Faysal Soysal, Şiir, Türk Şiiri

Sen Duymazsın Biliyorum Konuşansam Kendime

Ben kendimden emanet biliyorum seni
Yer, gök ve dağlar yüklenmedi.
Ben cahili bir yazgının,
Sarıldım bu iklime
Şimdi her yanım bulut
Her gözüm yağmura sıkılmış bir namlu
Kurulanmıştır.,
Üşüyen gecenin lambaları
Bendeki kirpiklerinin altında.
Ben sana hiç konuşmayacağım.
İnan bildiklerini sana söylemek
Sadece bana anlaşılacak biliyorum.
Ben sana haykırışı suskunluk biliyorum
Henüz iz düşülmemiş dağ yollarına

Bir tarih izliyorken öyle
Kendi tarihimizden uzaklığımız
Nicesinde bulamadığım bu hasret afakında
Enfüsa bir gölgedir bıraktığımız o sözler.
Senin iklimin kaldıkça her yanım
Pencereden senin bulutlardan inişini gördükçe,
Bir ihanetin ellerinden tutmak
Bu yükün altında yük olmak tarih topraklarına
Ve gözlerini kaybeden bir ressamın
Konuşmaya başladığı
Dünyası çizildikçe çehreme işte böyle,
Ölümümden önce olmayacak anlaşılması
Ne resmimin melodisi ne senin konuşulanım.

Ansızın isa yorulmasa çarmıhlarımda,
Musa gözlerimin kıyısında
Asasını kaldırmasa bir an,
İçimdeki ateşine hazırlanmasa ibrahim,
Meryem’in sesini de duyamam
Sana konuştukça.,
Yusuf ama buldurur beni sattığın kuyularıma.
Bağrışım nafile…
Ben kureyş kervanını beklemedeyim.
Senin ikliminden alınıp bedirin susuzluğuna sürüleceğim.
Oralara belki yağmur,
Bulut olur senin benliğim.
O zaman sor beni
Esriyen safranlara,
Açılmamış gökyüzünü yürüyen kapılara,
Göğsü her gün büyümüş bulutlara
Allaşan ve kuduran göklerin gözlerine
Sor ölümüme!
Kaybedeceklerimde neyi taşıdığımı
Ve kimin elleriyle zamanın düne yıkıldığını…

Faysal Soysal

Leave a Comment