Bile bile aynı kâğıdı açıyorum: kendimi sınamanın ağırlığı hergün artsa da.
*
Saat kaç olmuş… hâlâ bir çocuk yürümemiş sokakta!
*
Sabah da, akşam da kül boşaltıyorum: yanan zamanın.
*
Tek tek kendi yazgımızı mı yaşayacağız, yoksa yazgılarımızın toplamından her birimize düşen parçayı mı yaşayacağız?
*
Hayır! yazar havlu atmaz. Olsa olsa, sükûtunu duvara asar, tüfek gibi; bakar.
*
Bir nidâ kadar gerekli bana: sinirliliğim sakinleştiriyor beni.
*
Alınyazıma sâdık kalmalıyım.
*
İki eliyle sıkıyordu başını: çatlamasın diye…
*
Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.
*
İnsan, yeryüzündeki garipliğini, sabaha girmek üzere olan ıssız bir sokakta daha iyi mi anlar gibi oluyor ne?
*
Ağlaya ağlaya yanına geldi zaman: diz dize oturup, teselli etti; n’apsın. İçinden, ‘Amma da buldu ha adamını!’ da geçmedi değil doğrusu.
Ne durumda olursak olalım, bir müziğiz; insan, kendi sesini, dâima, başkalarından önce işitir. Herkesin, kendince bir çileye dayanabilme gücü de burdan gelir ya.
*
Elbette aynı şeylerle acı çekmek çok zor bir eylem.
*
Yüzünüze güller, dün gece çok okudum.
…
Uzak bir pencereydi, yeni kalkmıştım uykudan: bir ağacın dalları Kâbe’ye bakıyordu.
*
Stop – zamanın da bir uğunması var ki, doğrusu dayanamıyorum bakmaya; mekânda, çünkü, zamanla derin bağıntı içindedir ya, herhalde sana göstermemeye çalışıyor.
*
İnsan, yıkılan KENDİKENDİSİYLE DE burun buruna gelebilir bazan.
Nuri Pakdil
Klas Duruş / Edebiyat Dergisi Yayınları