Oda siyaha yığılır
Ve ruhumuz öpülür kirli dudaklarıyla yalnızlığın
Gecedir, özlem bir köşeye atılmış eşya
Terkedilmiş odalara sıçrar müziğin kırgın kanı
Kırık görüntüler devşirilir, kırık bebekler
Bu sonsuz gece kafilelerinden, ana
Yuvaları yumuşatmaz sakat demirler
Dondurur hayata taze akışları
Bu bitimsiz ve kırıcı tablo
Uzat ellerime ana bahardan ellerini
Bir metal sevinciyle kulaklarımda
Büyüdü koro
Bastırarak ağzımızın kervanlarında seslerimizi
Artık bütün yakınlıkları bariyerler yutuyor
Piknik kokularını anaların
Duvarlar eritiyor taştan kucağında
Gözlerden düşen gökkuşağı hatıralarını
Yürek fotoğraflarda mı kalacak
Fotoğraflar hüzün yırtığı
Övgü boşluklara mı
Nedir bu kasvet, bu duvar bunalımı
Bu demirden marşları beşiklerin
Nedir taşlarını bile ürküten bu şato
Bu heykel kibri yeter ana, bu körlük ağı
Ben sitemdeyken masadan kayan vazo
Getirsin ağlamağı
Uyan ana uyandır uykuna gömülen
Baharlar ülkesini
Süzdür şefkat peteklerinden sıcaksözcüklerini
Düşür sıcaklığını bakışlarından satır satır
Ve beni geceleri sesine yatır
Yüzümü ov visalinde yüzüme dokun
Ruhumu okşa
Yanaştır sevgini alnımın kıyısına
Bana ruhunun ezgisini emzir kucaklarında
Boğuk sesimi erit sesinde bir çırpıda
Dışarda kalsın günışığı
Yüzün günışığıdır yanaklarımızda
Sen yaklaş sözcüklere ana, oda kovulmuş eşya
Terkedilmiş beşiklere sıçrar bebeğin bitkin canı
Sığınak değil burası
Bir mikrop yuvası
Kalpler mumyalanır mı burda
Kalpler mumyalanır mı burda!
Çekilsin çelik örtüler yüzden
Sopsoğuk demirler ve buzlu yorganlar arasında
Gözlerini göreyim
Ana indir beni beşikten
Beni ayaklarında salla
Şeyh Galip