Bozulan Bahçe ve Beyaz Karga 2

En derinlerimizde yatanların mezar taşları yoktur
bunu yaz ve unutma

Ayağa kalk!
ve akla kendini beyaz karga
hangi celladın unuttuğu sustalısısın?
o cellat ki sorgusuz deşti hançerimi
döktü tanrının göğsüme açtığı göz evini

ben seni asmadım siyah kanatlarından
karanı ayrı bilmedim kendi kanımdan
kuzgun diyenler halt etsin!
sürüp kendi leşimi akbabalara
seni kaldırıp basmadım mı bağrıma?

bir derin gecede
köpek sürüleri ürürken cümle yanımda
ah ! kalemimi saklayacağım
konsolu da taşıdılar karşı kıyıya

ben bu içimin kargaşasını şimdi nereye koysam
adımla seslendi bana masif konsol
porselen fincan…
ve yekpareydi ayna
sırlı ve görkemliydi
kusurumdan dile gelince kurşun leyim
dedi ki; Sızlanma!
kibrindir çeviren som camı aynaya

gururumu kırasım geldi o an ikiye
yarısını gömüp en derine, en içe
yarısını sürsem ve çözülse leyim
ayna dönse şeffaf bir pencereye

ama öyle ya
filden bir hafızadır zedelenmiş ruh için beyin
aşk ise rasyoneldir
bense gerçeğini kaybeden
ustalaşmış ilizyonist

parlıyor gururla ayna
büyürken kontrolsüz
patlıyor ve ayrılıyor binlerce yek parçaya

ah! Revan
istasyon çocuğum benim
ruhun ruhama emanetti
ama “ anlamıyoruz” diyorlarmış şiirlerimi
çok kuzguni buluyorlarmış cümlelerimi
kara da sizsiniz kuzgunda siz diyorum onlara
ve çıkarıp koyuyorum
aynayla kestiğim ciğerimi ortaya
tam ortaya !

Şimdi ayağa kalk!
ve akla kendini beyaz karga
parlayan her şey mücevher değildir
sen sanıp çarptığın aynalarda
kanı gül sanman acizliğindir

bir elime kaderi alıp
bir elime koysam yüreğimi
ne yazık ortada kalır,
ağmaz bir yana terazi

ben bu içimin kargaşasını nereye koysam
nasıl etsem de gül dalını ayrık otlarından ayırsam

dün gece açığa almışlar yine eski limandan bir gemiyi
götürüp batırmışlar sinesinden parçalayarak sinesini
hangi öksüz kayık için ağlayacağım şimdi?
unutmuşlar lakin
batan gemi bir anneydi

bir gece istedim sadece insanlardan uzak
bir gece bir narin kelebeğe korkusuzca dokunmak

varsın patlasın fırtına
yansın gün de gece de
ıssızlık tünesin damımda
olsun,
ben yine sarılır ve yatarım öksüz bir kayıkla

( Bir bulgur tanesi miydi kabartıp köpürten denizleri
denizler böyle kara
denizler dehliz
denizler olmamalıydı böyle deli)

sonrasında ne kalır bizden
eski bir fotoğraf
ucu açık bir kalem
semaya nakşolmuş sözler belki…
porselen fincanıma resmettim zarif kelebeği
hasret ne uzak ne de yakın …

Ey hayat! Yargılama bizi
üvey evlatların değiliz senin
acımızı elbet gömdük içimize
yaşadık görmezden gelerek adalet sandığımızı
kusuyorsak eğer günbegün yüzüne
bil ki artık taşıyamadığımızdandır
yaşananların ağırlığını

dost bildiğim
sesi sesime değmeyen
kadife ellerinle ört toprağı
söyle kuzguna bahçedeki gülü getirsin
koysun başucuma
unuturken beni zaman denen yaş toprakta
gelip af dileyeceksiniz eğilmiş vicdanlarınızla

Ey! Beyaz karga
Ayağa kalk !
Ve de ki onlara;

Siyah gözlerinizden gömdüm sizi
Siyah gözlerimden gömün sizde beni.

Akide Ufuk Türkelli

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.