Ağlattı beni nehrin sahilinde feryat eden güvercin, (kumru)
Sabaha karşı, bahçedeki dala konmuş iken.
Seher, eliyle gecenin mürekkebini silerken
Papatyalar, dişlerinden şebnemler dökülürken,
Erkenden gülistana geldim, dağılmış oradaki şebnemler.
Kızların gerdanında saçılan inci taneleri gibi.
(Nehirdeki) su dolapları oluk oluk göz yaşı akıtmada.
Meyve ağaçlarının dallarını eğen ejderler gibi.
Dallar, hacağı saran halhal gibi kıvrım kıvrım olmada,
Bütün bunlar gülistanı bir bilezik gibi kuşatmada.
Şebnemlerin elleri tomurcukların yakasını yırtmada,
Saba rüzgarı, çiçeklerin misk kokularını taşımada,
(Semadaki) tildişi parlaklık, bulutlara misk süm1ekte,
Nesim (-i nevbahar) eteklerini çiçeklere atarak kokularını yaymakta.
Bir güvercin gördüm, yapraklar arasındaki dalda,
Islanmış tüyleri şebnem taneleriyle,
Gurbetteki dertli bir sevdalı gibi fıgan etmede,
Rida içinde yeni bir elbiseyle üstünü büriimede
Lakin kırmızı gagası ve renkli hacağıyla
İncileri dizip boynuna takmada.
Dertli bir sevdalı gibi dalların arasına konup,
Bir kanadını yastık yapıp diğeriyle üstünü kaplamada.
Kalbindeki sevdadan şikayet edip durmada,
Gagasını göğsüne çekip feryadı basmakta.
Dedim ki ey güvercin gözüme uykuyu haram ettin.
Niçin durmadan gözünden kanlı yaş akmada?
Dedi ki, göz yaşlarım kuruyana dek ağladım,
Şimdi hayat boyu gözyaşı olmadan feryad edip duracağım.
Uçup giden ve dönme ümidi kalmayan bir yavrumun yüzünden,
Ağlayıp hüzünlenmeye ülfet ettim ta Nuh çağından.
İşte budur vefa, böyledir sadakat,
Bak gözlerime, nasıl olmuş al-kan!
Sizden biriniz (bir derde) mübtela olup tamam olunca bir yıl,
Der ki, bitab kaldım şu ağlamaktan ve inlemekten.
Dedim ki, ey güvercin, eğer sen (benim gibi) dalmış olsaydın hasislik (ve derd) deryasına
Oluk oluk göz yaşı döküp ağlar ve ağıt söylerdin bana,
Olsaydı eğer senin kalbinde, benim kalbimde olan (ateş),
Sabr edemezdi kül olurdu şu altındaki dallar.
Bugüne dek nice yıllar katlanmışıındır hicrana.
Hatta (çok inceldiğimden) bulamaz olmuştur gözler yol, tam manasıyla beni görmeye.
Giydirdiği için bedenime arıklık ve hastalık elbisesini (aşk derdi),
Gizlemiştir arıklığım, seyircilerin gözünden beni.
Gelse ölüm, hemen can verirdİm (gönüllü olarak) olduğum yerde,
Ey dostlar! Kim ölürse bu şartlar içinde ermiştir rahata.
Güvercin dedi ki bana, şayet inlemekte ise çayırlardaki çaylar,
Yavrumun üzerine korktuğumdandır ki (ölümden sonra) iade olunmuştur kalbe can!
Değişmiştir rengim, göz yaşlarıınla, işte şu beyaz
Kalacaktır ta kıyamete dek boynurnda bir ahid kemendi olarak.
Gagamın ucuna gelince (kırmızılığı) dillere destan.
(Vücudumdan çıkan) alevin ucu gibidir, bedenim ise kül olup gitmiştir.
Güvercinlerin her sınıfı benim için ağlamada ve ağıt yakmada,
Gönlü daralan ve hicrana düşen acaba yas tutmaz da ne yapar.
Ey dünyanın zevk u safası! selam sana, Allah’a ısmarladık,
Sende bir rahat ve huzur bulamadıktan sonra!
İbn Umeyr