verâ, verâ, verâ!..
her şey kımıltı ve böcektir;
ve Dünya yara içinde yara…
kendini bitmeyen bir yağma
gibi yaşadın:
benim dışımdaki sır,
senin içindeki aynadır;
bilir misin, yağmurlar da darılır,
seni yazmadığım için;
yüzündür, çisil çisil iner camlara…
Dünya elbet yara içinde yara…
her aktığın yerde kalbim olursun;
bir aşkı geçer geçmez mâverâ,
sana bir nehir gibi deyecek;
bir cam gelip yüzünü de silecek;
görünür olmaya verdiğin ara…
ordadır, akrebi kısalmış günler;
orda, öte yazlar uzar yelkovanlara…
bir musıkî karanlığı var bunda;
sonunda şiirin de kışı gelecek;
biri kalkıp acep şunu der m’ola:
‘bu sözleri nerden buldun, ey şair?
sözler ki binlerce hüznün ağırlığında!…’
belki bir kaybolan gibi yakında:
susmak! akşamın sözüne kadar;
susmak! dile çile olup dört duvar;
her şeyi bırak da, çekil erguvanlara…
verâ, verâ, verâ…