Aşklar öyküleriyle güzeldi eskiden, şimdi
her aşk bir öykü arıyor kendine;
ah benim uman bulunmayan umarsızlığım!
Kadının biri ısınma umuduyla dolaştırıyor
koynunda ellerini, adam apış arasında
arıyor güneşli günleri. Çile yurdu ömrüm
benim, komşudan soruyor adresini!…
Hüsn ile Nesli, Aragon ile Elsa: Ve gözleri
şehla aşkımız olmasaydı on para etmezdi
bu bendeki iyilik. Kuşlar kaçıverdiğinde
kentlerden -açları doyuramasam bile-
cıvıltılarını toplayıp getiriyorum geriye.
Duvarın önündeki gözleri bağlı adamım,
dilimde sevda türküleri.
Biliyorum, yalnızlığa umar değil söz,
her gün biraz daha alışıyorum kendime;
soluduğunu duyuyorum dünyanın. Kadınlar
ki, yeni sürülmüş toprak kokuyor tenleri.
Eski aşklara çağdaş öyküler yazıyorum
ve habire damarına giriyorum mermerin
sevda ile keski ile murç ile…
Kışı böyle böyle geçirdim ve sıkıntıları
doldurdum ceplerime… ‘Yürü ya kulum’
sözüyle başladığını öğrendik devinim
tarihinin, utanç kılavuzumuzdu! Sarısabır
çiçekleri daha da sarardı yol boyunca
kayıverdi çocukların cebinden bilyeler,
şimdi bütün sevinçler cüce!…
Hüseyin Atabaş
