Sühan oldur ki ola âyet-i kübrâ-yı sühan
Yıla safha-i i’câzda a’lâ-yı sühan
Şâ’ir oldur ki anıñ kalbine Hassân gibi
Nefha-i Rûh-ı Emîn eyleye ilkâ-yı sühan
Hüsrev-i mülk-i sühan aña denir kim kalemi
Çeke menşûr-ı hayâlâtına tugrâ-yı sühan
Eyleye şa’şa’a-i fikreti mânend-i Kelîm
Ceyb-i ma’nâda nümûde yed-i beyzâ-yı sühan
Dem-i ‘Îsâ gibi enfâs-ı hayât-efzâsı
Ede bir nutk-ı revân-bahş ile ihyâ-yı sühan
Hızr u İskender’i sîr-âb ede cûy-ı nazmı
Eylese âb-ı hayâta bedel icrâ-yı sühan
Cevher-i nutk-ı güher-bârı ile ‘âlemde
Hüsn-i sûret bula efrâd-ı heyûlâ-yı sühan
Tab’ı âyîne-i işrâk ola tâ kim andan
Mantıku’t-tayr okuya tûtî vü bebgâ-yı sühan
Nazmına silk-i cevâhir mi denir olmayanıñ
Dili deryâ-yı hüner tab’ı güher-zây-ı sühan
Pûte-i zerger-i endîşede kâl olmayıcak
Sîm-i ma’nâ olamaz kâbil-i tamgâ-yı sühan
Kimse bakmaz yüzüne tâb-ı hayâl-i rengîn
Olmasa gâze-i ruhsâr-ı dil-ârâ-yı sühan
Sîne mir’ât-ı mücellâ gibi sâf olmaz ise
Hüsn-i sûret mi bulur anda mezâyâ-yı sühan
Olmayan hall-i İlâhî’ye karîn eyleyemez
Dil-i pür-’ukde ile keşf-i mezâyâ-yı sühan
Micmer-i dilde olursa eser-i âteş-i ‘aşk
Neşr eder râyihasın ‘anber-i sârâ-yı sühan
Hum-ı endîşede sahbâ gibi sâf olmayıcak
Nazm-ı rengîn olamaz zîver-i mînâ-yı sühan
Anı Câmî gibi Nâbî gibi rindân añlar
Başkadır neş’e-i keyfiyyet-i sahbâ-yı sühan
Ceyş-i fikr ile alıp memleket-i ma’nâyı
Gösterir şevket ü dârâtını Dârâ-yı sühan
Rezmgâh-ı sühana tîg-i zebânın eyler
Tîzî-i tab’ ile şemşîr-i mücellâ-yı sühan
Mahrem-i bikr-i mezâmîn olamaz nâ-ehlân
Takviyet vermeyicek tab’a mezâyâ-yı sühan
Sadef-i sîne-i deryâ-yı ma’ârifde olur
Yohsa her dilde bulunmaz dür-i yektâ-yı sühan
Sapa vâdîleri seyrân ederek çeşm-i hayâl
Reh-i nâ-refteyi geşt etmelidir pây-ı sühan
Yohsa mânend-i Hevâyî bir iki güfte ile
Herze-gûyân olamaz nâtıka-pîrâ-yı sühan
Nice şâ’ir deyü ta’bîr olunur anlara kim
Şeb-i ‘ömründe henüz görmeye rü’yâ-yı sühan
Şâ’iriyyet aña isnâd-ı mecâzîye çıkar
Bilmeye ol ki hakîkatle mü’eddâ-yı sühan
Talib-i nazm-ı gazel ‘ilme çalışsın evvel
Leyte şi’rî deyü eylerse temennâ-yı sühan
‘İlm ü şi’r ikisi ma’nâda mürâdifler iken
Bir midir şâ’ir-i nâdân ile dânâ-yı sühan
Evvelâ ‘ilm-i ma’ânîde mahâret lâzım
Bilmege nükte-i serbeste-i ma’nâ-yı sühan
İsti’ârât u kinâyât u hakîkatle mecâz
Dâ’imâ olmadadır cârî-i mecrâ-yı sühan
Ahsen-i sûret-i vech-i şebehi bilmeyicek
Neye teşbîh olunur vech-i dil-ârâ-yı sühan
Fârisî vü ‘Arabî’den iki şehbâl ister
Tâ ki pervâz-ı bülend eyleye ‘Ankâ-yı sühan
Ede mânend-i Hümâ Nesr-i felekle pervâz
Ola cevlângehi tâ evc-i mu’allâ-yı sühan
Şu’arânıñ da belî tâli’i mes’ûd olmaz
Nahs-ı ekberle tulû’ etdi Süreyyâ-yı sühan
Sebeb-i cevr-i felek hüsn-i makâl oldu deyü
Yokdur ancak yüzümüz etmege şekvâ-yı sühan
Bir de cevr etmese farzâ felek insâf etse
Var mı ikrâma sezâ nükte-şinâsâ-yı sühan
Bir alay şâ’ir-i nâ-muntazam-ı bed-mahlas
Nazm-ı rüsvâyî ile eyledi rüsvâ-yı sühan
Vezn-i eş’ârı terâzûlara vaz’ etmişler
Tartılır şimdi dükânlarda mukaffâ-yı sühan
İktifâ eylediler meslek-i ‘Âşık ‘Ömer’e
‘Aşk u şevk ile niçe kâfiye-cûyâ-yı sühan
Gevherî güftesine döndü bugünlerde meded
Güher-i nâdire-i lü’lü’-i lâlâ-yı sühan
Hâne-i tab’-ı harâbî gibidir yapdıgı beyt
Yıkdı nazmı temelinden niçe bennâ-yı sühan
Ekseri halt-ı kelâmıñ hezeyân-ı mahmûm
‘Acebâ tutdu mu şâ’irleri hummâ-yı sühan
‘İllet-i kabz-ı ‘arûzîye düçâr olmuşlar
Yetişip tenkıyeler etsin etibbâ-yı sühan
Her biri bahr-ı remel bahr-ı hezecden savurup
Rîh-i enfâsın eder furtuna-fersâ-yı sühan
Çâr-mevc-i eser-i sarsar-ı güftârından
Gark olur sarsılarak fülk-i feleksâ-yı sühan
Çalışır hicve dahi harf-i hecâ bilmez iken
Sanki merdâne olur dâhil-i heycâ-yı sühan
Ne müsecca’ ne mukaffâ ne kelâm-ı mevzûn
Ne muhammes ne murabba’ ne müsennâ-yı sühan
Kimi mânî kimisi vâdî-i Türkmânîde
Kara oglan kaya başısı yelellâ-yı sühan
Mey-i meyhâne ile mug-beçeyi yâd ederek
Oldular Bekri gibi meykede-pîrâ-yı sühan
Sûz-ı pervâne vü şem’e tolaşırlar gâhî
Tutuşur gayret ile şem’-i şeb-ârâ-yı sühan
Nevbahâr olsa bahâriyye-i gül bülbül ile
‘Âkıbet köhne bahâr oldu ser-â-pây sühan
Zülf añılsa uzadır bahs-i cünûn silsilesin
Niçe dîvâne-i ma’nî niçe şeydâ-yı sühan
Mültezem menkıbe-i Kays ise bilmem ne demek
İzdivâc etdi mi Mecnûn ile Leylâ-yı sühan
Telh olur sohbet-i Şîrîn ile Ferhâd’a dahi
Ba’d-ez-în tâze vü ter olsa da helvâ-yı sühan
Hüsnü var mı bu kadar Yûsuf’u telmîh ederek
Çâk ola perde-i nâmûs-ı Zelîhâ-yı sühan
Sarfa sarf eylemeyip medreselerde ‘ömrün
Geçinir ba’zı yobaz suhte de monlâ-yı sühan
Kas’a-i şeyh-i ‘imâretden içip çorbâyı
Zann eder kâbil-i te’vîl ola zırvâ-yı sühan
Ötdürür gâhîce boru gibi çatlak kalemin
Nefesi yetse çalardı kaba surnây-ı sühan
Tıfl-ı ebced gibi târîh-i rekîkin edemez
Biñ hisâb etse yine dâhil-i ma’nâ-yı sühan
Uydurup kendi hisâbınca hemân ta’miyeye
Zann eder yapdı o bî-çâre mu’ammâ-yı sühan
Sikkeyi cehl ile mermerde kazar ol rakamıñ
Etseler nakşını dâg-ı dil-i hârâ-yı sühan
Başkadır ‘ilm-i mu’ammâda mezâyâ-yı nikât
Görmez ol dikkat-i nâ-dîdeyi a’mâ-yı sühan
Narhı altmışlıga indi hele târîhleriñ
Pek ucuzlandı bu bâzârda kâlâ-yı sühan
Niçe nâ-ehl gedâ-tînet ü sâ’il-meşreb
Cerri sermâye eder eylese imlâ-yı sühan
Kalmadı şâ’ir ile farkı hemân cerrârıñ
Müntic-i cerr ü sü’âl oldu kazâyâ-yı sühan
Taldılar bâb-ı kibâra gazelim var diyerek
Oldu sâ’il kapısı dergeh-i vâlâ-yı sühan
Kim vefât etse kazıp seng-i mezâra târîh
Cönk ü tûmârın eder mahşere mevtâ-yı sühan
Hâsılı ‘âlemi târîh ile telvîs etdi
Niçe murdâr u mülevves hezeyân-lây-ı sühan
Câygâh oldu o kâgıdlara battâliyye
Her konakda bulunur bir iki torbâ-yı sühan
‘Îd-i nev gelse hemân köhne kasîde götürüp
Yeñi eski bulur esbâb-ı ‘atâyâ-yı sühan
Eyleyip şi’ri varak-pâre-i imsâkiyye
Ramazânda tagıdır halka hedâyâ-yı sühan
Bu tarîk ile çöker sofra-i hulviyyâta
Nukl-i iftâra getirmiş gibi hurmâ-yı sühan
Şâ’iriz biz de deyü söylemege ‘âr ederiz
Oldu rüsvâ bu kadar sûret-i zîbâ-yı sühan
Kudemânıñ bulup âsârını gencîne-misâl
Etdiler cümle harâmî gibi yagmâ-yı sühan
Selh ü ilmâm u tevârüd deyü soñra çalışır
‘Aybını setre niçe düzd-i tüvânâ-yı sühan
Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır
Böyledir şer’-i belâgatde fetâvâ-yı sühan
Öyle har der-vahal-i hayret olan bî-ser ü pâ
Bu revişle olamaz bâdiye-peymâ-yı sühan
Agzına almaz eger kand-i mükerrer olsa
Lafz-ı hâyîdeyi tûtî-i şeker-hâ-yı sühan
Köhne mazmûn giyip ol câme-i müsta’mel ile
Şîvesin gösteremez kâmet-i bâlâ-yı sühan
‘Acem âhundu gibi ba’zısı da bes ki deyü
Fârisî lehcesi üzre eder inşâ-yı sühan
Vaz’-ı erkân-ı ma’ânîde hatâsın bilmez
‘Acemîler geçinir Sâ’ib ü Rüknâ-yı sühan
Buved ü mîşeved ü bâşed ü âmed şud ile
Fârisî oldu sanar yapdıgı saçmâ-yı sühan
Zann eder bagladıgı nazmı şikeste beste
Isfahân’da okunur beste-i ra’nâ-yı sühan
Tutdurup ya’nî ‘aşîrân-ı ‘acem perdelerin
Kerenây-ı kalemin eyledi şehnây-ı sühan
Her biri fâris-i meydân-ı belâgat geçinir
Leng ü lök olsa nola esb-i sebük-pây-ı sühan
Kuru laf ile sözün cûy-ı hayâl eyleyemez
İçmeyenler ‘Acemistân’a varıp çay-ı sühan
Görse bu herzeleri tebri’e-i zimmet ile
Yakasın silker idi ehl-i teberrâ-yı sühan
Ne hacâlet ki henüz bir iyi Türkî bilmez
Tarz-ı Tâzî vü Derî’de ede peydâ-yı sühan
Bir ‘Acem börkü giyip bâri ‘Acem şeklinde
Şehr-i Tebrîz’de olsun Koca Mîrzâ-yı sühan
Gûy u çevgân-ı sühan başka oyundur ne demek
‘Acem alayı gibi göstere âlâ-yı sühan
Başka örnekde olur kâle-i zer-beft-i ‘Acem
Rûm’da çıkmaz anıñ gibi mutallâ-yı sühan
Mâ’il-i duhter-i mazmûn-ı ‘Acem bü’l-hevesân
Şimdi mâder-be-hatâ togmada ebnâ-yı sühan
Çagatayca iki söz bilse Nevâ’î geçinip
Deşt-i Kıbçak’da sanar kendiyi kılgay sühan
Şi’ri bâzîçe-i tıflâne eden eşhâsıñ
Kimisi söz ebesidir kimi bâbâ-yı sühan
Bir zamânda yine bu tarza zuhûr eyleyicek
Herze-gerdân-ı ser-i kûçe vü sahrâ-yı sühan
Kaldırım taşları altında birer şâ’ir var
Deyü taş urmuş idi Sâbit-i dânâ-yı sühan
Şimdi görseydi neler çıkdı o menfezlerden
Kaldırımlarda gezer bir sürü pûyâ-yı sühan
Hâceye gitsin okunmaga bu ebced-hwânlar
Başlasın mektebe varsın da elifbâ-yı sühan
Nev-sühanlar baña taklîd ile yazsın sühanı
Ki benim her sühanım nüsha-i kübrâ-yı sühan
Tab’ım âyîne-i ilhâm-ı füyûzât-ı Hudâ
Baña keşf oldu bu sûretle hafâyâ-yı sühan
Dürr-i şeh-vâr-ı mezâmîn ile memlû sînem
Dil-i pür-cûş u hurûşum ser-i deryâ-yı sühan
İşidip şöhretimi mülk-i bekâda Bâkî
Añlamış kalmadıgın aña bekâyâ-yı sühan
Belki fehm eyler idi sûd u ziyân-ı sühanı
Gelse ‘arz eylese Nef’î baña kâlâ-yı sühan
Gitdim isbât-ı vücûd etmek içün Şîrâz’a
Eyledim ‘Örfî-i fehhâr ile gavgâ-yı sühan
Bi’t-terâzî varıcak mahkemeye olmuş idi
Kutb-ı Şîrâzî-i ‘allâme müvellâ-yı sühan
Şâhid-i ‘adlim olup Hâfız u Sa’dî anda
Hükm olundu baña ehliyyet-i da’vâ-yı sühan
Nola Vehbî-i İlâhî deyü meşhûr olsam
Hibedir mevhibedir baña ‘atâyâ-yı sühan
Çâre ne böyle kafes-bend-i gam oldum kaldım
Tutalım tab’ım imiş bülbül-i gûyâ-yı sühan
Ta’n-ı hussâd ile dem-beste vü lâl oldum âh
Ebkem olsun beni hâmûş eden a’dâ-yı sühan
Yetişir nush ise de lâf ise gavgâ ise de
Bu kadar gulgule-i hûy-ı sühan hây-ı sühan
Şimdi bir nazm-ı dil-ârâ-yı neşât-âver ile
‘Âşıkâne olalım velvele-ârâ-yı sühan
Gayrı feysal verelim fârig olup da’vâdan
Olsun işte bu gazel hüccet-i ibrâ-yı sühan
Süzülüp nâz ile olmazsa da gûyâ-yı sühan
Yine ol çeşm-i sühan-gû eder îmâ-yı sühan
Deheni hokka-i yâkût-ı letâfet gûyâ
Nutka gelse saçılır lü’lü’-i lâlâ-yı sühan
Şîve-i kâmet-i bâlâsını yâd etdikçe
Yakışır her ne kadar eylesem ıtrâ-yı sühan
Bûse va’d eylemiş agyâra lebinden dediler
Aradım agzını hîç etmedi ifşâ-yı sühan
Söze yatsın deyü pek üstüne düşdüm bu gece
Subha dek olmadı bir dürlü pezîrâ-yı sühan
O cefâ-pîşe vü bâbî-i sühan-fehm ammâ
Eylemez ‘âşık-ı bî-çâreden ısgâ-yı sühan
Vehbiyâ lâl olurum vasf-ı leb-i la’linde
Dehen-i tengi degildir bilirim cây-ı sühan
Âsafâ ‘afvıña magrûr olup etdim böyle
Vâdî-i hezl-i zarîfânede imlâ-yı sühan
Ruhsatıñ olmasa cür’et mi ederdim hâşâ
Tavr-ı fahriyye ile etmege inşâ-yı sühan
Müteşâ’irleri ancak garazım terbiyedir
Añlasınlar ne imiş rütbe-i vâlâ-yı sühan
Karamanlı gibi elbette delîle muhtâc
Ka’be-i nazma giden bâdiye-peymâ-yı sühan
Yohsa bî-çârelerin yüzlerine ‘aybın urup
Maksadım etme degil mashara sîmâ-yı sühan
Nîk ü bed bakma efendim yine in’âm eyle
Mâye-i şöhret olur bezl-i ‘atâyâ-yı sühan
Bermekîler dahi bakmaz idi nîk ü bedine
Gelse çölden bir alay laklaka-fersâ-yı sühan
Surresin kapdırıp ihyâ-yı kulûb etdikçe
Bi-hayâtik der idi ma’şer-i ‘urbâ-yı sühan
Sadr-ı rif’atde hemân devlet ile sag olasın
Olsun erbâb-ı sühan mahmidet-ârâ-yı sühan
Sünbülzâde Vehbi Efendi