Oğullar ve Babalar

…oğullar, dünya hayatının süsüdür…”

Keht Suresi ayet 46

Oğlum Muradım’a

Odur silen alnımdaki teri
Sevecen eliyle.
Ayaklarımı çelip de
Beni yolun ortasında
Deviren yorgunluk
Ansızın siliniverir!
Ve hazırım yeniden
En uzak yollara gitmeye;
İçimde bir sevinç
Dudaklarımda bir gülüşle;
Bu demektir ki
Oğlum öptü beni;
Omuzumda oturan,
Kimsenin görmediği…

Jose Marti

Ana baba çocuğu doğduğu zaman, âdet,
Akıllı olsun ister.
Oysa akıllı olduğum için değil mi,
Başıma gelen bunca belâ?
Ondan işte şimdi bütün dileğim,
Budalanın biri olsun çocuğum.
Ömrü boyu rahat eder, en azından
Müdür olur, nâzır olur.

Su Tung Po

‘Oğlumu benden önce almayın’ diyen
Yaşlı bir adamın bakışları
Karanlıkta
Vicdan gibi.

Bejan Matur

Bir başıma kalsam şehe, sultâna kul olmam
Viran kalası hanede evlâd-ü ‘iyâl var

Âşık Dertli

Bu anda oğlunu tekdire değil, teselliye muhtaç bulan annesi, gülümseyerek: «Oğlum» dedi, «hastalığının sebebi buysa müsterih ol, sen iyi olunca her şeyi ben yaparım.»

Decameron
Boccacio

oğlum doğana kadar tuttum ağlamamı
şimdi ne zaman uzanıp oğlumu öpsem
alnıma sakalları batıyor babamın

Enis Akın

-oğlum, nasılsa ateşi söner evlerin;
kırmızı gülleri hep hatırla!

Mustafa Erdem Özler

Yaşamak için iştahını arttıracak
Şiirler vereceğim sana,
Ne istersen bulacaksın içinde

Rıfat Ilgaz

“Oğlumu -dedi-
Gördüm geliyorum.”
Oturdu derin bir nefes aldı
Sigarasından.
“Oğlumu -dedi-
Çok özlüyorum.”

Dalgın ve yitik yürüdü
Döndü son kez
“Oğlumu -dedi-
Çok özlüyorum…”

Şükrü Erbaş

bana ölüm suresi bir oğul suretinde inecekmiş meğer

evet burada bitiyor harflerini gövdemle kazıdığım mesel
süngüm kırık, oyuncak bir babayım artık!

Selim Temo

İhtiyarın bir oğlu vardı ve yirmi yıl kadar önce savaşta ölmüştü. Pek gençti öldüğü zaman ve şimdi onu Çordon’dan başka kimse hatırlamıyordu.

Çordon, köye varıncaya kadar yolda, bu durumlara düşmemek gerektiğine, geçmişin geri gelmeyeceğine inandırmak istedi kendini. Buna rağmen oğlunu görmek için o köye gitmek arzusu önüne geçilmez bir yangın gibi büyüdü içinde. O böyleydi işte. Aslında bu yangın yıllardan beri, çok uzun zamandan beri yakıyordu içini. Oğlunu, onun çalıştığı köye gitmeyi, askere gitmeden önce son günlerini geçirdiği yerleri tavaf etmeyi.. gezmeyi, ayağını bastığı yerlere eğilip bakmayı hayal ediyordu. Sefer Ali ile karşılaşması, o yangından küçük bir kıvılcımın sıçramasından başka bir şey değildi. Şimdi oğlu hayalinde yeniden canlanmış, yaşıyordu.

Birbirleriyle uzun uzun konuşacak ve gereği gibi vedalaşacak vakitleri olmamıştı. O zamanlar şartlar böyleydi. Her birinin içinde söylenmemiş o kadar çok söz, o kadar çok düşünce kalmıştı ki! O günlerde halkın kalbinden geçenleri derleyip toparlayacak ve açıklayacak birinin çıkması ihtimali de pek azdı…

Bir erkeği olur olmaz şeyler yüzünden azarlamanın, öğütlerle hırpalamanın doğru olmayacağına inanıyordu. O, kendi yolunu bulurdu. Belki kızlarıyla arasındaki uyuşmazlığın bir sebebi de buydu işte.

İşte o zaman, hiçbir babanın duymak istemediği ya da istisna sayılacak kadar az babanın duyduğu sözleri işitti onların ağzından:

Oğlunu ölüme gönderiyorsun!

Lânet olsun, bir baba değilsin sen!

Hayır, sen artık bizim babamız değilsin! diye ekledi öteki.

Çordon’un yüzü bembeyaz oldu. Sıkılan yumruklarını gevşetti, kızların kollarını bıraktı ve tek kelime
söylemeden, insanları ite kaka, meydana doğru ilerledi. Oğluna veda etmek için…

Çordon yavaşlayan katarın son vagonuna yetiştiği zaman tren durmuştu. Oğlu da onu görmüş, trenden atlamış, koşuyordu. Çordon da onu görünce atından atladı. Tek kelime söylemeden birbirlerinin kucağına atıldılar ve her şeyi unutarak, öylece hareketsiz kaldılar.

Sonra: Baba, beni bağışla gönüllü olarak gidiyorum… dedi Sultan.

Biliyorum oğlum, biliyorum.

Ablalarıma saygısızlık ettim baba, mümkünse onlar da bağışlasınlar beni.

Seni bağışladılar oğlum. Onlara kızma, onları unutma, yaz, anlıyor musun? Anneni de unutma…

Peki baba.

İstasyonun kampanası çaldı. Birbirlerinden ayrılma zamanı gelmişti. Oğlunun yüzüne son kez baktı ve onda, bütün hatlarıyla kendini gördü. O, tam kendisiydi, kendisinin gençliği… Sonra onu sımsıkı bağrına bastı.. o anda bütün benliğiyle baba sevgisini oğluna aktarmak istiyordu. Oğlunu böyle
kucaklayan Çordon şunları söyledi ona:

Bir erkek, bir adam ol oğlum. Nerede olursan ol, erkek ol, mert bir erkek olarak kal!

Cengiz Aytmatov
Oğulla Buluşma

Suvankul bu defa oğlunun elini tuttu:
-Gözlerimin içine bak oğlum.
Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.
-Anladın mı? dedi Suvankul.
-Anladım baba, dedi Kasım.
-Hadi şimdi git, Allah’a emanet ol.

Cengiz Aytmatov
Toprak Ana

Babamı kitaplarından tanıdım. Benim yaşadığım yalnızlığı, anlaşılamamayı, çıkar ilişkilerine dayalı bir edebiyat dünyasında arkadaşsız kalmayı yeğlediğini anladım. Bir oğlun babasını doğurması gibi garip, hatta olağanüstü bir şeydir, onun babasıyla ilgili en basit şeyleri bile bir kitaptan öğrenmesi. Anılarından ördüğü kitabında benimle ilgili cümleleri okurken elimi tutuyor gibi hissettim, heyecanlandım. Benimle ilgili birkaç cümle ne duygulu, ne de duygusuzdu: “Sakin, sessiz, içli bir çocuktu. En büyük pişmanlığım, onu lunaparkta oyuna doymadan eve geri getirmemdir. Yalnızca tek bir öpücükle veda edip bir daha onu görmemeyi pişmanlık diye adlandırmak bile, affedilebilmeyi ummak demektir. Bu umut, suçumu karşı taraftan daha az önemsediğimi kanıtlar. Bir gün olur da bu satırları okursan oğlum, senden özür dilemeyeceğim. Tek temennim var, ben olamadım, sen şair ol.”

Emre Miyasoğlu

Ben bir şiirin son dizelerini ısırırken dişlerimin arasında
Bir çiçeğin sapını çevirircesine dilimle
Sen boynu bükük bir sözcük gibi saplanıp kalbine
Ah! unutma masallarda biz geldik bugünlereyi
Yosunlu su yeşili kalmış günlereyi
Bütün iklimlerin güzüne inat.

Metin Cengiz

“Ben mi? Ha, ha, ha! Neşeli gençler, artık benim bir tek eşim var; o da kara topraktır. Yani, mezarlık! Oğlum öldü ve ben hala sağım. Ne garip şey değil mi? Ölüm, bu kez yanlış kapıdan girdi. Bana gelmesi gerekirken, oğluma geldi” dedi Iona ve bu fırsattan yararlanarak, oğlunun nasıl öldüğünü anlatabilmek için arkasına döndü.

Anton Çehov

Bu şiiri sana söylüyorum susamış bir
yaz gün batımında başlangıcın bu
uğursuz yarı yolunda bitimsiz bu
acının köhne mezarında

bu sana son ninnimdir yavrucağım
senin beşiğinin yanında salınır belki bir gün
bu yaban çığlığım gençliğinin göklerinde yankılanır

Furuğ Ferruhzad

soluk derler ona hadi oğlum bir tarihi var onun

girye girîn ve crying dört dilde ağlıyorum
vedanın yaslı ellerine tutunarak çekiyorum uzağı
boynumu unuttuğum odalardan aceleyle toplanmış
gemiler gümüş gemiler sarı gemiler batık gemiler
tesekkün yahut ağırbir dengbéj havası içinde Kürtçe
ezgin olduğum dil tutup herkesi yitirdiğim babanın
oğula kestiği vakiymiş meğer burada buranın
uzayında kımıldayan ceset benimmiş fakat

Selim Temo

Oğlum
Geçen yılın
8 Mayısından beri kayıp
Sadece birkaç saatliğine aldılar
Söylediklerine göre
Sadece olağan sorgulamalar için..

Ariel Dorfman

Nasıl da yaşlandı ellerim
bir çift güvercindi
oğlumun omuzunda.
Oğlum öyle duyumsar hâlâ…

Sennur Sezer

bu adam benim oğlumdu.
küçücüktü bir zaman,
kucağıma alır ninniler söylerdim ona,
uyu oğlum, uyu oğlum, ninni.
bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat.

6 haziran 1973

Ümit Yaşar

Gecenin son otobüsü
Hoşçakal oğlum
Alnımda bir seğirme
Yüreğimde hüzün

Ahmet Erhan

-Yoksulluk bir paniktir oğlum evler için
Bir kar suyudur sızar temeline sevgilerin
Gün siyah bir tül, gelecek düş bile değildir
Ve geçmiş ağır bir taştır asılır çantasına
Diyen bir babanın bezgin, bilge sesinden geçerek…
Geçerek, kaç yıldır Hanımeli sokakta
Altın tasında yüreklerinin yudum yudum
İçeriye su taşıyan bir avuç çocuğun
Satırlara vurmuş doygun yüzlerinden…

Şükrü Erbaş

Yatağımın kenarında oturuyor oğlum
Bir şiir okumamı istiyor benden
Gözümden bir damla yaş düşüyor yastığa
Korkuyla izliyor oğlum ve
“Ama baba diyor, bu gözyaşı, şiir değil!”
Ona diyorum ki:
Büyüdüğün zaman oğlum
Arap şiir kitaplarını okuyunca
Sözcükle gözyaşının kardeş olduğunu göreceksin
Ve Arap şiirinin yalnızca
Parmaklar arasından çıkan
Bir damla gözyaşı olduğunu…

Nizar Kabbani

– Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun…
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın…
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.

Mehmet Akif Ersoy

zencefil kokan, kekik kokan, pamuk kokan oğlum!

ne samansarısı ne annabel lee ne elsa
ve eğer senin hakikaten bir adın varsa
ve eğer senin bir adın olacaksa bundan sonra da
ben bir şair olarak taşıdığım bu sefil adı
bir sana bağışladım!
bağışla beni çocuğum lilâ!
bağışla beni!
hiç değilse bugün, bir sen bağışla!

Küçük İskender

Bir ölüm düşlüyorum, başımda
Başımda o mavi erkeğim
Bir ölüm…geniş odalarda pembe
Devinirken mutluluk
Uykulara varır gibi usul usul
Usul usul susuyor yüreğim.
Sol yanımda kızım benim
Benim eski benim çocuk güzelliğim.
Sağ yanımda gülüşü bir ilkyaz yeli
-Öyle hafif, öyle serin-
Yiğit oğlum, yağız oğlum…

Şükrü Erbaş

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

varsın oğlum ve anam
yok olduğuma inansınlar,
varsın, yorulup beklemekten
otursun ateşin başına dostlar
içsinler o acı şaraptan
rahmet dileyerek yitene
bekle. o şaraptan
içmekte acele etme.

Konstantin M. Simonov

Ben şimdi oğlumun yanında kalırım
Onun kırmızı yapraklardan yapılmış
Bir zamandışılığı vardır
Beni anlamaz
Anlamaz, niye anlasın
Anlaşılmak! -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz

Edip Cansever

Ben su kenarında kavrulan ağaç
Su akar, ben uzanırım, faydasızdır her şey
Her şey; çaba, direniş, sızlamak bile
Nafile…

‘Su fırsattır uzan oğlum! ‘ derim
Çaresizim, böyleymiş kaderim
Rüzgâr dağıtır söğütsü saçlarımı, ancak
Bulutlarda ümitlerim…

Mustafa Ceylan

düşümde gelincikler
içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma
hala gençlik kokar bütün sokaklar
hala gözlerim çocuk
hiç böyle yanmadım şimdiye kadar
içimde gencecik bir keder var

Sıtkı Caney

Umabilirdin oğlum, yüzünde kireç kuyularından kalma yanıkların olması
uzanabilirdin beyninin son rahat kıvrımlarına
her gece sarsıntılarla irkilmeseydi hayatın, sancılarla
yine dayanabilirdin oğlum, alışabilseydin ayrılıklara
şimdi mavi hâlesine tavaf ettiğin dünya
‘denizimde boğulacak kadar güzel değilim’ diyor sana
‘gittikçe aşınıyor prizmalarım, arzum kalmadı kırılmalara.’

Mahmut Temizyürek

Neden her çocuğun ille de bir babası vardır
Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.

Ahmet Erhan

Senin bu şehirden gidişini izlemek,
Bir babanın; sırtını sıvazlayarak oğlunu askere göndermesi gib
i.

Yağız Gönüler

oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere

Celâl Fedai

Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Erdem Beyazit

Baba açığa çıkan kandan yedi
Gezdi yeryüzünü
Hayvan alım satım yerlerini
Annenin ayak diplerini
Karnı karıncanın ölmez gelenekçiliğinin
Hayvanları şartlayıp
Şatoları kefenleyip
Ahırları koyunları
Gördü baba gezdi baba
Oğulun taş benzerlerini

Cahit Zarifoğlu

Ben bütün yenilgileri yaşadım
Kalmadı sana hiçbir şey
Oğlum, biricik muradım
Bir su damlasıdır kapıyı gözler

Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya
Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü
Oğlum, biricik muradım
Benden ötelere döndür yüzünü

Ahmet Erhan

Senin güzel, övülesi yanın bu, Hamlet.
Yürekten tutuyorsun babanın yasını.
Ama unutma ki babanın da babası öldü,
Büyükbaban da yitirdi babasını.
Baba sevgisiyle oğul derdi kalabilir bir süre,
Ama bu matem bitmek bilmeyince,
Ne dine imana sığar, ne insanlığa.
Tanrıya karşı gelmek olur bu;
Yüreğini, aklını dizginleyememektir bu;
Kafan işlemiyor, cahilsin demektir.
İster istemez olacak bir şeyi,
Olmasını herkesin olağan saydığı bir şeyi
Neden yadırgayıp boşuna hayıflanmalı?

William Shakespeare
Hamlet

Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum.

Can Yücel

oysa hem ittim hem itildim kuyuya
her ihtimal dönüştüm babamı kör bırakan bir evlada

Alper Gencer

Şekere ve mazota inanan oğullar
Devlete de inanmışlardır mecburen
Her şey yeni bir spor ayakkabısı kadar çocuk
Bir sofrayı doyurmak kadar erkekçedir
Olsundur ve şükürdür
Oğullar çünkü
Kadere, nasibe ve rızka
Oğullar en çok, Allaha inanmışlardı
r

Dilek Kartal

Beraber ağlamazsın, sonra, kör dersin, sağır dersin.
Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hem ürpersin!
Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren?
Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!

Mehmet Akif Ersoy

Boşversene sen niye beklemeli
Sıktı artık bu kent beni
Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
Bulmalıyım aradığım o yeri
Şiirmiş, bilgelikmiş, her neyse
Ne varsa benden kalsın geride
Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
Nerdesin ey benim her gün yeniden doğan oğlum
Sevginin çoğul oğlu

Edip Cansever

Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanca el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabaha dek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya

Gülten Akın

Ölmekten, oğlum korkmuyorum,
ama ne de olsa
iş arasında bazan,
irkilip ansızın,
yahut yalnızlığında uyku öncesinin
günleri saymak biraz zor.
Dünyaya doymak olmuyor, Memet
doymak olmuyor…

Dünyada kiracı gibi değil,
yazlığına gelmiş gibi de değil,
yaşa dünyada babanın eviymiş gibi…
Tohuma, toprağa, denize inan,
insana hepsinden önce.
Bulutu, makinayı, kitabı sev,
insanı hepsinden önce.
Kuruyan dalın
sönen yıldızın
sakat hayvanın
duy kederini,
ama hepsinden önce de insanın.
Sevindirsin seni cümlesi nimetlerin
sevindirsin seni karanlık ve aydınlık,
sevindirsin seni dört mevsim,
ama hepsinden önce insan sevindirsin seni.

Nazım Hikmet

Ben bütün yenilgileri yaşadım
Kalmadı sana hiçbir şey
Oğlum, biricik muradım
Bir su damlasıdır kapıyı gözler

Tükürür gibi bakıyor yüzüme dünya
Kırılmış ağacımın o tek sürgüsünü
Oğlum, biricik muradım
Benden ötelere döndür yüzünü
Anneler Oğullarını Affetmez

Küçük İskender

Her erkeğin, bu arada babamın da, mutluluğu yakalamak için yanlış yollara da sapmaya hakkı olduğunu ancak saçlarıma aklar düştüğü zaman anladım. Ancak o zaman onun yanlışlarına saygı duymaya başladım. Senin de benim yanlışlarıma benzer saygıyı duymanı dilerim oğlum. Senin de kimi zamanlar böyle yanlışlara düşmeni dilerim. Ve umarım sen de acımasızlık noktasına varana dek seversin ve dilerim sen de yaşamın soylu çekiciliklerini uzun süre algılayabilesin.

Amin Maalouf

Tüm kadınlar sonunda annelerine benzerler: Bu onların dramıdır. Erkekler için böyle bir durum asla söz konusu olamaz: Bu da onların dramıdır.

Oscar Wilde

Henüz altı aylık olan küçük Rosa ile birlikte dört kardeştik. Babam Kazan garına götürmüştü bizi. Tren oradaydı. Kapıları açıktı. Vagonun biri bize rezerve edilmiş bölümlerden oluşuyordu. Altlı üstlü ranzalar vardı. Babam bunlardan ikisine bizi yerleştirdi. Ve vedalaştı. Annemin nasıl ağladığını ve babamın kendisine nasıl güçlükle hâkim olabildiğini görüyordum. (…) Bu arada tren hareket etti ve yürümeye başladı. Babam uzun müddet, gücünün yettiği kadar pencerenin yanı sıra koştu, bize el salladı, salladı… Ben ranzanın üst tarafındaydım, her şeyi anlamıştım, en azından hissetmiştim birbirimizi bir daha asla göremeyecektik.

Cengiz Aytmatov
Röportaj

Daha geçen gece rüyamda gördüm. Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk. O zaman babam sanki tam olarak ölmemiş gibi geliyor bana. Çünkü rüyalarımda çok canlı, çok kendisi. Ve daha geçenlerde kendimi “Bu konuyu babamla konuşayım” derken yakaladım. Ölümünü hâlâ tam olarak kabullenmiş olduğumu söyleyemem. Ama galiba bir oğul, babası öldükten sonra gerçek anlamda büyüyor.

Ali Nesin

“Oğlum bana akıl vermeye kalkıyor diye kızacak enayi babalardan değilim çok şükür. Oğullarımın aklını gereksindiğim zamanlarım da olur elbet. Kendisini dünyanın en akıllısı sananlar, dünyanın en aptallarıdır. Benim de elbet göremediğim eksiklerim, yanılgılarım, yanlışlarım vardır. Oğlum, 25 yıllık evliliğimde 25 saat mutlu olmadım, müthiş işkenceler çektim. Evet başka kimse dayanamaz, katlanamazdı. Belki birbirimize göre eş değildik ama annen kime göre, hangi erkeğe göre eş olabilirdi ki? Benim bildiğim dünyanın en şanslı kadınıymış. Bunu kendisine çok söyledim, çok anlattım. Oğlum iyi koca oldum, iyi eş oldum, iyi arkadaş oldum ve aslında iyi, çok iyi insanım. Kendimi övmek için söylemiyorum ama böyle. Hep veren insanım. Ne yazık ki, ben bu işi beceremedim. Siz oğullarımın evliliği başarmanızı diliyorum. Bizim kitabımızda ihanet yoktur. Çok söylendiği gibi, benim bütün başarısızlığıma karşın, evlilik modası geçmiş bir kurum değildir. Karınıza hiç ihanet etmeyin. Bu yüzden hep ‘Sizden çok genç kızla evlenin’ deyip durmuştum. Çoğunlukla kadın erkekten önce yaşlanıyor. Karınızdan bıkıp ona ihanet etmenizi istemiyorum. Ben etmedim hiç. Yaşamıma başka kadın girdiyse, buna zorunluydum, artık annen benim eşim değildi. Nikâhın yetmediğini hep anlattım…”

Aziz Nesin

Oğlum, sen dünyada ne kadar antikalık yapmak isteresen hayat önüne o kadar gündelik hadiseler çıkarıyor. Korkuyorum ki bu, ömrünün sonuna kadar böyle devam edecek ve sen dünyanın parmağını ağzında bırakacak bir iş beceremeden rahmeti rahmana kavuşacaksın.

Sabahattin Ali
İçimizdeki Şeytan

Sen bana bak, oğlum, yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin.

Yaşar Kemal

Doksandokuz sene yaşadım, boş oğlum boş!

Şükrü Koyutürk

Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflâsı nedir, bilir misin? dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı insan yapan manevî kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?… Cahilsin okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Bizde insanoğlu şirazesiz kalmış…..

İnsanı yenibaştan, yeni esaslarla kurmamız lazım; yeni kıymetlerle yaşayan bir insan. Halbuki bu imkansız.

Ahmet Hamdi Tanpınar
Mahur Beste

Başkalarının ne dediği elbette en sonunda önemli değildir. Önemli olan hissettiklerimizin hakikiliği, sahiciliğidir. Bunlara itirazım hiç yok, oğlum. Bir kadını sevmişsin. O da güzel. Ama o seni sevdi mi?

Orhan Pamuk
Masumiyet Müzesi

Ee, oğlum, paranın hüküm sürdüğü yerde, güzel söze ve güzelliğe yer kalmaz.

Cengiz Aytmatov
Beyaz Gemi

Demek seni gözünün içine baka baka aldattı ha, dedi bana dönerek yeniden; bir şey söyleyeyim mi, sana da zaten aldatılmak yakışırdı oğlum.

İçimden kalkıp babama sarılmak geçti aslında ama yapamadım bunu, baktım sadece. O da bana baktı gözlerini hiç kırpmadan. O an birbirimize bakışlarımızla sarıldık sanki.

Hasan Ali Toptaş
Kuşlar Yasına Gider

Bir gün kral, oğluna şöyle bir konuşma yaptı:
Sevgili oğlum! Benim dünyada senden başka oğlum yoktur. Biricik oğlum sensin. Şunu bilmelisin ki, kadınlar insanı avlar, kötülük çukuruna düşürürler. Onlarla düşüp kalkanlar esenlik bulamazlar. Bunlardan birine gönlünü kaptırırsan, aklın çalışmaz, gözlerin görmez olur. Böyle bir harekette bulunmak, bence, akılsızlıktan başka bir şey değildir.

İbn-i Sina
Hay bin Yakzan

Oğlum, her şeyi yap, yalnız yalan söyleme! Çünkü dünyada en çok doğuran şey yalandır. İnsan bir küçücük yalan söyledi mi, o yalanını gizlemek için biraz daha büyük yalan söylemek zorunda kalır. Sonra o yalanı ortaya çıkmasın diye daha büyük yalan söyler. Her yalan, daha çok, daha büyük yalan doğurur. Onun için yalan söyleme!

Aziz Nesin
Şimdiki Çocuklar Harika

Kalıplaşmamış bir ögüttür öfke. Öfkelenmeyi bil oğlum, haksızlıkla yüz yüze geldiğin anda öfkelenmesini bil!

Leyla Erbil
Eski Sevgili

Bak oğlum, sorumluluklarını hatırla, işine bak: Çocuklarınla birlikte tarlanı, evini idare et; biri seni gücendirirse Tanrı’nın emrine uy ve affet onu; hem hayatın dertsiz kaygısız, hem de vicdanın hep rahat olur.

Lev Nikolayeviç Tolstoy
İnsan Neyle Yaşar?

Olsun, onu öldüreceğim.

Ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?

Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile.

Öldürmek derken öyle

Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek.

José Mauro de Vasconcelos
Şeker Portakalı

“Oğlum, bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım.”

“Bazı erkekler kadınlara hep kötü davranır, sonra da zeytinyağı gibi üste çıkarlar. Sakın onlar gibi olma. Bu sözler de kulağına küpe olsun.”

Orhan Pamuk
Masumiyet Müzesi

Çocuklarının arasında en çok bana güveniyordun. Halbuki en büyük tekmeyi benden yedin, zavallı babacığım. İhtiyar günlerinde sana yardım etmeyi ne kadar isterdim. Yazık ki olmadı. Bir kere nasılsa ayağım kaydı; bir daha kendimi toparlayamadım. (…) İnanır mısın baba? Hiçbir şeyin farkında değil gibi göründüğüm halde her pisliği görüyordum. Kendi kendime ne lanetler ediyordum, bilemezsin…

Reşat Nuri Güntekin
Yaprak Dökümü

Oğlum Mehmede
Büyük Şehirleri Takdim Ederim

Sana büyük şehirlerden bahsedeceğim;
En büyük camiler orda kurulur
En küçük mezarlar orda kazılır
En kara yazılar orda dizilir
Yüksek minarelerde selâ verilir
Civar hanelerde zina edilir.
Büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum.
Halbuki küçük köylerin
Mezarlığı bile yoktur.

Büyük şehirlere bağlanma Mehmedim
Öyle bir şehre yerleş ki
Küçük fakat bizim olsun
Sokaklarında tanımadığın yüz
Ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın
Her ağacına elin
Her karış toprağına terin değsin
Ve kuytu evlerden birinde
Senden habersiz ölenler olmasın.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Ey oğul!

Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun. Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah’tan gizli ve kapalı değildir.

Ey oğul!

Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan, çok gülmekten, şaka ve alaya almaktan, din kardeşinle tartışmaktan sakın. Böyle yapmak saygıdeğerliği götürür, kin ve düşmanlık kapılan açar.

Ey oğul!

Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir. Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla bahsedilir.

Ey oğul!

Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster. Başkasına eza ve cefa etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için de yapma. Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.

Ey oğul!

Bütün işlerinde ortayolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslümana selâm ver.

Ey oğul!

Fayda sağlayacak fırsatları kaçırma. Muhtaç olduğun şeylere iyice sahip çık. Görülmesini acele ettiğin işlerinde dikkatini başka taraflara dağıtma. İçinde bulunduğun toplumun âdet ve geleneklerine saygılı ol. Âhiret’te seni rüsva edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın. Bir şeyin neticesini iyice düşünüp hesaba katmadan yapmakta acele etme.

Ey oğul!

Soysuz adamlarla tartışma. Sonra onun kötü arzularını kendine çekmiş olursun. Namus ve şerefini koruyan insanlara herkes izzet ve ikramda bulunur. Böyle kimseler halk tarafından itibar görür. Hakkı bilmek, doğruluktan gelen bir fazilettir. Kendini zavallı ve fakir göstermeye çalışan kimse hakarete uğrar.

Ey oğul!

Bir meseleyi yazarken gereksiz kelime kullanma. Az kelimeyle çok şey anlatmaya çalış.

Din süslerin en güzelidir. Kuru gürültü, boş yere vakit harcamaktır. Sarhoşluk insanlıktan uzaklaşıp şeytanlaşmaktır. Yapılan bir akdi bozan kimse sırtına bir kin yüklenmiş olur. Yumuşak söz büyüklerin ahlâkındandır.

Ey oğul!

İki çeşit dost ve kardeş vardır. Birisi, başına bir bela geldiği zaman seni korur; diğeri de mutluluk ve ikbal günlerinde senin dostundur.

Ey oğul!

Heveslerine ve nefsine uyan aşağılık çukuruna yuvarlanır. Zarif görünümlü insanlar fazla ilgini çekmesin, dış görünüşe pek aldanma. Çünkü insan, kalbiyle, düşüncesiyle ve diliyle adamdır, kıyafetiyle değil.

Ey oğul!

Düşman ülkesinde de olsan fitne ve fesat çıkarmaktan sakın. Kendinden aşağı kimselere karşı çoluk çocuğunu, şeref ve itibarını yaygı yapma. Malını kendinden fazla kıymetli ve üstün tutma.

Ey oğul!

Fazla konuşma. Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük olursun. Seninle beraber oturana karşı alicenap davran. Yanına oturmak isteyene güzel, nazik, hareket et. Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma. Fazla lügat parçalayıp yaldızlı söz söyleme. Çünkü bu sözlerin dış görünüşü belki güzel sayılabilir, fakat gerçekte güzel değildir.

Ey oğul!

1- Saçını sakalını tarayıp öyle sokağa çık.
2- Beyaz kılları koparmaya kalkma.
3- Lüzumundan fazla güzel kokulu şeyler sürünme.
4- Bir ihtiyacını dile getirirken üzerinde ısrarla durma.
5- Birtakım arzularının yerine gelmesi için küçülme.
6- Servetinin tam listesini, mevcut paranın tam rakamım çoluk çocuğuna verme. Çünkü bunlar onu az görecek olurlarsa kendilerini zayıf sanırlar. Çok görecek olurlarsa yaşayışlarında değişiklik yapmak isterler. Onları hırpalamadan belli ölçüde idare etmeye çalış.

Ey oğul!

1- Birisiyle tartışırken vakar ve efendiliğini elden bırakma.
2- Bilgisizliğini ortaya koyma. Bu konuda aceleci olma.
3- Delillerini getirirken çok iyi düşün.
4- Tartıştığın kimseyle aranda hakem olarak yumuşak huyunu gör.
5- Elinle ve parmağınla fazla işarette bulunma.
6- Fazla heyecanlanıp yüzün turp gibi olmasın.
7- Şakakların terlemesin.
8- Karşındaki adam sana ölçüsüz davranır, küstahlıkta bulunursa sen de nezih ve ağırbaşlı davran.
9- Seni kızdıracak olursa, yine ölçülü konuşmaya çalış, kendi şerefini düşün.

Ey oğul!

1- Devrin hükümdarı sana yakınlık gösterirse, onunla mızrak ucunda bulunduğunu hesapla.
2- Hiçbir zaman onu bu yakınlığından cesaret alıp haddini aşma ve kendini güven içinde hissetme.
3- Son derece efendi ve yumuşak davran.
4- İlâhî hükümlerden biri zedelenmedikçe hükümdarın hoşuna gidecek şekilde konuş.
5- Onun sana lütufları seni ölçüsüzlüğe sürüklemesin.
6- Sakın hükümdarla yakını arasına girme. Ancak iyilik ve hayırlı işlerde gir. Çünkü hükümdarla yakınları arasına giren kişinin düşüşü çok ani ve sür’atli olur.

Ey oğul!

Büyüklerle bir sofraya oturduğun zaman fazla su isteme. Etin kemiği ile fazla meşgul olma. Hiçbir yemeği ayıplama ve sofradaki hiçbir yiyeceği küçümseme. Sonra sofra sahibini üzmüş olursun.

Ey oğul!

Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi gözü aç; mal kıymeti bilmeyen, ilerisini görmeyen bir sefih gibi savurgan olma. Sana ait hakları belirle. Dostuna saygılı, düşmanına insaflı ol.

Ey oğul!

Cenab-ı Hakkın ihsan buyurduğu nimetten fakirleri ve muhtaçları hissedar etmek şükürdür. Eğer kapına bir fakir gelirse, onun kalbini hoş et, öyle gönder.

Ey oğul!

Sadaka verirken gizli vermek, kendine bir musibet geldiğinde bağırıp çağırmayarak, yaygara yapmayarak gizlemek gerekir. Bir günah işlediğinde ceza gelmeden hemen tevbe et. Sadaka vermek sıddıklar nişanıdır. Onlar sıddıklar zümresindendir.

Ey oğul!

Tamahkâr olma. Kalbin katı ve kara olur. Çok mal arttırmak için hasislik etme.

Ey oğul!

Âlimlerin ve sâlih insanların sohbet ve meclisinde bulunmayı elden bırakma.

Ey oğul!

Dargın ve küsülü olanları barıştır ki, sen de yarın Kıyamet gününde mesrur ve şad olasın. Hz. Musa (a.s.) münacatında, “Yâ Rabbi! Küsülü iki kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?” diye sordu.

Hak Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ben de yarın Kıyamet gününde ona selâmet verip korktuğundan emin ederim.”

Ey oğul!

Anne-baban yaşlanınca elinden geldiği kadar onlara yardım et. Çünkü ebeveynin, sen küçükken türlü türlü zahmetini çektiler. Devamlı onların hayır duasını al. Beddua ederlerse dünyan da, Âhiret’in de yıkılır. Anne-babanın rızası Allah’ın rızasıdır. Onların öfkelenmesi Allah’ın gazabıdır.

Peygamber Efendimiz, “Cennet onların ayağı altındadır” buyurmuştur.

Bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Anne-babasına iyilik edenin, onların gönlünü alanın ömrü bereketli ve uzun olur. Yarın kıyamette azap görmez.”

Ey oğul!

Mü’min kardeşinin bir ayıp ve kusurunu görürsen onu gizle, ifşa edip yayma. Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim bir mü’min kardeşinin kusurunu görür de, halkın yânında onu rüsvay etmezse, Allah Teâla Kıyamet gününde onun ayıplarını örter, mahşerde halkın huzurunda rüsvay etmez.”

Ey oğul!

Hayırlı amellerinde sebat et ve işlemede devamlı ol. Bir gün yapıp bir gün terk etme.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah katında en sevgili amel, daimi yapılan ameldir. Daimî yapılan amel kişiyi maksuduna ulaştırır.”

Ey oğul!

Anne-babana karşı gelme. Gönüllerini kırma. Kalplerini incitme. Bir kimseden anne-babası razı olmazsa o kimse için Cehennemden iki kapı açılır. Bir kimsenin anne-babası zâlim olsa bile onlara karşı âsi olmamalıdır.

Ey oğul!

Anne-baban sana darılırsa, sen onlara karşı gelme. Bir köle efendisine nasıl hürmet ve itaat ederse, sen de ana-baban bir iş buyururlarsa o işi çabucak yap ki, sana beddua etmesinler. Eğer sana darılırlarsa onlara karşı kafa tutma. Ellerini öpüp hiddetlerini teskin et

Ey oğul!

Fakirlere karşı mütevazi ol. Zenginlere karşı zillet gösterme. İzzet-i nefsini koru.

Ey oğul!

Âhirette selâmet istersen kimseyi incitme.

Ey oğul!

Eğer kardeşin senden küçük ise, ona edep ve terbiyeyi öğret. Okut ve tahsil yapmasını temin et. Tatlı sözlerle öğüt ver, fena hallere düşmesine mâni ol. Şayet kardeşin senden büyükse, ona saygı ve hürmet göster, sözünü dinle, anlattıklarına kulak ver.

Ey oğul!

Evine misafir gelirse kapıda karşıla, selâmını al. İzzet ve ikram ile “Hoş geldiniz, safa geldiniz” diyerek önlerine düş. Odada üst başa oturt. Sen de aşağıya otur. Yemek vaktinden önce gelmişse yemek çıkar. Yemek vaktinden sonra gelmişlerse tatlı birşey ikram et.

Gece kalmak için akşam üstü gelen misafire de bu şekilde ikram et, yemek yedirdikten sonra gece fazla oturma. Belki misafir yorgundur. Münasip bir yere yatağını yap, yanına su koy, tuvaleti de göster. “Allah rahatlık versin” diyerek kendi odana çekil. Sabah olunca kahvaltı çıkar. Eğer kalıcı misafir ise, kalıncaya kadar gönlünü hoş tut. Gideceği vakit yemek yedirmeden bırakma. Belli bir yere kadar yolcu et, “Allah selamet versin” diye dua et.

Ey oğul!

Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparsan onun ayağınca yürü, hızlı yürüme. Öteye beriye sapma. Yol arkadaşını bırakıp da bir tarafa savuşma. Bir işle meşgul olup da bekletme.

Arkadaşlık hakkını ve onun alışkanlıklarını gözet ki, senden hoşnut olsun. Ondan ayrılacağın vakit helâlleşip veda et ve elini sık.

İmam-ı Gazalî
Ey Oğul

İşimi ve okulumu sormuşsunuz. Siz benim hayattaki hedefimin ne olduğunu biliyorsunuz, belki biraz aptalca olacak ama ben burada bir başına olmaktan mutluluk duyuyorum. Şiiri seviyorum ve büyük bir şair olmak istiyorum. Hiçbir zaman bundan başka bir işim olmadı yani kendimi bildiğimden beri şiiri sevdiğimi hissettim. Ben bilinç ve anlayış kapasitemi geliştirmek için her işi yapıyorum. Asla diploma almak ya da yüksek öğrenim görmek için okumuyorum, belki de amacım bilgilerimi geliştirip ilgi duyduğum konunun yani şiirin peşine düşüp başarılı olabilmektir.

Furuğ’un babasına yazdığı mektuptan

Çayı geçtim ada kaldı
gezmediğim il ora kaldı
çok büyüttüm gülmedim
son ümit sende kaldı

Şükrü Koyutürk
(Askerdeki oğluna mektuptan)

Dağlar başı kışladı
kar yağmaya başladı
mektup geldi ahmetden
ağlamağa başladım

Şükrü Koyutürk
(Askerdeki oğluna mektuptan)

Daha birkaç dakika evvel eşikte durup yiğitçe mendil sallayan Vasiliy İvanoviç bir sandalyeye çöktü ve başını göğsüne eğdi. “Bizi bırakıp gitti, gitti,” diye kekelemeye başladı, “bizi bırakıp gitti; bizim yanımızda sıkıldı. Şimdi bir parmak kadar yalnızım, yalnız!” diye birkaç kez tekrarladı ve her defasında da işaretparmağını ayırarak elini ileri uzatıyordu. O zaman Arina Vlasyevna ona yaklaştı ve ağarmış başını, onun ağarmış başına dayayıp “Ne yapalım Vasya! Evlat, kesilmiş bir dilimdir. O kartal gibidir: Uçup geldi, gitmek istedi, uçup gitti; seninle ben ise bir ağaç kovuğundaki mantarlar gibiyiz, yan yana oturuyoruz ve yerimizden kımıldayamıyoruz. Senin için sadece ben hiç değişmeden kalacağım, sen de benim için öyle kalacaksın,” dedi.
Vasiliy İvanoviç ellerini yüzünden çekti ve karısına, hayat arkadaşına öyle sıkı sarıldı ki, gençliğinde bile ona böyle sarılmazdı: Derdini bir o avuturdu onun
.

“İhtiyar,” diye konuşmaya başladı Bazarov kısık ve ağır bir sesle, “benim işim kötü. Mikrop kapmışım ve sen birkaç gün sonra beni gömeceksin.”
Vasiliy İvanoviç sendeledi, sanki biri bacaklarına bir darbe indirmişti.
“Yevgeniy!” diye mırıldandı. “Ne diyorsun sen!.. Tanrı seni korusun! Sen üşüttün…”

Geçmiş olsun! Ama mesele bu değil. Bu kadar çabuk öleceğimi beklemiyordum; bu, doğrusunu söylemek gerekirse çok kötü bir rastlantı. Annemle ikiniz dini bütünlüğünüzden faydalanmalısınız; işte size bunu sınamak için bir fırsat.”

“Siz, benim durumumdaki insanların öbür dünyayı boylamadıklarını gördünüz mü?” diye sordu Bazarov ve aniden divanın yanında duran ağır masanın ayağını yakalayıp sarstı ve yerinden oynattı. “Kuvvetse kuvvet,” dedi, “kuvvetim hâlâ yerinde ama öleceğim!.. Yaşlı biri hiç değilse hayata olan alışkanlığını kaybetmiştir, ya ben… Hadi gel de ölümü inkâr etmeye çalış. O seni inkâr eder ve tamam! Kim ağlıyor orada?” diye ekledi biraz bekleyerek. “Annem mi? Zavallıcık! O harika pancar çorbasını şimdi kime yedirecek? Ah sen, Vasiliy İvanoviç, sen de ağlıyorsun galiba? Ne yapalım, eğer Hıristiyanlık yardım etmiyorsa filozof ol, stoacı ol! Zaten filozof olmakla övünmez miydin?”

Beni unutacaksınız,” diye Bazarov tekrar konuşmaya başladı, “ölüler dirilerin arkadaşı olamaz. Babam size, işte bakın Rusya nasıl birini kaybediyor falan diyecek… Saçma sapan şeyler; ihtiyarın inancını sarsmayın. Çocuklar gibi neyle avunursa avunsun… bilirsiniz ya. Anneme de şefkatli davranın…”

Turgenyev
Babalar ve Oğullar

Babanın iç geçirişi

Ah, gözümün nuru gittin ve geldin
Sen gittin denizler çekildi
Geldin ve ırmakların suyu çoğaldı
Dedim ki bir baba bu kadar seviyorsa oğlunu
Kimbilir Allah
Ne kadar çok seviyordur kulunu
.

Kemal Sayar

Madem peder; kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister. Ona mukabil veled dahi, pedere karşı hak dava edemez. Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira münakaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dava etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

Baba ne kadar haksız da olsa, oğul, onun rızasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul da ne kadar serkeş de olsa, baba, şefkat-ı fıtriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli.

Said Nursî
Emirdağ Lahikası-I, (52. Mektup)

Aramızda hiçbir zaman, alışılmış baba-oğul ilişkisi olmadı. Ne ben, bütün meraklı çocuklar gibi durmadan her şeyi sana sordum; ne de sen oturup bazı şeyleri bana açıklamak gereğini duydun. Bu yüzden, bir çok olayın nedenini zamanında öğrenemediğim için, dünyanın birçok yönünü hiç bilemedim. Bazı olayların nedenini de çok sonraları öğrenebildim. Mesela yemekten kalkınca herkesten önce ellerini yıkamak isterdin; banyoda, “Ben sigara içeceğim,” diyerek beni iterdin. Ben de senin gibi sigara içmeye başlayıncaya kadar, bu davranışın bana hep esrarlı göründü. Sonra karşılıklı sigara içmeye başladık. Sonra günün birinde karşısında, ‘bacak bacak üstüne atıp sigara içen’ oğlunu azarladın. Davranışlarında genellikle hep böyle geç kalırdın. Karımdan ayrılıp sana sığındığım zaman da, “Geceleri eve geç geliyorsun,” gibi, yıllarca önce söylenmiş olması gereken sözlerle beni tedirgin ederdin. Oysa babacığım ben evlenmiştim, ayrılmıştım, çocuğum bile vardı; yani bir bakıma senin durumundaydım. Sen de yıllarca önce bazı işlerini bahane ederek büyük şehire gidip bizi günlerce yalnız bırakmaz mıydın? Ben de işte öyle olmuştum babacığım: ‘İstediğim gibi yaşamak’ diyebileceğimiz bir işim çıktığı için evden, kendi evimden ayrılmıştım.

Oğuz Atay
Babama Mektup

Benim son hastalığım sırasında sessizce bana, Ottla’nın odasına geldiğinde, eşikte durup yatakta beni görmek için boynunu uzattığında ve beni rahatsız etmemek için yalnızca elinle selamladığında. Böyle zamanlarda uzanır ve mutluluktan ağlardım ve şimdi bunları yazarken yine ağlıyorum.
Senin çok seyrek görülen, özellikle güzel, sessiz, hoşnut, olumlayıcı bir gülümseme tarzın da vardır ki, yöneldiği kişiyi çok mutlu edebilir. Çocukluğumda bu gülümsemelerden payımı aldığımı çok açık bir biçimde hatırlayamıyorum, ama almış olmalıyım, çünkü sana henüz masum göründüğüm ve senin büyük umudun olduğum bir zamanda bunu benden niye esirgemiş olasın ki? Ayrıca bu tür dostça izlenimler de, uzun vadede suçluluk bilincimi derinleştirmek ve dünyayı benim açımdan daha da anlaşılmaz kılmak dışında bir sonuç vermedi.


Yazdıklarım senin hakkındaydı. Orada tek yaptığım; senin omzuna yaslanıp içimi dökemediklerimi, yazıya dökmekti. Bilinçli olarak uzatılmış bir -vedaydı.

Kafka
Babaya Mektup

Ne zaman döneceksin, ne zaman? Çakalların uluyuşuna kulaklarını tıkayıp ne zaman bilgi mabedinin mihrabı önünde vazifenin sesine, hakikatin sesine açacaksın kulaklarını! Seni feda edemem ki. Neden kafanda ben yokum? Neden kalbinde ben yokum? Demek hayat gerçekten bombok. Belki yarın suçlu bulacaksın beni. Neden kolumdan tutmadı, neden mâni olmadı diyeceksin. Ben ezeli bir mağlubum yavrum. Seni sevgimle tutamadıktan sonra. Hakkımdır diyorsun. Senin yaşında hak olmaz. Sen haklarını adım adım fethetmek zorundasın. Ama anlatamıyorum. Neleri kaybettiğinin farkında değilsin. Sultanlıktan kapıcılığa koşuyorsun. Başkaları da koşuyor. Ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim. Sana kırgın değilim, yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Bu kitapların da, fedakarlıkların da kimseye faydası yok. Sen de koş, sen de düş, sen de yaralan. Kalbimin duracağı bahtiyar güne kadar seninle beraber yaralanmaktan başka ne yapabilirim?

Mazim günahlarla dolu, hatalarla dolu. Ama yoluma ışık tutan olmadı. Olsa ne değişecekti bilmem. Ne var ki çocuklarıma karşı bilerek hiçbir kusur işlemedim. Hatâlarım cehaletimden…. Gemisini kurtaran kaptandır. Hangi gemi, hangi kaptan? İnsanlar cam parçalarını gerçek hazineye tercih ediyorlar. Ve sonra Ödip kompleksi. Hayyam, efsane söylediler ve uykuya daldılar diyor. Benim efsanelerimi dinleyecek kimsem yok. Ve uyuyamıyorum da. Keşke ıstıraplarım sevdiklerimin işine yarasa.

Cemil Meriç’ten oğluna mektup 23.2.1963

İhsan:

Anladığım kadarı ile sona doğru gidiyorum. Kendimde ihtiyarlık ve zayıflığı daha çok hissediyorum. Bu durumum beni kafesten çıkmaya zorluyor. Buna girişince de kanatlarım kırılıyor vücudum kan ve yara içinde kalıyor, nefesim kesilerek düşüyorum. Duvarlar daralıp, tavanlar alçalıp pencereler sıkıştırdıkça, kaygan bir çukura düşmüş bir karınca gibi oluyorum. Dertler çok ağırlaşmış, benim harikulade gücüm tahammül edemez olmuş, dert tanelerini toplamak için sabrım kalmamış…

Kendimden çok söz ettim, bir o kadar da inledim. En çok da bu iki işten nefret ediyorum. Bütün bu inlemeler ve söylemeleri belki de, senin nimetleri daha iyi tanıyarak şükrünü ifa edebilmen ve sorumluluğunu daha iyi anlaman için yaptım. Belki de bunu söylemek istedim ki; dertler ve sözlerin çok çoktu, zaman bunları gidermeme müsaade etmiyor. En azından her canlının hakkı olan bir baba ile oğlun dertleşmesi için dertleşme imkânını bile elimizden aldı. Beraber olduğumuz o kısa günlerde bile ben kendimde değildim. Öyle bir günler idi ki ben sadece yaşamak için çabalıyordum. O da ancak kendimi unutmakla oluyordu. Yani kendim olmamalıydım. Yoksa kendimi tanımam imkânsız olurdu ve ben ölürdüm.

Ali Şeriati
(Amerika’da tahsil yapan oğlu İhsan’a yazdığı son mektuptan)

Oğlum, sen dünyada ne kadar antikalık yapmak isteresen hayat önüne o kadar gündelik hadiseler çıkarıyor. Korkuyorum ki bu, ömrünün sonuna kadar böyle devam edecek ve sen dünyanın parmağını ağzında bırakacak bir iş beceremeden rahmeti rahmana kavuşacaksın.

Sabahattin Ali
İçimizdeki Şeytan

Sen bana bak, oğlum… Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi.

Yaşar Kemal
Teneke

Nereye gidersen git, birileri sana derinin rengini ve dualarını soracak. Onların itkilerini hoşnut etmekten uzak dur! Oğlum, çoğunluk önünde boyun eğmekten kaçın! İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsunlar, seni olduğun gibi kabul etmeliler ya da seni yitirmeyi göze almalılar. İnsanların görüşünü dar bulduğun zaman kendi kendine Tanrı’nın ülkesinin çok geniş olduğunu söyle; O’nun elleri çok geniştir, O’nun yüreği de çok geniştir. Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama.

Amin Maalouf
Afrikalı Leo

Ama bu sadece bir görüntü. Gözbağı sadece onu gözleyenin duyularını kandırır; insanın onu gördüğünü, duyduğunu veya hissettiğini zannetmesini sağlar. Ama nesneyi değiştiremez. Bu taşı bir elmas yapabilmen için onun gerçek ismini değiştirmen gerekir. Ve bunu da yapmak demek oğlum, bu kadar ufak bir parçasını değiştirsen de, dünyayı değiştirmen demektir. Bu olmayacak bir şey değil. Gerçekten olmayacak bir şey değil. Bu Dönüşüm Ustası’nın sanatı; bunu öğrenmeye hazır olduğunda öğreneceksin zaten. Fakat sonucunun ne gibi bir hayır veya şer getireceğini bilmeden, tek bir şeyi bile, ne bir taşı ne bir kum tanesini dönüştürmemelisin.

Ursula K. Le Guin
Yerdeniz Büyücüsü

Buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum. Kendime hâkim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. Sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. Ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O’nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma.

İhsan Oktay Anar
Puslu Kıtalar Atlası

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kim bilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…

Necip Fazıl Kısakürek

“”Ya Rabbî,” dedi, genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.

Ta ki anlasınlar sözümü!

Bana da ailemden birini yardımcı kıl!…”

Tâ-Hâ Suresi ayet 25-30

“13. Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.

  1. Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.
  2. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.
  3. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
  4. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
  5. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.
  6. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.”

Lokmân Suresi ayet 13-19

ALİ ALEYHİ’S-SELÂM’IN OĞLU MUHAMMED BİN EL-HANEFİYYE’YE VASİYETİ 
(Allah Ondan Razı Olsun) 

Rahman ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla 
Ebû Hafs Ömer b. el-Fazl b. Ahmed el-Verâk Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed b. Ebi’s-Selc’den, o Ebû Abdillah Ca’fer b. Muhammed b. Ca’fer el- Hasenî’den, o Ali b. Abdel es-Sûfi’den, o el-Hasan b. Tarîf b. Nâsih b. el-Hüseyin b. Ulvân’dan, o Sa’d b. Tarîf’den o da el-Esbağ b. Nübâte el-Mücâşiî’den nakille dedi ki: Müminlerin Emîri Ali b. Ebî Tâlib Salevâtullahi aleyh Siffin’den Kûfelilerin yanına döndüğünde, oğlu Muhammed b. el-Hanefiyye’ye’ şöyle bir mektup yazdı: 

Zamanın zorlu ve geçici olduğunu bilerek itiraf eden, ömrü geçen, zamana teslim olmuş, dünyayı ayıplayan, ölülerin mekânında yurt tutan ve kısa zamanda onlara kavuşacak olan fânî babadan; bilmediği şeyi isteyen, helâk olanların yoluna düşen, hastalıkları isteyen, kötü günlere rehin olan, üzerine musibetler ok gibi yağan, dünyanın esiri, gururun taciri, şehvetine kapılmış, hüzünlere dost olmuş, ölüme esir olmuş, afetlerin kendisini terk etmediği, başı sıkıntılı, hüzünlerin arkadaşı, afetlerin yakını ve ölülerin halifesi olan evlâda


Dünyanın benden yüz çevirdiğini, zamanın bana galip geldiğini ve beni yendiğini anladım ve ahiretin bana yaklaştığını, kendimden başkasını düşündürmediği, derdinin bütün insanların derdini unutturacak bir halde olduğunu gördüğümde bu hal bana yalanı olmayan bir gerçeği, şakaya gelmeyecek ciddi bir işi açıkladı. Seni kendimden bir parça olarak gördüm; hatta başına bir musibet gelse bana gelmiş olacak; ölüm sana gelmiş olsa, beni alacakmış gibi seni her şeyim saydım da sana bu vasiyeti yazdım.

1. Dünya ve Ahiret Hakkında


Ey oğlum! Yaşasam da ölsem de Allah’tan korkup sakınmanı, onun emrine itaat etmeni, kalbini zikri ile imar etmeni, onun emrine sımsıkı sarılmanı tavsiye ederim. Eğer Allah’ın yolunda gidersen, seninle Allah arasında bundan daha sağlam hangi bağ olabilir ki! Kalbine nasihatlerle hayat ver! Zühd ile öldür! Yakîn ile kuvvetlendirse ve onu ölümü anmakla zelil et! Ona fânîliğini ikrar ettir! Dünyanın feci olaylarıyla basiret sahibi kıl! Onu günlerin geçmesiyle olan kötülüklerden ve zamanın felâketlerinden koru! Ona geçmişin haberlerini anlat ve senden öncekilerin başına gelenleri hatırlat! Onların diyarlarında, bıraktıkları eserler arasında gezip dolaş ve bıraktıklarını gör! Neler yaptıklarına, nerden göçüp ve nereye yerleştiklerine bak! Dostlarından ayrıldıklarını ve gurbete yerleştiklerini göreceksin. Kısa bir süre sonra sen de onlardan birisi gibi olacaksın. Öyle ise mekânını islah et! Ahiretini dünya karşılığında satma! Biłmediğin şeyler hakkında konuşmayı, üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et! Sapacağından korktuğun yola girme! Çünkü dalâlet karanlığında o yoldan kaçınmak, korkulara boğulmaktan daha iyidir. Ma’rûfu emredip, ona uyanlardan ol! Münkeri de dilinle ve elinle engelle! Münkeri isteyenlerden tüm çabanla uzak dur ve sakın! Allah yolunda hakkı ile cihat et! Hiçbir kınayıcının kınaması seni onun yolundan alıkoymasın! Her nerede olursan ol, hak yolundaki güçlüklerin en zorlusuna korkusuzca atıl! Dinde anlayış ve kavrayış sahibi ol! Kendini güçlüklere ve kötülüklere karşı sabretmeye ve direnmeye alıştır! Şüphesiz sabır ne güzel ahlâktır.


Her işinde Rabbine sığın! Böylece sağlam bir barınağa ve güçlü bir sığınağa sığınmış olursun. Rabbinden istediklerin konusunda ihlâslı ol! Çünkü vermek de almak da onun elindedir. Hayrı çok iste ve işin hayırlısını seçmekte çok dikkatli ol! Vasiyetimi iyice anla! Sana gösterdiklerimi görmezlikten gelme! Çünkü sözün en hayırlısı fayda verenidir.
Ey oğlum! Senin ve benim yaşlandığımı ve zaafımın arttığını gördüğümden, gönlümdekileri aktarmadan ecelim gelir, bedenimdeki gibi görüşümde de bir zayıflık olur ya da dünya fitnesinin bastırması veya hevâmın anlayışı engellemesi sonucu, söz dinlemeyen biri haline gelmemen ve mizacını düzeltmen için, önceden vasiyetimi yazmaya karar verdim. Gencin kalbi boş bir toprağa benzer, ne ekersen onu kabul eder. Bu nedenle kalbin katılaşmadan ve kafası karışık hale gelmeden, henüz gençlik çağında tecrübelilerin birikimleri ve deneyimlerinden sana yetecek miktarı edinmen için edebi öğretmeye başladım. Bu sayede sen aramadan edinmiş ve tecrübe devasıyla afiyet bulmuş olacaksın. Bunlardan bizim geçirdiğimiz tecrübeler sana açıkça anlatıldı. Ayrıca o günlerde bizim için belirsiz olan hususlar da sana aydınlatıldı. 


Yavrucuğum! Başkaları gibi uzun ömürlü değilsem de onların hayatlarını inceledim, haberlerini tefekkür ettim, bıraktıkları arasında gezindim, nihayet onlardan biri haline geldim. Hatta her tecrübeli insanla birlikte yaşamış gibi oldum. Hallerinin durusunu bulanığından, faydalısını zararlısından ayırdım. Senin için her işin zarifini özetledim ve güzelini hedefledim. Belirsiz olanlarını senden uzak tuttum. Müşfik bir babanın ilgilenmesi gereken hususlarla senin problemlerinin aynı şeyler olduğunu gördüm. Sen henüz gençsin, zamanın çok, iyi niyetli ve saf yürekli iken, böyle bir edep eğitimini, Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabını, onun tevilini, İslâm’ın şeriatını, ahkâmını, helâlini ve haramını bir arada öğretmeyi hedefledim. Senin için bundan fazlasını vermiyorum. İnsanların hevâlarına uyup ihtilâfa düştükleri konulara senin de karışmandan korktum. Benim için, sana hatırlatmak istemediğim halde bu konuda söylenebilecek sözler, seni akıbeti helâke götürecek bir işe bırakmaktan daha iyidir. Allah’tan seni doğru yola iletmesini ve maksadına ulaşmanda sana başarı lütfetmesini diliyorum. Bu gerekçelerle sana bu vasiyetimi yazdım. 


Bununla birlikte bil ki oğlum, kendi boş fikir ve görüşlerinden vazgeçmen, beni en çok sevindirecek şeydir. Şayet bu türlü fikirleri terk etmezsen, şaşkınlığa kapılıp, karanlığa düşeceksin. Dini isteyen kişi ne şaşırır ne de karıştırır. Boş şeylerden uzak durmakta fayda vardır ve en iyisi budur. İşin başında ve sonunda sana söyleyeceğim şeyler bunlardır. 


Benim, senin, öncekilerin ve sonrakilerin İlahı, yerlerde ve göklerde olanın Rabbi olan Allah’a lâyık olduğu ve gerektiği şekli ile hamd ettiğimi sana bildiririm. Ondan nebimiz olan Hz. Muhammed’e Ehl-i Beyt’ine ve nebîlere, kendilerine salât edenlerin duasıyla salât etmesini isterim. Allah’ın bize, duaya muvaffak kıldığı konularda, üzerimizdeki nimetlerini, duamızı kabul etmek suretiyle tamamlamasını niyaz ederim. Zira sâlih ameller ancak onun nimetleri ile tamama erer. Ey oğlum! Sana dünyanın durumunu, ehline zevalini ve ahirete intikale dair haberleri bildirdim. Ahiretten ve ehli için orada hazırlanan şeylerden haberdar ettim, ibret alman için dünya ve ahiret hakkında misal vereceğim. 


Dünyayı tanıyan kimsenin durumu; harap bir evden, geniş ve otlağı bol olan yere yolculuk edene benzer. Onlar, genişlik ve bolluk diyarı yurtlarına ve yerleşecekleri evlerine gelmek için, yolculuğun zahmetine, dostlarından ayrılığa, yemeğin kıtlığı ve uykusuzluktaki yolculuğun meşakkatlerine katlanırlar. Artık onlar için bu sıkıntılardan hiç birisi kalmaz, zorluk ve zarar da görmezler. Onlar için yaklaştıkları evlerinden ve yurtlarından daha sevimli başka bir şey de bulunmaz. Dünyaya aldanan kimsenin durumu ise, nimeti bol, mamur bir evden, harap ve kıtlıktan kupkuru kesilmiş bir yere göçen kimseye benzer. Onlar için önce bulundukları yerden ayrılmak kadar kötü, o çirkin yere gitmek ve oraya sürülmek kadar korkunç bir şey yoktur.

2. Âlim ve Cahiller Hakkında 


Kendini âlimlerden saymaman için sana cehaletin çeşitlerini saydım. Şayet sana bilmediğin bir şey gelirse bu sana zor gelir. Çünkü âlim bilmediklerinin arasında bildiklerinin çok az olduğunu fark eder, bununla kendisini cahil sayar da öğrendikleri ile ilim yolundaki gayreti artar, hâlâ öğrenci olarak kalır, isteği devamlı olur ve onun öğreneceği şeyler bulunur, âlimlere saygılı olur, görüşlerinde sabit fikirli olmaz, gereksiz yere konuşmaz ve yanılgıya düşmekten çekinir. Şayet bilmediği bir şeyle karşılaşırsa bunun cehaletinden kaynaklandığını bilir ve bunu inkâr etmez. Cahil ise, bilmediği konuda kendisini âlim sayar, kendi fikriyle yetinir, âlimlerden uzak durur ve onları karalar, kendisine karşı çıkanı hatalı kabul eder ve bilmediği konularda insanları yanlış yöne sevk eder. Cahil olduğu konulardaki bilgileri reddeder ve yalanlar, cehaletinden dolayı “Ben böyle bir şey bilmiyorum ve böyle bir şey olduğunu kabul etmiyorum, olacağını da sanmıyorum ve benim bilmediğim halde böyle bir şey nasıl olabilir ki!” der. Bu tür şeyler cehaletiyle birlikte kendisine aşırı güveninden, saplantısından ve bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Böyle bir kimse cahillikten yararlandığı, bilmediği konularda inatçı olduğu ve ilim karşısında büyüklük tasladığı halde bilmediği konularda karma karışık düşünceleri ile sana yararlı da olamaz. 


Ey oğlum! Vasiyetimi anla ve nefsini kendin ile başkaları arasında tartı haline getir! Kendin için sevdiğini, başkaları için de sev! Kendin için çirkin gördüğün şeyi başkaları için de kerih gör! Zulme uğramayı sevemediğin gibi, kimseye de zulmetme! Sana iyi davranılmasını istediğin gibi, başkalarına da iyi davran! Başkalarında çirkin gördüğün şeyi, kendinde de çirkin gör! Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkalarına yapma! Bilmediğini söyleme, hattâ bildiğinin tamamını da söyleme! Kendine söylenmesinden hoşlanmadığın şeyleri de söyleme! 
Bil ki! Kendini beğenmek doğru değildir ve gönüllerin afetidir. Maksadına kavuştuğunda, Rabbine karşı daha büyük bir huşû içinde ol!

3. Ahirete Hazırlık Tövbe ve Dua Hakkında


Ey oğlum! Önünde uzun, aşılması zor bir yol ve büyük korkular var. Öyle ise yükü hafif bir omuzla birlikte iyi bir rehberliğe ve azığa ulaşmaya muhtaçsın. O halde gücünün üstünde bir yükü sırtına yükleme! Aksi takdirde bu sırtına yük ve üzerine sorumluluk olur. Yoksullardan ihtiyaç gününde, azığını yüklenecek birisini bulduğunda, bunu ganimet bil ve zengin iken senden borç istemesini değerlendir! Zor durumda kaldığında da verdiğini geri al! 


Bil ki! Önünde ya cennete ya da cehenneme çıkan çetin bir engel var. Oraya varmadan önce kendine gel! Bil ki, dünyanın ve ahiretin tasarrufu elinde olan Yüce Allah, af dileyip dua etmene izin vermiş, kabul etmeyi de üzerine almıştır. Vermesi için istemeni, seni razı etmesi için de dilemeni emretmiştir. O, Rahimdir Kerimdir. Seninle kendisi arasına bir engel koymamıştır. O sana şefaat etmesi için seni bir başkasına muhtaç etmemiştir. Kötü işlerden sonra tövbe etmeyi de yasaklamaz. Cezalandırılacak suçu yüzünden kulunu ayıplamaz. Tövbe ile yöneldiğinde seni ayıplamaz ve yaptığın kötülüğün cezasını hemen vermez. Kötü bir duruma düştüğünde seni ifşa etmez, günah konusunda seninle tartışmaz, rahmetinden ümitsizliğe düşümez, tövbe etmen konusunda seni zorlamaz, aksine tövbeni günahtan vazgeçmek olarak kabul eder. Yapılan kötülüğe bir misli ile, edilen bir iyiliğe de on misli ile karşılık verir. Tövbe ve rıza kapısını açar. Ne zaman istersen seni duyar, fisıltı ile yalvarıldığında da fisıltını işitir. O’na ihtiyacını söyler, gönlündekileri açar, dertlerini şikâyet eder, işlerinde yardım diler, insanlardan ve kendisinden gizlediğin her türlü konuda sıkıntılarını gidermesini istersin. 


İhtiyacını istemeye izin vererek, hazinelerinin anahtarlarını eline verdi. Ne zaman dilersen hazinelerinin kapısını dua ile açarsın. Bunun için dualarında ısrarlı ol ki, sana rahmet kapıları açılsın! İcabetin gecikti diye ümitsizliğe kapılma! Çünkü verilen, istenenle ilişkilidir. Belki de isteyenin ecri artsın, isteyene daha çok verilsin diye icabetin gecikebilir. Bazen de bir şeyi istersin de verilmez. Ondan daha hayırlısı ya hemen ya da daha sonra verilir. İstediğin nice şeyler vardır ki, eğer verilirse dinin ya da dünyan helâk olur. O halde sorumlu olduğun konularda seni ilgilendiren şeyleri iste! Bu durumda kimsenin kimseye vebali kalmaz. Bu tavrın iyi ile de sonuçlansa, kötü ile de sonuçlansa, Allah’tan mükâfatını alırsın. Şüphesiz Allah çokça affeden ve kerem sahibi olandır.

4. Ölüme Hazırlık Hakkında 


Ey oğlum! Dünya için değil ahiret için, bekâ için değil fenâ için, hayat için değil ölüm için yaratıldığını bil! Ne kadar kalacağını bilmediğin bir evde, alınıp götürüleceğin bir durakta, ahirete varacağın bir yoldasın. Sen, korkan kimsenin kurtulamayacağı, sana erişmesi kaçınılmaz olan, sonunda mutlaka tadacağın ölümün avısın. Tövbe etmen gerektiğini düşündüğün halde kötü bir iş yaparken ölümü tatmaktan kork ki, ölüm gelip tövbe ile aranı açmasın! Eğer böyle olmazsan, kendini helâk ettin demektir. 


Ey oğlum! Ölümü anmayı çoğalt, sana gelinceye kadar onu hatırında tut, ona karşı hazırlıklı ol! Gafil bir durumda iken ona yakalanma! Ahireti, orada bulunan nimetleri ve elîm azabı hatırlamayı artır! Çünkü bu seni dünyada zahitleştirir ve onun gözündeki değerini düşürür. Allah bu konuda seni uyardı, sana nasihat etti ve dünyanın kötülüklerini açıp gösterdi. Dünya ehlinin dünyaya üşüşüp onu baki imiş gibi görmesi sakın seni aldatmasın! Onlar ancak havlayan köpekler, av peşinde koşan canavarlar gibidirler. Biri diğerine havlar, üstün olanı zayıf olanını yer, büyüğü küçüğünü kahreder. Onlar, bir kısmı bağlı, bir kısmının da bağları çözülmüş, boş bir vadide, gözeten çobanı ve bakanı olmayan, meraya salınmış develer gibidirler. Orada oynamaya dalmış, arkalarındakini (ahireti) yavaş yavaş unutmuşlar ve karanlık ölüm gelip çökmüştür. Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki, oradan ayrılmaları çok yakındır. 
Bil ki! Bineği gece ile gündüz olan kişi, duruyor olsa da zaman onu alır götürür. Zikri yüce olan Allah dünyanın harap, ahiretin de mamur olmasını ister. 


Ey oğlum! Dünya ile ilgili zahit olmanı istediğim konularda zahit olursan, dünyaya karşı kendini bilmiş olursun. Nasihatimi kabul etmesen bile yine de seni dünya konusunda uyarırım. Kesinlikle iyi bil ki, dünyalık emeline ulaşamaz ve ecelinden kaçamazsın. Şüphesiz senden öncekilerin olduğu yolda olduğunu yakinen bilmeni isterim. Öyleyse isteklerini gözden geçir ve tamahkâr olma! Nice istek vardır ki, insanı kavgaya götürür. Her isteyen kurtulamaz, kazancını güzel (helal) tutan da muhtaç olmaz. 

5. Yöneticilerle ilişkiler ve İstemek Hakkınd


Nefsin seni aşağılık isteklere çağırsa bile, ona böylesi şeylere yönelmemekle ikram et! Çünkü kendini zelil etmekle hiçbir şey kazanamazsın. Allah seni hür olarak yaratmışken, başkalarına kul olma! Şerle gelen hayra, hayır denmez, zorlukla gelen kolaylığa da kolaylık denmez. 


Aç gözlülük ile yola çıkmaktan sakın! Çünkü o seni hızla helâk suyunun başına götürür. Eğer yapabilirsen, Aziz ve Celil olan Allah’la arana bir nimet sahibi sokma. Çünkü sen, ancak payını alacak, nasibine ulaşacaksın. Her ne kadar her şey Allah’tan ise de, Allah Teâlâ’dan gelen az şey, yarattıklarından gelen çok şeyden daha büyük ve daha yücedir. 
Eğer düşünürsen -En güzel misal Allah’a aittir- meliklerden isteyip de elde ettiğin şeylerde seni küçültme, değersiz ve bayağı şeylerden, sana ulaşan şeylerin çoğunda bir utanma olduğunu fark edersin. Sen dinini ve namusunu bir bedel karşılığı satan değilsin. Aldanan kişi Allah’tan gelecek nasibini kaybedendir. Dünyadan sana geleni al! Sana ulaşmayana da minnet etme! Şayet yapamazsan, bunu istemeye devam et ki, kazancın olsun! Seni dinin ve namusundan uzaklaştıracak kişilere yaklaşmaktan sakın ve yöneticilerden uzak dur! Şeytanın aldatmalarından kendini güvende görüp, ne zaman bir sapıklık görsem onu defederim deme! Çünkü senden öncekiler işte böyle helâk oldular. 
Şüphesiz Ehl-i kıble ahirete inanmışlardır. Onlardan bazılarının ahiretini dünyaya sattıklarına kanaat getirirsen, bunun hiçbir kimse için iyi olmayacağını bilmelisin. Böylelerini şeytan hilesi ve tuzağı ile aldatır da, ancak değersiz bir dünya metaı karşılığında, içinde helâk olacağı şeye atar. Onu bir şeyden diğerine sürükleyerek Allah’ın rahmetinden ümit kestirir, İslâm’ın ve ahkâmının zıddına olan şeylerin içine atar. 


Senin nefsin dünyayı ve sultanlara yakın olmayı ister. Söylediklerimin içinde, senin iyiliğine olan ama sana yasaklanan şeyleri de seversin. Bu durumda diline hâkim ol! Çünkü kızgınlık anında yöneticilere yakın olmanın değeri kalmaz. Onların hallerini sorma, geçimsizliklerinden söz etme ve aralarına katılma! Pişman olmaktansa susmakta selâmet vardır. Susmakla yapacağın yanlışın pişmanlığı, konuşmandan kaynaklanan ve vakti geçmiş pişmanlığından daha iyidir. Bu, bir kabın içinde olanı, ağzını bağlamadan korumaya benzer. Elinde olanı korumak, başkasının elinde olanı istemekten daha iyidir. 


Güvenilir olmayan kimseyle konuşma! Yalancı olabilir ve yalan bir zillettir. Dolayısıyla yalandan ve yalancılardan uzak dur. 

6. Güzel Ahlâk Hakkında 


Kanaatle birlikte olan iyi bir tedbir, israfla birlikteki çokluktan daha iyidir. Ümitsiz kalmak, insanlardan istemekten daha iyidir. İffetli bir sanatkâr olmak, günahkâr bir zengin olmaktan daha iyidir. 


Kişi kendi sırrını en iyi kendisi saklar, pek çok çalışanın çalışması kendisine zarar verir. 


Çok konuşan boş konuşur, tefekkür eden basiretli olur. Salih insandan dost edinmek, kişinin en büyük şansıdır. Hayır ehline yakın ol! Böylece sen de onlardan olursun. Şerlilerden uzak dur! Böylece onlardan uzaklaşmış olursun.

 
Sû-i zanna kapılma! Haram ne çirkin şeydir. Zayıflara zulmetmek, zulmün en çirkinidir. İstenmeyen şeylere karşı sabırlı davranmak kalbi korur. Yerinde gösterilmeyen şefkat, şefkat değil şiddet olur. Bazen ilaç hastalığın kaynağıdır. 
Bazen ehil olmayıp da nasihat veren, nasihat isteyeni kandırır. Arzularına kapılıp onlara bel bağlamaktan sakın! Çünkü onlar ahmaklığın sermayesi, dünya ve ahiretin hayal kırıklığıdır. 


Ateşin odunu temizlediği gibi sen de kalbini edeple temizle! Geceleyin odun toplayan ya da yoldaki toz toprak gibi olma! Tecrübelerini artır! Başına gelenlerin en hayırlısı, sana en çok ders verendir. 


Yumuşak huyluluk asalettendir. Sıkıntıya düşmeden firsatları değerlendir! Azimden kararlılık doğar. Gevşeklik mahrumiyetin sebeplerindendir. 


Her isteyen istediğine kavuşamaz. Her giden geri dönemez. Azığı olmamak, fesattandır. Her işin bir sonu vardır. Çoğu yol gösteren aslında yanlış yönlendirir. Ne zayıf bir yardımcıda ne de şüpheli bir arkadaşta hayır vardır. Şüpheli şeyler için geceler boyu bekleme! Sabırlı olan efendi, anlayışlı olan da, bolluk bereket içinde olur. 


Hayır ehline kavuşmak kalbi imar eder, zamanı kolaylaştırır, seni, sana kolay gelen şeylere yönelterek, zamanı da kolaylaştırır. 


Günahta ısrarcılıktan sakın! Şayet bir kötülük işlersen, tövbeyi onun mahvedicisi yap! Sana ihanet edilse bile, sen emanet edilene ihanet etme! 


Dostun senin sırrını ifşâ etse bile sen onun sırrını ifşâ etme! Dostunun güvenini satma/umudunu boşa çıkarma! Bir şeyi hak ettiğinden daha fazlasıyla isteyerek tehlikeye atma! O sana kısmetin olarak gelecektir. 


Ticaretle uğraşan kimse risk alan kimsedir. Faziletli davran ve karşılık vermede güzel olanı tercih et! İnsanlara güzel şeyler söyle! Kendin için güzel gördüğün şeyleri insanlar için de güzel gör, kendin için çirkin gördüğün şeyleri onlar için de çirkin gör! Şüphesiz elde etmek için acele ettiğin şey sana az gelebilir ve makbul gördüğün şeyden pişman da olabilirsin. 


Bil ki! Saygın ve vefalı olmakla birlikte, kınanmak da vardır. Yüz çevirmek kinin belirtisidir. Aşırı hastalıklı olmak cimriliğin alâmetidir. Arkadaşına tatlı dille yardımcı olamayacağını söylemen, başa kakmakla birlikte iyilik yapmaktan daha hayırlıdır.

7. Dostluk Kardeşlik ve Akrabalık Hakkında


Sıla-ı rahim saygıdandır. Sen akrabalarınla bağını kesersen sana kim güvenip de ilişkilerini sürdürebilir?! Mahrum kılmak, ayrılığa yol açar. 


Kardeşin sana sıla-i rahmi kestiğinde, iyilik etmediğinde, yakın iken uzaklaştığında, yumuşak iken sert davrandığında, mazeretsiz yere bir kabahat işleyip de, sanki sen onun kuluymuşsun da, o senin efendinmiş gibi davrandığında, kendini kardeşinin bu davranışlarına katlanmaya zorla! Yaptığın şeyi yerli yerince yap! Lâyık olmayana da bunu yapma! 


Dostunun düşmanını dost edinme! O zaman dostuna düşman görünmüş olursun. Onunla ilişkilerini kesip koparma! Çünkü bu kötü bir ahlâktır. Kardeşine nasihatini tutsa da, tutmasa da nasihat ver! Ona her durumda yardım et! Onunla gittiği yere kadar git! Ağzını toprakla doldursa bile, kardeşinin cezalanmasını sakın isteme! 


Düşmanına karşı faziletle davran! Çünkü zafer için doğru olan budur. Güzel ahlâkla selâmete çıkarsın. Kinini içine atmalısın (yutmalısın), zira ben bundan daha tatlı bir yudum görmedim.


Şüpheli bir şeyden dolayı kardeşinle ilişkini askıya alma! Duygularını açıp ona sitem etmeden ilişkini de kesme! Sana kaba davranana sen iyi davran! O zaman o da sana iyi davranır. 


Akrabalıktan sonra sıla-i rahmi kesmek, kardeşlikten sonra yabancı olmak, dostluktan sonra düşmanlık, sana güvenen kimseye ihanet etmek, sana hakaret eden kimseden af dilemek zorunda kalmak ne kötüdür. Eğer seninle ilişkisini kesecek olursa, bir gün fikir değiştirdiğinde, gönlünde ona dönüp gidebileceğin bir yer ayır! 


Senin hakkında iyi düşünenin zannını boşa çıkarma! Kardeşinin hakkını inkâr etme! Seninle kardeşin arasında olan güvene dayanarak, onu hakkından mahrum etme! Zira kendisine haksızlık ettiğin kişi, senin kardeşin olmaz. Ehlin sana karşı insanların en kötüsü olmasın. Senden uzak duran kişiye rağbet etme! Kardeşin seninle bağlarını kesmesin! Senin iyiliğinden daha fazla kötülüğü, senin cömertliğinden daha fazla cimriliği, senin erdeminden daha fazla kusuru olmasın! Sana zulmedenin zulmünü gözünde büyütme! Çünkü o kendisinin zararına, senin de lehine çalışmaktadır. Seni sevindirenin karşılığı ona kötü davranman değildir.

8. Rızık Hakkında 


Rızık senin aradığın ve seni arayan olmak üzere iki türlüdür. Sen ona gitmesen de o sana gelir. Ey oğlum! Bil ki, zaman akıp gider. Pişmanlığı artanlardan ve mazereti halk arasında dolaşanlardan olma! İhtiyaç halinde iken alçalmak ve zenginken sıkıntı çekmek ne kötüdür. Dünyadan kazandığın, ahirette karşına çıkacak olandır. 


Doğru yolda infak et! Kendinden başkası için biriktirme! Elinden kaçırdığına üzüleceksen, sana ulaşmayan şeyler için hayıflan! Olmayanı olup bitenden çıkar da anla! Çünkü işlerin hepsi birbirine benzer. 


Nimet sahibine karşı nankör olma! Çünkü nimeti inkar, küfrün acısıdır. Özürleri kabul et! Zorlanmadıkça öğüt almayanlardan olma! Çünkü akıllı kişi edepli bir biçimde öğüt alır. Hayvanlar ise, dayakla akıllanır. İster itibarlı ister sıradan birisi olsun, sana değer verene sen de değer ver! Gelen sıkıntıları büyük bir sabır ve sağlam bir imanla gider! 
Tutumluluğu terk eden haddi aşmıştır. Kanaat ne güzel bir huydur. Haset, insanın en şerli arkadaşıdır. Ye’se düşmek aşırılıktır. Akıbetten korkmada beka vardır. Kıskançlık düşmanlığı, dostluk yakınlığı celbeder. Dost sen yokken de dostluk gösterendir. Hevâ körlüğün ortağıdır. Belirsizlik zamanında karar verebilmek Allah’ın yardımındandır. Yakîn, sonucu ne güzel bir sıkıntı gidericidir. Nice yalan vardır ki, kınanmayı hak eder. Doğrulukta kurtuluş vardır. Nice uzak, yakından daha yakındır, nice yakın, uzaktan daha da uzaktır. Garip, hiçbir dostu olmayan ve dostlarının sû-i zannından kurtulamayan kimsedir. 


Kızgınlıkla hareket eden susuz kalır. Hakka karşı gelenin yolu daralır. Haddini bilenin değeri baki kalır. Cömertlik ne güzel bir ahlâktır. Kudretli birisinin haddi aşarak zulmetmesi, daha sonra pişman olmasına yol açar. Hayâ bütün güzel şeylerin sebebidir. Takip edebileceğin en güvenli yol, kuşkulara kapılarak ve tartışmalara dalarak değil, anlayarak ve öğrenerek bunu elde etmeye çalışmandır. Bu konudaki arzun Rabbinden yardım istemek ve seni başarılı kılmasını dilemekle olsun, sana musallat olan ve seni sapıklığa götüren her türlü şüpheye dalmakla değil! Bir de görürsün ki, kalbin arılaşmış, huşûya kavuşmuş, düşüncen istikrara ermiş ve derlenmiş, toparlanmış, bu konudaki gayretin de tek bir gayret haline gelmiştir. Şayet bu konuda fikrin derlenip toparlanmazsa kötülüğü ertele! Dilediğin zaman onu erkene alabilirsin. Sana iyi davranılmasını istiyorsan sen de iyi davran! 


Kardeşine karşı güzel huy sergile! Fazla kınama çünkü bu kini doğurur, mahrumiyeti çeker ve cezalandınlmasını istediğin kişinin sana karşı gazabına sebep olur. Cahilden uzak olmak, akıllıyı ziyaret etmeye denktir. Haramdan sakınmak Allah’ın ikramındandır.

9. Zaman Hakkında


Kim zamanla inatlaşırsa zarar görür. Kim ondan intikam almaya çalışırsa, gazaba uğrar. Azgınlık ehlinden intikam almanın vakti çok yakındır. Aldatana vefâ göstermemek ne kadar da uygundur. 


Müttakkî gibi görünen kimsenin ayağının kayması en kötü olanıdır. Yalancının hastalığı ise en kötü hastalıktır. Azlık zillettir. Fesat çoğu insanı yok eder. İktisatta kolaylık vardır. 


Anne babaya iyilik etmek insanın asaletindendir. Korkaklık insanın pişmanlığına yol açan bir sırdır. Akıllı, tecrübelerden nasihat alan kimsedir. Rehberin aklın olsun, hevâya tâbi olmak körlüğü doğurur. İhtilafta birlik olmaz. İktisat eden helâk olmaz. Zahit olan fakirlik görmez. İnsanın şerefli olması gerekir. 


Ölümünü arayan nice kişiler vardır. Korkulan her şey korkanın başına gelir. Nice şaka olsun diye söylenen şey gerçek olur. 


Kim zamandan emin olursa zaman ona ihanet eder. Kim ona büyüklük taslamaya çalışırsa zaman onu aldatır. Kim de onu yönetmeye çalışırsa o onu yönetir. Kim ona sığınırsa güvende olur. Her ok atanın oku hedefine varmaz. 
Sultan değiştiğinde zaman da değişir. Yakının hayırlısı sana yetendir. Mizah kini doğurur. Çalışanı mazur gör! Belki de hırsta cimri davranmak, dinin başı ve yakînin sıhhatidir. Tam bir ihlâs günahlardan korur. Sözün hayırlısı, fillerin kendisini tasdik ettiğidir. Kurtuluş doğru yoldadır. Dua rahmetin anahtarıdır. 


Yola çıkmadan önce yoldaşı, eve girmeden önce komşuyu ara! Dünyadan kendini sakın! Sana yol gösterene katlan! Senden özür dileyenin özrünü kabul et! İnsanları affet! Kimseden çirkin bir şey nakletme! Sana isyan etse de kardeşine itaat et! Seni gücendirse de sen onu ara sor! Nefsini affetmeye alıştır! Her şeyin en güzelini seç! Çünkü hayırlı olan fıtrattandır. Çirkin ve boş söz söylemekten sakın! Senden başkasından nakletsen bile güldürecek söz söyleme! Acınacak hale düşmeden önce nefsinden uzaklaş!

10. Kadınlar Hakkında


Kadınlara danışmaktan sakın! Onların reyleri zayıf, azimleri gevşektir. Onların bakışlarından örtünle sakın! Çünkü hicabın çokluğu hem onlar için hem de senin için şüphe bakımından daha hayırlıdır. Kadınların, güvenmediğin kişilerin yanına çıkmaları, güvenmediğin kişilerin kadınların arasına karışmasından daha iyidir. Senden başkasını tanımamalarını sağlayabiliyorsan, bunu yap! 


Kadına yapabileceğinden daha fazla iş yükleme! Çünkü bu narin olmasını, zihninin rahatlığını ve güzelliğinin devamını sağlar. Zira kadın bir çiçektir, hizmetçi/güçlü değildir. Kadını kendi yüceliğinden başka bir yerde görme! Kendisinden başkasına da şefaatçi yapma! Şefaat ettiği kimsenin lehine, senin aleyhine meyledebilir. 


Kadınlarınla uzun süre başbaşa kalma! Aksi takdirde ya seni usandırırlar ya da sen usanırsın. Kendine belirli bir zaman ayır! Çünkü seni iradene sahipken görmeleri ve bu durumda onlardan uzak kalman, onlara kapılmış bir vaziyette görmelerinden daha hayırlıdır. Kıskanılacak yerden başka yerde kıskançlığa kalkışma! Çünkü bu, onlarda şüpheyi doğurabilir ve doğruyu eğri gösterebilir. Onların işlerini sağlam yap! Eğer büyük ya da küçük bir günah görürsen uyarmakta aceleci davran! Günaha karşı müsamahakâr davranma! Çünkü bu yenilerine kapı açar. 


Emrinde olan kölelere karşı iyi davran ve kızgınlığını azalt! Günahın olmadığı yerde onları çok azarlama! Eğer birisi bunu hak ederse affederek güzellik göster! Çünkü aklı olan kimseye adaletle davranmak, dövmekten daha etkilidir. Aklı olmayan kimseyi yanında tutma! Kısasta aceleci davranma! Herkese yapabileceği işi ver! Böyle yapman tembellik göstermemeleri bakımından daha iyidir. 


Akrabalarına iyilik et! Çünkü onlar kendisiyle uçtuğun kanatlarındır. Onlar senin kendilerine bağlı olduğun asıllarındır. Onlarla yapacağın işlerin üstesinden gelirsin. Aynı şekilde onlar, zor zamanındaki desteğindirler. Onların çoğuna ikramda bulun! Düşkünlerine yardım et! İşlerinde onlara katıl! Sıkıntılı zamanlarında zorluklarını kolaylaştır! Allah’tan onlar için yardım dile! Çünkü yardımcı olarak o yeter! 


Seni dininde ve dünyanda Allah’a emanet ediyorum. Dünyada ve ahirette sana hayırlı bir son diliyorum.


Hz. Ali (r.a.)

Her nerede olursan ol Yaradanını unutma!

Şükrü Koyutürk
Deden

“…çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır…”

Tegâbün Suresi ayet 15