‘Geceboyu seni anımsadım-
Hani ‘film şeridi’ derler ya, öyle geçip durdun boyuna
gözümün önünden -en çok da birşeye şaştım:-
Nasıl dingince, kendiliğindendi hepsi; hep, sanki, sen
zaten orada olacaktın -işte- oldun, olmuştun da; bu-
neredeyse ‘lütuf’ sayılması gereken -iş, kendince, kendiliğince,
tam da olması gerektiği gibi, olacağı gibi, olupbitmiş;
geriye de, o dingin anılar dizisini bırakıp, yitmiş..
Şu yüzden şaşırtıcı: Senin gitmen üzerime her çullandığında,
ciğerime bir yangı otururken,
şimdi böyle
dışarıda kuşlar çılgın –
gün hafiften ağarıyor
dingince yanıbaşıma gelmen
-güneş doğuyor
y o k k e n -oysa ki:
v a r s ı n..
-Bunun ne demek olduğunu da h i ç anlamış değilim-
ama biliyorum ki, h e p,
öyle..
..
İlişki ‘yitebilen’ birşey değildir -nasıl ‘varedilebilecek’ birşey de değilse..
Hep bir ‘gerçekliği’ -‘geçerliliği’, ‘süresi’, ‘süreci’ (zaman ile uzam içinde, başlangıcı ve sonu) – olsa da, b i r
k e z kurulmuşsa, artık h i ç ‘yok’olmaz-
h e p
‘var’
dır..
Oruç Aruoba