Fatih’e Döktüğüm İçimdir

Sana bir kötü bir de beter haberlerim var fa
Yetmezmiş gibi kızın burcu akrep olması
Bak buna ister inan ister mendilini çıkar hüngür
Sevdiği de olması cabası
Ağırdan alması ondan imiş
Bir düşünsünmüş
Şak diye aklına nasıl gelsinmiş
Nereye dökülür kızılırmak
Israr ettim çayı bitirsin de kalksın için
Yok babam
gözü garsonun papyonunda
Garsonla kaş göz edip kitlettim kapıları
Dedim ulan boşaltın türkiyeyi
Sevgilimle yalnız
Sevgilimle özel konuşacaklarım var
Açmadığım konu kalmadı kıza
Dedim sana erguvani tişörtler beğenirim
Ünaytıd kalırsdan ya da nayktan falan
Dedim konversten ayakkabı alırım sana
Dedim teleferiğe bindiririm seni maçkada
Yok babam
kızın gözü garsonda
Papyonunda mor papyonunda kadife
Sonra sevgili şeytan kap dedi kızı
Sinek kızı al çık hiltonun en tepesine
En aşikar yerine
en civcivli saatinde nişantaşında
Kendini boşluğa bırakmakla tehdit et
Olmadı kızı aşağı atmaya çalış
valla dişli çıktı taze
laflar etti boyundan büyük
neye yalan söyleyim ödüm bokuma karıştı
dedim kızım bak şair sevgilisi olucaksın
sana kasideler dizicem
uyaklı muyaklı mısralar döşeyeceğim
seni allı pullu bir imge yapcam daha ne
allandıracam seni ballandıracam
ı ı billahi yok fa
kızın dediği dedik
papyon da papyon
şeytan da sustu
tık yok şerefsizde
çelişkili konuşuyor
meçhul ve karanlık bir yerden
susuzluğunu gideren bir gül gibi kız
rastgele kapıp şimdi bir çalgı
kendiliksizce kopmuş sen san bir çağla
bana kalırsa
-ki bana kalacak belli-
bir de gözlerinin ağzı aranmalı hin
bakışı ey göğe möğe eşit
gök olmasa da olur ama sen
kaç gök edersin üst üste bil
zorlasak kaç isyan çıkar fikrinden
işte bundan ve bir sürü sudan bahaneden
seni kıskıvrak ele geçirmek gerek
bir çiçekle tehdit etmek gerek
arkam güçlü karanlık elimde koz
sen bulursan kendini
birden
bire
benlen sar
benlen maş
benlen do
benlen laş
gidi gecenin en yarısı bize
mavi tonda görünen peri
ne anasının gözüsün sen sıvış
kırpılı kalsın o en solundaki göz
üstüm başım leş gibi sen koksun
kim korkar o şen kahkahadan o şuh
bu arada şahsen ben korkarım
akrepsi adımlarında zehir
ne yap et bir yol aklımı çel
beni koynuna al nüfusuna geçir
ben allem eder kallem eder
saçlarını sabunlar sırtını keselerim
öyle dilrübasın öyle dil-sitansın
ki gör sana hangi eki getirsem
cuk diye oturur bak
desem ki bir afetsin
desem ki fitne fesatsın
göstere göstere yanlarımdan
içler çekerek geçtiğini tüm elalem biliyor
dedikodumuzla içiyorlar ikindi çaylarını
evde kalmış iktisatçı kızlar
evladına öğüt verirken baba
üşenmiyor bizi örnek vermeye
yeni çiçeklenen erik ağaçları
sonra fistanlarında kıyasıya
böğürtlen ezen gelinler de
bitiyor o iç burkan salnışına
sanki bir su testisi sol da sol omzunda yüklü
altında eziliyorsun sana göz koymuş göklerin
sanki bir limon yaprağı sana hükmedebilir
sanki içimden taze kemiklerine ilişmek geçiyor
sanki kanına girmek için bir bakır sofrasın da
annen sen henüz bir gülken iskenderun’da
gezme derdi her dikenlikte
sen de biliyorsun hadi ordan
ama ağzın sıkı laf çıkmaz senden
biliyorsun ki bahsedilince akar akmaz sulardan
konu dönüp dolaşıp
uzayan da uzayan saçlarına geliyor
saçların ki bu aralar ani bir kararla küt
sensin ey bize dargın kalmayı başaran ahu
sensin ey kıyısında tekneleri kararsız bırakan su
ay ay ay
ey serin yerlerini paylaşmakta cimri
ey ellerini avuçlamak için her zaman daha erken
ey hep bir gören olur yerlerde dolaşan
yaltaklanmamızı nazıyla boşa çıkaran körpe
dibini göster biz de bilelim kuzum
nedir seni böyle sırlandıran renk
seni bir içim su kılan kimya

Taha Ayar

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.