Bir Geçişin Gözleri

Gökyüzü doldu temâşâ kelebeklerinin beneğiyle. 
Serçenin aksi düştü refakat sularına. 
Soldu mevsim içgüdüler boyunca uzanan duvar üstünde. 
Asma dalı üzüme 
Müptelâ oldu. 
Çocuk geldi 
Cepleri dolu koparma coşkusuyla 
(Ey cesaret baharı! Silindi uzantın 
Bekleyiş çamlarının gölgesinde.) 
Çocuk lâfızların ardından 
Koştu temâyülün yumuşak çayırlarına. 
Havuz başında 
Çocuğun kanı doldu yaşamın yalnızlık pullarıyla. 
Sonra, bir diken incitti ayağını. 
Yok oldu cismin yangısı çayırlar üstünde. 

(Ey esenlik ırmağının döküldüğü yer! 
Ten coşkusu sende tatlı tatlı sönüyor.) 
Bahçedeki serçelerin evvelki günkü cıvıldaşması 
Döküldü onun düşünce alnına. 
Şimşirlerin dibinden tahayyüle akan ırmak 
Götürüyordu yanında bedenin matlûb cehaletini. 
Çocuk uzaklaşıyordu kendi sevinç payından. 
Mevsimin vaftiz yağmurunun altında 
Rüşt hürmeti 
Dökülüyordu şeftali dallarından gömleğine. 
Eşyanın pembe gam güzergâhında 
Işıl ışıldı henüz 
Ferâgat çakılları. 
Bağışların tedrîcî buharlaşması ardında 
Yok oluyordu çiçeklerin şekli.

Sordu çocuk hüznün içinden:
Ne kadar yol var bebeğin gurûbuna?

Bir yaprağın daldan hicreti sarstı onu. 
Diğer çiçeklerin ardında 
Göç ediyordu yüzü. 

(0 temâşâ günlerinde bir sabah 
Oyuncakların göçünü 
İşittim güney şimşirlerinin altında. 
Sonra, sıcağın altında 
Doldu avucum üzüm hacminin eksilişiyle. 
Sonra, 
Eski havuzlarda suyun hastalığı 
Sürükledi düşüncelerimi hüzne kadar. 
Sonraları, erişti elim tifo ateșiyle çiçeklerin gizli boyutlarına. 
Tegâfülün hoş nakışları 
Kayboluyordu hisler kumunun üstünde. 
Ben geliyordum yüze 
Ağacın yükselişiyle, 
Bir bahar kargasının kanadının yayılmasıyla, 
Suyun loş seciyelerinden kurbağanın dalışıyla, 
Havuz fiskiyesinin afallatıcı içtenliğiyle, 
Bir kuyunun ibhâmı ardından kovanın ıslak doğuşuyla.

Sohrab Sepehri