“Tomris Uyar, 1964’te R. Tomris imzasıyla çeviriler yapan genç bir kadın. Şair Ülkü Tamer’le evli. Sık sık eski önemini yitiren Baylan’da buluşuyorlar dostlarıyla. Akşam üstleri iş çıkışı Cemal Süreya da katılıyor onlara. sanat, edebiyat, tiyatro sohbetleri…
Tamer ile evliyken âşık oldu Cemal Süreya’ya Tomris. İkisi de evliydiler, ikisi de birbirleri için boşandılar eşlerinden ve bugün bile, ‘Türk edebiyatının en verimli aşkı’ tanımını hak eden üç yılı birlikte geçirdiler. Verimliydi aşkları, çünkü Cemal Süreya aşk dolu, cinsellik yüklü en güzel şiirlerini onun için yazdı. Yaşadıkları şeyin ne kadar derin olduğunu anlamak için, Süreya’nın şu dizeleri yeterli olur sanırım:
“Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğunda öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni…”
Cemal Süreya ve Tomris birlikte yaşamaya karar verdiklerinde, Kazancı Yokuşu’nda bir ev tutar ve oraya taşınırlar..
Her şeyin eşit olarak paylaşıldığı bir beraberlik. Ev işlerinden fikir tartışmalarına, meyhanelerden çalışmalarına, her yerde her alanda eşitlik. O günlerdeki Cemal Süreya’dan Tomris Uyar’da kalan hissiyat şöyle:
“Feodal değil. Evine bağlı, evinde olmayı, çalışmayı çok seven bir adam. son derece şefkatli. Sözgelimi nezle olayım, aman efendim çaylar yapılır, yatağa getirilir, başımda oturulur, saçım okşanır, ilaçlar… O güne kadar hiç kimsede görmediğim bir şey.”
“Ciddi bir ilişkide kendini çok koruyan, monogam bir erkek. Aldatması söz konusu değil.”
“Kıskanç ama kıskançlığın anlamsızlığını çok iyi kavramış, yine de kendini engelleyemeyen, bu yüzden de pişmanlık duyan, acı çeken bir sevgili…”
“Şiiri çok iyi bilen, iyi yazmaktan korkan, mükemmellikten kaçan bir şair.”
Cemal Süreya takım elbiseli, kravatlı bir bürokrat. Son derece düzenli bir hayatı var. Evden işe işten eve. İçki yok denecek kadar az. Tomris düzenin bu kadarından sıkılır:
“Akşamları biraz geç gel yahu, bir erkek dolaşmak istemez mi, dedim. Ben çok yaşlı olan anneannemle meşgulüm. O da, istifa etmek üzere maliye’den. Bağını koparmasın istiyorum. Hiç arkadaşı yok çünkü. ‘Peki’ dedi. İlk gün dönüş saati geldi, altıyı çeyrek geçti, ortada yok. Normalde akşam altıda evde olur. Ertesi gün altıyı yirmi geçiyor, sonra altı buçuk… Bir gün odayı havalandırayım dedim, yaz. Toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki, kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.”
Aralarında şaka konusu olan bu olayın bir de adı var: “şahsiyet rötarı.”
(…)
Papirüs’ü çıkarırken daha yoğun, o ölçüde de keyifli bir çalışma temposuna girerler.
“Kriz halinde çalışıyor. akşamüstünden sabaha kadar, hiç ara vermeksizin. Dergi çıkışı, evde veya dışarda, ayaküstü bir yemek yedikten sonra, birbirimize çay taşıyarak, ‘dur bak bir şey göstereceğim, şu iyi mi’ diyerek…”
“Onunla sonsuza kadar tartışabilirsin. Hiç alınma yok. Sözünü esirgeme, yalan söyleme yok. Beğendiyse beğenir, beğenmediyse beğenmez.”
Bazı akşamlar “mujik sofrası” kurulur evlerinde. Konuklar Papirüs yazarları, Papirüs’e katkıda bulunanlar. sofranın kuralları var: “Düzgün örtü, peçete, buz, güzel bir sürahi… Peçeteler ütüsüzse kalkar kendisi ütüler.”
Haftada bir ya çiçek pasajı’na ya da yemekleri güzel ve ucuz olan Bohem’e gidilir.
Tomris’in ısrarıyla artık takım elbiseden kurtulmuş, rahat giysili bir adam olmuş Süreya.
1966 sonu 67 başı; dergide de, özel hayatlarında da yol ayrımına gelirler. Tomris, Turgut Uyar’la evlenir, Ankara’ya gider. Papirüs’ü desteklemeyi oradan sürdürür. Cemal Süreya’nın yolu Ankara’ya düştüğünde onları ziyaret eder ama beraberlikleri sırasında birlikte oldukları mekanlara, Beyoğlu’ndaki kahvelere, lokantalara adım atmaz. Onun bu ruh halini Tomris Uyar şöyle anlatıyor:
“Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı. Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikayen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak, dedi ve doğrusu hiç yazmadı.”
Tomris Uyar’ın Turgut Uyar ile evlenmesine yol açacak kadar yakınlaşmasının nedeni de şiir kuşkusuz:
“1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu.”
2005’te yayımlanan Erhan Altan’ın ‘Turgut Uyar Üzerine Tomris Uyar’la Söyleşi/Ben Koşarım Aşağılara, Koşarım’ adlı uzun isimli kitabı ilişkilerini pek güzel anlatır. Nasıl tanıştıklarını da… “Kendisini tanıdığımda ben evliydim, o da evliydi. Ankara’da tanıştık, Sanatseverler Derneği’nde -hiç unutmuyorum-… O bana herhalde bir arkadaşıyla, yani Ülkü Tamer’le evli ve edebiyata düşkün genç bir kız olarak ilgi gösterdi ama çok sıradan bir ilgi gösterdi. Ben de onun, sandığımdan çok daha -nasıl söylesem- daha derin demeyeyim de, daha keşfedilmeye değer bir insan olduğunu düşündüm.”
Yaşamında en uzun soluklu sevdası Turgut Uyar olur.
Turgut Uyar için, “Bir ara ben onun dünyaya açılan penceresi olmaktan da öte bir şeydim, bir parçası gibiydim. Ve kendimi bir parçası gibi hissettiğim için de sıkılıyordum tabii…” demiştir.
Uyar’ın onun için yazdıkları ilginçtir. En meşhuru da, o zamanlar daktiloyla çoğaltılan, dönemin şiir matinelerinde elden ele dolaşan bir şiirdir.
“Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz
kış gecesi amcamızdır, bahar yakından kardeşimiz
alır başımı Erzincan’a giderim seni düşünmek için
dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için
bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur
ne var ki ıslanır gider coşkunluğum durmadan
durmadan
dağ biraz daha benden, deniz her zaman senden
hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan
kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm
seni övdüğüm zaman
güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda
seni övdüğüm zaman…”
Uyar’ın ölümünden sonra kurduğu cümlelerde, aralarındaki ilişkinin sırlarını da ele verir aslında Tomris Uyar: “Turgut, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
Ankara ve İstanbul’daki edebiyat çevrelerinin iyi bildiği bir başka gerçek de, büyük şair Edip Cansever’in ona duyduğu gizli hayranlıktır. Ve Turgut Uyar, onu elinden kaçıracakmış gibi sevmekte haklıdır aslında…
Öyle ya, kaç gizli hayranı daha vardır kim bilir? Edip Cansever, her 15 Mart günü (onun doğum gününde) açıkladığı yeni bir şiirle seslenir Tomris Uyar’a… Şair ona, “Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı.” diye seslenmiştir, o meşhur ‘Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir’de. “Adını yenile bu yıl ama bak Tomris Uyar olsun gene” der ısrarla…
Söz Edip Cansever’de:
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç…
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç?”
Ölümünden kısa bir süre önce, Edip Cansever’in kendisini daha çok etkilediğini söyleyecektir ama eleştirmen tavrından vazgeçmeyerek: “Daha çok anlatan, daha süslü ve imgesi bol. Tekrarı seven bir şair…”
O zamanlar Boğaz’da denizle öpüşen meyhanelerde, Tomris Uyar’la Edip Cansever’i baş başa rakı içerken gören çok oldu. Onları öyle görüp ellerini sıkma şansına erişmiş, edebiyata ve şiire meraklı bir gazeteci, Tomris Uyar’ın bir an evvel sevdiklerinin yanına gitmek için bu kadar çok içtiğini düşündü. Cansever’in bir peçeteye yazdığı dize ise dilden dile dolaştı: “Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”
Tomris Uyar, 62 yaşında ayrıldı aramızdan; ama arkasında öyle bir şiir demeti bıraktı ki, kıskanılası… Hayatına giren iki şair, yani sevdiği adam Cemal Süreya ile hayat arkadaşı, gözbebeği, eşi Turgut Uyar ve ‘onu hep uzaktan ve platonik bir tutkuyla seven’ Edip Cansever anıldığında, onun da adı geçer oldu.
Tıpkı öykücü olmasına rağmen, II. Yeni Şiir Akımı denildiğinde mutlaka adının geçmesi gibi… Kolay bir şey değil üç büyük usta şairin aşkıyla yaşamak, onları yakasında madalya gibi taşımak.
“Tomris Uyar’ın yüreği öyle büyüktü ki, herkesle biraz paylaşmak istedi.”