-Yaşayamadıklarıma Eyvallah!
-Yaşadıklarıma Elhamdülillah!
-Yaşayacaklarıma Bismillah!
diyen dosta
Sana geri dönmedi kadınların
“Hüznün Şehri” koydular adını
Gözlerimin suyuyla kim uzaklaştı gemi gibi -kutsal kitabın zamanıyla- kim girdi,
Benim ve çığlığımın arasına..
Sana ölümümü sunuyorum… şiirin rengiyle…
Nasıl da şarkı söylediğimi sanırsın hala?
Nizar Kabbani
Gidiyor şiirim
Ateştir ve gidiyor
Hüzündür ve gidiyor
Şerko Bekes
denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben
gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda
bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir
hiç bir limana çıkamam artık
Nuri Can
Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Ellerindeki ceplerindeki karanlıkta tutuyor,
bir şeyler için hazır tutuyor
Ali Asker Barut
Şeker tadında bir hüzün bırakarak gidiyorsun
Yasin Erol
Çınarlar yapraklarını döküyor dökme isteğinden
Kumrular sokağında sıradan bir kadın aşktan söz ediyor
Sözcükleri eski bir alışkanlık bildiğinden
Omzumda bir el azar azar büyüyor
Ne gitmeleri biliyorum ne kalmaları
Gecede şiirin izini sürüyorum
Artık hüznü ustaca yaşamanın zamanı
Yasin Erol
Benimle senin aranda
Uslu durmayan bir hüzün
Yasin Erol
Ah bu nisan yağmurları
Hüznünü kaybetmiş çocuklar gibi şaşkın
Yağıp bitiyor
Edip Cansever
Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.
Edip Cansever
Anladım kafebentmiş aşk
infilâk etmeden kalbim
Hüznüm birden boyumu aştı
Ahmet Günbaş
bu akşam hüznü zehirliyor artık beni
kar yağıyor, kocaman bir kan lekesi olarak
Tuğrul Keskin
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun
Erdem Bayazıt
Resm-i hüzn-âlûduma atfeyle gâhi bir nazar,
Muhterik bir kalbi yâd et, rûh-i zârı şadman.
Yaman Dede
hüküm giymiş bir siyasi değildi
bilmezdi ne olduğunu hücrenin
ama hüzne boğulurdu tel örgüleri gördükçe
ve kuşların nereden geldiğini sorardı
Tuğrul Keskin
“Ama onlar bir türlü anlamıyorlar
Hüznün de bir ölçü olduğunu”
Ahmet Ada
fotoğraflarda kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
Pelin Onay
gittiğin her yere taşıdın bunları
şimdi kim ne yapacak ha
bütün hüznün elinde kaldı devredemedin
paylaşamadın bile otobüs yolcularıyla
Turgut Uyar
Sen kokusunu alır mısın hüznün?
Sonbaharda ıhlamurlarım son çiçeği gibi…
Dalgaların kıyıya yayılan son köpükleri gibi…
N. Bezmen
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Ahmet Telli
Ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir
Sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir..
Lale Müldür
ve ıslanmış bir bankın hüznünü.
Polat Onat
her şeyin
hüzne vurduğu yerde
bütün saatlerin,
kuzguni bir denizi çoğaltarak
hayat
acıtıyordu beni.
Behçet Aysan
hüznün son sayısı gibi çıkar
şiir dergilerinin her sayısı
Haydar Ergülen
Rengi sulara kendi dağlara
Hüznü bir incecik sızı olup akşamlara
Düşen bir gün gibi ömrüm
Ömrüm gölgelendi…
Şükrü Erbaş
bitti desem de bitmiyor bendeki aşk hüznü..
eskiden ne çok inanırdım
güllerin mucizelerine, geyiklerin bütün bir
yeryüzünü dolaşıp buğu içinde döndüğüne
karlı kış gecelerine
aşk bitti desem de hüznü kalıyor
yılkıya bırakılmış bir at hüznü
bir serçe ölüsünün hüznü
içimdeki sıkıntısı, tortusu..
uyandım ki bu bendeki hüzne karşı
dışarıda kiraz ağaçları çiçekleniyor
Ahmet Ada
hüznümü titretiyorum
yani hüznüm beni titretiyor
bir hüznü titriyorum yani
Turgut Uyar
Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.
Yahya Kemal Beyatlı
bu gece ne bir yıldız ne ay var yaslı gecede
yine de hüzne yer yok yüreğimizde
A.KADİR
şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
üzümlerim gazap üzümü
şaraplarımsa gözyaşları…
Ahmet Muhip Dıranas
Rüzgarı arkasına alıp raylarda kayan tren
Bunu bilemedin bunu bilmiyorsun bunu bilemeyeceksin
Hüzne fren umuda fren sevince fren
Müşir Fuat
Sussam çevremde akbabalar dansı
Konuşsam ses boğan barikatları köhnemiş sarayların
Dönemeyeceğim kadar benden uzak avungan çocuk yıllarım
Yanıtlanmayan sorularım hâlâ yanıtsız
Ömürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm
yine aynı hüzün
Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı
Naim Kandemir
Yaşadım kırk yıl
Sevinç ve hüzün
Aşk ile cesur
Büyüdü yüreğim
Boyun eğdi çokluk
Düşlerim gerçeğime
Aklım ömrüme yük
Yürümeyi öğrendim
Şükrü Erbaş
hüznü çoğalta çoğalta öğreniliyor hayat
ayrılığın acısı da alışana kadar zor
bir kaplumbağa gibi çekiliyorum kabuğuma
bağışla demeyeceğim, ama unutma da”
Selami Karabulut
Sizse hep konuşursunuz
Sığınıp kof sözlere,
Kaçarak kendinizden
Uğuldayan hüznünüzle.
Telâşla geceyi bulursunuz.
Gözünüze yaş düşerim.
Metin Altıok
O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşîredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
Onların rûhu, şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu’le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine…
Ahmet Haşim
Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın
belki de
Bir kadını geçecek
Bir kadını bekliyorum
Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…
Ataol Behramoğlu
Kanayan bir öyküdür içimizdeki bozgun
Hergün yeni bir hüznü takıp koluna
Bütün saatleri acıya kuruyor sanki
Şarkıların hüzzam makamındayız
Kanıyoruz göçebe yollarda yılkı atlar
Bir acı kahve hatrını unuttuk
Her köşe başında bir maskara
A. Hicri İzgören
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta…
İsmet Özel
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
A. Hicri İzgören
hüzne kapı açsa da dostluklar birer birer
pusudaki her kurşun bir konfetiye döner
tenha bir bahçedesin ki orda ahmet necdet
gökten şiir dökülür / söz düşünceye döner
Ahmet Necdet
ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm
Pelin Onay
Beliriverdi yanıbaşımda ve baktı yüzüme
o kadının hayâli
Bana aşkı ilk öğretip, gözyaşlarına boğup giden.
Ölü gibi gelmedi bana, ama hüzünlüydü,
Ve yüzündeki ifade mutsuz insanlarınki gibiydi.
Giacomo Leopardi
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Engin Turgut
– ki hüzün munis kedi
koynumda uyur
yokluğunda –
Emre Gümüşdoğan
kanın ateşin ve seslerin böyle cömertçe kullanıldığı
böyle sorumsuzca kullanıldığı bir dönemde
herkesin şimdilik hakkı vardır hüzünlenmeye
Turgut Uyar
biraz fesleğen kokardınız
yüzünüz dört mevsim hüzün
Nuriye Zeybek
uyandım, hüzündü… saçlarımı taradım, yoktun…
gitsindi diyemedim. hüzündü, geceye takılmıştı
biriktim dipsiz kuyulara ağladım.
Betül Tarıman
Ey hüzünlü sevgilim!
Ölürsem eğer bu yaban ellerde
Dönemesem son bir defa
Öpemesem seni…
Bağışla
Bağışla beni
Ferhad Pîrbal
Ben ve acılarım
Yolcuyuz
Uzaklaşıyoruz
Ve hüzün denizinde
Yüzüyoruz
Jana Seyda
Bahs ederek hüzünden,
Yaralıyor sükûtu.
Nurullah Ataç
Hüzünlerimin Defterinden Bir Yaprak
Ebdulrehman Mizûrî
Yöntemsiz ve düzensiz bir şekilde,
Hüzün damıttım durdum ömrümce
Hüsrev Hatemi
Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim,
Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu.
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Biliyorum Gelmeyeceksin
İlker Pamukçu
Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Hüznüme usul usul yağar kar…
Bülent Özcan
Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
A. Kadir Bilgin
Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
“İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.”
Halil Cibran
hüzün çocuklar için arada bir ve yaşlılar için sürekli
bence oyalanıyorum, terziyim daha
balığa çıkmasam bile hafta başlarında
bir batıra iğnemi, bir batırmaya
oyalanıyorum
beni doğrulayan ve doğrulamayan hepsi bir arada
hüzne az bir şey var, yaşlılar için olan
Gülten Akın
Müşkil hezara eyvâh düşmek cüda gülünden
Mecnûn olan bırakmaz Leylâ’sını dilinden
Hüznî visâl haberin bekler cânân ilinden
Güçmüş murada ermek Nevres vefâ yolundan
Ey kâş kûy-i yâre bir başka râh olaydı
Osman Nevres
Vaktiyle gölgesinde dinlendiğimiz çınar,
Eski mahalle, vakıf çeşme, bakımsız cami,
Sakın zannetmeyin sizi garipsediğimi,
Bir güvercin hüznünde susan geçmiş zamanlar!
Affedin beni daldığım oluyorsa eğer,
Neyleyim gönlümce değil bu olup bitenler.
Cahit Sıtkı Tarancı
Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü.
Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.
Yahya Kemal Beyatlı
şairsin, hüznünden belli
Hilmi Yavuz
şairsin,hüznünden belli
oluyor bu: delilik bir çiçektir
ve adı: sadık hizmetkârınız
Scardanelli
Hilmi Yavuz
Hani serceler konar ya bazen hüznün dalına,
Firuzeler hüznü acar.
Faysal Soysal
Ben hiç böyle sarhoş olmadım Selim,
Hüzün,sabaha karşı hiç bu kadar yakışmadı yüzüme.
Dinle!..Dinle Selim! ölürsem; -gülme-
Kalbi deniz gören bir kadına gömsünler beni!
Ali Asker Barut
Ama hiçbiri senin kadar yumuşak ve ince olamaz,
İMKÂNSIZ, ne de senin kadar hüzünlü ve solgun ..
İnnokenti Annenski
Beni bundan böyle
Beklese-beklese
Hüzün bekler,
Çağırsa-çağırsa
Hüzün.
Özdemir Asaf
geri gelmez biliyorum, geçti gitti
anılar ırgatı bir hüzün kaldı geride
yıllar göldü ben fildim, içtim bitti
Hamdi Özyurt
Sen de bilirsin hüznün incelmişliğini,
Fırınında değil, mezecilerinde bulunur kalbimizin,
Oysa keder, kara ekmek gibi zorunlu nerdeyse…
Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide.
Hüsrev Hatemi
içimde bir bulantı gibi kabaran tatlı hüzünle,
düşsel bir deniz tutmasının başlamasıyla birlikte.
Fernando Pessoa
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı
Edip Cansever
hüznümün anahtarlarını
neden istiyorsun benden?
hüznüm ki, bülbülün hüznü gibi
sevinçli bir hüzün…
ben böyleyim…elli yıldır
çılgınlığımın bir kıyısı yok
ne de bunalımımın bir sınırı.
Nizar Kabbani
garbage’ın şarkısı:
“cup of coffee”
benim yıllar önce aşkımıza verdiğim
söz gibi, hayal:
yıllar sonra insanın eski sevgilisiyle
hüzün, şefkat ve incelikle bir fincan kahve içebilmesi…
neden yıllar sonra bir araya getiremiyor bizi
hüzün, şefkat, incelik ve bir fincan kahve
yalnızca bu kadarına azalmışken
bir zamanlar yaşanan
o büyük aşkın ikindisi!
Murathan Mungan
Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
Çıkarsak toplamak yerine
Her hüzün başka türlü olurdu
Ne yaparsan yap saati kurma
Öyle dağıldık ki hepimiz
Her günün geçmesi bir gerçek oluyor
Seninle her uzaklık gibi böyle..
Edip Cansever
hüzün ikizidir aşkın
birlikte otururlar yol ortasında
…
hüzün derindeki izidir aşkın
birlikte susarlar yol ayrımında
Ayten Mutlu
hüznün anlayışını isterim
ey hüzün anlayışını isterim
badısabanın sabahla dostluğunu
badısabanın sabahla savaşını isterim
ey badısaba ekmeğini aşını isterim
Ebubekir Eroğlu
senle ve harflerle uğraştığımdandır harap ve hurûfi bir adamım
tesadüfe bak ki, “h” harfiyle başlayan hüzünlü bir ad adım
Hüseyin Alemdar
kendi hüznünden bile bile
bir yolcu bulamadın;
-olsun!
dünyayı kalbinin kâğıdına geçirdin
birileri ona ‘şiir’ dediler,
-olsun!
her şey mürekkepti mavi yazın
birike birike okudun
denizler birike birike…
Hilmi Yavuz
Akşam mı oldu bir yanım göçük
Rüzgar tırpanlar geldiğim patikayı
Eğreltiotları sarmaşıklar hüzün
Kuşlar uçar çalılardan bulana dek
Bir başka kuşu, umuttur bu çatılarda
Ahmet Ada
ve hüzün üstüne hüzünden, ah üstüne ahtan
başka ne kıydı, ne bıraktı?
Cahit Koytak
aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
Küçük İskender
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Edip Cansever
Dağın ardından bir hüzün çıkıvermez umarım!
Sohrab Sepehri
çünkü herkesin içinde
eksik bir yusuf vardır.
örtülü bir tabutla geçer
herkes herkesin içinden.
bütün çocuklar başka bir
adla boğazlanır. âh ki
hüzünler evine asılır suretleri.
yani bazı çocuklar kuyuya düşer
o su artık içilmez olur
çocuklarla kapanan kuyu
elbette taşlanır.
Kemal Varol
Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi
Şimdi çocuk büyümekte günbegün
Bütün hüzünleri okşadı birer birer
Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün
Metin Altıok
geldim
hüzünlü duraklara uğradım gelirken
Zafer Şık
Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde. Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzakta tutmalısın.
Tarık Tufan
Hüzün adres değiştirir zamanla
Benden geçer sana göçer sevdiğim
Cemal Safi
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda…
Bahtiyar Vahabzade
Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
A. Kadir Bilgin
Hüznün kekre cemresi düşünce şiire
Sızlatıyor yüreğini gündönümleri
Ve yorgun dönüşler bıkkın serüvenlerden
hiç kaldırmıyor içi artık o hüzünleri
Bir hırsız gibi dönüyor kente
Ahmet Telli
Gece…
suyu seyrediyorum…suyu ve yağmuru…
gecenin kalbine iniyor her damla
…rüzgâr…yağmur…rüzgâr…
kadın, adamın hüznüne eşlik ediyor
g e c e
yağmur yağıyor
yağmur yağıyor
yağmur yağıyor
kalbimde rüzgâr
bekliyorum…
“geride kalan kalbinizse, mutlaka geri dönersiniz.”
Umman Şahiner
Ben hangi yaprağın ince hüznüyüm
Sen hangi sersem haydut…
Birhan Keskin
Kalbimin yapraklarını gör ve git!
Tufan gibi inşa et hüznün dallarını,
Gül idik, gülleri derip git.
Ki ben gül ağacıydım,
Tufanın ayakları dibinde oturan…
Vücudunun bütün dallarını,
Tabiatın hışmıyla kır!
Ey kervancı
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.
Yahya Kemal Beyatlı
onlar hüznü bir çeyiz
çileyi ince bir nergis
ve gülerken bir dağ silsilesi
taşırlar
ve birer acıdan ibarettirler
Hilmi Yavuz
Dışına atıldım ben hüznün de sevincin de
Bir kıyıya bağlanmış boş bir sandal gibiyim.
Cahit Külebi
Sezdim bir âşinâ gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı;
Bir bitmiyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
Yahya Kemal Beyatlı
Hüznü kulağıma bağıran diyar…
Uzakta tahammülfersa çay bahçeleri…
Kenara yığılmış ve örtülü
Yaz mevsimini bekleyen masalar
Benim beklediğim gelmiyecek ve ayrıca
Beni de bekleyen yok.
Hüsrev Hatemi
suya gömdün yaprağın adını
bir kentin hüznüne benzedin birden
aşklar kimliksizleşti: süslü zamanlar!
sen ki kendi kendinin özleminden
sıkılırdın… sorardın:
‘olur mu,
anlamak aşkları eski güllerden?’
Hüsrev Hatemi
mevsimidir,
kendi hüznüme döndüm…
Hüsrev Hatemi
Nasıl mı çocukluğum
Geçti mi çocukluğum
Çocukluğum mu – hiç yaşamadığım
Bırakır her yerde kendini hüzne
Türkan İldeniz
Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
her satırını çizip, notlar düştük kıyılarına
Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
ve düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz
Ahmet Telli
Sesin hüznün sonsuz samimiyetinde yeşeren o şaşırtıcı yeşilliktir.
Kimse yok,
gel hayatı çalarak iki buluşma arasında paylaşalım.
Sohrab Sepehri
sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey
her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor
gidip de gelmemek üzere bütün yüzler
Ahmet Telli
Kaç kişi senin o mutlu inceliğini sevmişti,
Kaç kişi güzelliğini, yalan ya da doğru.
Ama bir kişi senin o gezgin ruhunu
Ve değişen yüzünün hüznünü sevdi.
William Butler Yeats
Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at
Cahit Zarifoğlu
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması
Murathan Mungan
Üstelik günlüğü yoktur hüznün
hiçbir zaman da tutulmayacaktır
Serüvenlerin yorgun yeniği
elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
ya da hasta bir tanıdıktır ancak
hepsi o kadar
Unutma
Ahmet Telli
Hüznünü eteklerinden döktü önüme
“Ben yaralıyım” dedi
Yaralarımı sakladım gizlice…
Kadir Bal
acının vergisini verdin, gülün haracını ödedin
hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra
kuyu dolana kadar, dolup taşana kadar bekle,
yeni bir şey yazma, yazmaya çalışma.
daha önce yazdıklarına bakabilirsin,
onların saçlarını tarayabilirsin,
tüylerini yakabilir, yüzlerine bir kat boya
bir kat hüzün daha atabilirsin;
Cahit Koytak
Ey hüzünlü ruhum.
İhtiyar budala.
Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
İşe yaramaz beygir
Charles Baudelaire
Gecenin son otobüsü
Hoşçakal oğlum
Alnımda bir seğirme
Yüreğimde hüzün
Ahmet Erhan
Yok artık, hiç olmayacak uzun bir zaman
Aşklar zaten birer cirit oyunuydu
Kimse duramıyor azgın atın üzerinde
Herkes birbirine borçlu
Bir cebinden umut eksilten
Ötekine hüzün depoluyor anında
Yaşı yirmiye varan efor testinden yenik çıkıyor
Kırkı geçen biraz ‘ eski tüfek ‘, dayanıyor ayrılıklara
Kapanın elinde kalıyor hayat, keşke biraz ağlayabilsek
Ama oyuncağımız kırıldığı için değil, kalbimize
Cihan Oğuz
Mayın döşelidir varılmaz bağrına
Bir hüzün düğümlenir içine ağlar,
Kavuşulmaz tenine, bedeli candır bu aşkın
Taşımaz yürek bu yükü ve elemi
Sevgilinin yitik yurdunda.
Aşkların soy kütüğü hicrandır, firkattir
Ve sevdalar yasaklı bir şiirdir bu coğrafyada…
Dündar Sansur
Tek isteğim yaslanabilmek,
boynum bükük, kara bir gövdeye
ve acısını çekmek yüreğimde
güzel anının,
tatlılıkla içimi yakan,
ama öyle hüzünlü ve acı verici ki,
anınla bir oldu bütün ruhum.
Acı çekmek, tek başıma dünyada,
uzak sisin içinde,
amansızca çevremi kuşatan,
sessizce.
Caser Pavese
Alnıma kuşlar birikiyor alnımdan hüzünler uçuyor
Elimin yarısı dağılıyor, hiçbir ucunu tutamıyorum hayatımın
Cafer Turaç
Ben bu iskelenin süryanisiyim
giden gider
bana kalır güneşin kızıllığı
herkesi uğurlayan o uğurlanmaz hüzün
ayırmaz kıyısından içimdeki korsanı
Ali Ayçil
her şey bâtınî ve hüzün
hüzün
en büyük muhalefettir şimdi
Hilmi Yavuz
uzak gözler! siz kuşlardınız
ve sanki hüzün hazineleri
Hilmi Yavuz
Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.
İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!
A .S.Puşkin
herşey nasıl da bütündü bir zaman:
şimdi bahçe eksik, güllerse yarım;
kar yağar, hüzün bile yok… ve nerdesiniz,
ah, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım?
Hilmi Yavuz
neyse kapatalım sevda konusunu, bu böyle hüzündür
bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka
Behçet Aysan
yükledim mor sümbüller gibi gemilerime
hüzünlerimi
Behçet Aysan
Hüzünlü bir bakış kadar
Dilek Değerli
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
Nuri Can
size bakmanın tarihi! Bir
kalbime güvensem sizi hep
okurdum ben.. . ama nedense
hep aynı hüzün ve
hep aynı tutkuyla
bakmayı bilmediğimden, ne yapsam
bir ilenç, bir kargış
gibi ardımsıra geliyor şairliğim
o solgun yolculuğa adanmış
Hilmi Yavuz
Hüzünler acılaşıyor Hilmi bey
Geceler katı ve parlak
-Ansızın yere düşen
Laciverdî bir kestane sesi-
Acılar da acılaşıyor gittikçe
Sanki
Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.
Edip Cansever
Hep aynı soğuk ve yapışkan hüzün
Yedeğine alıyor ikisini de
Edip Cansever
Ayrılık sabahı ne kadar beyaz
Ölümün hüzünlü arkadaşı kar
Bana ütülü bir çarşaf hazırlar
Bir karanfil tam yüreğimin üstünde
Onat Kutlar
Kanal boyunca yürüyorum Amsterdam’da.
Dudaklarımda lacivert bir tango.
Akşam mı oluyor? Ben mi yüzüyorum hüzünler
denizinde?
Gece ılık. Ve kalbim kanıyor galiba.
Özkan Mert
Olan olmuştu ve hatırlandıkça sona erişi bu güzelliğin
Acı tekrarlanacaktı
Kopkoyu umutların alevleriyle çevrili Meryem sana baktı
Utanç verici bir hastalıktır artık aşk acı çektiren
Ölecek kadar hüzünlü yaşamayı gerektirecek kadar umut dolu
Yaşadın çılgın gibi ve boşa geçti zaman ve sana kalan bu kalın ağrı
Sert bir alkol gibi yaşamını içtin sen
Elveda yüreğim
Elveda
Boynu vurulmuş güneş
Guillaume Apollinaire
Hep sezer, sezdikçe duyguluya
Yengiler de hüzün gelir.
Özdemir Asaf
Düşlerimi satın alıyorum, yalnızlığımı
İçimde umudun kırık aynaları
Yüreğim bunalıyor gerçeğin gergefinde;
Bir biletle bırakıp gökyüzünü kapıda
Kırık tahta koltuklarda, hüzünlü
Alacakaranlığımı yaşıyorum.
Neden girmeyeyim ki
Günlerce, günlerce avunuyorum…
Şükrü Erbaş
Ben çok hüzünlü adamlar gördüm
hiçbir şey konuşmadım onlarla
karşılıklı iki keman gibi işlek çizdik omuzlarımızı…
sadece biri: ateş almaya mı geldin! dedi
çok hüzünlü adamlar gördüm
yalnız o beni gördü
Şeref Bilsel
Ya bıktı ya sıkıldı hüzünlü sözlerimden
Martı birden uçuyor, kaçıyor gözlerimden
Caner Fidaner
Yorgun bedenlerde gizlenen hüzün gibi gizledim seni
Ferman Karaçam
sözde sevinçler haline getirildi yıllanmış hüzünler
aşklar unutuldu ve bazılarına yeniden başlandı
Turgut Uyar
Elveda Bakü! Seni bir daha görmeyeceğim.
Şimdi yürekte korku, yürekte hüzün
Elimin altında sancılı ve yakın yüreğim
Etkisinde yalnızca “dost” sözcüğünün.
Sergey Yesenin
Hüzün neydi sanki o zaman
Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.
Didem Madak
insan dediğin bu dünyada bir yaradır
bir inleyiş hüzünler kapısında
Veysi Erdoğan
İçimde acı bir hüzün var
Annemin yüzünü hatırlıyorum bunaldıkça
Ve Allah’ı.
İlhami Atmaca
“ey sizler, yüzlerini
hayatın hüzünlü örtüsünün gölgesinde saklayanlar
Furûğ Ferruhzâd
Ağlamak,
hüzünle anlaşmak,
ve kucaklaşmaktır.
Özdemir Asaf
elde var hüzün
Attila İlhan
Ve seni anımsardım yüreğim daralarak
tanıdığın hüzünle hüzünlü.
Neredeydin o zaman sen?
Ve hangi insanlarlaydın?
Neler konuşuyordun?
Neden gelir ki birden bütün aşk
hüzünlüyken ve seni uzak tanırken?
Pablo Neruda
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadık
Orhan Veli
denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben
gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda
bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir
hiç bir limana çıkamam artık
Nuri Can
Sesinde ufacık bir hüzün olsa
Ya da acıtan bir özlem gözlerinde,
Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin…
Esra Güzelipek
Büyülü kızıllığıyla şafak sökerken
Yine bir sabah erken,
Konuverdi armut ağacına kumru.
Bir hüzünlü, bir hüzünlü öttü ki sormayın…
Suat Engüllü
İçli bir şarkıya dönüşür zaman;
Hüzünlü nağmeden vazgeçemezsin.
Göğsündeki yara dağlandığı an,
Âh etmek istersin, inleyemezsin!
Nazir Akalın
Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana;
N’olur bırak beni, bakma boşuna
Yüreğini tazelerim diyorsun:
Gençlikten yoksun şu solgun alnımda
Hüzün seviyi de, mutluluğu da
Çoktan sürgün etmiş, görmüyor musun ?
Gerard de Nerval
Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu
Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?…
Şükrü Erbaş
ben mi? evet…
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak…
Ataol Behramoğlu
Ayrılık da bir olanaktır bilirsin
İnce bir sis, bir hüzün örtüsü
Ahmet Telli
sevgin hüzünlü olmayı öğretti bana
asırlarca
beni hüzünlendirecek
kuşlar gibi
kollarında ağlayacağım
ve kırılmış kristal parçalarını toplar gibi
parçalarımı birleştirecek
bir kadına muhtaçken
…
hüzün üstadımdır benim
külrengi yazmayı
ve gri bir sesle şiir söylemeyi
elinde öğrendiğim
gri gözyaşlarıyle omzunda ağlamayı
sevgilimin
Nizar Kabbani
hüzün yağız atlarla geliyor
berfin’in
el oyması sır sandığında
naftalin kokulu bir kenttir hakkâri
hakkâri dediğim
çiçeklerden derlenmiş şiir güftesi
her ne kadar dostluğa ve barışa
akıyorsa da zap
hüzün ötesi
-ben sınır ötesini
kanadı kırık bir yürek belliyorum
abdurrahman adıyan
Öyle sanıyorum ki
Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için
Benden uzun yaşayacaksın
Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
Onların benden geldiğini birtek sen bileceksin
Ömer Çelik
Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplariyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.
Charles Baudelaire
Yağmurlar da diner ölür gibi sonunda
Tükenir gece, yıldızlar söner, güneşi çağırır hüzün.
Adnan Satıcı
Şimdi yıkık bir merdivenin basamaklarını
Bir vakitler hüzünle tırmanır gibiyizdir.
Fedor Sologub
ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu,
ayakta alkışlatır kendini ölülere;
Cahit Koytak
içimde büyüttüğüm acı
tamamlandı
çalsın şimdi valsler
mumlar hüzün aksın
hazırım
eski bir konakta
aklını yitiren kadının olmaya.
Birhan Keskin
Erkek yazgımızın hüzünlerini
Paylaştığım babamın elleridir
Ataol Behramoğlu
Yaz dönemi, hüzün kana karışmadan önce:
Hüseyin Cahit Kerse
Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!
Necip Fazıl Kısakürek
hüzün
çok eski bir öykü
oralarda
İlhami Çiçek
Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız
Dudaklarımın hüzün kıvamına
Ömrüm diyorum şimdi ömrüm
Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız
Öyle kal çünkü bu dünyada
Sana en çok mutsuzluk yakışıyor
Ahmet Telli
Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde,
Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde.
Faruk Nafız Çamlıbel
Yalnız sever, evlenir, nurtopu gibi ülseri ve gastriti olur. Yalnız boşanır, çocuk annesine verilir. Hüzün babaya.
Metin Üstündağ
Gözleriyle gülmeli insan,
Ne kadar hüzün varsa içinde eriyip gitmeli..
Tufan Genç
Şimdi bu erken sabah saatinde
Acıtıyor kalbimi özlemle
O sabah vaktin görüntüleri
Babamın güzel, ağır başlı yüzü
Annemin azıcık hüzünlü
Ve hep azıcık telaşlı gölgesi
Ataol Behramoğlu
İster güleyim ister ağlayayım seninle,
İster hüzün getir bana ister neşe
Lou Andreas Salome
Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini
ne çok severdin,
Nasılsın…
Bugünlerde ben iyi gibiyim
yorgun gri kaideler arasında
hüzünlü bir yeşilim,
Ya sen…
Sen… Nasılsın?
Göğsündeki ağrılar nasıl?
İyi misin?
Birhan Keskin
Niye bilmiyorum ama seni düşününce hep gözlerim doluyor. Sende de öyle oluyor mu tontonum? İlerde bir gün okul, iş, evlilik bi şekilde senden ayrı olacağımı bilmek nasıl bir hüzün bilemezsin.
Ayşe Nur
Eyvah! yine hüzün
uyandım ki masamda duruyor kırmızı güller
onları kim koydu kırık dökük dizelerin,
solgun harflerin arasına?
harabeye çeviriyor gönlümü
bitti desem de bitmiyor bendeki aşk hüznü..
eskiden ne çok inanırdım
güllerin mucizelerine, geyiklerin bütün bir
yeryüzünü dolaşıp buğu içinde döndüğüne
karlı kış gecelerine
aşk bitti desem de hüznü kalıyor
yılkıya bırakılmış bir at hüznü
bir serçe ölüsünün hüznü
içimdeki sıkıntısı, tortusu..
uyandım ki bu bendeki hüzne karşı
dışarıda kiraz ağaçları çiçekleniyor
Ahmet Ada
hüzün birikir elbet
ıssız sular şiire karışır
…
sen ey kalbim, titremez misin
uzak bir hatıra gelip dayanınca kapılarına?
Aslı Durak
Hüzün
Hüzün; gam, keder, gussa ma’nalarına gelen Arapçadaki “hazen”den alınmıştır. Sûfiye bu kelimeyi; sevinç, neş’e ve sürurun karşılığı olarak kullanmıştır ki, buna vazife şuuru, da’va düşüncesi ve mefkûre buudlu tasa da diyebiliriz Evet, derecesine göre her kâmil mü’min, dört bir yanda ruh u revan-ı Muhammedi şehbal açacağı, yeryüzünde ehl-i İslam’ın ah u efganı dineceği, Kur’an’ın hayata hayat olacağı ve fert planında herkesin kabir çukurunu güvenle geçeceği, bir bir berzah gailelerini atlatacağı, hesaba, mizana takılmadan revh u reyhana ve meydan-ı tayaran-ı ervaha uçacağı “an”a kadar da onunla oturup kalkacak, onunla zaman atkıları üzerinde hayatını bir gergef gibi işleyecek, ona neş’e ve sevinçle köpüren dakikaları arasında dahi yer verecek, hâsılı onu, yemeklerin tuzu gibi hayatın bütün saniye, salise ve aşirelerinde duyacak, hissedecek ve bu mukaddes burukluğu tâ اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى اَذْهَبَ عَـنَّا الْحَزَنَ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ -Bizden tasayı, kederi gideren Allah’a hamdolsun; doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır” müjde buudlu hakikatinin tülleneceği ufka kadar devam ettirecektir.
Hüzün, insanın insanlığı idrakinden kaynaklanır ve bu mazhariyetin şuurunda olduğu sürece de onun basar ve basiretinde buğulanır durur. Aslında böyle bir hüzün dinamizmi, ferdin sürekli Cenab-ı Hakk’a yönelmesi, hüzne esas teşkil edecek şeyleri duyup, hissedip O’na sığınması ve naçar kaldığı her yerde, “çare! çare!” çığlıklarıyla O’na dehalet etmesi bakımından da çok lüzumlu ve çok gereklidir.
Ayrıca, ömrü kısa, iktidarı az, talip olduğu şeyler çok pahalı ve birleri bin etme mecburiyetinde olan bir mü’min, maruz kaldığı hastalıklar, yolunu kesen sıkıntılar, müptela olduğu acılar, elemler gidip hüzünle buudlaşınca onlar, günahları silip süpüren öyle bir iksire dönüşürler ki, insan bu sayede muvakkati ebedileştirir, damlayı deryalaştırır ve zerreyi güneş haline getirebilir.. evet böyle bir hüzün ağında geçirilen ömrün peygamberane bir ömür olduğu söylenebilir., ve bu açıdan da, hayat-ı seniyyelerini hüzün televvünatı içinde geçiren insanlığın iftihar tablosuna -o tabloya canlarımız feda olsun!- “Hüzün Peygamberi” denmesi ne kadar manidardır!
Hüzün, insanın kalb mekanizmasını, duygular âlemini gaflet vadilerinde dağınıklığa düşmekten koruyan bir sera, bir atmosfer ve cebri bir çeper, dolayısıyla da cebrî bir konsantrasyon yoludur. Öyle ki, hüzünlü sâlik, bu cebrî teveccüh sayesinde, başkalarının mükerrer “erbain”lerle elde edemeyecekleri kalbî ve ruhî hayat mertebelerini bu yolla en kısa zamanda elde edebilir.
Cenab-ı Hakk kılığa, kıyafete, şekle değil; kalblere, kalbler içinde de mahzun, mükedder ve kırık kalblere nazar buyurur, onları maiyyetiyle şereflendirir ki, اَنَا عِنْدَ الْمُنْكَسِرَةِ قُلُوبُهُمْ -Ben kalbi kırıklarla beraberim.” sözü de bu ma’nayı ihtar etmektedir.
Süfyan b. Utbe: “Allah bazen, mahzun bir kalbin ağlamasıyla bütün bir ümmete merhamet buyurur” der. Zira hüzün, her zaman kalbin samimiyet yanlarında göğerir.. ve insanı Allah’a yaklaştıran davranışlar arasında, hüzün kadar fahre, riyaya, süm’aya kapalı, bir başka davranış yok gibidir.
Her şeyin bir zekâtı vardır ve zekât, zekâtı verilen şeyin yabancı nesnelerden arındırılmasıdır. Hüzün de dimağ ve vicdanın zekâtıdır ve bu iki duygunun saflaşmasında, saflaştıktan sonra da dupduru kalmasında hüznün tesiri çok büyüktür.
Tevrat’ta: “Allah bir kulunu sevince, onun gönlünü ağlama hissiyle doldurur; ona buğz edince de çalgı neşvesiyle..” buyrulur.
Bişr-i Hafi de: “Hüzün bir hükümdar gibidir; otağını bir yere kurunca, başkalarının orada ikametine izin vermez…” Sultan ve hükümdarın olmadığı bir ülke karmakarışık ve keşmekeşlik içinde olacağı gibi, hüznün olmadığı bir kalb de darmadağınık ve harabedir. Zaten, O kalbi en ma’mur olanın hali de kesintisiz hüzün ve sürekli tefekkür değil miydi..?
Yakup aleyhisselam, Yusuf’la arasındaki dağları hüzünden kanatlarla aştı ve gidip bir tatlı rüyanın yorumlanması iklimine ulaştı.
Hüzünle sızlayan bir yüreğin iniltileri, abidlerin evrad u ezkarlarına, zahidlerin takva u veralarına denk tutulmuştur.
Günah ve ma’siyet dışı, dünyevi huzursuzluklardan dolayı yaşanan tasanın günahlara keffaret olacağını Hazret-i Sadık u Masduk söylüyor.. ya ukba buudlu ve Allah hesabına olursa..!
Hüzün vardır, ibadet ü taatdaki eksiklik mülahazasından ve vazife-i ubudiyette ki kusur endişesinden kaynaklanır.. ve bu bir avam hüznüdür. Hüzün vardır, kalbin masivaya “Allah’tan başka herşey” meyl ü muhabbetinden ve duygulanın teveccühteki teklemelerinden kaynaklanır.. bu da bir havas hüznüdür. Hüzün de vardır ki, mahzunun bir ayağı nasût âleminde, diğer ayağı da lâhut âleminde, kalbin kadirşinaslığı ile her iki âleme karşı, muvazene ve temkine riayet etmeye çalışır; çalışırken de her an muvazeneyi bozdum veya bozacağım endişesiyle ürperir ve sürekli hüzünle inler ki bu da asfiyanın hüznüdür. İlk Nebi, hem insanlığın babası, hem peygamberliğin babası, hem de hüznün babasıydı. O, hayata uyanırken aynı zamanda hüzne de gözlerini açıyordu. Peygamberlik ölçüsündeki temkin ve azmindeki za’fın hüznüne, yitirilmiş cennetin hüznüne, kaybedilmiş visal ve maruz kalınmış firak hüznüne. O, bütün bir ömür boyu bu hüzünler ağında inleyip durdu.
Hazret-i Nuh, peygamberliğiyle kendini hüzün cenderesinde buldu. O’nun sinesinde köpüren hüzün dalgaları, okyanuslarınkine denkti.. ve bir gün geldi ki O’nun hüzün kaynağı, okyanusları dağların zirvelerine kadar köpürttü ve yeryüzünü kapkaranlık bir tasa sardı. Derken O da bir tufan peygamberi oldu.
Hz. İbrahim adeta, hüzne göre programlanmıştı.. Nemrutlarla yaka-paça olma hüznü, ateş koridorlarında dolaşma hüznü, eşini ve çocuğunu ıpıssız bir vadiye bırakma hüznü, çocuğunu boğazlamaya memur edilme hüznü ve daha bir sürü melekut buudlu, akılla çatışmalı hüzün silsilesi…
Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. Mesih hemen hepsi hayatı bir hüzün yumağı olarak tanıdı, duydu ve yaşadılar.. ve hele en büyük Nebi Hüzün Peygamberi ve arkasındakiler…
M. Fethullah Gülen
her şeyin böyle baştan sona
bir uğultu ormanı gibi sessizliğe gömülmesi
hüzünden de ağır bir hüzün veriyor insana
Adnan Satıcı
Hayatın en hüzünlü anı,
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını
anladığın andır…
Vladimir Mayakovski
Hüzün ayazda kavrulmuş bir bahar çiçeği gibi üşürken içimde
Bir telaşa kapılmışım bir telaşa âlemin şu yalancı gölgesinden
Mehmet Baş
Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak
Ahmet Telli
Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp
artıyordu değeri
seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime
Dilek Akın
Çünkü hüzün eski dost baş tacı
Onunla yuğrulmuş mayamız
Gelsin
Biz onsuz olamayız.
Behçet Necatigil
Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Edgar Allan Poe
Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanacağım
Kimileri üzülecek kimilerinden fazla
Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı
Ama çok sevmişti…
Ceyhun Yılmaz
Güzel
ve hüzünlü mektuplar
ve mektuplar
senin kokunu taşıyan
Erich Fried
Bir sonbahar gecesinde
Sıkıntı ve hüzünlerle yüklü
Sarhoş oldum ışığından yıldızların
Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün,
Ve sordum karanlığa:
“Tekrar getirir mi yaşam
Soldurduğunu, ömrün baharına?”
Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî
İki dünyanın, iki dünyanın sınırıyım ben,
Yüreğim, niçin hüzünleniyorsun?
Işığı solmuş, ışığı ölmüş ölülerin güneşiyim.
Benim ışıklarımda cıvıldaşıyor serçeler…
Ana Kalandadze
Hüzün bu, acımasız umutlarla aldanıyor,
Sallanan mendillere yine inanıp kanıyor!
Stéphane Mallarmé
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa
bir yanardağ olur ten; hüzne ve aşka mütercim..
Kenan Çağan
söz değildi gördüğün, neyse o ol kün
ve seviştir seviştirebilirsen
iki hüznü
sözler buluta girmeden
Hilmi Yavuz
düşer düştüğün melâle
ve hüznü yeniden-okumak
için bir kitap olur dünya
ve her şiir boydanboya
bir ıssızlıktır artık
dizelerse giderek daha tenhâ
Hilmi Yavuz
Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.
Tozan Alkan
ne tuhaf
demin de aşağıdan bir bando geçti
sormak isterdim sana
bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey
Edip Cansever
Sen Hüznünü Alsan
Sen hüznünü alsan
Ben de kendi hüznümü
Sen gizlice koysan çantana
Ben defterime yazarak gelsem
Varsak Ankara’da Gölbaşı’na
Kıyıda bir bahçede
Sen dudaklarında buğulanan çaydan
Ben nargilemin dumanıyla
Çekip gülümsesek içimize hüznü.
Ahmet İnam
Her hüznü her sevgiyi ayakta alkışladın
Gül kökünden bir pipo
Bir yasemin ağızlık
Yadigar kalsın bezirganbaşı
Tüm avcılara yadigâr kalsın.
Ergin Günçe
Sen yarım kalmış bir aşkın
Kaçınılmaz sürgünü,
Katlanan göğsündeki kayaya,
Sen orda şimdi bir hüznü köpürt,
Ben bir çocuğa su vereyim burada,
Ben ki kiracıyım bir acıya.
Metin Altıok
Ücrâ ve fakir İstanbul!
Ta fetihten beri mü’min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Yahya Kemal Beyatlı
Kadın ve adam oturuyorlardı
Aralarında bir masa vardı
Ve hüznün aşılmaz engelleri
Ataol Behramoğlu
Sonra yalnızlığı denemek oluyor herşey..
Üç beş sandalye yetiyor hüznü ağırlamaya..
Gonca Özmen
sorup durdular
(duyuyor musun çığlığını hüznümün)
son şiir kitabımı okuyanlar:
nasıl haykırır ki hüzün?
ve acı
ya mümkün mü gözdeki bir damla yaşın haykırması?
Nizar Kabbani
en güzel yanı hüznün
yüksek sesle konuşmaması
Nizar Kabbani
çantasını toparlayıp
gittiğinde tatile
hüznüm
özlüyorum
Nizar Kabbani
Var mı vaktin hüznüm için
Beyrut katliamından sonra
Bir pazar günüm olmadı hiç
Nizar Kabbani
Bir lamba hüzniyle
Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;
Söndü göllerde aks-i girye-veşi
Gecenin âvdet-i sükuniyle
Ahmet Haşim
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Cemal Süreya
ben bu ara / yorgun ve duyuyorum
hüznün gövdenden yayılan müziğini
İsa Karaaslan
nerde hüzne açılan avlusu kalbimizin?
Koray Feyiz
bakışından yakaladım seni
duruşundan
su gibi akışından sesinin
ağaçlar kuşlar cümle bulutlar geçti
hüznünden yakaladım seni
Arif Ay
Avuçlarımda dağılan kar gibiydi yüzün
Ve semazenler dönüyordu hüznün çevresinde
Geçtin ansızın öte yakasına ölümün
Yaşamaktan usanmış
Nereye gidersin böyle
Alıp başını giderek
İsmail Haydar Aksoy
Vaktaki dalar ruhunu tedkike hayalim
Bir neş’e-yi pür-hüzn ile ser-mest olurum ben
Nigar Hanım
İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil
Cahit Zarifoğlu
Inandım… Her şeyi gören kimse yok…
Acı tene özgürce çiziyor resmini
Ve bir orman, evinden izliyor
Acının hüzne dönüşünü…
Hayriye Ersöz
Ah/sen
Hüznümün göz bebeği
Ne zaman
Bir bebeği düşe kalka yürürken görsem
Bir şarkının sözleri uçup gitse aklımdan
Kıskansam, uzlete çekilmiş amcaları
Ne zaman uzağında bir ülkeye sığınsam
Yakınındayım, bil ki
Vakit tamam
İşgal ettiğim hayallerinden
Çekiliyorum
Yokluğum alnından öper şimdi senin.
Adige Batur
Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.
İlhan Berk
Ne yana baksam hüznün
telaşı… “bende bulutlanmalar”
Umman Şahiner
ve onun hüznü vardı
…
ve onun hüznü bir haydudun hüznüdür
biraz da kendinin yaptığı
Turgut Uyar
Hüzün, içerlemedir – Hüzün, içeri içerlemedir
babaların tek başına çocuk gezdirmesinde
uzun-yalnız kadınların hoyrat kuzey şarkıları
uğuldayan ejderhalarla iner gecenin yoksul zeminine
Her insanda bir iskele bulur, yanaşır acı
Sahiller kayalıklarla ne kadar gizlense de
küçük iskender
Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan
Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız
Hepsini yeniden, bir bir dünyada
Dünyadan ve dünyayla sana sığınırım
Acılardan ve hüzünlerden değil
Kaçmalardan ve korkulardan değil
Çünkü bir güçtür sıcaklığın kollarıma
Çünkü kanları, kanları, kanları hatırlarım
Çünkü ölülerimiz toplanacaktır
Ve yüceltilecektir bir mavide.
Turgut Uyar
Sen düştüğünde aklıma
Kepenk kapıyor hüzünler.
Düşsel
kalp kalesi! ben sana
sürgün, sen bana hüzün
dayanır mı hüsn ü aşk bu
kırgındır yollar döndükçe
burçları bengisuyunda Aşk’ın
ve kimbilir hangi soyunda güzün
Hilmi Yavuz
Kocamış bir çınar gibi yüreğin
Dallarına hüzün yağar
Kökü yedi kat altında olsa da yerin
Yaprakların güneşe sevdalı
Ali Haydar Timisi
Vakit ikindi.
Gün ihtiyarladı.
Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne.
Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.
Güneşin saltanatı bitmek üzere.
Zevale akıyor ışıklar.
Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun.
Mevlânâ Celâleddîn
Yağmurlar da diner ölür gibi sonunda
Tükenir gece, yıldızlar söner, güneşi çağırır hüzün.
Adnan Satıcı
çünkü sağlıklı bir güneşe taparsın sen
her bir ışını şiir yazanlara umut ve hüzün veren
Turgut Uyar
Ben bu iskelenin süryanisiyim
giden gider
bana kalır güneşin kızıllığı
herkesi uğurlayan o uğurlanmaz hüzün
ayırmaz kıyısından içimdeki korsanı
Ali Ayçil
Gece ve sis içinde yürüyor yüzünüzdeki derenin şıkırtısı,
hüzün dünkü çocuk kalır yanınızda, gözlerinizde
Engin Turgut
Zamanlar geçtikçe neden
Mutluluk mahzunluk oluyor fotoğraflarda
Acaba
Keder mi, acı mı, hüzün mü dünyanın rengi
Mahzunluk mu yoksa yaşam
Edip Cansever
Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, suskunlukla
Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün?
Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm,
Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.
Sergey Yesenin
Kapılarını yıllardır çalmadığım
Eski dost evleri gibi
Eski şiirlerim
Kitaplarda
Bekler beni…
Girip dinlendiğim olur
İçlerinde
Bir kahve içimi
Çıkıp giderim sonra
Buruk bir hüzün
Bırakıp geride…
Ataol Behramoğlu
Hep hüzünlü, ama canlı kalır.
Bir acı ayrılığın anısının, bazen,
Sevecen bir buluşmanınkinden,
Çok daha canlı kalması gibi.
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
say ki bir babayım ve muğlaktır hüzünlerim
düşün ki iliğim
hüzünlü bir kızın yağmurlu sunağıdır
muğlak bir acı ne kadar büyütebilir ki seni
Hasan Tan
Öyle durup düşen yaprakları seyrediyorum,
Bazen de kulenin en tepesine çıkıyorum
Akşam karanlığında gölgeler iniyor öylece
Sonsuz bir hüzün gelip oturuyor gözlerime.
Po Chu-I
viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm
Nurullah Genç
hüzün çocuklar için arada bir ve yaşlılar için sürekli
bence oyalanıyorum, terziyim daha
balığa çıkmasam bile hafta başlarında
bir batıra iğnemi, bir batırmaya
oyalanıyorum
beni doğrulayan ve doğrulamayan hepsi bir arada
hüzne az bir şey var, yaşlılar için olan
Gülten Akın
ben şimdi ve daima kalbine
hüzünler ihbar edilen bir şairim:
söyle nerde, haydi söyle o kanayan sözlerle
sedefli güzeller?
kimbilir nerde saklanan
Hilmi Yavuz
bir gülün biraz daha gül,
bir hüznün biraz daha hüzün
………………oluşu gibiydik
ayrıyken de, birlikteyken de …
yaşadık: bir kayboluşun kayboluşu…
Hilmi Yavuz
yüzün yağıyordu pul pul tavandan
kulaklar, yanaklar, kirpikler, tenin
ağır ağır iniyordu hüzün tavandan
Ali Ural
öpmedim hiç bir kadını
onbeş yıl
kendi halimce onlardan habersiz
aşık olduğum
kimi kadınların adlarını bile unuttum
bir kaçının adıysa
çıplak ve serin bir rüzgar gibi hala
durmadan eser düşlerimde
onlarla ilgili
masallar uydurdum
umutlar büyüttüm
alıp koynuma uyudum hüzünlü seslerini
Ali Biçer
Bir eli alnında
benim gibi.
Ama
biraz daha mı hüzünlü?
Otururken de
Biraz daha mı çıkarıyor
kamburunu?
Cemal Süreya
Her sevginin artık çözüldüğü gün,
Alınlarda matem, yüzlerde hüzün,
Bizi yalnız onlar tanır gündüzün,
Geceleyin onlar kalır beraber..
Ahmet Kutsi Tecer
“Ben” dedi, “sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum. Hem sizin bilemediğiniz birçok şeyi Allah tarafından vahiy yolu ile biliyorum.” (Yusuf-86)
Kur’ân hüzünle nazil oldu, onu okurken ağlayınız. Ağlayamıyorsanız, ağlar gibi okuyunuz.
Hz. Muhammed (S.A.V.)
düpedüz oyalanıyorduk hüzün ve kederle
M. Sadık Kırımlı
Hüzünlü bir istasyondu Kadıköy
İyi kötü yaşayıp giderken
Ahmet Ertan Mısırlı
ağır ağır soyunursun, göğüslerin uzaklardan bir anı
kanamalı bir ilkbahar sabahı, çarpık
bir hüzünle istasyona yanaşan
buharlı bir kara tren bacaklarının arası
Altay Öktem
Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
Edip Cansever
Sevgilim, İşte Eylül
Ve İşte senin usul usul seğiren yüzün
Zaman ki sonsuzdur
Bitmemiş şiirler gibidir
Bazı hüzünleri
Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir…
İlhan Berk
Bilsem ah
Nerden gelmekte hüzün kuşları
Nizar Kabbani
Ey bizi bekleyip bekleyip hüzünlenen çağ
Bir hal olmuş bize bir hal olmuş bize
.
Osman Sarı
Ne hüzün devam eder ne sevinç
Ne sıkıntı, ne rahatlık
İmam-ı Şafiî
İstemedim, hüzünler bulaşsın sözcüklerime,
İstemedim, acılar gölgelesin sevincimi,
Yazmadım sana bugünlerde kadınım.
Yaşadım seni yazılamayacak sözcüklerin içinde
Bir sevda ki bu; ne yazılsa
sevinci damıtır sözcüklerin imbiğinden
Gassan Satar
Vadîleri rîk ü şîşe-i gam / Kumlar sağışınca hüzn ü matem»
(Vadileri kumluk ve gam şişelerinin kırıklarıydı; kumlar sayısınca da hüzün ve matem vardı.)
Şeyh Galip
Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…
Furuğ Ferruhzad
Dalgın
ve hüzünlü,
Vladimir Mayakovski
Her zaman hüzünlü bir görünüşü vardı onun –
…..belki de
tüketemediği gücündendi bu hüzün – baharın o geniş
melankolisi gibi güzel bir hüzün. Bildiğimiz kadar,
hiç parçalanmamıştı daha önce. Bir kapıyı açar gibi
Yannis Ritsos
Daha bir saat önce senin
hüzünlü kocaman gözlerinle oturduğun bu köşecikte
geçip giden yük gemilerini izliyorum dalgınca
Ersin Salman
ve sevgilim, sana gelince:
bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente,
hüzünlü bir sesle:
“buralar eskiden hep benimdi” diyeceksin kendine.
Mavi Tuğba Karademir
güz bir ney’dir, bir gül üfler
……………………ve akik
işler kalbine, dinle!
hangi hüzünler evidir
ve hangi sazlıkta gurbet
gösterir bir kuş şimdi
mesnevî ve ahd-i atik?
Hilmi Yavuz
Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden;
Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı..
İmam Bûsîrî (Kaab bin Zubeyr)
içimin ırmakları kurudu bütün yapraklar soluk
hüzün kokuyor çiçeğim
hangi yağmurları müjdelersen müjdele
yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
aşk da küstü
kim dinler kalbimin kırık sesini artık
Nuri Can
hüzün ceketimin iç cebinde bir tütün yaprağı gibi
Cafer Turaç
o eski hüzünlerin aldığı biçim;
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok!
bir karşılık bulamadı melâl’e…
Hilmi Yavuz
Hayın kaderin fırtınaları altında
Soldu güller açan taç yaprağım da
Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.
A .S. Puşkin
biraz sonbahardınız
ne çok severdiniz harami rüzgârları
güz gülleri açarken gamzeler
yeşile yasaklı dallarınız
yaprak dökerdi en kuytunuza
bir bulut saklardınız gözlerinizde
hüzünlü şarkı gibi
yağardınız geceye
Nuriye Zeybek
Kocamış bir çınar gibi yüreğin
Dallarına hüzün yağar
Ali Haydar Timisi
Yine gece, yine hüzün
Ve yine içimde sen
Ve yine biliyor musun?
İçimde sen olunca hüzün de güzel…
Abdülhak Hamit Tarhan
Bir el, yüreğimin sessizliğine
Hüzün tohumları ekiyor.
Furuğ Ferruhzad
arayerde bir hüzün büyür gider.
Turgut Uyar
Çok eski zamanlardan geldim
Bu benim bir ağaç kadar yalnızlığım
Bir başıma kalmışlığım
Kalın bir hüzün
Ahmet Ada
“Gümbür gümbür atıyordu kalbim.
Hüzün vardı atışında.
Kadın senden soğumuşsa, unut gitsin.
Seni severler, sonra içlerinde bir şey söner…
Bukowski
masada kalan bir kaç meze
ve yarım bardak tutarında nefes alan,
bir kadeh rakı geceye kalkıyor
dalgalar yüreklere vuruyor,
yürekler ıslanıyor
balıkçı ağlarına takılıyor bütün hüzünler
“denizden babam çıksa yerim” diyen Manos
ah! Manos
Manos bile konuşamıyor
kadın kadehini dolduruyor
sigarası intihar ediyor
yâr gidiyor
Pelin Onay
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
Mustafa Özçelik
saati soran, durmadan aşkın ve acının saatini
akşamın saatini soran gençliğim
ince bir hüzünden ince bir acıya rehinli
…
Oturdum sessizce sana sevdalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz güvercinler
yüzümde
yalnızca
beyaz bir hüzün
Refik Durbaş
Ve gün batımıyla leylek sürüsü
Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Nacinin yüzüne
Edip Cansever
Hüzünlendi çocuk,
Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak
“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.
Gassan Satar
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
Cemal Süreya
Tanrının hüzünlü çocuklarıyız
Engin Turgut
hüzünlüdürler ırak’a giderken kaçakçılar
çoğu çocuk ekmek peşinde namus uğruna
katır kervanlarında dönüşler sevinçlidir
sıcaklaşmış eller yürekler kanatlanmıştır
abdurrahman adıyan
Unutma
Hüzündür bu dile kolay
Yasin Erol
Ömürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm
yine aynı hüzün
Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı
Naim Kandemir
Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Ali Asker Barut
Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında
Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde.
Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde…
Refik Durbaş
Hilmi diyor ki ben
Ucuz hüzünler kiralardım
Hilmi Yavuz
istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım
ancak senin gözlerindeki hüzün
ellerimi titretti benim
ısırılmış elma elimden düştü yere
yüreğim git dedi, git!
Furuğ Ferruhzad
burası sebepsiz hüzünler sultanlığı
Hüseyin Atlansoy
hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde
ölüme giden gizli bir gemi vardır
Jan Ender Can
Ah bakire hüzün
parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm
taşları doldurup cebine
yürür suya bedenin ..
Sacide Bayraktar Sezgenç
hakkâri
dağların kenti
ters lâlelerin çiçeklerin şiir armonisi
çığların ve bebek ölümlerinin
ıtır ıtır esen hüzün ve ağıt senfonisi
Abdurrahman Adıyan
ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu,
ayakta alkışlatır kendini ölülere;
günü gelince de yorulur her ölümlü gibi
pıhtılaşır ve donar;
o zaman da buzdan bir şehir olur
Cahit Koytak
Değdiriyordun diyelim parmağını
Hüzne yavaşça
Eriyip rengârenk bir uçurtma
Oluyordu o an
Hüzün dokunmanla
İsmail Uyaroğlu
aldatılmış bir kumsaldır zaman
parmaklarımı sayıp döktüğüm.
herkes ölecek yaştadır orada
toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
dağlara doğru süpürülmüş barakalar
ve hüzün,
en eski kavuştağımız,
kendi hâlinde bir dağ
Şeref Bilsel
harfler ki, dağbaşlarıdır;
sözler, bulutların ördüğü hâle…
o eski hüzünlerin aldığı biçim;
harflerin ormanında çok çok dolaştı;
ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok!
bir karşılık bulamadı melâl’e…
Hilmi Yavuz
akşam ıssız bir ağaç biçiminde
sırrı dökülmüş aynalarda görünür
(bakmak, uzaklara dokunmaktır
sen benim en alımlı gözlerimsin)
bakışını duyar gibi güllerden
tıpkı enli ve kalın hüzünlerden
bana bir gülümseme biçer gibisin
Hilmi Yavuz
ve akşam
artık sabahtır
uzun aşk konuşmaları bittiğinde
ve direttiğinde kendince hüzün
artık
yalnızca
bir
militan düşü
ve bir aşkın
düşüşü vardır
Sıtkı Caney
her şiir bir sözcüğü örter ve gizler;
görülsün istemez ‘gül’ veya ‘hüzün’…
gizli bir hazine midir, bilinmediği,
kimbilir nereye gömdüğümüzün?
Hilmi Yavuz
kimbilir ne anlama geliyor artık,
şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey?
Hilmi Yavuz
sevda sözleri! siz şimdi benim
hangi tür
hüzünlere ne ad verdiğimi
nereden bileceksiniz?
tedirgin ve kömür
olmuş sesler duyarsınız ama
bu birşeyi anlatmaz ki!
şiir, hilmi yavuz, mühür
lenir ve gömülür!
Hilmi Yavuz
İri gözlerimde keder
Kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için
Halim Şefik Güzelson
Gönlün hüzünlenir bunu duydukça ürkerek.
Yahya Kemal Beyatlı
Baktım hüzünle her birinin benzi sapsarı.
Yahya Kemal Beyatlı
Yağmurun altında duran bir trenden
hüzünlü daha ne var ki hem dünyada?
Pablo Neruda
söylesem hüzün olur, söylemesem de hüzün;
zaten sözler de bezgin… kime anlatılsın?
Hilmi Yavuz
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
Turgut Uyar
Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle
A. Hicri İzgören
Ve dolaşırken göz kamaştıran güneşte
hissetmek hüzünlü bir hayretle
nasıl da benzediğini, hayatın ve acılarının,
üstü cam kırıklarıyla kaplı
şu duvar boyunca yürümeye.
Eugenio Montale
biraz önce yağmur yağmış o istasyon
hüzün dağıtırken
uzaktan bakanlara bile
kıyı yolundan geçenlere
ve yolculara ki hüznün kendisidir
biraz şairdir akşama doğru
anlayışla bakar istasyon şefi
hafif gülümseyerek
Egemen Berköz
Bir hüzün sisi sarmış ne yazık ki çepçevre,
Kalın bir kefen gibi, etrafını kalbimin.
Charles Baudelaire
Örtelim
En kalın hüzünlerle örtelim
Denizin dipten gelen yabanıl sesini
Örtelim Kevser en ağrılı yerimizin
Kısa acılardan kalın hüzünlere akan sesini
Ahmet Ada
Boşalan yağmurlarız, su kenarlarında saz
Birkaç kişiyiz Ayşe Celâl Veysel
Konuşurken hüzün anıtları devriliyor
Dünyanın bütün meydanlarında
Ahmet Ada
Bir otel odasının karanlık köşesinde
Fırtınanın sesini andırıyor nefesim,
Kulağımda saatin hüzünlü tiktakları
Karşımda ise beni parçalayan bir resim!
İlhami Çiçek
bekle, sarı yağmurlar
hüzün getirdiğinde.
Konstantin M. Simonov
Yağmurda parkta oturulmuyor,
İstasyon çok hüzünlü;
Acaba nasıl geçirmeliyim,
Bu koskoca günü?
Şükran Kurdakul
Düşlerimde bile hüzünlerimi besledim
Nurullah Gümüştaş
Yağmurlar da diner, ölür gibi sonunda
Gecede bir yıldızdır hüzün yanar da söner
Acıya süreğen yurt olamaz insan
Bulut olup dağılır içimizdeki keder
Adnan Satıcı
Sen şimdi camların ardında buğulanan gözlerinle
Yağmura sarılacak kadar hüzünlüsündür
Yasin Erol
hüzün hüzün üstüne yağmur yağmur üstüne şemsiyemde yok
Nuri Can
Gümbür gümbür atıyordu kalbim.
Hüzün vardı atışında.
Kadın senden soğumuşsa, unut gitsin.
Seni severler, sonra içlerinde bir şey söner…
Bukowski
Beklemiş he şey adına
Dinle.
Çatırdayan dal
Kırılan kalp
Ve sırrı neyse rengin
Pencereden göründüğü kadarmış hayat.
Bejan Matur
Çok mu hüzünlü konuştum!
Ben hüzünden sıkılırım aslında, en çok da kendi hüznümden…
Meral Okay
Hüzünlüdür baba evi.
Kalır bırakıldığı gibi
Kendini son terk edenin zevkine uygun,
Yeniden kazanmaz istercesine o gideni.
Philip Larkin
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün.
Edip Cansever
Senin de kıyılarını
elinden aldılar mı
İbrahim Tenekeci
Nerelisin yeğenim?
Hüzünlüyüm dayı.
Ali Erdoğan
Bir kalp gibi hüzünlüydüm
Nazik el Melâike
İnsanın genç yaşta ayağı tökezleyip boşluğa yuvarlanırsa; hüzünlü bir hayat tamamlar zamanını. Aşkın ve sevdalandığım şiirin son durağında inene dek, belki bu tamamlanacak zamanın hüznüne yardımcı olmak düşecek bana.
Metin Fındıkçı
Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun,bedeninde hissedebiliyorsun.
Anne Michaels
hayatın en hüzünlü anı,
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını
anladığın andır…
Vladimir Mayakovski
Derinde sızlayıp yaran,
Kalbini dağlayıp üzer her zaman.
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda.
Bahtiyar Vahapzade
En son evin önünde,
Gözlerini açıyor delikanlı
Ve kapıyor sonra hüzünle,
Elini koyuyor kalbinin üzerine.
Johann Ludwig Uhland
Hüzün daha iyidir
Yalanın yarattığı üzüntüden.
Judith Herzberg
Ben ne zaman bir kelebek görsem
Seni anımsarım
İncecik bir kelebek
Düşlerime konup konup kalkan
Ufalanmış bir hüzün tozuna
Bulanmış kanatları
Sedat Umran
hüznün gölgesi gönle çöktü ansızın
bu gece acı bana hüzünlen.
umut arzum kana bulandı
hüzün okları öylece gönle saplandı
hayatın bu sarhoş denizinde
umut gemim karaya oturdu.
Ali Şeriati
yersiz yurtsuz ruhumda bir yer edinen hüzün.
Oya Uysal
Bakışlarında üşümüş bir bozkır kurdu uluması
Peşinde tenezzül ve nüzul bir hüzün, dilinde yavuz mısralar!
Yılmaz Arslan
“Böylesi şeyleri yüzüne bakarak söyleyemem. Ama yüzünü dönmemelisin, ne olursa olsun. Hadi, şimdi git artık.”
Bir an omuzlarımı sıktığını hissettim. Ve başımın arkasını öptü. Beni gitmem için itti. Durup geri bakmadan önce iki üç basamak indim. Gülümsüyordu, ama hüzünlü bir gülümsemeydi.
“Lütfen uzun sürmesin,” dedim.
Yalnızca başını salladı. “Hayır, çok uzun değil” mi, yoksa “Umutlanma, uzun sürmemesi olanaksız” mı demek anlamına geldiğini bilmiyorum. Belki kendi de bilmiyordu. Ama üzgün bakıyordu. Umutsuzca üzgündü.
John Fowles
ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız
sorun kalbime özlemek nedir, acı nedir, hüzün nedir
yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında
varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın
bir çöl akşamıyım artık
bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim
Nuri Can
başsız bir leopar… sürünür geçer yanımdan…
dokunuşların… ‘hüzünlü tropik’ bakışların…
sürünür geçer yanımdan…
Lale Müldür
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden aşk için bir vaha değil aşka otağ yaran.
Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları bir harfin başlattığı yangın ile söndür.
Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım.
Öyle mahzun ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
İsmet Özel
“Seni seviyorum” diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Ahmed Şamlu
Yaşlanmak, gözyaşları olmadık hüzünlerde
Sızar, görürsünüz çoğunuz
Kıyı köşe, durmayın üzerinde
Gördünüz mü giderim.
Behçet Necatigil
Bu son buseydi anlıma koyduğun
…Ve…
benim sana son seslenişim anne
Kalk üzerimden
topla düşürdüğün incileri
…bedenim henüz sıcakken nefesinle
Yıka beni gözlerindeki hüzünle
Yıka beni sözlerindeki ağıtla
?
Çoktan çalmıştı saati acıların…
Sabahın o serin, ürperten çiyi
Alnımda donuvermişti,
O çiyler belki bu hüzünlerimin
Gözyaşlarımın işaretiydi.
Lord Byron
burası sebepsiz hüzünler sultanlığı
Hüseyin Atlansoy
Özlemin olur üstüme yağan bu
Yağmur, büyük hüzünleri yıkasın
Zabi Hamis
yap boz hüzünler yapıştırdık
makyajlı yüzlerimize
Gürkan Kesici
Bir ağaç yalvarışlarıyla hüzünlendiriyor bahçeyi
Salih Bolat
o gün içime çöktüğün gündü
mevsim hüzündü
Ali Ekber Ataş
Oturdu.. Umutlanarak ters çevrilmiş fincanımdan
gözlerinde korku belirdi ansızın
Dedi:
Ey oğul…hüzünlenme
Bu aşk sana yazılmış
Ey oğul
Ölene kadar tanıklar…
Aşka tapmaktan kim ölmüş
Fincanında…dünyanın korkusu dolu
Hayatın yolculuk ve savaşlarla…
Çok seveceksin ey oğul…
Çok öleceksin ey oğul…
Unutulan bütün topraklara aşık olacaksın..
Yenilen krallar gibi geri döneceksin..
Nizar Kabbani
Gözlerin sorguluyor beni
Hüzünlü ve sessiz
Düşüncelerime sızmaya çalışarak,
Tıpkı ayın okyanusun derinliklerini görmek istemesi gibi…
Rabindranath Tagore
sesimde hüzün evleri
dudaklarımda kuyu:
bir kayaya yaslanıp
boz bulanık bir sudan içtim:
ölüm içtim
ölüm içtim
ölüm içtim
yarıldı dünya
duymadın mı sevgilim?
Kemal Varol
Gecenin içine ürküp düş/müştü,
bir sevgiyi taşırarak fincanda,
bir eli cebinde, ağzında ıslıkla;
düştüğü bir şiire
gece . bir fincan çay . eller . gözler .
sevgi . istanbul . pera . düş . gece
Hepsi, hüzün ve hece.
Seyhan Erözçelik
hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde
ölüme giden gizli bir gemi vardır
Jan Ender Can
orta yaşlı bir kelebeğiyim istanbul’un
her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde
iki fotoğrafımı
bulmaca kitabında yan yana getirip
soruyorum okura
aradaki sekiz farkı bulun
Sunay Akın
Yüreğimi kaplayan acı
sözcüklere döküldü mü,
yurt edinir tekmil gövdemi.
Artık tepeden tırnağa yastır,
öfkenin yerini hüzün alır.
Kyogoku Tamakene
yeşil gözlerinin mağrurluğunda
rüzgar saçlarıma değip geçerken
içimde titreyen hüzün seni çağırır
aslında ne gözlerin yeşildir
ne de rüzgar saçlarımda eylenir
hepsi benim gördüğümdür
hepsi seni sevdiğimdir
Adige Batur
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.
Furuğ Ferruhzad
Anılarımdan uzak düştüğüm zaman,
düşlere dalarım içlerinden gülücüklerin, hüzünlerin, aşkların
ve suskunlukların yükseldiği.
Mari Nasır
kendinden yorulmuş
bir gecenin içinde gidiyoruz…
sevdam, yorgun bir çırağın derin uykusunda
saklı bir düş gibi,
şoför küfrediyor hüznüne,
“bıyıklarımız büyüdükçe
gülüşlerimiz kısaldı be abi” diyor…
seni özledim,
özlemin bir çırağın tek renkli uykusunda
şoförün hüznünde.
Mehmet Emin Arı
siz şimdi gidersiniz, önceki yüzünüz kalp bir hüzün hikayemde
Hüseyin Alemdar
Şiirdir, yok yere bir hüzün eker topraklarıma
Süleyman Unutmaz
hilmi! gel akşama hüzün var
bir de gül, bir kibrit
Hilmi Yavuz
Sarmış buğulu hüzün dört bir yanı,
Kalbim annemin kalbi gibi hisli;
Her halim garipliğime emare…
Fethullah Gülen
Esen rüzgâr hüzünle eser gelir..
Ve rûhlarda garip hisler belirir.
Fethullah Gülen
bir çocuğun annesini sevişi gibi
seviyorum seni, kederle ve hüzünle
Behçet Aysan
Güzeldi ve değerliydi yaşadıklarımız; kendilerine layık birer yer bulacaklar ikimizin de yaşamlarında: hüzünleri eksik olmayacak ama olsun: olacaklar ya!…
Oruç Aruoba
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor
Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne
Kar yağıyor ve sen gidiyorsun
Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun
Erdem Bayazıt
Dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm.
İnan, kendimle üzmeyeceğim seni.
Andrey Voznesenski
Sen misin değişen,
Yoksa ben mi?
Bütün geçmişimizden, geçmiş yıllardan,
Bir zamanlar biz olan o insan gölgeleri
Hüzünle el sallamaktalar bize şimdi.
Andrey Voznesenski
işte yağmur, gece.
‘kendim’leri izlerken karanlık, “bir yerine geldim
ki gecenin sen yoksun” yarığına yığılıyor, hep kara
kalemle çizilmiş sandığım, keskin,
dünyaya meydan okuyabileceğine inandığım yama
köşesine çekiliyor küçük yahudi hüzünlerinden,
taş plakta dönen, kırık:
Hilal Karahan
Ve Hüznüm Doğduğunda…
Özenle besledim onu.
Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle.
Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.
Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi ve dünyayı
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya.
Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecelerimiz.
Ve hüznümle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluydu ezgilerimiz.
Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlarda olurdu, çünkü soyluydu hüznüm.
Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yalnız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.
Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artık şarkılarımı dinlemeye.
Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
“İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.”
Halil Cibran
Bir dem yar hüzünle baksa,
Bir gönül gözüyle baksa
Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür
Ömer Lütfi Mete
Eflatun bir iç çekiştedir vakit.
Göğün ışıkları kararı verir hüzünden.
Yıldıza veda…
Köksal Özyürek
doğmuş bulunmakla hüzne bulaştım
insanlar, evet onlar ki hep tanış oldukların
…beni ne kadar da anlamamışlar
oysa bir sıcacık soluğuma tutundu dünya
Kederimden okunuyor yüzüm
Yarı silik, yarı parçalı hüzünkâr.
Turgay Demir
taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle
( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)
Refik Durbaş
Ah bakire hüzün
parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm
taşları doldurup cebine
yürür suya bedenin ..
Sacide Bayraktar Sezgenç
Gece
bir tabut gibi çöker omuzlarıma
bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar
hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi
Arkadaş Z. Özger
sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet
Kaan İnce
Güller dökülür bülbül ölür, sevgi gider
Çimen çocukları yeşerir sonra,
Onlar da çekilir birer birer,
Neydi ey yürek ne sandın ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken sevgi.
Hüsrev Hatemi
Ağır dökülür hüzün saatinde kum
Babür Pınar
Yağmurda parkta oturulmuyor,
İstasyon çok hüzünlü;
Acaba nasıl geçirmeliyim,
Bu koskoca günü?
Şükran Kurdakul
Kapımı üç defa çalan postacı
Adresinde yok! Diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …
Bahaettin Karakoç
nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık
Pelin Onay
neden yorgun akşamları giyindik her sabah üstümüze
aktar ölçeğinde mi incelir hüzün, sarraf nezdinde mi
oluksuz bıçaklarla sevişen kaçıncıda ölür
ve kısa pantolonlu bir çocukluğun dizleri neden hep kanar
bir de bunu ekleyin
Orhan Alkaya
Bu gözlerdeki
Bu sözcüklerdeki
Aralarındaki bu hüzünlü sessizlik aşktır.
Cevahir Sipahi
kim satın alır ki ikinci el hüzünlerimi
Mustafa Suphi
gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu
seziyor muyuz yalnızca
baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan
öyle bir arada güzel
yaşamanın lezzetini
kanımızı tutuşturdukça gün günden
buğusunu saldıkça
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.
Edip Cansever
birgün gideceksin buralardan
yaz yağmuru gibi süzüleceksin.
ve ben,
her kuzu kesilişte,
başını yana yıkıp senin
hüzünlenişini göreceğim
İbrahim Karaca
hüzün dolarsa bu gece yarısı içine
“çek bir soluk rüzgarından sevdamızın”
çevir gözlerini güneşin doğacağı yere.
A. Kadir
Denizler benim kadar kıpırdayamaz
bak şimdi parklardayım
bir çocuğun menevişli gözlerinde.
Hüzünleri bırakmanın günü
günü çığlığı olmak dünyanın,
hüznümü iki kat ediyor ama
gecede alnıma dayalı alnın.
Ahmet Oktay
bırak bana,
hüzünleri, üzüntüleri
acıları, yıkımı—
al götür
işıkları, aydınlığı
sevinçleri, mutluluğu.
gidiyorsun:
bütün kendimi göndersem seninle
götürür müsün?
Oruç Aruoba
Biliyorum
Birgün bu şehirden gideceksin
Pırıl pırıl ışıklı bir istasyonda
Elinde ufak valizin
Ne yapalım hayat bu
Yaşamak biraz böyle diyeceksin
İçinde hür maviliklerin özlemi
Küçük odanı, kitaplarını
Ve mahsun bırakıp göklerle başbaşa beni
Biliyorum,
Bir gün bu şehirden gideceksin…!
Fethi Giray
Gün
soldu
yürek
soldu
gece
soldu
yüzün
soldu
hüzün ve yüzün
ne kötü kafiye
ne berbat hayat
Refik Durbaş
Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da…Yoğurur hüzünün çamurunu
Avuçlarında.
Özdemir Asaf
Fotoğraf
durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun ellerini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
Cemal Süreya
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
Turgut Uyar
Dün gece görünmedi yıldızım
Söz vermişti geleceğine
Artık daha hüzünlüyüm balıklardan
Daha güçsüzüm
…
Ağla sevgili yıldızım
Yeryüzündeki dostun da
Ağlıyor bak burada
Mevlana İdris Zengin
İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
Turgut Uyar
– her şey akıp gider, bir katı hüzün kalır
Turgut Uyar
Yaşlandığında (dediği gibi Ronsard’ın)
yazdığım bu dizeleri anımsayacaksın.
Memelerin hüzün duyacak çocuklarını emzirmekten
yaşamının, boşluğunun bu son dip sürgünleri.
Pablo Neruda
Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarısıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni,
Unut anılarla yüklü bir geçmişi
Ne bir mektup ne bir haber
Gelmesin ne çıkar, bekle beni
Bekle beni döneceğim
Bekle, yalnızca sen bekle beni.
Konstantin Simonov
İkide bir çıkıp geliyorsun hüzün
Georg Trakl
Aşık olduğunda ruhu hüzün dolar;
Çünkü, sevdiğine kavuşamayacaktır
W.H. Frederik Abrahamson
Sarhoş oldum ışığından yıldızların
Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün
Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
Sunay Akın
İçimde can çekişiyor bir hüzün.
Hüznüme sebep ararken büsbütün hüzünleniyorum.
Emrah Altınok
Hem sıkıntı hem hüzün ve yok el uzatacak kimse
İçinin daraldığı bu dakikalar…
İstekler!… Boşuna ve sonsuzca istemenin yararı ne?..
Ve yıllar geçmede, en güzel yıllar!
Mihail Yuryevich Lermontov
Birbirimizi derinden gözlediğimiz yazlarda
Ve üstün körü baktığımız kentlerde,
Güllerin güllerimiz,
Hüzünlerimse hüzünlerimiz değil.
Gülten Akın
Önceden bir tutam hüzündüm-işte nasıl bilirsen
Ayaklarımı savurur da sonra toplardım sokaklardan evlere
Akşam olurdu;eşiklerde durur boyası dökük kapıları aralardım
Aklımda binlerce kitap adı ve binlerce şiirle.
Ahmet Erhan
içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
İbrahim Tenekeci
Dünyanın En Kısa, En Hüzünlü Aşk Hikayesi
― Beni seviyor musun?
― Hayır.
Martin Gardella
Ve bir aşkı ayrılığa
Yakıştırabilir misiniz doktor
Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
Kuşlarla konuşabilir
Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
Kemal Sayar
ben gidince hüzünler bırakırım
bu senin yaşadığındır
bir ev sıkılır kadınlardaki
bir adam sıkılır kadınlardaki
seni sevmek bu kadar mı
o benim yaşadığımdır
Edip Cansever
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Cahit Zarifoğlu
Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbinizin içine
Orada bir şarklıyı göreceksiniz
Biz şarklılar, yani aşıklar
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar
Hep yenildik!
Kemal Sayar
/adı nevin
hüzün kokar ve korkardı geceleyin…/
Yılmaz Odabaşı
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
Murathan Mungan
kendimi kitap aralarına dolduruyorum nicedir
hüzünlü şarkılara gömüyorum
Nilgün Gürbüz
dertleri bir yana bırak hüzünleri özlemleri
şimdi yola koyulma zamanı
demli bir çay yap kendine geç yaşam güvertesine
ufka dik gözlerini tepende pupa yelken
Memet Sefa Öztürk
Her sayfası kederle kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah “merhaba hüzün”
“merhaba yalnızlık”
diyerek başlarsın hayata
Ama hayat bağışlamayacaktır seni
Unutma
Ahmet Telli
gözleriniz mesela
hani o soyarcasına bakan
hüzün bile gülümsüyor gözlerinizde
hüzün dahi sevdalı
Pelin Onay
Hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın,
Onların tohumunu havaya savurarak
Uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine,
Ülkü Tamer
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever
Yeniden
hüzünle başlıyorum bir
romana…
Ataol Behramoğlu
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Pablo Neruda
Gün gelir, yürekte hüzün de söner artık;
Ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde
Düşler de anımsayışlar da silinir gitgide
Kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık
Ivan Bunin
beni kucakla izmir
bugün ellerim beş yaş yumukluğunda değil
türkülerin saflığından utanıyor gözlerim
türküler susturuyor beni bugün
küçük bir çocuğun yardım çığlıklarını işitiyorum
dua eden ellerine hüzünden başka bir şey bırakamamak,
acıtıyor içimi
hüzün bir çocuğun acısını dindirebilir mi..?
Pelin Onay
Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun!
Pelin Onay
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş…
Sezai Karakoç
kola değil çay içmektir seni düşünmek,
sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis;
yani aşık garip coğrafyası.
içimde senem’mişsin gibi bir his,
sen bundan habersiz, uzak kentlerde,
batılı bir hüzün yaşarken bile.
seni düşünmekten korkuyorum artık;
ölümlü olduğunu her akşam karanlık,
söyler bana ve buna tahammül zor…
benim ölümüm mûnisleşirken,
seninki kanlı zalim oluyor gözümde.
çok az düşünmeliyim seni çok az.
seni çok az düşünmeye and içmeliyim
Hüsrev Hatemi
Yetmez mi, Hüzünler Perim yetmez mi?
Sana bir İnşirah Sûresi neşesi
Bana bir Yâsin sessizliği…
Hüsrev Hatemi
Ölüm yaşantısıdır
bizi yaşatan.
Yaşamını gereğince yaşayan insan için,
zorunlu tek yaşantı, hep, hüzündür.
Bizi yaşatandır, hüzün : hüzün –
yaşamın nasıl dopdolu, ama nasıl da
bomboş – gelip geçici, bitici, sonlu –
nasıl ölümlü olduğu yaşantısı…
Oruç Aruoba
hüzün
yalındır-dağdan
aparılmış kar topakları gibi
yel ki ince
ipince bir teldir kopmuştur
insan
azar azar kopmuştur
yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
İlhami Çiçek
Otuzbeşimdeyim, çabuk sinirleniyorum, tansiyonum var
Geçtiğim patikalarda kaldı büyük düşüncelerim
Bu yüzden hüzünle bakıyorum gençlere…
Şükrü Erbaş
Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları
…Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
Yağmur yağıyor Ömür hanım…gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına…Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
Dönelim…Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır…Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama… Değil mi yoksa?
Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, ‘dar çevre yitikleri’nde önem kazanmaya…
Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde…Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük…Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün,yalnızım… Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki…Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı…Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya…
Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür…Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz…
Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak…Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde…O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye…Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.
Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su…Sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan… dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla nem, bir avuç ıslaklık…Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de…Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün kalıplarından. Beni duy ve anla.
Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. Delilik mi dedin? Kim bilir…Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim mi? Kim ne diyebilir ki?
Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,ben geçtim…Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile… Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?
Şükrü Erbaş
Ankara, Güz/1983