Deniz bazan susup bazan homurdanıyor;
Üsküdar’da birkaç ışık sönüp yanıyor:
Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi…
Sabahattin Ali
Karaköy’den kalkan vapurlar bilir
Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi
Kız Kulesi’ne
Ali Asker Barut

Bugünse artık
Görmek için denizi
Sağa sola oynatması gerekecek
Betonarme binaların arasında
Üzgün duran boynunuAli Asker Barut
İstanbul’da bir sevdiğim vardı
Keçi yavrusuna benzer,
Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde
Halden anlardı.
Cahit Külebi
Selimiye’nin arkası Karacaahmet
Az gerilesem sırtım selvilere değecek
Tüylerim diken diken
Ne var bunda ürkecek
Halim Şefik Güzelson
Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u
…
Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir
Oktay Rifat

Kayacık’ta mekik atarken Penelope
Düşünüyordu:
İstanbul
Uslu bir çocuğun sesiydi
Ülkü Tamer
Bir şiiri bitirme anı, başka bir şiire başlayamama anı
Amfi salonları, termodinamik ve mukavemet
İstanbul’dan senin üstüne yıkıldı.
Murat Sözer
tedirginliği vaktin üretirken kendini
gecedir tabutumdan hâlâ İstanbul düşer
Sefa Kaplan
Boğazdan esen rüzgar, sislere saklanmış adalar.
Tepeler.. minareler… haçlar…
Elena İvanova
gel al, götür beni
bu istanbul’da büyük aşklar yaşanmaz
Ahmet Uluçay
Yıllarca uzaklarda yaşarken,
Yer kalmadı beynimde hayâle.
İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun.
Son yıllarım artık
Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde.
Yahya Kemal Beyatlı
bir sinagog, bir kilise, bir cami karşısında
Turgut Uyar
Canımın içini özlerim şimdi, üşüyen nefesiyle;
İstanbul dönmesem sana,
dönmesem çirkin ekmek kavgasına,
bir karım vardı, dağ arpası saçlı, onu da aldın.
Dökülür şimdi ıslığım, ayazın ırmağına.
Ah, Trakya, kumru cumalar, üveyik cumartesiler ülkesi,
cesedim dönecek elbet sana, göçmenliğe hatıra…
Adnan Özer
hepsi, hepsi geminin altında.
Şişeler de orada, çuvalın üstünde,
elimle koymuş gibi biliyorum.
Cemal Süreya
Ayrı düştüğümüzü hiç unutur muyum
Metin Eloğlu
Bu anıları ayıplamayın
Askerlik mapusane kimsesizlik
Aşk anısı bunlar borç harç anısı
Metin Eloğlu
Eşsiz Boğaz! Şerefli hayâlin derindedir!
Senden kalan o levhada her şey yerindedir.
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtâbı sürükledik sularda.
Yahya Kemal Beyatlı
Bilir misiniz efendim öğle rakıları
Yani resimlere benzer gündüz gözüyle
Gündüz gözüyle bakılan
Yeni resimlere inanmazsınız
Biraz küf, mazi, mahrem kokan
Biraz Tünel, Sait Faik, Mösyö Rober
Kimler yoktu buralarda
Kimler gelip geçmedi
En iyisini Fikret Adil bilirdi
Kitaplarında kaldı
Siyah-beyaz bir fotoğraf oldu
Mehmed Kemal
Ve tabii bu şehri büyütünce ellerimizde
Ne var ki serseri bir kurşun gibi vakitlerden
Şehrin kaç yüzü varsa hepsini alıp yanımıza.
Nurettin Durman
Öyle gül atıcam ki size gelecek maçta
Âdem abim bilem tutamaz elleri yanar
Can Yücel
Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı…
Nazım Hikmet
Buruşuk bir deriyi andırır titreyen su,
İner merdivenlerden ilk vapurun yolcusu,
Sabahattin Ali
Dikkatim dağılıyordu ikide bir yoksulluktan beyazıt’ta
Beşiktaş’ta almıştım soluğu, yurda gündüz sokmazlardı
Ali Emre
ver sırrını diyeceğim bana ey şehir
kırgın bir tayfanın hasretinde
süzülen vapurların sireniyle gamlanacak türküler
Ozan Taşdemir
Adalar kızlarındır: Burgaz, Sedef, Kınalı…
Boğaz ‘da Beylerbeyi , Küçüksu’ya sevdalı.
Asırlardır hisarlar birbirine vefalı.
Her bahar Emirgân’da ıslandığım İstanbul!
Hüseyin Emin Öztürk
saklıdır bende yerin
Sıtkı Caney
Yedi meçhul üstüne açılmış,
Yedi tepe.
Haliç, dünya öküzünün boynuzu, hiç kımıldamaz,
Kımıldar bir kapalı su.
Geçer, asırlar gövdesine, aydınlık,
Uyumayanların uykusu.
Göresin usul usul gez ki.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Gülcemal geçiyor gözümün önünden
Arkasından bir sürü martılar
Bir ilkyaz sisi
Ve bir sürü gözyaşları…
Bak
Sitanbûl‘un şu Sadâbad- nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına
Nedim
Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri,
Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”
Yahya Kemal Beyatlı
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Yahya Kemal Beyatlı
Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde
Bir kainat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,
Bu günün rüzgarında yıkanan mazi gülü
Dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya
Bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya.
Ahmet Hamdi Tanpınar
hoşçakal vapur.
Halim Yazıcı
Yaşı, sonbaharın yaşında sevdalarla
Bu hicran, kimden armağan sanıyorsun?
Refik Durbaş
Doğduğum köye müşteri taşıyan
Şirket vapurları bu şehirdedir.
Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Bu şehirdedir işim gücüm,
Ekmek param.
Fakat bütün bunlara mukabil
Yine budur başka bir şehirdeki
Bir kadın yüzünden
Bıraktığım şehir.
Orhan Veli Kanık
Yüreğim
Bilmem hangi limanlarda boşaltır yükünü
hangi limanlarda buluşuruz yeniden.
Ersin Salman
Boğaz meyhanelerinden çekilen
Balıkları biliyor
Soluğu daralıyor
Gelip gideni eksik değil hâlâ
Geceleri
Nicedir kaç yaşında gösterdiğini
Soruyor bana
Güven Turan
Ne yapacaksın plaj yerlerini
Şâd etmek için Nedim’in ruhunu
Ağzımızı dayayalım kurumuş çeşmelerine
“Sinemaya gidiyorum” de annene
Cuma namazına gidelim onun yerine
Sezai Karakoç
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
Vapur gürültüsüz ayrılır limandan
Cümle hatıralar beraberimdedir.
Feriköy’de bir tramvay durağı,
Bir kış günü pastacıda, unutulmaz
Fotoğrafları hala iç cebimdedir…
Turgut Uyar
Gözlerimde bir yağmurlu gün başlar;
Vakit ikindidir Eyüp sırtlarında
Bulutlar vardır, pembeden, beyazdan
Mevsim sonbahardır sessiz ve taze.
Nemli otlar, çekirgeler, solgun yüzün.
Bir gülüş, bir mahzun bukle saçlarında
Bir eski çiçeği andırırsın yazdan.
Ve bir şarkı başlar kahvelerin birinde
Bizi ömrümüzden alır götürür,
Bir şarkı, faslı hicazdan.
Turgut Uyar
Bir haftadır yok yere dolaşıp duruyordum
Siyahın biri konup biri kalkıyor
Şişli’den taa Rami’ye kadar
Her sokağın ayrı bir kanat çırpışı var
Yeni Cami önlerindeydim sonra
Vapur düdüklerinden anladım
Bir haftadır seni ararmışım meğer
Can Yücel
Bir efkâr basar içini çoğu zaman
Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir
Hatıralar kayar gider avuçlarından
Ümit Yaşar Oğuzcan
Boğaz’ın bir kıyısında, aydınlık
Pencerelerde -her bulutun yolu-
Bir mevsim, seninle başbaşa kaldık,
Ahmet Muhip Dıranas
İstanbul’da
Geceleri vardır
Eylül’dedir bu
Rüyalara inanır
Kahve falına inanır
Akasya falına inanır
Önce akasya yaprakları
Sararır
Bir rastlantı
Her zaman vardır
Bir mucizeye inanır
Atilla Birkiye
Bin dokuz yüz beşte istanbul’da
Siz de okuyun o şiir güzel
Efendim kim demiş üftageganında muhabbet yok
Edip Cansever
Durdum, hazin hazin, acıdım kendi halime
Aksetti bir dakîka uzaktan hayâlime,
Poyraz serinliğindeki yaprakların sesi.
Yahya Kemal Beyatlı
Yine de kendini bilmez bir rüzgârla giderim yanından
Kusura bakan bir gökle okşadıkça bulutları
Son yağmurunu paylaşırım Istanbul’un.
İlker İşgören
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış
rüzgar martıya yakışmış balıklar suya
kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin
hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında
Arife Kalender
Basit bir kareli defter de yeterdi
akşamı beklerken
beklerken parçalanmış umutları
biraz önce yağmur yağmış o istasyon
hüzün dağıtırken
uzaktan bakanlara bile
kıyı yolundan geçenlere
ve yolculara ki hüznün kendisidir
biraz şairdir akşama doğru
anlayışla bakar istasyon şefi
hafif gülümseyerek
ve aldırmaz bile
Egemen Berköz
Keyifle seyrederim hepinizi.
Orhan Veli
Şimdi nerde olmak isterdim
Kadıköy’de Fikirtepesi’nde
Murat Sineması’nın karşısındaki kahvede
Ya da
Ama
Burası da iyi
Halim Şefik Güzelson
Ben hala sarılıyım beline senin. İstanbul n’ey sesi olmuştu o gün bugün üflüyor… Senin yüzün bende,
senin yüzün bende. Hâlâ, diyor.
Birhan Keskin
Ben birazdan kalkıp Sirkeci’ye gideceğim
Sevgilim trene binip gidecek
Bir zaman hiç güneş doğmayacak sabah olmayacak, bir zaman dünyada değilmişiz gibi korkacağız.
Bunlar hep olacak ruhum
Ondan sonra her gün İstanbul güzel.
İlhan Berk
İstanbul, mâverâya dervîşân nazarıdır
Olcay Yazıcı
Bir vapur varırdı Köprüye bazan.
Kadıköyü’den, Adalar’dan
Elim annemin elinde gittiğimiz
Yem yiyen oyuncak horoz aldığımız
Çelik Gülersoy
Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum
Sezai Karakoç
Ben de
Boğaziçi de bu bahar
Mavi sakalına erguvanlar takmış
Hem delikanlı
hem deliler gibi ihtiyar
Can Yücel
gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
içimde bütün şehir atlı karınca gibi
döner ha döner ışık renk ve pul
Attila İlhan
sevdiğim insanlar şehirler gibidir..
senin gibi..
Hakan Gülhan
ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan yağmur,
iskeleye yanaşan vapur
seni hatırlarım
Behçet Aysan
ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Attila İlhan
Sonbaharlarda
Bulduğum-yitirdiğim;
Çılgınca sevdiğim-sevildiğim,
Gözlerinin derinliklerindeki
Filiziliklerinde eridiğim,
En güzel renkli düşleri
Yakaladığım-paylaştığım
Nasıl unutabilirim ki?
Bir kadın göğsü,
Başlarsa konuşmaya,
En güzel deniz olur;
En sakin demiyorum.
Başın döner dalgasından,
Nereye gittiğini unutup,
İntihar etmek istersin,
Baktıkça bu muhteşem denize.
Cahit Sıtkı Tarancı
Umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Engin Turgut
bu bulutlarla bana bir şeyler olmuş!
gözlerim İstanbul diyemiyor
ellerim yapamıyor…
Şeyda Mohammedi
Şu anda İstanbul’da olmak isterdim.
Mihrabat Korusunun dar yollarında seninle
Yan yana,yana yana yürümek…
Özdemir Asaf
Ne de bakabildik Çamlıca’dan mehtaba
Ne de dinleyebildik en güzel aşk şarkılarını
Sadece kaybolabildim gözlerinde ama
Seni seviyorum diye haykıramadım Marmara’ya…
Özdemir Asaf
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Çünkü ben buradayım Karanlıktayım
Lâkin bu ikinci varlığımda,
Son devrede, ihtiyarlığımda,
Artık çekilince söz ve sazdan,
Yahya Kemal Beyatlı
Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…
Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?
Köprüde arkadaş olunmaz;
Sait Faik Abasıyanık
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.
Yahya Kemal Beyatlı
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır
Nedim
Ne kadar âlemi devr itse sipihr
Bulmaz İstanbula benzer bir şehr
Hüsn ile görmek ile müstesnâ
Anı âğûşuna çekmiş deryâ
Ne kadar var ise aksam-ı hüner
Nebî
Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara
Sunay Akın
Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi’ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı
Sunay Akın
Gözlerin arkadaş ve sevgili, gözlerin gurbet gibi bakıyor
Gözlerin susmanın bulutlarını taşıyor ve masum yazlar
Sen incecik bir yağmur olmalısın ovaların kalbine iyi gelen
Küsmesin gözlerindeki martı, gözlerini al da gel adalara kaçalım
Engin Turgut
Ben, aniden çıkan
inanmıyorum…
Kim bilir nerelerde
kedilerle koşturup
oynamıştır,
süzülen martıları
Korkutup kovalamıştır
gün boyu…
Oktay Ercanlı

biraz
Mısır çarşısı, ipek çarşaflı bir gül
gibi koksun yatağım ölüm olmadan adım
son uykum aşk desenli olsun
biraz nihavent baksın biraz İstanbul
hiçliğin gözlerinde yokşehir
Ayten Mutlu

Resmini çizdiğin gibi duruyor kent
Olanca akışına karşı hayatın
Evler mevsimler ömürler boyunca
Kimseler düşlerinin dışına çıkamadı.
Şükrü Erbaş

Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar’dan ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni Bay Metin gönderdi, de
Metin Eloğlu

senin için şiir yazacaktım istanbul
ismini ağrı koyacaktım.
oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
rakı içebilir miydi samatya’da
bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
oysa bir şiir neydi sanki
ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?
Didem Madak

Bu şehrin yağmurları mısra mısra ezberimde
Sisten bir kılıç kuşanmış şovalye yalnızlıkları
Aralıksız sonbahar, akşamın solgun dolunayında
Gecikmiş bir tren
Tek yolcusuyla giriyor İstanbul’a
Ali Asker Barut

Son günlerde bir acaip halim.
Kaçtır fotoğrafların önünde buluyorum
Kendimi;
Sarayburnu…
Tam da vapur geçerken çekmişim bunu.
Ali Asker Barut

İstanbuldur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbulda dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrının kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbula gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkanttan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendiye servilerden sor olan biteni
Merkezefendide tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Sezai Karakoç

‘Boğaz’ maviliğine mavi,
Dalgalar hürlüğüne hür…
Gemiler hasret götürür.
Gemiler memnun halinden.
Yolculuk böyle, her giden
Bir şarkı yerleştirir,
Solan dudaklarına:
‘Yolculuk var yarına,
Sevenler diyarına.’
Nurettin Özdemir
yani sen de denizsen be Marmara
iki boğazın var diye göl demiyorlarsa sana
canına okurum ben böyle işin
haberin var mı ben altı boğaza birden bakarım
benden sorulur Elif’imin
benden sorulur dört şeytanımın karın tokluğu
senin İstanbul’un okula gider mi, kağıt kalem ister mi
Çanakkale’nin çocuk felci, yatak yorgan yatması var mıdır
adalarından birinin bile ah Marmara kara mıdır bahtı
otur hesapla bak, üç kere daha denizim senden
ama bana deniz diyen yok o başka dava
Sarıyer’in oralara mavi bir nokta koyan yok
atlaslara falan da yazılmaz tüh ki adım
ne dersen de dünya tersine dönüyor Marmara
seni Boğazlar besliyor iki ucundan
ben de altı boğazı ay ortası biten maaşla
kızıp köpürme ama
hiç deniz görmesek yutardık belki Marmara
Akgün Akova
Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle.
Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.
Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara
Güzelliğin balıkları gibi İstanbulun.
Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
Yankımış denizlere öbür kadınlara
Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış..
İlhan Berk
kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
kokuyor.
dışarda kar yağıyor
seni seviyorum.
Behçet Aysan
Sonra bir gün, kalabalık Beyoğlu,
İkimizi yanyana oturtup
Resmimizi çeken fotoğrafçı.
Ziya Osman Saba
sarayburnu aile çaybahçesindeki bir güz öğlesi
sen ben ve adını bile bilmediğimiz bir istanbul
oturmuş konuşuyoruz her şeyden
senin ellerin masanın üstünde
uzun bir koşuya hazırlanıyor
soluk soluğa kalmışım
istanbul uykusuz gözlerini oğuşturuyor
bir martı beyazlığını düşürüyor masamıza
Salih Bolat
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir “Kâtibim”i…
Necip Fazıl Kısakürek
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…
Necip Fazıl Kısakürek
Bahçemdeki dut ağacı
vurdu ince dallarıyla penceremin camına,
bir Beşiktaş tramvayı götürdü sana.
A. Kadir
ismini vermek istemeyen caddelerde
olası bütün kaçış yolları tutulu
yurtlarından çıkarılan adamlar arasında
ve aşk, aniden yola fırlayan bir çocuktu.
Furkan Çalışkan
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm
ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
Abdülhak Hamit Tarhan
İstanbul böyledir.
“Yaşanmaz burada” der, çeker gidersin;
üç gün geçmeden özlersin…
Mustafa Kutlu
Ücrâ ve fakir İstanbul!
Ta fetihten beri mü’min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Yahya Kemal Beyatlı
Seyredenler görür Allah’a yakın dünyâyı.
Yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
Gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
Yahya Kemal Beyatlı
Geç vakit semtime döndüm Koca Mustapaşa’dan
Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’yâ’dan.
Bu mai çehreli İstanbul’un beyaz ve uzun
Ufuklarında bulur penah si’r ü füsun
Faruk Nafız Çamlıbel
Benden öncede sana aşık olanlar vardı
Benden sonrada oldular.
Ne aşklar yaşandı sende,
Ne aşklar son buldu yine sende.
Hiçbir güzel senin kadar sevdiremedi kendini,
Ender Şahin
Sevgisi içimde yaşayıp duran
Nazlı güzellerin şirin İstanbul
Görmez gözlerime görün İstanbul
Aşık Veysel
Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
Yahya Kemal Beyatlı
sevdalısıydım Cahit Sıtkı gibi
Dante görseydi
“Her mihnet kabulüm” derdi
Hüseyin Avni Cinizoğlu
onunla yaşlanıp onunla öleceğim
mavi hülyasıyla İstanbul’un
Hüseyin Avni Cinizoğlu
İşte kurşun kubbeler şehri İstanbul’dasın
Havada kaçan bulutların hışırtısı
Karaköy çarşısından geçen tramvayların camlarına yağmur yağıyor
Yenicami Süleymaniye arkalarını kirli bir göğe vermişler
Hiç kımıldamıyorlar
İlhan Berk
seni uzun sevdiğim için bak ağustos ayındayız
sen sevdiğin için günlerden cumartesi bak, cuma değil
çarşı uzunu çift kapılı canlı sinema caddeler
gidip geleceğim gidip geleceğim ben pazar olacak
herkes herkesi anlamaz İstanbul herkesi anlar
Hüseyin Alemdar
Miniminnacık öyle durur
Penceresinde küçük bir kız
Saadeti yüzünden okunur.
Ali Püsküllüoğlu
Ah istanbul, beni inciten şehir
başımda sevda yellerinin estiği
yüreğimin buz kestiği şehir
Nuri Can
istanbul ve sen / ikinizden kalanlar
tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum
rüya mıdır gerçek mi kendi kendime sorduğum
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
Attilâ İlhan
Bu şehir bıraktığın gibi Hasan.
Câmilerde yine kandiller yanar Ramazanda.
Duraklar boyunca kuyruk,
Sokaklar boyunca şen-dul.
Yine öylesine güzel İstanbul.
Şemsi Belli
Ah! Her şey saklı o ânın içinde;
Yılmaz Arslan
Her dakikasını ayrı hatırlarım
Erenköy’de geçen zamanımın
İstanbul bahar ve Türkân’ım
Oktay Rıfat Horozcu
gülsularıyla yıkardım saçlarını meleklerinin
ne ut, ne tambur, ne de ney
insan karanlıkta koklamalı gülü derdin
Ahmet Ertan Mısırlı
Yosma bir İstanbul akşamı gibiyim.
Dudaklarımda kiraz tadı yaşamanın
Mavinin denize kestiği,
tuza bulandığı yerden gözlerimin
Bir martı geçmiş peşisıra gökyüzünü yırtıp,
Kanatlarında ay rengi düşlemeler..
Ruhan Odabaş
istanbul rüzgâr rüzgâr sevdiğim
kâh bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık
kâh ustura gibi deli bir poyraz
bırak saçlarını rüzgârlarına istanbulun
Ümit Yaşar Oğuzcan
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Nazım Hikmet Ran
Daha sonra Adalar
Ve hep çam ağaçları.
Oranın mehtabı tatlı olurmuş,
Öyle derler,
Galiba böyle görülür İstanbul
Bir kartpostal önünde durup
İştahla bakarsan.
A. Kadir
Beşiktaş’ta Barbaros meydanı
Sağı anıt, solu türbe
Ortası kare şeklinde,
Bilhassa yaz ayları.
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.
Cahit Külebi
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum,
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halım.”
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalı’m,
Boynuna vebalim!”
İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.
Orhan Veli
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Vedat Türkali
Bu haz bu duygu bu coşku
Artarak göğsümde çarpıyor sana
Şarkısın şiirsin namesin dudaklarımda
Gözlerim açık gidecek
Hasretinle öldürme ne olur
İkrime Kara
Ben İstanbul’u şiirlerden tanıyorum
Ben İstanbul’u hiç görmedim
Galata Köprüsü’nden geçmedim yayan
Beyoğlu’na çıkmadım
‘Balıkpazarı’ında ayak üstü iki tek’ atmadım
Kapalıçarşı’ya hiç yolum düşmedi…
Birgün gidersem,
Haydarpaşa’ya iner inmez
Denizi kucaklayıp gözlerinden öpeceğim
Emirgan’da çay içecek
Yenicami’de güvercinlere yem verecek
Sonra gidip çığlık çığlık
Martıları seyredeceğim
Geçen gemilere
Memleketimden selamlar söyleyecek
Bütün insanlarına gülümseyeceğim…
Gülcihan Atalay
Boğaz’ın kıyısında, aydınlık
Pencerelerde -her bulutun yolu-
Bir mevsim, seninle başbaşa kaldık,
Ahmet Muhip Dranas
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Yavuz Bülent Bakiler
Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra da
Ve Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyor
Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.
İlhan Berk
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
…
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!
Ziya Osman Saba
Kızkulesi
Denizin ortasında
Uykusu kaçmış bir gemi
Bütün ışıklarını açıyor
Uzaktan çapkın çapkın
Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya
Kaçın kurası Üsküdar vapuru
Saat başı görücü gönderiyor
Güvertesinden bir kuşu
Onunsa derdi başka bambaşka
Her şairle ayrı
Adı çıktığından beri
Ali Asker Barut
Hiç unutmam yine böyle bir gün
Ada’da Hıristos tepesinde
Deniz tabak gibi önümüzde
Sedef adası Medef adası Maden
Bir hışırtı insanı ürperten
Binlerce on binlerce leylek
İstanbul’a döndüler üstümüzden
Oktay Rifat
Ertesi gün de, daha, daha ertesi gün de…
Yedi yaşında bir çocuktum henüz,
Ve aklım kesmiyordu her şeyi belki,
Tren demeleri yettiydi. Ne hikmet…
Suat Engüllü
“Elveda İstanbul! Aziz ve büyük şehir, çocukluğumun rüyası, gençliğimin emeli, hayatımın unutulmaz hatırası! Elveda, Şark’ın güzel ve ölümsüz kraliçesi! Zaman bahtını, güzelliğini bozmadan değiştirsin ve çocukların seni bir gün benim seni gördüğüm ve terk ettiğim aynı delikanlı heyecanının sarhoşluğu içinde görebilsinler.”
Edmondo de Amicis 1874
istanbul hiç bitmeyen bir susuştur
Abdullah Harmancı
biz gitsek de, İstanbul’da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Nurullah Genç
kelimeler kısalırdı gözlerinde,
sen virgüllerle uzatırdın
nasıl bir mucizeydi seni karşıma çıkaran
hangi akla hizmet gitmiştim istanbul’a
ve nerdeyse eziyordun beni,
taksim’in tam ortasında
fırlatılan kızgın bir bakıştı
özürlerin ağzında tıkandı
17 yaşım çıldırmıştı..
Pelin Onay

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir.
Ne zaman birinin resmini yapsam, öteki kıskanır.
Ama şu Kızkulesi’nin aklı olsa
Galata kulesine varır.
Bir sürü çocukları olur.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
İstanbul deyince aklıma,
Tophane’de küçücük bir sokak gelir.
Her Allah’ın günü kahvelerine
Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir.
Kimi dilenecek dilenmesine, utanır,
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli, paslı bir tebessüm,
Çöpcü olmuştur bugüne bugün.
İstanbul deyince aklıma, Sait Faik gelir.
Burgaz adasında kıyıda,
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkcı gencelir küçülür.
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler,
Bütün İstanbul’ u dolaşırlar elele, başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta.
Sivriada’da da martı yumurtası toplarlar çili çili
Ziba mahallesinde gece yarısı.
Sabaha Galata’dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi.
Ula Hasan derler, gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin,
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
İstanbul deyince aklıma,
Koca Sinan gelir.
On parmağı on ulu çınar gibi.
Her yandan yükselir.
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim.
Ey benim dev memesinde, cüceler emziren acayip memleketim.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Sepetler ve heybeler
merdivenlerden inip
merdivenlerden çıkıp
merdivenlerde duruyorlar.
Nazım Hikmet
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Cemal Süreya
Dün, Köprü’nün korkuluğuna dayadım elimi
Buz gibi
Serinletmiyor içimi
Ne çare üşütüyor
Necati Cumalı
seninle bir istanbul kentinde karşılaşmıştık, istanbul…
ben seni daha terketmemiştim…
terk etmek üzereydim…
Lale Müldür
Sokaklarında bu şehrin, ölüm
Denizi bu şehrin, ölüm
Göğü ölüm. Sevgisi bu şehrin,
bu şehre sevgi, bir insanına
sevgi bu şehrin,
ölüm. Kostantiniyye, İslâmbol
olup bir vakitte, donanıp
ışıklarını artık bu şehir
ölüm. Orası ölüm.
Belalısıyım ben bu şehrin,
ölüyüm
Seyhan Erözçelik
Antik Acılar
Geçim parası için
nice yaşlının
getirdiği eşyalar
üstüne kar koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında
Sunay Akın
Şehit
İstanbul’ da bir şehir
hatları vapuruna
verildi adım
usanmadan dolaşır
her iskelede
seni ararım
Sunay Akın
yarı trak yarı buralı.
azıcık gidersin haliç’te bir çekirdek aileyim
o siyah suya bakakalmış, su yağlı mı yağlı.
Birhan Keskin
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım’da, güpegündüz?
Melahât’ı almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Orhan Veli
Cemal Süreya vapuru
akşamüstleri giyince
ışıklı elbisesini
dansa kaldırır
kız kulesini
Sunay Akın

İstanbul’u Dinliyorum
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Orhan Veli

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Attila İlhan
Rüyasında koklanmış karanfilini
Fatih’in
Alınmış İstanbul’da düşürdüm
İçim başka yere sürüldü
Tarih alındı benden
Günümün acı ışığına kaldım yenide
Murathan Mungan
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Vapur düdükleri ötmededir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…
Turgut Uyar
Gözlerin marmaradan daha derindi sevgilim
Mustafa Aksoy
önümden çekilirsen İstanbul gözükecek
nerede olduğumu bileceğim
Attila İlhan
Beni alıp çıkarsalar feza füzesiyle gözümü bağlayıp,
atsalar sırtımdan itip;
Yine İstanbul’a düşerim.
‘Yer çekimi’ değil;
‘Yar çekimi’ derim.
Küçük İskender
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Cemal Süreya
Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldığı
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde
Sunay Akın
bir adam düştü o gün galata kulesinden. kendini bir anda bıraktı boşluğa;
ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu.
bu adam benim oğlumdu gencecikti Vedat, ışıl ışıldı gözleri, içi,
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
Ümit Yaşar Oğuzcan
Akşamları iskeleler tenhalaşırken
Geçmiş anıları kucakladım…
Necdet Evliyagil
Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Ziya Osman Saba
Karaköy iskelesinde sisler içinde
Gözleri ayrılığın menzilinde iki damla yol
Sesine İstanbul karışmış bir kızın
Geçerek gecikmiş sevgisinden kederle…
Şükrü Erbaş
Beşiktaş iskelesinin merdiveninde
çıtır çıtır susamlı bir Ortaköy sabahı
biraz daha beklesin
meçhule giden geminin güvertesinde
Ayten Mutlu
Sensiz nasıl da boş iskele,
sensiz nasıl da tenhâ şehir!
Bekir Sıtkı Erdoğan
sen şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
İnsanlar kimi işsiz güçsüz gelişigüzel
Kimi kendini bir amaca ayarlamış aceleci
Gidip geliyorlardı
Hamallar habire terliyorlardı
Arabalar yerli yersiz korna çalıyorlardı
Martılar çığlık çığlığa savruluyorlardı
Vapur limana yanaşmıştı
Ben âvârelikten rıhtımdaydım
Sen kimseyi beklemediğin halde oradaydın
Erdem Bayazıt
Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim
Oktay Rifat
Yeni gelen bir vapur çalıyor tiz bir düdük
Yanaşarak köprüye alıyor bir öpücük
Köprü yangınlığıyla bu hoyratça busenin
İnliyor tatlı tatlı… İnliyor derin derin…
Sabahattin Ali
Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…
Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?
Yahya Kemal Beyatlı
Gülde çiy damlası… Buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada,
Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek?
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …
Bahaettin Karakoç
Sirkeciye kar yağarken pencereden
Senin sokaktan geçtiğini düşlemek güzeldi”
Murat Solgun
Hüzünlü bir istasyondu Kadıköy
İyi kötü yaşayıp giderken
Ahmet Ertan Mısırlı
Her şarkının götürdüğü yer başka,
Hepsi başka başka sinmiş içime.
Biri, Büyükdereye götürüyor,
Biri on altı yaşımın Kadıköyüne.
Özdemir Asaf

Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyorduAttila İlhan
Bir vapur geçer Varna önünden,
Uy Karadeniz’in gümüş telleri,
Bir vapur geçer Boğaz’a doğru.
Nazım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri…
Nazım Hikmet Ran

Bir vapur kalkar istanbuldan
Her yanı istanbul olan bir vapur
Döner çark
Döner çıkrık
Canavar düdükleri
Polis düdükleri
Ve vapur
Uzak
Buruk
Kanar yüreğinde yanık bir sevda türküsü
Aydın Hatipoğlu

Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi
Çocuklar Topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Cahit Zarifoğlu

İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
Nurullah Genç

Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?
Ece Ayhan

sen birisini giyinmişsin ve bu sevgilinin kokusudur
omuzlarından toprak ve sardunya kokusu
kendi uçarı renginin kokusu
ey deniz gözlü rengarenk dalgalı şehir
ardındaki pusta küfür dolu duvarlar var ve aşk mektupları
ne oldu sana İstanbul?
Şeyda Mohammedi

annem mi bir kadın
geciken bir kadın gece yatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdar’la istanbul arasında
Kemal Özer

çünkü, ben ilyas
hasköy’lü –
kör ilyas,
şu koca istanbul şehrinde
yenicami önünde
sanki dünyanın bütün
açlarını
doyuruyormuş gibi
gururlanan bir sevinçle
darı satarım
savrulması için güvercinlere.
Behçet Aysan

İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil
Cahit Zarifoğlu

orta yaşlı bir kelebeğiyim istanbul’un
her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde
Sunay Akın

İstanbul’da olsam İstanbul’da olsam
Çocuklu bir dostum var kalkar onun evine giderdim
Daha olmazsa Metin’i bulurdum.
Can Yücel

istanbul’da bir balıkçı
haliç’te bir hayal gördü
gitti eve
yorganlara saldırdı
bizans sarayında
kristal bir kadeh kırıldı
Sezai Karakoç

İstanbul’u evlat edinsem
Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi
Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.
Didem Madak

Bir İstanbul göğü altında ağlamak
İlhan Berk

herkesten sakladığım
bakir kokulu ‘istanbul şiirim’ gibisin
bercestesi sen olan
yani; ‘bir şehir nasıl böyle baki bir canan olur
anlamayaz insan
ömründe bir kere İstanbul olup geçmemişse dünyadan’
Hasan Tan

bırak müridin olayım istanbul
Didem Madak

Süleymaniye’nin karşısında
Tarihin üstünde bağdaş kurup oturdum,
Tesbih çekiyorum;
Seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum ..
İbrahim Paşalı
