Ankara Garına Usulca İkindi Yağıyor

ankara garına usulca
ikindi yağıyor
bir güvercin çırpınışı yüreğim
gar bekçisi
kadınlara bakarcasına
bakıyor elindeki düdüğe
delilik sınavıyla deniyor
bir kadın kendisini
elleri saçları kadar sarı
bekçinin üzerinden sarılar dökülüyor

tren seslerinden halkalar yapıp
kadına bir taç örüyorum
çocuklu anneler gülümsüyor bir
ankara garına usulca iniyorum
simsiyahlar giyinmiş bir bekçi görüyorum

kin besliyorum zamana
bitmeyen bir düelloya çağırıyor beni
şimdi ellesem saçları
katrankarası oluyor birden
birden zaman
yeniden gülümsüyor
telefonun ucuyla
merakım saçlarını yolan karga
trenler ah kara kara
bir görünüp bir kayboluyorlar
ankara garında bir bekçi
sarı saçları tek tek yoluyor
ankara garına usul usul
bir ikindi yağıyor

hey be helal sana

keskin dişlerini etime batıran gece
kahrolsam, incinsem, kendimi yesem
fırsat bu fırsat
anlımda incilerini çoğaltan simurg
üç karış üzerimden atlayıp
biniyor yeşil lokomotifli trene
tren kaçıyor homur homur
ankara garındaki garson
yoruluyor önümdeki çay bardağına
ben ninni söylüyorum
o gülümsüyor
ankara garındaki simitçi çocuk
satamıyor simitlerini benim yüzümden
benim yüzümden arları dökülüyor
durup dururken birden
aklıma canana sır olmak düşüyor

ankara garına usul usul
bir güneş doğuyor

kitabını henüz okumuş
bir kızoğlan
ellerini benim cüz’üme uzatıyor
saçlarında sarı delilikler akan
kadının boynunu ölçüyorum
üç arşından sonra yolum şaşıyor
şimdi okullu olmanın tafrası
şaşılası şey bu yaştan sonra
kelimelerim birer acemi er
usul usul ankara garına
naylondan bir bebek salınıyor
şaşmasam, sorgulanmasam
ah bitiyorum demesem
bekçi düdüğünü çala çala gözlerime
trenin ardından koşuyorum

ankara garına akşam akşam
sevdanın nuru yağıyor

ağustos 2007

Müştehir Karakaya

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.