Sessizlik

Biz o kadar; o kadar ağladık ki beraber,
Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik.
Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik
Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler.
Etrafta kalan sesler kesildi birer birer.
Hatırlamaz olmuşum, herşey uzakta, silik.
Yalnız senin vücudun… Ah işte bir içimlik
Bir su gibi ellerin avucumda serinler.
Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir,
Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir.
Sessizlik içerime doluyor yudum yudum.
Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş,
Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş.
Ben hiçbir şey duymadan, ben yalnız seviyorum.
Ziya Osman Sabaseni-seviyorum.jpg

Yaşamak Bundan Sonra

Yaşamak bundan sonra, katlanılmaz eziyet!
Bir şey istemiyorum artık ne zevk, ne para,
Kaybolmuş baharıma beni götür, hâtıra,
Hâfızam avut beni, beni kurtar ey şiir!

Yaşamak bundan sonra, katlanılmaz eziyet.
Bir şey istemiyorum, ne teselli, ne umut:
Hareket edeceğiz!.. Kalbim dünyayı unut,
Dağlar, taşlar, elveda; gün, hakkını helâl et!

1940

Ziya Osman Saba

ziya_osman_saba

Bu şiir 15 Şubat 1940’ta Sevet-i Fünun’da “Yaşamak Artık Rabbim”  başlığıyla yayımlanmıştır. Dergide şiirin ilk dizesi: “Yaşamak bundan sonra, kalbe ne eziyettir”; ikinci dörtlüğün ilk dizesi ise, “Artık her şey orada: Sonsuzluğum, hürriyet, / Gökler maviliğinde bembeyaz açan bulut.” şeklinde yer almaktadır.

Ziya Osman Saba / Cümleniz / Can Yayınları

Yalnız

Kalbim, seninle bir gün yalnız kalacağız,
Şu daha birkaç yıllık mihnetin sonunda
Bir dere kenarında, çimenler koynunda,
Seninle hayallere, yalnız dalacağız.

Kalbim, sen çocuk kaldın, tanımadın kini,
Memnun olacağım senden bir baba kadar.
Derken, ürperecek bir rüzgârla kavaklar,
– Seher! Dinleyeceğiz, sonsuz musikisini…

1939

Ziya Osman Saba
Cümlemiz / Can Yayınlarıyalnizlik_siiri

Gün Gelir

Gün gelir, hatırlamak bile bir acı olur.
Gençlik aşkı, sevinci, daha dünkü ümidi…
Yumruklasan göğsünü bir boş yankı duyulur.

Gün gelir, en gür çeşmeler damla damla kurur.
Bakarsın, bir yazın ağaçlarında şimdi
Üç-beş kuru yaprak çırpınır durur.

Ziya Osman Sabagun_gelir

Kim Bilir

İlk yağmur damlası düştü
Kuru yapraklarına güzün.
Ardında kış kıyamet,
Dert, hüzün.

Alınyazısı hepsi…. Kısmet….
Ha yazı, ha kışı geceyle gündüzün,
Kim bilir kaç günü kaldı
Ömrümüzün?

Ziya Osman Sabaziya_osman

Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba

Vefatının 54. yıldönümünde Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba


Cumhuriyet devri şairlerinden olan Ziya Osman, Mart 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Mütareke yıllarında girip, hep yatılı okuduğu ve Cahit Sıtkı Tarancı ile dostluğunun başladığı Galatasaray Lisesini (Mekteb-i Sultanî) bitirir (1931). Daha sonra Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalışırken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1936). Emlak ve Eytam Bankalarında çalışırken ikinci eşi Rezan Hanımla tanışıp evlendi (1940). 


HAYATI
Bu bankalardan ayrıldıktan sonra Millî Eğitim Basımevi Tashih Bürosu Şefliğine getirildi (1945-1950). Geçirdiği kalp hastalığı üzerine Kadıköy’deki evinde Varlık Yayınevi işleriyle uğraştı. Cahit Sıtkı Tarancı ile sık sık mektuplaşan şair, 29 0cak 1957 günü İstanbul’da evinde öldü. Eyüp Sultan Kabristanına defnedildi.1
31 Ocak 1957’de toprağa gömülüp, şiirlerinde devamlı arzuladığı öbür âleme göç ederken, şairlerden biri, arkasından şu cümleleri yazıyordu: 

ÖBÜR ÂLEME GÖÇERKEN 
“İlk şiirlerinden son şiirine kadar onda ya çok belli, ya biraz gizli ve derinde hep bu üç tema görülür. (Ahiret, ölüm, Allah)Âhireti, ölümü san’at hayatının, belki de çocukluğunun ilk yıllarından beri bu derece içten benimsemesi, ona ölümü çok önceden sevdirmiş, onda ölüm korkusu diye bir tehlike bırakmamıştı. Ölüme eski soydan tasavvufçuların şevkiyle memnun, hazırlıklı, ümitli gitti.
Son yirmi beş yıllık şiirimizde ölümü, içinde küçüklükten itibaren beslediği için, hiç dehşete düşmeden, irkilmeden tam bir iman ve teslimiyetle, özlercesine beklemiş tek şairimizdi o. Allah’a bu şekilde bağlılığı, onu beyazın hayranı yaptı. Şiirlerinde kir yoktur. Katıksız, arı, duru, dünya kirlerinden uzak, temiz şiirlerdir bunlar; hatıraları, vefası, sevgileri gibi temiz.”

ÖLÜMÜ KARŞILAMASI
Ziya Osman’ın meslektaşı devam ediyor. Onun ölümü nasıl karşıladığını duygulu bir şekilde izah etmeye çabalıyor: “Eski bir evde olmak, orda, Eyüp Sultan’da” diyordu. (hayatla ölümü içice yaşamış, beyaz şiirler şairi) özlediği yerde, özlediği evde göçtü. Kar yağıyordu, temiz, beyaz. Ve serviler, kara nuranîlikleri içinde bir kandil gecesine hazırlanıyorlardı. Hayat beyaz, ümitleri beyaz, imanı beyaz aziz şair için, böyle dinî bir günde, bir kandil gününde öte dünya çiçekleri karların altında anneciğinin yanında gömülmek, ömrü boyu özlediği en İlâhî saadetti her halde. Allah’tan bunu istemişti, istediği oldu.”2

SAN’ATI
Galatasaray Lisesinin gece bölümüne devam ederken ilk sınıflarında annesinin vefatı üzerinde ilk yazısını yazan şair, ikinci yazısını babası ile annesinin kabrini ziyarete gittiğinde yazar.
Henüz 17’sinde iken şiirler yazmaya başlayan şair ilk yazılarını, hissiyâtlarını o günlerde okuduğu romanlara özenerek yazar. Fakat sonunda pişmanlık duyar.
İlk şiiri Servet-i Fünun dergisinde (Ocak-1927) çıkan Saba, bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla Yedi Meşale topluluğunda birleşti. (1928) Meşale dergisi kapanınca bir süre Milliyet Gazetesinin edebiyat sayfasına, İçtihad dergisine yazdı. Yazı ve şiirleri Varlık’ta çıkmaya başlayınca, ilk sayısından (1933) itibaren çoğunlukla Varlık’ta yayımladı.
Yedi Meşaleciler’in şiire en sadık şairi Ziya Osman, temiz, efendi kişiliğini şiirlerine de yansıtmış bir şairdir. İddiasız, duru, içli bir Türkçe ile küçük insanların hayatlarını, dertlerini, ümitlerini ve çocukluk hasreti, hatıralara düşkünlük, ev-aile sevgisi, Allah’a kulluk, kadere teslimiyet, küçük mutluluklarla yetime, ölüm yakınlığı, ahirete hasret”3 gibi konuları işledi. 1940’dan sonra serbest şekillerle de yazdı. Hikâyelerinde genellikle bir hatıra karakteri görülür.
“Haşarı ve kavgacı olmayan buruk bir kötümseme, mutluluk için çırpınan fakat ona ulaşamayan bir eziklik şiirlerindeki genel havayı teşkil eder.”4 

Kaplan’ın dilinden Ziya Osman 

“Z. Osman Saba, arkadaşlarının şehadetine göre, hayatında olduğu gibi, eserlerinde de, sesini fazla çıkarmayan, son derece mütevazi bir insan. Hayat ve eserleri ile uçak veya fabrika gürültüsü çıkaran Nazım Hikmet tipinde meydan veya sahne şairinin tam zıddı.
Cahid Sıtkı’da hatta Orhan Veli’de, Ziya Osman Saba’nınkine benzeyen bir kendi kendine yetiş, hayatın mânâsını ve saadeti, yaşanılan hayatın teferruatında arayış ve buluş vardır. Cahit Sıtkı ile Orhan Veli’nin dünyaya bakış tarzları Saba’nın bakışından biraz daha geniş ve derindir. Ziya Osman Saba, belki mizacı dolayısıyla onlardan daha az cesur ve siliktir. Saba’yı en iyi anlayanlardan Behçet Necatigil, onunla Yunus arasında bir yakınlık bulur.
Gerçekten de, kendisini daima ölüm ve Allah karşısında hissettiği için benliğinde gururu ve gösteriyi yenen, tevazuu en yüksek rütbe sayan Saba, küçük insanlarla Yunus arasında bir münasebet bulur. Sakin, içe dönük hayatı benimseyiş bakımından bu doğrudur. Yalnız Yunus içe dönüşünde, mistik felsefenin, Allah’ı kendinde buluşun büyük rolü vardır. Dıştan içe dönen Yunus, kendinde Allah’ı bulduktan sonra, dışa döner, bütün kâinatı ve insanları kucaklar. Ziya Osman da bazı şiirlerinde varlığı ve Allah’ı yüceltir. Fakat o, bir mistik değil, ‘Düşümde’ isimli şiirinde görüldüğü üzere, kendi halinde bir büro adamıdır. Fakat bu büro adamının içinde seven bir ruh vardır. Saba, belki de bu derin ve insanî sevgisi ile Yunus’a yaklaşır. Onda aile ve dost çevresinde bütün insanlık ve kâinata yayılan sevgiye ait bazı örnekleri görmekteyiz.”5

Ölüm konusunda iki şair
“Ziya Osman, arkadaşı Cahit Sıtkı’nın aksine ölümü sevmiş, ölümü arzulamıştır. Cahit ölümden kaçarken, Ziya ölüme koşmuş ve ona kucak açmıştır. Cumhuriyet Devri Türk Şiirinde ölüm üzerinde duranların başında bu iki şair gelir. Cahit Sıtkı’da vahşet, dehşet, ümitsizlik, korku alâmetleri görülürken, Ziya Osman’da emniyet, huzur, saadet, tevekkül emarelerini müşahade ediyoruz.”6 

ESERLERİ 

Nesir ve manzum eserler veren şairimizin eserlerini umumî olarak ikiye ayırabiliriz.
A. Şiir kitapları 
1. Sebil ve Güvercinler (1943)
2. Geçen Zaman (1947)
3. Nefes Almak (1957)
Ayrı ayrı birkaç kez basılmış bu üç kitabındaki bütün şiirleri sonradan Geçen Zaman – Nefes Almak (1974) isimli 129 şiiri tek kitapda toplandı. 
B. Hikâye kitapları
1. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952-1962)
2. Değişen İstanbul (1959)
Yukarıda da dediğimiz gibi hikâyeleri birer hatıra vasfı taşımakta olup “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitabında dokuz hikâyesi, Değişen İstanbul’da ise altı hikâyesi vardır.
Yukarıdaki iki kitabındaki on beş hikâye, şairin, kendi hayatının ayrıntılarına inmedeki ince dikkatini, anılarına içten bağlılığını gösteren şiirli belgelerdir. 13


Son söz
“Ha üç gün önce, ha beş gün sonra.
Geldiğin gibi gidişin.
Nereye gittiyse anan, baban,
Peşinden kardeşin.
Bir Yaprak dökümüdür dört yandan.
Bir dostun, seninle ağlamış gülmüş,
Bir sabah gazeteyi açarsın ki:
Ölmüş!”14
diyerek ölümü işleyen, okullardaki ders kitaplarında
Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,
Bilemem neresinde yurdun.
Bir ev günlük güneşlik
Çiçekler içinde memnun”15
mısralarıyla tanıdığımız Ziya Osman Saba’yı vefatının elli dördüncü yıldönümünde şu şiiri ile rahmetle anarız:
Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz. 
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı, 
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz, 
Ben, artık korkmuyorum: Her şeyde bir hikmet var. 
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar, 
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar. 
Birer ağaç altında sevdiğimiz annemiz, 
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz 
En güzel bahtiyar, en aydınlık, en temiz. 
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz.” 16

Hece vezni ve serbest vezinli şiirler yazmıştır 

“1940’larda aruz ve hece ölçüleri yıkılarak ölçüsüz ve muvazenesiz bir Türk şiiri vücuda getirilmek isteniyordu. Bu dağdağalı devirde heceyle, tertemiz duygularla şiirler yazan şairlerimiz yok değildi. Bunlardan biri olan Ziya Osman şu şiirinde Allah’a şöyle sesleniyordu:9
İlk defa bakıyorum, Rabbim, her şeye.
Yeryüzünü yeniden görüyor gibiyim. 
Bakıyorum renkler var mavi, yeşil, mor
Gökyüzünde bulutlar uçup gidiyor.
Yollarda insanları, kuşu, köpeği, 
Öğreniyorum yeni baştan sevmeyi.
Şu âlem, âyân ettiğin bize,
Ağaç, dal, yaprak, meğer her şey mu’cize!
Anlıyorum her işte meramımı, 
Sevmeyi, ölmeyi, ömrün devamını. 
Anlıyorum, su kuş neden yuva yapıyor? 
Anlıyorum, Allah’ım kalbim niçin çarpıyor?”10
İnsan düşünmekle varlığını böylesine idrak etmeli. “Düşünüyorum, o halde varım” ile değil. Cümleyi yahut vecizeyi düzeltmek gerekiyorsa: “İnanıyorum, o halde varım.” demeli. 

Ayrıca:

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı, 
Aranıza karışmış annem var, babam var.”11

Ne kadar istiyorum, akşamlayın, ezanda,
Eski bir evde olmak, orda Eyüpsultan’da;
Bir yanda ölmüşlerim, bir yanda kalanlarım.
Ahiret dolsun içime kumruların “Hu…”sundan
Diyeyim, camiin geçerken avlusundan.
Şu musalla taşında bir namaz yatacağım.
Bir tabutun içinde sır vermeden gidenler,
Orda, beyaz taşlarla yıllardır beni bekler,
Benim de gözlerime yakın olsun toprağım.12 gibi beyit ve mısralarıyla sık sık ahiret hasreti temasını işler şiirlerinde, Ziya Osman Saba. 

DİPNOTLAR: 

1- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behçet Necatigil, sh. 262.
2- Behçet Necatigil, Varlık, sh. 448, Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
3- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behcet Necatigil, Sh. 262.
4- Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı c. 3, sh. 307.
5- Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Mehmet Kaplan, sh. 405-408.
6- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
7- Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Yaşar Nabi Nayır, Sh. 71.
8- Age, sh. 72.
9- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
10- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 79.
11- Age. Sh. 91.
12- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 31.
13- Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Behcet Necatigil, sh. 93-222.
14- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 136.
15- Age. sh. 114.
16- Age, sh. 29. 

Mehmet Çetin

Ziya Osman Saba’yı Unutmak

29 Ocak 1957 tarihinde Kadıköy’deki evinde kalp krizi sonucu bir şair ölmüştü. 31 Ocak’ta kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan’daki aile kabristanına gömüldü.

1980 yılında Eyüp Sultan Mezarlığı’nda kimi tadilatlara gidilmiş, kabirler arasındaki patikaların da mezara dönüştürülmesi sonucu şairin mezarının kaybolduğu ortaya çıktı. Bütün araştırma ve çalışmalara rağmen mezar bugüne dek bulunamadı. Burada bahsi geçen şair, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kendine has bir yer edinmiş değerli bir isim, Ziya Osman Saba.

Kültür değerlerine karşı duyarsız ve kıymet bilmez tavrımız dünden bugüne hiç değişmedi. Birçok köklü medeniyet, yüzyıllar önce vefat etmiş kimi kıymetli sanatçılarını saygıyla yâd ederken biz, çok değil, daha 57 yıl önce yitirdiğimiz önemli bir şairimizi, mezarını bile koruyamayarak unutuluşa terk ediyoruz. Buna ‘yazık’ denmezse ne denir?

Dış etkilerden korunmayı becerebilmiş, kendi kozasında yaşayan derviş meşrep bir şairdi Ziya Osman Saba. Sabır, tevekkül, merhamet ve şefkat şairiydi. Benzersiz kırılganlığa sahip, neredeyse şeffaflaşmış pırıltılı dizelerikendi zamanı içinde yeterince ön plana çıkamamış, hak ettiği konumda değeri bulamamıştı. “Yedi Meşaleci” şairler arasında, şiirleriyle en sivrilen isim olmasına rağmen, mütevazı tabiatıyla hep geri planda kalmayı seçmişti. Sadece, Sebil ve Güvercinler (1943), Geçen Zaman (1947), Nefes Almak (1957) adlı birbirinden kıymetli üç şiir kitabıyla değil, incelikli öyküler barındıran Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952) ve Değişen İstanbul (1957) adlı iki öykü kitabıyla da edebiyatımızda iz bırakmış bir sanatçıdır Ziya Osman Saba.

57 yıl önce bugün yitirmişiz Saba’yı. Mezarını da kaybetmişiz. Eserleri, bugün hâlâ içimizin sesi olmaya devam eden bir şairi unutuluşa terk etmek bu kadar kolay olmamalı. Kadirşinaslık göstererek adını bir kültür merkezine, bir kütüphaneye versek bu, ona olan vefasızlığımızı ortadan kaldırır mı? “Arenamega” gibi dilimizi sinsice zehirleyen isimlere rağbet edildiği bir çağda, bu bahsettiğim öneriye ne kadar rağbet edilir, inanın ben de bilmiyorum. Fakat ne diyelim, Saba’nın bir şiirindeki dizeleri hatırlatalım umut olarak: “Bütün saadetler mümkündür… / Bahtsızların biraz gülümsemesi… / Körlerin gün görmesi, / Mümkündür bütün mucizeler…” (Geçen Zaman, sayfa: 37)

Ziya Osman Saba’nın temiz, tertemiz sesine, tevazusuna, kanaatkârlığına, bugünkü dünyada her zamankinden daha muhtacız. Onun anlattığı İstanbul’dan, öykülerinde dillendirdiği nezaketli insanlardan eser yok şimdi. Bir şairi anmanın en güzel yolu, onun eserine dönüp bir kez daha okumak, sesini bugüne taşımaktır. Türkçe yaşadığı müddetçe onun sesi de yaşayacaktır, insanlar nezaket ve kanaati hatırladıklarında gidip bulacaklardır onun şiirini. Ruhu şad olsun…

HER AKŞAMKİ YOLUMDA

Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum
-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artık seni anmayan İstanbul’un
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.
Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
Sana az daha yakın yaşamak için artık,

Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.

Polat Onat / 29 Ocak 2014 / Zaman Gazetesi

Beyaz Ev

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
Her dağ yamacına kurduğum,
Beliren her su kenarında,
Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,
Balkonuna tırmanan sarmaşık.
Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
Kışın tütecek bacası.

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
-Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak-
Geçeceğim yol, çıkacağım üç basamak,
Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
Bakmakla doymayacağım yüz…
Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,
O günkü hava,
Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
-Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
Camlarına perdelerini.
Yatak odasında düsüneceğiz bir an
İki kişilik karyolanın yerini…
Yatak odamız, yemek odası, kiler
Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.
Karşı karşıya oturacağımız sofra,
Sürahide ışıldayan su,
Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;
Senin yatacağın öğle uykusu…
Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,
Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
Hep geçireceğiz içimizden:
Hayat beraber, ölüm beraber…
Şu göklerin altında,
Olacağız o kadar bahtiyar
Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
Beyaz evimize yerleşecekler,
Uzun kış geceleri onlar da aramızda
Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

Ziya Osman Saba

Sevgiler

İnsanlar, hepinizi seviyorum!
İçinizde dostlarım, kardeşlerim var.
Ey şehir! Bütün hemşerilerim.
Bayramınız bayramım, kederiniz kederim.
Yoksullar, hastalar, zavallılar,
Sizler için gözlerimdeki pınar.

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.

Günler geçiyor diye bir yandan içim sızlar,
Hayat! Hayat! Seviyorum seni.
Yemyeşil çayırlarda bembeyaz gezen kızlar!
Aranızda sevgilim var.

Ziya Osman Saba

Bir Sokakta Giderken

Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.
Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.
Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.
Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.

Kalbe aşina bütün rastladıklarım,
Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!
Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,
Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi

Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,
Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.
Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:
Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi

Ziya Osman Saba