar berâber

Tâm birisine eyledi temâdî
Terk eylemedim yine ‘inâdı

Gördüm ki bekâ-yı nev’-i insân
Bulmuş bir cihetle şekl-i imkân

Eşyâdaki izdivâca baktım
Evvelki inâdımı bıraktım

Teklik yakışır Hüdâ’ya ancak
Mahlûk ise çift olur muhakkak

Mâder beni eyleyince irzâ
Hep kendinin oldu sanki dünyâ

Abdülaziz Mecdî Efendi

Mâderin ser-tâc-ı fahr u hürmet ü iʽzâz kıl
Mâderin memnûn eden elbette ber-hor-dâr olur

Nûr-ı ‘aynım en mühim pend-i mükerrerdir sana
Vâliden her hürmete şâyeste-i îsâr olur

Mâderin kalbindedir Hakkın rızâ-yı aʽzâmı
Hüsn-i da’vâtiyle hatta yok olan şey var olur

Abdülaziz Mecdî Efendi

Buna huccet nebînüñ beyânı
Ki didi mihnet akdâm ümm
ehâtı

Götürseñ her birini kenefge ger
Hem iderseñ niçe kez hac-ı ekber

Ödenmez hakkı atanuñ ananuñ
Kalur bu yanuñda olmasun gümânuñ

Dilerseñ Hak Taʽâlâ’dan rızâyı
Atadan anadan algıl duʽâyı

İbrahim b. Bâlî

Peder ü mâdere eyle taʽzîm
Yaʽni ifrâtla eyle tekrîm

El-hazer olmayasın ehl-i ukûk
Ki odur ekber-i erbâb-ı füsûk

Öf deme başına ursa farazâ
Dâ’im eyleyegör celb-i rızâ

Vâlideyne sözümüz yok amma
Arama gayride âsâr-ı vefâ

Nesre Çeviri: “Babaya, anaya hürmet göster. Yani onlara fazlaca saygılı ol. Sakın ana-babaya asi olanlardan olma. Ki onlar en büyük yanılgıya uğrayanlardandır. Mesela başına vursalar bile öf deme, her zaman rızalarını kazan. Ana-babaya sözümüz yok ama başkasında vefadan eser arama.”

Sünbülzâde Vehbî

Dün ü gün şoldur sana himmetleri
Kim bilesin sen kamu ni‘metleri

Her neye kim sunsan elün irişe
Mâla mülke ni‘mete her bir işe

İstemez bunlar ki sen aç ölesin
Yâhud uşbu halka muhtâc olasın

İlla isterler senün begligüni
Halk içinde kamudan yigligüni

Âşık Paşa

Bir zaman ata ana işler idi
Oglını vü kızını bisler idi

Bu kez ogul kız gerek kim işleye
Atayı vü anayı hoş bisleye

Âşık Paşa

Cennetime dir koram bilün
Ata ile anayı razı kılun

Ahmed Mürşîdî

Bu bizden öndin gelenler ma’nîyi pinhân didiler
Ben anadan togmış gibi geldüm ki ‘uryân eyleyem

Yûnus Emre

Alur yigidi kocayı yakar ananun içini

Yûnus Emre

Atan anan hak’ı yitürdünse
Yeşil tonlar geyenesin tonanasın

Yûnus Emre

Bâddan goncelere hâmile oldu gül-bün
Öyle kim Îsi’ye Cibrîl deminden Meryem

(Gül kökü, Cebraîl nefesinden İsâ’ya gebe kalan Meryem misali rüzgârdan, güllere hamile kaldı.)

Fuzûlî

Safâ bağışlamış bâğa sabâ Îsîleyin demden
Yeşermiş kuru ağaçlar netekim nahl-i Meryem’den

(Sabah rüzgarı bahçeye İsâ gibi nefesinden esenlik bağışlamış. Kuru ağaçlar Meryem’in fidanın gibi yeşermiş.)

Nesîmî

Veysel Karanî Hazretleri ve Annesi

Halk arasında Veysel Karânî diye bilinen Uveys Karanî Hazretleri, Mekke civarında bir semt olan Karan’da yaşamıştır. Rivâyetlere göre bu zât, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i görme aşkıyla yanıp tutuşmasına rağmen hasta ve yaşlı annesini bırakıp Peygamber’i görmeye gidememiştir. Bundan bir şekilde haberi olan Peygamber yanındakilere Uveys Karanî’yi övmüş, onun cennette olacağını söylemiştir. Yanındakiler bu zâtın kim olduğunu sorunca Hz. Muhammed (s.a.v.), dünyada onu zâhir gözüyle göremeyeceğini, Karan köyünde ibadetle meşgul bir hâl ehli olduğunu; gözleri kör, eli ayağı tutmaz ihtiyar annesini şeriata bağlılığı yüzünden bırakamadığı için kendisini görmeye gelemediğini, hayatını deve gütmekle kazandığını anlatmıştır. Sahâbelerden Ebu Bekîr onu görmek istediğini belirtince Peygamber onu Hz. Ali ve Hz. Ömer’in göreceğini söyler ve onlara Uveys’i gördükleri zaman ümmetine dua etmesini söylemelerini ve hırkasını ona vermelerini vasiyet eder (Tansel, 1975: 223).

Ana hakkı için Peygamber sevdasını içine gömen ve sonunda Peygamber’in övgülerine mazhar olup onun mübarek hırkasını alma şerefine nâil olan bu zât, evlatlık vazifesini yerine getirmenin Allah katında öneminin delîlidir. Veysel Karanî Destanı’nda onun, gözleri görmez annesine gece gündüz baktığı, annesini arkasına bağlayıp deve gütmeye gittiği, onu bir gölgeye bırakıp develeri güttüğü, anasına hürmet ettiği için Allah tarafından yüceltildiği anlatılır:

Kimdir ol sultân-ı Veysi âşikâr
Ol Yemen elinde idi bahtiyâr

Deve güderdi gece gündüz yakîn

Varidi bir gözsüz anası anın
Bekler idi anı ol leyl ü nihâr

Arkasına alur idi çün müdâm
Deve güdmege giderdi ol hemân

Kor idi bir gölgede anı hemân
Devesini güder idi ol yakîn

Ücretile develeri ol güder
Gice gündüz Tenriye tâʽat ider

Anasına ider idi hürmeti
Anın için buldı Hakdan rifʽati

Ey mûnis-i rûzgârum ane
Gam-hârum ü gam-güsârum ane

Men dâr-ı bekâya azm edende
Dünyaya vedâ edüp gedende

Mensüz çeküp âhlar figânlar
Sahrâlara düşdügün zamanlar

Düşse yolun ol olan diyâra

Fuzûlî

Göçdi kâfile gitdi karanluk gece
Sormagıl kim Yûsuf’un hâli nece

Deveye bindürdüler aldı gider
Anası kabrine uğrar gör n’eder

Çünki Yûsuf anası kabrin görür
Kend’ özün şol deveden endürün

Bir zaman ağlar ol kabri kucar
Gönülinden sırrını söyler açar

Şeyyâd Hamza
Yûsuf u Zelîhâ

Çü buldı dâyesi agzını şîrîn
Bu lezzetden didi adını Şîrîn

Ahmed Rıdvân
Hüsrev ü Şîrîn

Geld’anası urdı tâbûta yüzin
Bîm-idi k’öldüre anda kendüzin

Aglayıp üstine anun zâr
Gözlerinden dökdi hûnîn cûybâr

Ahmedî

Lezzet-i dünyâya mâ’il bilmez uhrâ zevkini
Ana rahmin nitekim bâğ-ı cinân bilir cenin

Hayâlî

Tıfldur pend-i peder dinlemez ol mâh dahı
Şîr-i mâder yirine içmege kanum özenür

Bâkî

Bu sebebden bilübem kim bu cihân avrettir
Avretin böyledir evlâdı ile ef’âli
Ulu evlâdı keser südden ü te’dîb verir
Süd verip lutf ile bağlar beşiğe etfâli

Fuzûlî

Mehd içinde tıfla benzer nâ-şüküfte goncalar
Kim salar gehvâresini nitekim mâder nesîm

Mesîhî

Arkama sâyen girüb dâ’im kucagında tutar
Her gice bekler beni tâ subh dek bî-hâb şem’

Zâtî

Takınur göz degmesün diyü hamâ’il boynına
Sakınur yavuz nazardan n’eylesün anacugı

Bâkî

‘Ayb itmek olmaz âh-u-enîn itdügünüze
Çün mihr-ü-şefkat ile bugün ata anasuz

Necâtî

Gam atam oldı derd anam yine hecründe yek-sânem
Esirge bu yalunuzın bu gün atanun ananun

Necâtî

Ey Behiştî ma’ni ebkârın ne ra’nâ beslemiş
Eyle billâhi ri’âyet lutf-ı tab’un dâyesin

Behiştî

Nevrûz gülün tıflına hem dâyelıg eyler
Hem nergis-i mahmûr didi lâleye lâlâ

Cemâlî

Ana hûr u melek dadı vü lâla olmağa hâzır
Ne dem muhtâc olursa hidmet-i dadı vü lâlaya

Nef’î

Anemin bana öğrettiği kelime
Allah, şahdamarından yakın bana benim

Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, O‟nun O, sonsuz iyilik güneşinin teriydi

Annem, gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök kuyulaşırdı güneş ve ay mahpus

Sezai Karakoç

Ben Hızır… gün… falan saatte… yerde
İnceleme yaptım
Anne suçsuzdu ve öldü
Baba suçsuzdu eski incirler gibi hışırdıyordu

Küçük çocuk suçsuzdu
Bal rengi bir akıl sarasına bağışlandı.
Öbürleri suçsuzdu
Çiçeğe yeni durmuşlardı
Suçlu bendim
Geç kalmıştım

Sezai Karakoç

Sabahları gün doğmadan uyanır
Dilini yutacak olur içi kanlanır
Gün boyu çalışır aydınlanır
Kederini anlarsanız size ne mutlu
Acır fakir çalışan kadınlara
Titrer bir gönül kıracak diye hanım dizi
İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye‟de
Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu
Gözlerine baksanız erirsiniz kar gibi
Elinizi sallasanız rüzgârından sallanır
Bir geyik olur sizi arar melül ve bakır
Görür gibi uyur konuşur gibi susar güler gibi ağlar

Sezai Karakoç

Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun

Sezai Karakoç

Ve anne ilkin düştü
Anne indi demire
Bir ağıt var çamaşır ipinde bile
Artık kurşundan gölgeler baba ve kardeşler
Durup suçluyorlar birbirlerini
İlerlerken lanetliyor her biri kendisini
Öldü anne ve mutfaklar kilitlendi
Kilerler boşaltıldı farelerce
Anne gitti evler döndü yazlık otellere
Anne gitti ve sular buruştu testilerde
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir

Sezai Karakoç

Ve kadın, anneden çocuğa akan
Bir şelale belki, dünya kayalıklarından
Ta… Cennete dökülecek

Sezai Karakoç

Doktor istemem annem gelsin
Yataklar denize atılsın

Çocuklar çember çevirsin
Ölürken böyle istiyorum.

Sezai Karakoç

Bir balık görünce nasıl çırpınırsa bir martı
Gün batınca nasıl çırpınırsa
Boğulmuş bir kuş gibi
Bir deniz
Çocuğu ölünce öyle çırpınır bir anne
Annesi ölünce bir çocuk öyle çırpınır.

Sezai Karakoç

Ve o kadınlar nereye gittiler
Anne olan sevgili olan o kadınlar
Çocuklarının üzerine titreyen
Kirpiklerinde hep aynı
Sevgi ve merhamet ışığı
O kadınlar gökyüzüne mi çekildiler
Eleğimsağmalara mı göçtüler
Muratlarımızla birlikte
Ve şimdi
Erkeklerin kötü alışkanlıklarına özentili
Bir kadınlar seli
Onlar gibi kumar içki ve şiddetin esiri

Sezai Karakoç

Annenin başı elleri arasında
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük
Bir fotoğraf asılıdır duvarda
Aynaya, geceye, maziye dönük
Annenin başı elleri arasındadır

Sezai Karakoç

Ötesini söylemeyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan diyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum

Sezai Karakoç

İçerde, pasın gölgeye, gölgenin çocuğa
dönüştüğü yerde aşınmış bir lavanta kokusu…
Ve içinden sessizce geçilen bir oda:
Tedirginlik!.. Böyledir anne ve hatırlama.

Vural Bahadır Bayrıl

İçerde, pasın gölgeye, gölgenin çocuğa
dönüştüğü yerde aşınmış bir lavair oda:
tedirginlik!.. Böyledir anne nta kokusu…
Ve içinden sessizce geçilen bve hatırlama.

Vural Bahadır Bayrıl

Sen, bir gölün uykusundan
çaldığım ayna, gitme kal.
Dayanamam ıssızlığım çok ince.
Aşk, aşk, âh, sen küçük anne!

Kabuk tutmaz ki, mazi açık
bir yara. Anne, eteklerinde kesik
saç yığını, bakar ve ağlar ufka

Vural Bahadır Bayrıl

Anneler göl uykusundayken
çocuklar derin alınganlıklardır.

Vural Bahadır Bayrıl

Çocuk koparır tebessümle, kendini geleceğe bağlayan lehimi. Z a m a n
h u r d a y a ç ı k a r. Asit,
söker oksidi…
İşte hatıranın balkonlarında
zaman ötesi iki sevgili: Ç o c u k
v e A n n e ! A ğ ı y o r l a r göğe. Yakarışlar ve kalbe aşina dualar
gibi…

Vural Bahadır Bayrıl

‘Amentü Gemisi’ demir alır
ay ırmaklarına doğru…
(…)
Âh çocuk, bilmeliydin.
Ateş denizine inmezdi mum kayık.
Yazmaksa pişmanlıktır.

Vural Bahadır Bayrıl

Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben…
Ya aşklarım
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne
Hulasa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim

Rüştü Onur

Bütün bunları merak etmiyorum
Ha bir gün önce olmuş ha bir gün sonra
Anacığım duyacak mı mezarında
İşte onu söyleyin bana

A. Kadir Paksoy

Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi

Agostinho Neto

Buraya kadarmış çocuklarım, hoşçakalın,
Hakkınızı helal edin; anacığım, babacığım.
Işığım azalıyor, hoşçakalın..

Şerif Erginbay

Nur içinde yat anacığım
Mecbur muydun beni doğurmaya
Bir daha yapma

Vüs’at O. Bener

başını biraz çevir ve bakıver dışarı,
bulutun doğurgan gölgesi,
yağmurun hüzünlü ezgisi,
ağacın ruhanî yeşili yeryüzü için neyse,
senin gülücüğün de benim için öyle,
benim için öyle, benim için öyle!

Cahit Koytak

Hepinize!..
İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü.
Hele dedikodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.
Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni.
İş değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem),
ama benim için başka bir çıkar yol kalmamıştı.

Mayakovski

Ruhumu öksüz bıraktın Mürşidim?
Annesinin çarşıya gittiğine inanmış çocuk gibiyim,
Eve dönmeni bekliyorum.

Zeynep Kamilov

Baktım annem yoktu yanımda;
Sırtımda bahriyeli giysimle,
Ben bir kez kayboldum çocukluğumda.

Metin Altıok

(Dargındım babama
söylemek zor

annemin kefeni solmamıştı)

babam da bana dargındı

Sennur Sezer

bir evde anne çay, baba ekmektir
ne kadar demlenir ve ne kadar pişersin sana kalmış
bir an evvel görün, kaderin gözü üzerimizdedir

Yağız Gönüler

babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor

Kadriye Yılmaz

Ben anneme benzerim
Babama da tabii.

Bejan Matur

Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde
yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu
otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime
anne dedim, hadi çay koy da içelim..

Ali Lidar

Anam, küfür yetiştiremedi dünyanın hallerine
Benden bu kadar deyip dün gece çekip gitti
Belki sorgucularına kazık çakıyordur şimdi de.
Babamsa karıncayla kelebekten
İncelik ilmi dersinde hâlâ.

Mahmut Temizyürek

Ana baba çocuğu doğduğu zaman, âdet,
Akıllı olsun ister.
Oysa akıllı olduğum için değil mi,
Başıma gelen bunca belâ?
Ondan işte şimdi bütün dileğim,
Budalanın biri olsun çocuğum.
Ömrü boyu rahat eder, en azından
Müdür olur, nâzır olur.

Su Tung Po

Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Erdem Beyazit

kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne

Sıtkı Caney

Anneler derin bir yara taşırlar içlerinde, onlar uykusuz aynalardır
Sessiz rüya kapısıdırlar, kalbinden öperseniz ruhunuzdaki sis dağılır
Uzun bir üşümek kalır, çünkü masum bir avludur şairin kül ağzı
Anneler üzgün şairdirler, oğulları, kızları bozguna uğramış bir şiir.

Engin Turgut

Anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı
Kuş olsa çiçek olsa gündüz olsa
Kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu

Bu kez dağlar doğursun beni anne
Sen de ılık bir yağmur ol
Durmadan yağ kanayan yerlerime

Haydar Ergülen

Narin bir üzüm anne yüreği
ağlaması çocuğun
çöl tülbent üstünde
sarar onunla anne yüreğini

Nuri Pakdil

Biz seninle
eski bir cami avlusunun
sahipsiz iki güverciniydik
ezan sesiyle başlardı
güne öksüz uyanmalarımız
dualarımız ağladığında
anladık…
annemiz değildi
her başımızı okşayan

Esra Ezher

Seneler aktı gitti, artık ne kuş, ne anne
Biçare yaşlı asma sarardı ve çürüdü.
Kapıyı, duvarları vahşi otlar bürüdü,
Ve ben, ben ağlıyorum, o günlerin peşinde.

Alphonso de Lamartine

Çocukluğumla aramda ölüm var.
Ölümle hayat arasına sıkışmış, uykulu, kadim bir tepedeyim.
Annem yoldan gelmiş yol olmuş kardeşime,
Ölümleri gösteriyor. Birlikte ağlıyorlar.
Ben güneşe ağlayacağım. Issızlığına bu tepelerin.

Bejan Matur

Bir gün de annenin
seni emzirirkenki
yüzünü gör düşünde

Süreyya Berfe

babam tadı damağımda baldı
o sabah kalkamadı
peteklerden akıttın zehrini tanrım
gözlerimde ölüm ağırlığı
annemin yangınına koştum
deli rüzgar gibi dolanıyor annemin sesi

Süheyla Taşçıer

Bense,
Annesinin elini bırakıp kaçan
Küçük bir çocuğun merakıyla,
Nereye varacağımı bilmeden,
Olanca gücümle
Uzaklaşmak istiyordum o gölgeli bahçeden,
Gençtim.
Bir ömür boyu koşabilirdim,
Yere düşen bir yaprağın içindeki
Saklı harflerin peşinden.

Melisa Gürpınar

Birden pencere açılacak
annem beni çağıracak

Tadeusz Rózewicz

Ve ey saçı ak gönlü ak
Anneciğim pencerede ağlayan .
Ah biliyorum güç gelecek sizlere
Ama artık gitmek geliyor içimden
Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden
Dönüşü olmayan yerlere…

Ataol Behramoğlu

annem pencereleri sardunyalara bakan bahçeli bir evdi

Sema Enci

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen
Sûr üç gece önce üflenmiş
Üç gece önce korkunç aydınlanmıştır gökyüzü
Anne, “oğlum” diyerek uykusundan
Ve korkuyla pencereye: “hayrolur inşallah”

Dilek Kartal

anne, derle bahçelerin
ve yüreğinin en kokulu çiçeklerini
derle ve oğulcuğunun
acıyan yüreğine aktar

İhsan Tevfik

yeniden gülmesini öğrenirken çocukluğum
ah anne dünya sussun gözlerin konuşsun!

Hıdır Işık

uyumuş bebeğin kokusunda
yatağı gül ve sabun
konup kalkıyor kelebekler
kuş fırtınasına tutulmuş sevinçten
beni gördüm
annem ki aynasında
ağrısız dolaşır çocuklar
köze düşmesin diyedir közü avuçladığı
yanarken
beni gördüm

Arife Kalender

yoruldun artık, bütün gün
didinip durdun
toprak bile, gök bile, deniz bile
bir yerde yorulur
bırak kalsın süpürge duvarda
sabun kovada
anne, gel yanıma otur

Ahmet Erhan

Diyorlar ki benim için şimdi
Takmıyor Azrail’i
En derin yerine giriyor ırmakların
Ben de diyorum ki onlara
N’olur yadsımayın beni
Yok artık ardından gideceğim kadın
Hayatta beni en çok anam sevdi..

Abdülkadir Paksoy

Annem güleç bir sabahtı uyandığımda
Parmaklarının ışığıyla hazırlardı kahvaltıyı
Haylaz tin, denizin köpüğü,
Bendim tek dişlediği elma

Kuş olup uçmak da vardı ya
Susunca çoğalmaya başladı annem
Parmak uçlarından

Ahmet Ada

biteviye uzanıyor çamaşır sepetine
bir daha, bir daha düzeltiyor ipteki havluları
kim bilir hangi çocuğunun bezini serer gibi
usulca, usulca çıkartıp mandalları yeniden takıyor
ve geçip seyrediyor kısacık bir an
upuzun yıllarını
sonra çekip gözlerini dalgın hayatından
uzanıp okşuyor
biraz önce suladığı zakkumun dallarını

Ayten Mutlu

geçen gün bir mezar yerinden söz etti bana
şöyle sulak olmayan, güneşli bir yer…
ben bunları düşünürken
bir kuş kondu balkonun demirine
ve uçup gitti
belki de bir daha hiç göremeyeceğim o kuş
uçup gitti
bir ikindi büyüsünü
bırakarak annemin başörtüsüne

Ayten Mutlu

Düşeni kucaklayıp yerden kaldırır
Üşüyeni sevgisiyle sarardı anam,
Yanından birazcık ırayıp gitsek
Bizi köşe – bucak arardı anam,
Rüzgârın dağıttığı saçlarımızı
İnce parmaklarıyla tarardı anam…
Çiçektik, sulardı, ‘solmayın! ’ diye
Hep dua ederdi ‘çirkin ölmeyin! ’ diye…

Bahaettin Karakoç

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!…

Necip Fazıl Kısakürek

şimdi yalnızım ve dar omuzları yetmiyor
bana gelmeye
gül açma mevsimiymiş unutmanın. kederi ve herşeyi
hangi söz anlatır o beyaz örtünün altında.
karanlığa doğru bir kuş gibi küçülüşünü.

Yelda Karataş

herkes içine seslensin, anne sözü vakit düğümü
üçte ikim yaşasa da anlamak isterim öldüğümü

hatıra da insanla birlikte yaratılmıştır, ne ederim
kimse bilmez kaç sevabın bir günahı örttüğünü

heyhat, ya kalbi ya gözleri karıştığında ağlar insan
allah ve anne yerle göğün çift kulplu güğümü

Hüseyin Alemdar

canım bugün tufan olmak istiyor anne…
gitme dedim,
gitme dedim,
gittin!
canım bugün yağlı kurşunlar istiyor anne!..

Osman Erkan

Annem kalbi iyilik dolu komşuluğun mavi şarkısı,
kalbi kırık bir beyazlık, küs bir çocuğun büzülen alt
dudağı, açmadan önce solmayı öğrenmiş bir çiçeğin
uykusuz sancısı, yeni çağların merhametli ve cömert
hayalcisi, hayatın kalbinde oturan vefa çiçeği, sanki
üzgün bir gül yaprağı, ruhunda bayram sevinçleri
taşıyan, sevdiklerini sevgisiyle yaşatmaya çalışan
bir düş tıpırtısı, ağzını hicaz şarkılarıyla yıkayan
yağmur yalnızlığı, boynu bükük hatıralar kasabası,
kucağı sıcacık kuş cenneti, kalbi camdan bir hakikat
masalı, üşüyen ahşap bir keder, eski vapurlar, eski
trenler, eski yazlar, yazlık sinemalar serinliği, taş plak
bir gönlün solgun yorgunluğu, saksıdaki güz, balkondaki
güneş desenli hırka, içten sarılmanın konuşkanlığı,
her şeye üzülen, üzüm ve hurma kokan bir yemiş
ve hep incinmiş bir dut ağacı türküsü, annem portakallı
bir kurabiyenin gülümsemesi, hayatın alnına sığmayan
sıcacık nefes, dikiş tutmayan o ince yara, o ince han
ım.

Melekler erken uyanır sabahları fakat ben annemden
başka gökyüzü görmedim!

Engin Turgut

Çünkü annem bir yorgun zorunluluk
Yüzünde içi çiçekli eski kutu duruşu
Neydi unuttuğu mutfağa girip çıkarken
Dalgınca boyayıp duruyordu kirli göğü

Gonca Özmen

Ah! haksız yere hırpalanmış sahipsiz çocukluğum.
Birer denizfeneriyken karanlıkta anneler
fırtınada kaybolan kaybolan bir gemiydi zaman
fırtınada bir gemi
bir gemi kâğıttan.

Oya Uysal

Anam küfürbaz bir kadındı
Bu huyuna dün gece istemeden son verdi.
Babamsa “lan” bile demez
“Sen”i “Siz” gibi söylüyor hâlâ.

Anam, küfür yetiştiremedi dünyanın hallerine
Benden bu kadar deyip dün gece çekip gitti
Belki sorgucularına kazık çakıyordur şimdi de.
Babamsa karıncayla kelebekten
İncelik ilmi dersinde hâlâ.

Mahmut Temizyürek

Ben beş yaşında çocuktum kış sokaklarından,
Annem geçerdi içimden, düşünmeden,
Sevgiyi kim bilir nelerle ödediğini

Galiba yazdı gök güzelliğinin değişilmediği,
Her yerde kuş gölgeleri, ayak izleri, yalınlık belki,
Öyle bir mevsimdi annemin sevgisi

Ahmet Ada

annem ne zaman bir tren geçse istasyondan
dönmeyen kardeşini anımsar ağlardı sessizce

Ahmet Ada

Şimdi bu erken sabah saatinde
Acıtıyor kalbimi özlemle
O sabah vaktin görüntüleri
Babamın güzel, ağır başlı yüzü
Annemin azıcık hüzünlü
Ve hep azıcık telaşlı gölgesi

Ataol Behramoğlu

geri dönersem bir gün anne
tandırının ateşine bir odun olarak koy beni…
as evinin avlusunda bir çamaşır ipi gibi.
direncimi yitirdim anne
duaların olmaksızın

Mahmut Derviş

Annemin vasiyetindeki,
‘Oğlumu benim yanıma gömmeyin sakın’ maddesi kadar sevecendin.

Küçük İskender

Hüzün neydi sanki o zaman
Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.

Didem Madak

Yalnız sever, evlenir, nurtopu gibi ülseri ve gastriti olur.
Yalnız boşanır, çocuk annesine verilir. Hüzün babaya.

Metin Üstündağ

Bu son buseydi anlıma koyduğun
…Ve…
benim sana son seslenişim anne
Kalk üzerimden
topla düşürdüğün incileri
…bedenim henüz sıcakken nefesinle
Yıka beni gözlerindeki hüzünle

Yıka beni sözlerindeki ağıtla
?

bir çocuğun annesini sevişi gibi
seviyorum seni, kederle ve hüzünle

Behçet Aysan

sen neysen o kadarsın, ey akşam!
annem içini çekiyor kimi ansa;
ürkü!.. biri ansızın bir gül koparsa;
şimdi uzak olandır neye ulaşsam…

âh, akşamdan bile ürküyor çocuk;
her yer alaca karanlık gurbet;
soldu annem, solarken goblen ve tülbent;
ve akşamın ucuna doğru yolculuk…

bir türkü söylendi, neyin tadı var?
akşam bile bitti, kalmadı çünkü..
çekildik, bir başına kaldı o türkü;
kapılar arkamızdan kapanmadılar…

Hilmi Yavuz

Tanrı onları dört gözden ayırmasın
Hiçbiri anne baba yokluğu bilmesin.

Bizler ki büyükken bu kadar yılmışız da
Ya onlar küçükken kalırsa ardımızda?

Behçet Necatigil

Annemi üzdüm
Böylece hep bana tirenler çarpsın

Muhsin Ünlü

Her zamanki gibi oldu gene
Yalnız kaldığımda Kalemlerimle
Testiler konuşmaya başladı, Perdeler kımıldadı
Birazdan. Ölü annem de gelir dolaba Süt içmeye

Ergin Günçe

Sinemaya gidiyorum” de annene
Cuma namazına gidelim onun yerine

Sezai Karakoç

Annemin sessiz geceleri için!

Kaşan şehrindenim
Fena sayılmaz halim,
Bir lokma ekmeğim var, biraz aklım,
İğne ucu kadar da zevkim.
Annem var, ağaç yaprağından daha güzel,
Dostlar, akan sudan daha iyi

Sohrab Sepehri

Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar

Erdem Beyazit

Sordum yeni doğmuş bir bebeğe:
-Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
-Annemin sütünü düşleyerek.

Süreyya Berfe

Tanrı sessiz
Annem kadar sessiz
Bakarak
Neden bekliyorsunuz burada
Diyordu kalanlaraBejan Matur
Tanrım ne yaptık sana
Kuşlarının kanatlarını mı kırdık
Ne yaptık sana

Bejan Matur

Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
Taşları ve o ana sevgisini emen
Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki

Sylvia Plath

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.

Ziya Osman Saba

Şu göklerin altında,
Olacağız o kadar bahtiyar
Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
Beyaz evimize yerleşecekler,
Uzun kış geceleri onlar da aramızda
Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

Ziya Osman Saba

Cennet ülkesine herkes
in. Cennet ülke
sine. Cen-

in olup koynuna annemin.

Seyhan Erözçelik

Anne ve babanın kıymetinin olmadığı ve çocukların kendi arzulara göre hareket edip anne-baba tarafından yapılan en küçük bir müdahaleye bile katlanmadıkları bu zamana lanet olsun!

Mihail Nuayme

Anası boğmuş kendini bir ipek gömleğiyle
Çocuklar gibidir yüzünün bilmecesi
Avlunun bu erken saatinde

Ergin Günçe

akşam, annemle aramda bir süs!

Hilmi Yavuz

Her zaman, fakat bilhassa
Beni sevmediğini
Anladığım zamanlarda
Görmek isterim seni de
Annemin kucağından
Seyrettiğim insanlar gibi
küçüklüğümde…

Orhan Veli

annemin gözleri acınacak bir ağaçmış
babamın teni durulmaz bir rüzgar

Sinan Oruçoğlu

Ve anne ölür
Ezanda ölür anne
Selamı üzerine olan her çocuk
Allahı düşünür.

Bejan Matur

Bana ders vermeye kalkma ben dersimi
yıllar önce tek başıma çizgi film izlerken aldım.
Çünkü annesi çok meşgul olan çocuklar
oturup tek başlarına çizgi film izlerler.
Bana empati yapma çünkü annem,
Annem empatinin ne olduğunu bilmiyor..

Ali Lidar

kendini yalnız bir çocukluktan büyütenler
terk edilmek,
bütün çocuk arkadaşlar dağılınca evlere
beklemektir bir anney
i

Betül Dünder

Nasıl anmazsın o çocukluk günlerini!
Dalda bülbülü vardı, gökte beyaz bulutu.
Annem vardı, babam vardı.
Bahçemizde, ılık, uzayan günlerdi yaz,
Bir beyaz âlemdi kış.
Başkaydı günesi, böyle değildi ayı.
Artık istemiyorum yaşamayı!
Bir gün ver bana Tanrım,
Ta çocukluğumdan kalmış…

Ziya Osman Saba

özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini
dokunuşunu
çocukluğum büyüyor içimde
günden güne.
göz kulak oluyorum kendime
ölürsem çünkü
utanırım annemin gözyaşlarından

Mahmut Derviş

kocadım, geri ver çocukluğumu anne
eşlik edebileyim diye
küçük serçelere
…dönüş yolunda
senin bekleyiş yuvana.

Mahmut Derviş

Tek çocuk olduğum günler gibiydi. Yaz tenhası cami
avlusunda o öğle saati, annemin tabutuyla ..

Sennur Sezer

Annesinin dizlerinin dibinden
hiç ayrılmayan
uslu bir çocuk gibidir
limandaki deniz
ama sokağa çıkıp
dalga olmak geçer
yüreğinden…

Sunay Akın

Ben şimdi annemin çağrısını beklemesem de çocuklar gibiyim
Ben şimdi kendime yanaşıyorum, biraz ürkek biraz tenha.

Cafer Turaç

her anne bir anne yumağıdır çocukların kalp albümünde
çocuklar ağlasalar da birer gül inceliğidir annelerde
sahi, beni bir şiirden mi doğurdun anne anne hanginiz!
çocuk gitmekti anne kalmak hani! hani hep kalmaktınız!

Hüseyin Alemdar

çiçek bayramında
annesiyle arkadaş
kör bir çocuk

Kikaku

ne zaman baksam gözlerine
annemsiz kalmak korkuları gelir çocukluğumun

Tekin Gönenç

çantana baksana
yanında azıcık anne kokusu var mı?

Dilek Kartal

Annelerinse kırgınlıklardan hüzne döndüğünü
Hüzün varsa yerleşen bir şey olduğunu

Ahmet Ada

Yıldızsız geceyi gördüm anne. Su
Çılgınlığı olan hayatı. Gök gürültüsünü
Duydum. Gördüm de yazıyorum boşlukta
Asılı kalan kuşları, çiçekleri. Oturup
Konuşuruz bunları yani çocukluğu
Yani yaşlılığı, yıkım taşlarını, nedense
Bize sıkça uğrayan parsı anne

Ahmet Ada

sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insan uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak

Cahit Zarifoğlu

ne yağmurlar bitiyor ne de işlerim anne
ıslanmış kağıtlar gibi günler ve dağılıyor yaşamak
artık kırklara karışır giderim anne

Sıtkı Caney

Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler

Sezai Karakoç

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda


bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

Nevzat Çelik

sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm!
sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm!
bir Allah’a bir anneme sonsuz itimadım var
herkes beni yarı yolda bırakıyor ya Ali
herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor!

Alper Gencer

Bugün içim içime sığmıyor.
Annemden mektup aldım,
Memlekette gib
iyim.

Cahit Sıtkı Tarancı

Bir akşamdı, evimizde ecel kanat germişti,
Anneni – bir cellad gibi – vurup yere sermişti.
Ölüm ile pençeleşen bir hayatın güreşi,
Sekiz yıldan sonra dinmiş; nihayete ermişti.
Adalar’ın denizinde batan akşam güneşi
Sönük, ölgün ışığını çamlıklara dökmüştü.
Evde yoktun, sonra geldin, dağda kırda gezmiştin;
Lâkin bilmem bu yokluğu nerden, nasıl sezmiştin?
Güzel ela gözlerine bir öksüzlük çökmüştü,
Gözyaşımda dehşetli bir sır arayan gözlerin,
Issız kalan vicdanıma karanlıklar serperdi.
‘-Baba! Annem nerde? ‘ dedin, hep tüylerim ürperdi:
Hançer gibi ta ruhuma battı yaman sözlerin.
O gün bugün ‘Annem nerde? ‘ diye ba’zı sorarsın,
Gülümserim gözyaşlarım sakin sakin akarken;
Uzaklarda bir şey arar, ufuklara bakarken,
Benim dalgın gözlerimde hayalini ararsın.

Nice yüzler gördüm, geçti – ben unuttum- besbelli;
Her çehre bir hayalettir bu süreksiz ru’yada
Unut yavrum, sen de unut! . Bu ölümlü dünyada
Her cefayı unutmaktır bizler için teselli.
Sonbaharın matemini gözlerimde okuma! …

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın!
İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
Ben ölürsem mutsuza iyi bak!

Didem Madak

Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarım çocuklarına fazlasiyle iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.

Ve baktım: Minderde üstüste konmuş iki yastık. (Demek annem biraz rahatsızlanmış ve buraya uzanmış.) Masanın yanında rafın önüne çekilmiş bir sandalye. (Demek annem en üst raftan bir ilâç şişesi almış). Ha… İşte masanın üstünde bir şişe: Kordiyal. (Demek annem bir fenalık geçirmiş.) Minderin üstünde ıslak, buruşuk bir mendil. (Demek annem ağlamış.)

Benim de bu şişeye, iki yastığa ve bir mendile ihtiyacım var, ben de Kordiyal alacağım, uzanacağım ve ağlayacağım.

Peyami Safa
9 uncu Hariciye Koğuşu

Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!

Haydar Ergülen

Polis memuru, böyle tuhaf bir olaya ilk defa rastlıyordu. Herhalde en çıkar yol, bir ilân verir gibi görünüyor olmaktı. Zaten bu ihtiyarcık, karakoldan çıkar çıkmaz her şeyi unuturdu. Masadan bir kâğıt kalem alarak:

– Peki dedecim, dedi. Sen ne istiyorsan öyle yapalım. “Annem ve babam kayboldu” yazıyoruz değil mi?

Yaşlı adam, küçük bir çocuk gibi hıçkırırken:

– Yok be evlâdım!.. dedi. Kaybolan benim. Annem ve babam bu ilânı görürlerse, belki beni alırlar yanlarına.

Cüneyd Suavi

Gömleği yırtılmasın diye aşağı sarkmayan ben şimdi uçurum bulsam aşağı sarkacağım. Hep sana derdim ya bu şehirden aşağı atacağım bir gün kendimi diye. Yağmurun bu işte bir kabahati var. Düşemedim.

Sevgili Kızım,

Bir ölü bir evden ancak bir kez dışarı çıkar. Sen hiç bilmedin ama ben hangi eve varsam oradan her gün ölü çıktım..

Annene selamlar…

Bülent Parlak

soğuk olur anneciğim.. soğuktur beklemek
soğuktur kör umut biriktirmek sağır beyinlerde
yeni yükünü yıkmaya benzemez
ama en az senden eksilen kanlar kadar kutsal
ve yardan, yarenden yoksun, öylece,
birbaşına, sebepli bir intihar
sebepli bir koyverip kendini, arkadan geleceklere..
yani anneciğim soğuk olur dizinden uzak her yer

Selim Temo

gece bir annenin şiir okuması
karnındaki cenine

Müştehir Karakaya

annem annem
tüm kapıları çivilemek geliyor içimden

Mehmet Müfit

artık buruşuk bir çarşaf gibi dağılan
yüzüne bakınca duydum ancak:
anneler erken
ölümlerine yakın sevilir babalar.

Kemal Varol

çok gittik. dere tepe düz gitmiş bile
olabiliriz. ne dersin geri dönmeye; anne
sana söylüyorum olur olmaz zamanlarda ölme

Altay Öktem

Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
havariler karşısında harami
gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz
kutlu bir tan çıkarmayı denedik
kayser makinasından
anneler
sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi.

İsmet Özel

Biri acıları unuttursun
diğeri toprağı avutsun
üçüncüsü şehri dolaşsın geceleri
ağlayan annelerin elini tutsun.

Neşe Yaşın

gelecekten değil daha çok geçmişten korkan
bir türküdür annem benim
cennetkuşu. süzülmüş kekik
bu şimdi akvaryumda dolaşan bir oğulun
boğulan gülümsemesidir
bu şimdi beni de götür denilmesi gereken yerde
dünyaya çarpan bir hoşçakal çığlığı

Bayram Balcı

Yeni bir dönemi başladı ömrümün,
Annemin olmadığı dönemi,
Onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak
İstediğimi bilemeyecek artık.

Ataol Behramoğlu

İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
Annem sevindiydi hatırlarım.
Ah demişti.
Ah!
Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı.

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
Çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
Ah!

İç ses, diye söylendim.
Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz m
eyve topla.

Vasiyetimdir:
Bin ahımın hakkı toprağa kalsın…

Didem Madak

Düşlerimi tüy gibi hafifleten
Annemin ya da kızımın elleridir

Ataol Behramoğlu

Annem zayıf mı zayıf
Sevgisini göstermeye korkardı.

Şükrü Erbaş

Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur

Sunay Akın

Ha bir de annem var tabi durup durup üzdüğüm.
Orantısız ayıp ettim, hayatımdaki herkese..

Ali Lidar

böyle vardı bir ırmak kıyısına
anne bir tedirginliktir nerede olsa
bağırgan bir karmaşadır onun sesi
takılır gibi eski bir gıramafona titrek bir iğne
– bu ayıp bu günah
bu çok ayıp günay
-el ne der sonra
ayak ne der
bırakmaz çoçuğu çocukça yaşamıya

ama bir gün anneyle de hesaplaşılır

Arkadaş Z. Özger

Kimi gün öyesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.

Didem Madak

Görüyorum,
gülümsüyor annem, çok uzaktaki bir
evin önünde. Üşüyorum. Kiremitler
ne güzel kokuyor.

Enis Batur

Anlat annenin kimsesiz yüzünü
Direnci tanımamış hiç bir zaman
Bilmemiş dayanmayı, yenilmemeyi
Kavrulup ufalmış acının karşısında.
Ayır birbirinden onu sevmekle
İçe kapanıklığı küçümsemeyi.

Kemal Özer

Babalar pek anılmaz şiirlerde.
Annelerdir daha çok sözü edilen.
Beslenip barındıkları yere belki
Bir sığınma duygusudur şairleri
Biraz da buna yönelten.

Metin Demirtaş

Kalbimde bir çırpıda uçan kuşları
ürküten kendi hayatım
belki sarsak ve küstah
ve biraz da serseri
her filmin sonunda ağlatan anneleri
yine sade ben varım
her şafakta kurşuna dizilip şairlerle
her sabah güllerle açanım

Cumali Ünaldı Hasannebioğlu

Babamızı gördün mü şair amca
Annemizi gördün mü?
Görürsen söyle.
Biz bağlandık onlara.

Ali Cengizkan

Çocuklar acıdan ölmez
annesizlikten ölür

Mustafa Ruhi Şirin

Bütün sokağı sarardı iğdenin kokusu
Hanımeli açmasa da olur ya açardı
Gören vurulurdu bahçemizin güllerine
Sen bunu da bilirsin lütfen söyle
Hüzünden başka bana ne yakışır anne

Mehmet Şeker

Telefon etti dayım :
“Bizim hatun söylüyor,” dedi,
“orda annen ve sen rahat değilmişsiniz.
Derhal eşyanızı bir arabaya koyunuz
ve geliniz buraya.
Annen ihtiyar, süküna ihtiyacı var.
Sen felaketzede bir kadınsın zaten
daha fazlasına tahammülün yok.
lzzetinefsinizi kırdırmayınız
derhal geliniz,” dedi.
Telefonun ötesinde konuşuyor, o,
telefonun bu yanında ben ağlıyordum.

Nazım Hikmet

yedi kat arzımdasın
dilim lal
kısıldı sesim
tükendi dad kelimeleri feryadımdan
içimde bir iltihab
son kanserim miydin geliştin
gene mi yanlış adrese geldim
yoksa yanık bir anneden yansıyan
bir barak havası mı
bu işittiğim
bazan uzaktan
karlı dağlar ardından

Murat Kapkıner

Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.

Didem Madak

Bir daha görmeyeceksin gökteki güneşi
Yavrusunu kucaklayan bir anne gibi,
Bağrına bas onu toprak.
Bir kadın nasıl örterse kocasını
Sende onu öyle ört

Vedâlar’dan

ey anneleri korkutan
bizi yaşatan kan

günler perişan

Arkadaş Z. Özger

dünya tren tren akar yollardan
bir adam savrulup gurbet oluyor
anneler bakıyor tüm balkonlardan
ve annem eriyip hasret oluyor
layya dönüp dönüp bakar yollardan

Sıtkı Caney

ışısa yeniden annelerin yüreği
çocuklar çoğalsa sevinçten
çözülse babaların kaşlarındaki bulut.

Şükrü Erbaş

ANNE

Annemi çağırın. Bana yüzümü anlatsın. Birini anlatsın.
Hayat bütün yüzlerimi yırttı. Annemse hâlâ bakıyor,
sanki yüzüm varmış gibi. Anne niçin terk etmedin beni,
niçin kimsesiz bırakmadın? Anne, ben, noktasına kadar
virgülsüz insanlar tanıdım, aralarında bir virgül
payı bile yoktu, birinin bittiği yerde diğeri başlıyordu,
biri bitmeden diğeri yanaşıyordu. Deniz gemilerden yorulur mu
anne, ben su oldum da kaldıramadım ağırlıklarını. Durdum,
akmadım, ama çok bulandım. Anne bağla gemileri,
üstüme salma.

Anne ben su olmaktan yoruldum, yüzüme bakma.

BUGÜN

Bugün ölüm bir tül gibi indi kaybolmuş bir yüzün üstüne.
Bugün dünyanın dumanı bende tüttü. Küller başıma!
Bugün bütün kapılar yüzüme kapandı. Gecenin kapısında
kaldım, rüyalar erken kapandı, gözlerim kapılarda kaldı.
Bugün, bir manzara fabrikasının serisonu ürünlerinden
biri gibiydi: Ucuz, kötü, kusurlu.
Bugün, açık bir kapı gibi durmadan vurdu.

Bugün, benim evim mi?
Bugün, ne zamandır?

Haydar Ergülen

Annem yok
Onun için çok ağladım
Ama bu değil
Size söyleyeceğim

Bir yıldızım vardı
Annemin öldüğü gün benim olmuştu
Her gece buluşur
Annemden söz ederdik sessizce

Dün gece görünmedi yıldızım
Söz vermişti geleceğine
Artık daha hüzünlüyüm balıklardan
Daha güçsüzüm

Mevlana İdris Zengin

Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu

Mevlana İdris Zengin

Çaresiz bir annenin duaya kalkan elleri gibi açıp ellerimi,
gözlerinden martı gülüşleri biriktirdim heybeme.

Nail Varal

dayanmak çok zor anne
dindirmez artık en serin gülüşler bile
içim yanıyor anne
çözülmez bir düğüm bu bağlandım bile bile

Sıtkı Caney

İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının.

Erdem Beyazit

Bir kuş sesinde bir kır çiçeğinde
Bize neyi çağrıştırır kendiliğinden
Yaşanmamış gibi duran bir acı
Bir türlü tüketemez kaygıyı
Öfkeyi de yokedemez kendinde
Dönüp geldiğimiz yer bir anne sıcaklğı
Ne zaman bizim desek yarım kalır

Belki de sarsılmaz tek doğru
Masallardan bile kovulmuş sevdalardır

Afşar Timuçin

sadece ölebilmek için bile,
yaşamış olması gerekir insanın.
bu yüzden ölen bebekler bile şanslıdır
ki onlar kısacık yaşamlarına
ne düşler sığdırırlar kimbilir
ağızlarında anne tadıyla.

söyle bana;
çocukluğum mu daha güzeldi
yoksa annem mi…

Özgür Ballı

niye ben ölmüş müyüm anne?

Hüsrev Hatemi

Anneni aramaya utanırsın
Kardeşlerini aramaya çekinirsin
Yıllar vardır akrabandan soran olmamıştır halini

Neyzen Muharrem Dere

Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim,

resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.

resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.

resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?

resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’

ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz

resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.

ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının

anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…

resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.

annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!

olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü.

Ah Muhsin Ünlü

Ey anneciğim, sevgili Fâize‟m!
Elli yıldır beni korumakla görevlendirdiğin meleklere de ki:
Beni yalnız bırakmasınlar …

Nizâr Kabbânî

Ebu Hüreyre şöyle nakleder:

“Bir adam Peygamber (s.a.v.)’e gelerek: İnsanlar arasında kendisine en yakın davranmam gereken kimdir? diye sordu. Resulallah (s.a.v.): “Annendir.” buyurdular. Adam, “Ondan sonra kimdir?” diye sordu. Resulallah yine “Annendir.” buyurdu. Adam tekrar kim gelir diye sordu. Yine “Annendir.” buyurdular. Sonra kimdir deyince Resulallah (s.a.v.) “Babandır.” buyurdu.”

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ana babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık zamanlarına yetişip de gerekli hizmette bulunmama sebebiyle cennete giremeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün.”

“Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım.”

(Kur’ân-ı Kerîm / Ahkâf 15).

“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya iyilik yapmanızı kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına erişirlerse sakın onlara “Öf!” bile deme, onları azarlama, onlara gönül alıcı tatlı ve güzel söz söyle!”

(Kur’ân-ı Kerîm / İsrâ 23)