bir gün seni yazmaktan vazgeçtiğimde anlayacaksın, gerçek vazgeçilmişlik ne demek
gerçekten terk edilmek nasıl bir his, nasıl yitirilir onca emek
işin kötü yanıysa seni yazmaktan vazgeçebileceğimi sanmıyorum
başkasını yazabilirim belki ileride
çünkü elbet hayatıma başkası da girecek.
ama başkasını yazdığım günün gecesine seni ağlayarak yazacağımı ikimiz de biliyoruz neticede.
doğuştan kör bir kadının çizdiği manzara resmine benzeyecek yazdıklarım belki
belki yüz bin fit yükseklikten düşmüş gibi olacak yüzüm
belki bir çocuğun uyumasını önleyen karanlığı kadar kötü olacağım
bilmiyorum belki,
bir zaman sonra, seni ne zaman yazsam
ilk kez sarhoş olan bir kadın gibi kusacağım
sonra derin bir uyku çekeceğim ama sabahına beynimin zonklamasıyla uyanacağım
bilmiyorum seni yazmak kötü olacak,
kötü hissettirecek,
beni hep kötü edecek
ama
elimde sana dair kalan tek şey, seni yazabilmek.
belki bundan da vazgeçebilsem, sahiden her şey geçecek
ama geçilmiyor
geçmiyor
göğsümdeki yaranın üstünü örttükçe yanıyor
soba yanığı gibi
güneş yanığı
bilmiyorum
yanıyorum, yanılıyorum sürekli.
hayatımın artılarını ve eksilerini hiç hesaplamadım bu güne dek ama
öyle eminim ki yaşamımın çoğunun yanlış kararlardan oluştuğuna
biliyor musun,
ben bazen
harflerin bile samimiyeti olduğuna inanıyorum
tıpkı insanlar gibi
bazıları elbette samimiyetsiz
bazıları ötekileştirilmiş, herkesçe kabullenilmemiş
dışlanmış
bazıları büyüyünce değişiyor
bazıları bazılarına benziyor mesela
ben bir harf olsam,
mutlaka
ğ olurdum
zaten hayatı boyunca hayata başlangıç yapamayan bir kadından başka hangi harf olması umulur!
ki ben
olamadım kimselerin ilki de.
sen ne güzel ilktin
a harfi gibiydin
sen
ne güzel gittin
iliklerimi bile söker gibi,
sol göğsüme kızgın demirler basar gibi,
kirpiklerimle dudaklarımı diker gibi,
ama sen sahiden
ne güzel gittin
-Tanrım göğsüm cehennem!-
biliyor musun,
ben bir meyve olsam bu mutlaka nar olurdu
zaten dışarıdan bir bütün
içi paramparça, içi kırmızı, içi kan bir kadından başka hangi meyve olması umulur!
sen bir meyve olsan bilmiyorum ne olurdun,
ama mutlaka bir yararın olurdu
insanlara
ki ben, dahil olmazdım
insanlığa.
biliyor musun,
bir çiçek olsam mutlaka papatya olurdum
elbette biliyorsun, papatyaları ne çok seviyorum
buna rağmen papatya almadın bana
bir kez olsun
üzgünüm
bu sahiden üzücü.
neyse, ne diyordum
bir çiçek olsam bu mutlaka papatya olurdu
çünkü hayatı birileri uğruna,
bilhassa aşk uğruna
dağıtılan, parçalanan bir kadından başka hangi çiçek olması umulur!
sana çok kırgınım sevgilim
ama bir papatya dalı,
zaten çok kolay kırılır.
sen bir çiçek olsan, fesleğen olurdun galiba.
çünkü avuçlarıma sinsin diye kokun,
ellerim ne zaman üşüse sığındığı tek yerdi boynun.
bir de kalabalıksın, fazlasıyla
bilmiyorum sen fesleğensin biraz
ben de papatya
sen saksılara yaraşırsın
ben kaldırımlara
senin heybetinin yanı sıra
ben fazla cılızım, fazla ufak
ayakaltında ezilmişliğimi bir kenara bırak,
beni de öte yana,
sen sahiden
ne güzel ilktin
kırmızı kaşkollu bir kadın masumiyetim vardı
onu ceplerine sıkıştırıp
belki biraz dinamit gibi
darmadağın edip
ama ne güzel
gittin…
-Mavi Tuğba Karademir