V.
elin alnında
otların hışırtısına kulak verdiğimiz
o geceyi unutma.
içinde çok dönmüş
paslı bir anahtarla gelirdi ölüm sana
gözlerin o zamanlar bir dua sessizliğiydi
unutma.
halkalanan bir deftere yazdık o geceyi
harfler belki susar sandık
bütün kelimeler bizi de an der gibi bakıyordu bize
unutma.
kimselere demeden çözdük iplerimizi
unutuş dedik sabaha karşı
dünya uzun bir unutuş
bir meleğin kanatlarını elledik o gece
unutma.
sabahına ela bir ayrılıkla veda ettik..
konuştuklarımız değil
sustuklarımız doğruymuş o gece
unutma.
VI.
gittin!
senden razıydım
senden razıydım.
IX.
Dağından ayrı düşmüş bir kurt uluyor.
heves bende kaldı
adın hâlâ
bir alaçiçek gibi duruyor,
büyüyor şuramda.
X.
köpekler yalaya yalaya
iyi edebiliyordu yarasını
kurudu dilim
ben edemedim.
tarafe’nin avlusunda
bütün ayrılık sözleri gibi
fazladan bir ses etmeden,
oturdum ağladım
oturdum ağladım.
XI.
içimden çok geçirip adını anmadan
içimden çok geçirip adını anmadan
içimden çok geçirip adını anmadan
sargılı kanatlarım duvarlara çarpa çarpa…
adın geçtiğinde susmasını öğrenecektim güya.
her cama kan üfleyip
ortancaların sabrıyla bakacaktım dünyaya.
sesimi kimin kalbinde düşürdüğümü unutacak
uğrun uğrun giden rüzgâra katılacaktım güya.
olmadı!
sürdükçe zaman
yemin düşürdüğüm kelimeler de
döndü sırtını bana.
sesimde hüzün evleri
dudaklarımda kuyu:
bir kayaya yaslanıp
boz bulanık bir sudan içtim:
ölüm içtim
ölüm içtim
ölüm içtim
yarıldı dünya
duymadın mı sevgilim?
XV.
hevesim vardı, yolumda bir kaya duruyor dedim. artık götür
bu şakayık selini. bir kürt baladına kar yağıyor her gece: evdal,
dedim: evdal, daha incit kendini, daha incit dedim. yıldırım
düşür her gecene. ki, kalbini bir gülle değişmeye alıştın sen
dedim. bir yüzüm yaz, bir yüzüm ayaz. olmamıştı meyvem,
ham kopardın dedim. sende dolaşan çöl beni de aldı içine,
talibin unutma dedim. rüzgârın getirdiğini rüzgâr götürüyor.
on yıl önce tanrım öldür dedim. neden hâlâ bir inip bir çıkıyor
göğsüm, kaldıysa akıt zehrini dedim. biliyordun: düşecektim.
biliyordun: olmayacaktım. biliyordun: da neden vurdun
nefesin nefesime dedim. bağışla dedin. parmağını şeyh gâlip’in bir
gazeline koyup bittü dedin.
XXI.
senden kopan taş kapattı kuyumu
o harlı bahçede
ne yandım, ne söndüm.
sınırım oldun
sırrım oldun
gelip bana kurdu çadırını iki dağ:
sen ilmek ilmek eksilirken
ben yunus oldum.
kırıldı tenimdeki testi
damlada umman arayan hafız oldum.
XXIII.
ne gerek vardıyıllarla tartmaya
yüzüme ışık tutmaya bir vadide
o boşluk kokan aynalarda
hesap susmaya
ne gerek vardı?
aramızda akıp giden
ipince bir aşk
bizi yetiştiremedi bir cisme.
sonu gelmeyen bir avda
kaybolduk sonunda..
sen kimin kayığıyla vardın karşıya
ben kime kaldım,
bilmedik.
yaş aldık
ömür geçtik
kaç kasırga gelip geçti aramızdan,
ödeşmedik mi hâlâ?
XXVII.
adını bilmediğim bir kuşun suya batıp çıkan gagası. akasya ağacının altında uyuklayan bir adam. ellerini rüzgâra uçak yapan bir çocuk. gün akşam olunca etekliğini taşlara yayıp oturan bir kadın. yamaçtan aşağı yuvarlanan bir çakıl taşı mesela: yamaçtan aşağı kayan çocuklar… yok yere saklanmış bir fıkra diyelim ya da. leyleklerin sadakati üzerine gazeteden koparıp saklanmış bir haber. döne dolaşa dinlenmiş, beraber söylenmeyi beklenmiş bir şarkı: du/ du hast/ du hast mich. büyüsü bozulmasın diye adını yazmadığım çok ağlanmış bir film ya da… sırt ağrılarını dindiren bir ilaç. bazı atların neden ağladığına dair önemli bir bilgi. gelip bende duran bazı kelimeler mesela: du/ du hast/ du hast mich… karşıdaki balkonda her gece gizli gizli sigara içen bir kız. üst katta çaylarını yudumlayan bir anne ile baba. bir elimde kahve fincanı. kırık kolumun sargılarında senden bir işaret ya da… kiraz küpeli fotoğrafın duvarda duruyor: banabakmakta banabakmakta banabakmaktahâlâ: du hast mich. sokaktan geçen köpekler, sokaktan geçen yağmurlar, sokaktan geçen sirenler arasında, hiç geçmeyecek sanılan geceler mesela. senin adınla çağrılmış, senin yâdınla susulmuş aşklar ya da… biriktirdim hepsini. kar topladım. çığım bu yüzden kopuyor. çığlığım bu yüzden kapkara.
zaman olur
başka şeyler de anlatırım sana.
ama şimdilik:
can ile ten
cam ile taş
gibi kelimeler dönüyor ağzımda.
XXIX.
bir gün dön,
gel al emanetini.
bir çakıl taşıyım ben hâlâ
nehir boylarında
nehir boylarında.
XL.
bir ayrılık divanı boyınca
dövüp durduğum bu demir,
dilimdeki bu çatal:
-hem benüm diyen
hem du diye seslenen-
bu hafız ile yıldız,
daha en başından biliyordu:
karacaoğlan gibi
bütün kelimelerle tüterken ardından
söylenip duracaktım bu ovada:
göğsün cennet, koynun uçmağ dediler
âh ki
doymadan kalktım sofrandan!
XLV.
kapkara bir nehir oldum yollarında.
sonunda gidip
bir çöle döküldüm.
söndü yıldızım senden sonra.
odalardan odalara geçtim geceleri
yataklardan yataklara..
senin nefesinle üfledim
canımdaki sûr’a.
kıyamet
kıyamet
kıyamete kadar
kimseye çözmedim
çözmem artık gömleğim!
XLVI.
götürdün tozlarımı
götürdün tozlarımı
götürdün..
esrâr dede gibi inanmıştım sana.
XLVII.
vakti vardırmak sıram geldikçe
hep zifir bildim bahçemi.
herkes bir defa yanar ateşi avuçlarken
artık istesemde dönemem
o serin geceyi.
o büyülü aynada ki herkes kendisiyle sınanır
yıllar bir harfle gurbet düşürdü beni
şimdi ellerimde mor kelebek ölüleri.
tütmeyen ocak
boşalan kandil
yani kubbelerde bir sala sesi:
denize dokunsam dönemem suyu geri.
yıllar.. sade yıllar..
bu yaşımda da gel gör beni.
gel sen kapa gözlerimi!
Kemal Varol