Sonra ondan söz ettik. Ne de olsa bu çok değişik kişiyi tanımış olan en son iki insandık. O bana, genç üniversiteliye, küçücük varlığına karşın düşünsel yaşamın insanı nasıl sarıp sarmalayacağını öğrenmişti. Tuvaletleri temizleyen, yaşamı boyunca tek kitap okumamış, bambaşka bir dünyada yaşayan zavallı kadın da ona, yirmi beş yıl boyunca paltosunu fırçalayıp toz aldığı, kopuk düğmelerini diktiği için bağlanmıştı. Şimdi masasında oturmuş ondan söz ederken, birbirimizi iyi anlamış olduğumuzu fark ettim. Çünkü anılar, insanları birbirine bağlar.
…
… Düşündüm ve basit, fakat insancıl duygularla o ölüye sadık kalmış iyi yürekli bu kadının karşısında kendimden utandım. Doğru dürüst bir eğitim almamış bu insan, Jacop Mendel’i daha iyi anımsayabilmek için, ondan kalan bir kitabı yıllarca muhafaza etmişti. İnsanları birbirine yaklaştırmak ve böylece unutulup gitmeyi engellemek için kitapların yaratıldığını bilmesi gereken ben ise; kitapçı Mendel’i yıllarca unutmuştum.
Stefan Zweig / Kitapçı Mendel