Kendine yetişemeyenin sayıklamaları

adını bilmediğim bir şehirde öleceğim
hem de hayatımdan ömürler bölen ellerimle
uzun süre sancı çekenlere inat daha da uzatacağım sancımı
bir bakış fırlatacağım aynaya
tüm görüntülerimi kırıp
yerine bir kız çocuğu koyacağım
elbet acı sürdürülebilir bir şiir miktarınca
o gün isa çölden dönecek
ve musa asasını dizinde kırıp
eyyup konuşmadan yanımızda oturacak
başka dünyalar da vardı diyecek birden malcolm
ben senin zencinim ey hayat
sen benim her daim ırkçı tacizcimsin
kölelerinden olmadım diye yana yakıla geliyorsun trafiği alt üst ederek
Nuhun kredi limiti dolmuş karun borç veriyor kırk yaşıma karşılık
pencereden içeri bakmayalı yıllar oldu, diyor memik oğlan
zaten karlı kış geceleri de yok
ben ekranı kapatana kadar bahar geliyor
sobalar elim kadar üşüyor
hani bilmediğim bir şehirde
bilmediğim bir şekilde
birlikte öleceğim ellerim var ya
bir çingene kızın ölümü kimsenin canını sıkmaz
siyasi bir ölü gibi yatıyor kapımızda ayakkabılar
aman ayaklarını üşütme diyor İdris
birden hızır’a dönüp soruyorum:
sahi, sen o çocuğu neden öldürdün?
bak, diyor, bak, Musa’ya da dedim, tam burada kopar arkadaşlığımız
ve anlıyorum, sorular yolarkadaşlığının başlangıcıdır
sorular, yol arkadaşlığının bitişidir
sorular, diyor ödevlerini uykuya doğru yapamayan oğlum
ne çok soru soruyorsun baba?!
dilimde uzun bir yolculuğun izleri
gözümde yeşil renginin kokusu
birdenbire bir şehre varıyorum
ve hayatın üvey oğul ve kızlarını avm lerde görüyorum
her kent kendine mezar
her insan kendine gömülen bir diri
ve o sırada bir adam:
kendime yetişecek mecealim kalmadı; bir vasıl olsam kendime, tutup yakamdan, diyeceğim ki ona: bak yüzüme!

Zeki Bulduk

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.