İki çay söylemiştim hani

İki cümle kurdum sen gittikten sonra. Birinin gülmesi tıpkı sen, biri benim küçüklüğüme benzedi.
Ve içim içime sığmadı sen gittikten sonra. Ondan mıdır nedir, iki gündür dolanıyorum sokakları kurumuş yapraklar gibi.
Doğru maviyle pek aram yok bugünlerde. Nedense iki rengi daha çok sevdim biri turuncu, sarı diğeri.
En çok sevdiğim günler hala değişmedi. Biri Cuma biri cumartesi.
İnanmazsın belki, yirmi sekiz çeken iki ay daha buldum! Temmuz ve Ağustos… Yaz tatili öyle çabuk geçiyor ki…
İki sokağın arasında seçim yapmak zorunda kaldım dün. Birinden dünyanın bütün adreslerine gidebilirdim. Evime gidiyordu diğeri.
İki soru arasında kararsız kaldım işte o an… Kalmak mı iyi, çekip gitmek mi?

İkidir tutturmuş gidiyor muyum? İyi ama can alıcı iki soru sormamış mıydı şâir: “…neden kimse pencereden bakmıyor… Neden tarihe değil de coğrafyaya geçenler önemli?”
çünkü iki şey dolanıp duruyor bugün kafamın içinde. Biri can sıkıcı bir şey… Biri uzun kuyruklu mavi bir tilki.
Bütün paragraflar ‘i’ harfiyle mi bitti dedin?.. Olsun… Ama söyle, hiç büyük i’yle bitirdim mi ben bir cümleyi?
Hatırlarsan üç şubat bindokuzyüzdoksansekizde iki çay söylemiştim hani…Bugün on altı eylül bindokuzyüzdoksansekiz. İki mevsim geçmiş aradan. Senin çayın öyle soğumuş ki…

Burhan Eren / Yıldızlı Atlas

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.