Rüzgâr Gibi Geçti

Eski Güney denen bir süvariler
ve pamuk tarlaları ülkesi vardı.
Kahramanlık, son günlerini
bu güzel dünyada yaşadı.
Şövalyeler ve leydileri
son kez burada görüldü.
Efendiler ve köleler de.
Onu yalnız kitaplarda arayın.
Çünkü artık anılarda bir hayal o.
Rüzgar gibi geçip giden
bir uygarlık.
Atılsak ne fark eder?
Savaş çıkınca okulu
zaten bırakacağız.
Savaş! Ne heyecanlı.
-Aptal Yankiler, savaş istiyor.
-Onlara göstereceğiz!
Saçmalık bu.
Savaş, savaş, savaş!
Bu savaş muhabbeti
her partiyi berbat ediyor.
Öyle sıkıldım ki, bağırabilirim.
Hem, savaş falan olmayacak.
-Olmayacak mı?
-Elbette olacak.
Bir daha savaş derseniz
eve girerim.
-Ama Scarlett!
-Savaşı istemiyor musun?
-Dur tatlım. Lütfen!
-Özür dileriz.
Peki…
Ama uyarmadı demeyin.
Bir fikrim var!
Wilkesler’in ızgarasını konuşalım.
Geleceksin, değil mi?
Henüz düşünmedim.
Yarın düşünürüm.
Dansların, bizim.
Bir Brent, bir ben,
bir Brent, bir ben.
-Söz mü?
-Çok isterim.
Ama hepsinin sözü alındı bile.
-Bize bunu yapamazsın!
-Sana bir sır verelim.
Sır mı? Kimin?
Melanie Hamilton var ya.
Ashley Wilkes’ın kuzeni.
O geliyor.
Şu hanım evladı.
Ondan bana ne?
Duyduk ki…
Diyorlar ki…
Ashley Wilkes’le evlenecekmiş.
-Onlar hep kuzenleriyle evlenir.
-Danslar bizim mi?
Elbette.
Doğru olamaz!
Ashley, beni seviyor!
-Ne oldu birden?
-Sence kızdırdık mı?
Şalını almadan nereye gidiyorsun?
Hava soğuyor.
Beyefendileri niye
yemeğe çağırmadın?
Tarla işçisi kadar kabasın.
Bn. Ellen’la sana
bu yüzden kızıyoruz.
Üşütüp, hasta olmadan gir içeri.
Hayır!
Babamı bekleyeceğim.
İçeri gel!
Haydi!
Paydos saati!
-Kim demiş onu?
-Ben dedim.
Ustabaşı, benim.
Tara’da, paydos saatini ben söylerim.
Paydos!
Ne bu kentte, ne de eyalette
sana kimse dokunamaz.
Baba!
Kendinle gurur duyuyorsundur!
Katie Scarlett O’Hara,
beni izliyordun demek.
Ablan gibi sen de annene
yine atladığımı söylersin.
Ben, Suellen gibi,
boşboğaz değilim.
Ama geçen yıl çitten atlayıp,
dizini kırdıktan sonra…
Öz kızımın nereden atlayacağımı
söylemesine izin verecek değilim.
Can, benim canım.
Tamam baba,
nereden istersen atla.
-Twelve Oaks’dakiler nasıl?
-Wilkesler mi?
Izgara hazırlığı var ve
savaştan başka bir şey konuşulmuyor.
Savaşın canı cehenneme!
Başka biri var mıydı?
Kuzenleri Melanie
ile kardeşi Charles.
Melanie Hamilton,
soluk yüzlü, sinsi bir ahmak!
-Ashley, öyle düşünmüyor.
-Ashley Wilkes, onun gibi birini sevemez.
Ashley ve Bn. Melanie
seni niye ilgilendiriyor?
İlgilendirmiyor. Eve gidelim.
Sana ümit mi verdi?
Evlenme mi teklif etti?
Etmeyecek de. Bugün John Wilkes,
bana sır olarak söyledi.
Ashley, Melanie’yle evleniyor.
Yarın akşam baloda ilan edilecek.
İnanmıyorum!
Gel! Nereye gidiyorsun?
Scarlett!
Ne oluyor sana?
Sana aşık olmayan bir adamın peşinden
mi koşuyordun? Bir sürü talibin varken?
Peşinden koşmuyorum,
sadece sürpriz oldu.
Beni kızdırma şimdi.
Ashley, seninle evlenmek
istese, korku duyardım.
Kızımın mutluluğunu isterim.
Onunla mutlu olamazdın.
Olurdum!
Kiminle evlendiğin ne fark eder?
Güneyli olduktan sonra.
Öldüğüm zaman Tara’yı
sana bırakacağım.
İstemiyorum.
Hiçbir anlamı yok.
Katie Scarlett,
toprağın senin için…
…bir anlamı olmadığını mı
söylüyorsun?
Dünyada uğrunda çalışmaya,
savaşmaya ve ölmeye…
…değen tek şey topraktır.
-Kalıcı olan tek şeydir!
-İrlandalı gibi konuştun.
İrlandalı olmaktan gurur
duyuyorum. Yarı İrlandalı…
…olduğunu unutma.
Damarlarında bir damla İrlandalı kanı
olan için toprak, ana gibidir.
Ama sen daha çocuksun.
Toprağı seveceksin.
İrlandalılar bundan kaçamaz.
İşte geliyor! Scarlett, Suellen,
Carreen, anneniz geldi!
Yemeğini yiyeceği yerde,
o beyaz avam Slatteryler’e…
…süt annelik yapıyor.
Ateşi yakın!
Kendini harap edip duruyor.
Pork!
Lambayı verandaya götür.
Kendini harap ediyor.
Bay Gerald, Bayan Ellen geldi!
Beyaz avamların başını bekliyor.
Sus köpek! Evde havlama!
Kalk oradan!
Bayan Ellen’ı duymadın mı?
Git ilaç sandığını getir!
Sizi merak ettik, Bayan Ellen.
Tamam, Pork. Döndüm işte.
Bayan O’Hara, nehir yatağını
sürme işini bugün bitirdik.
Yarın neye başlayayım?
Bay Wilkerson, Emmie Slattery’nin
başucundan yeni geldim.
Çocuğunuz doğdu.
Çocuğum mu?
Hiç anlamadım.
Doğdu ve çok şükür ki öldü.
İyi geceler, Bay Wilkerson.
Yemeği hazırlayayım da yiyin.
-Duadan sonra, dadı.
-Başüstüne.
Bay O’Hara,
Jonas Wilkerson’ı işten çıkarın.
Çıkarayım mı, Bn. O’Hara?
O, yörenin en iyi kahyası.
Yarın sabaha kadar gitmeli!
Yanki Wilkerson ve
beyaz avam kızı Slattery?
-Bunu sonra tartışırız.
-Peki, Bn. O’Hara.
Scarlett’in elbisesi
benimkinden güzel!
Benim pembeyi giysin.
Yeşil elbisesini ben istiyorum.
Ses tonunu beğenmedim, Suellen.
Pembe elbisen çok güzel.
-Baloya kalamaz mıyım?
-Lallerimi takabilirsin.
Yarın baloya niçin kalamıyorum?
Yorgun görünüyorsun, canım.
Senin için kaygılıyım.
İyiyim, anne.
Niçin baloya kalamıyorum?
13 yaşındayım.
Izgara patisine gidebilirsin.
Pejmürde elbiseni istemiyorum!
-Sus!
-Dua, kızlar.
…ve tüm azizlere, kendi hatam
sonucu fikir, zikir…
ve amelde günah işledim.
Kendi feci hatam sonucu.
Bu yüzden yalvarıyorum sana
kutsal bakire Meryem…
…kutsal melek Mikail,
kutsal Vaftizci John…
…Kutsal Havariler, Peter, Paul ve tüm
diğer azizler Tanrı’ya dua edin.
Ashley, onu sevdiğimi bilmiyor.
Onu sevdiğimi söylerim.
O zaman evlenemez.
Duy bizi, merhametli
Yüce Tanrı.
Günahlarımızı bağışla,
tövbelerimizi kabul et. Amin.
Kımıldama, nefesini tut!
Dadı, Bayan Scarlett’in yemeği.
Mutfağa geri götür.
Yemeyeceğim.
Evet, yiyeceksin!
Her lokmasını yiyeceksin.
Hayır!
Elbiseni giy.
Çoktan geciktik.
-Kuzum ne giyecek?
-Şunu.
Olmaz! 3’ten önce
bağrını gösteremezsin!
Annene söyleyeceğim!
Anneme tek kelime dersen,
bir lokma yemem.
Öyleyse…
Şalını çıkarma. O çilleri
beyazlatmak için sürdüğüm…
…yayık ayranından sonra
çillenmeni istemiyorum.
Bayan Scarlett. Hadi, iyi bir
kız ol da biraz ye, bir tanem.
Bugün çok eğleneceğim ve
yemeği ızgara partisinde yiyeceğim.
Ne dedikleri senin değilse,
benim umrumda!
Bir hanımefendi, insan içinde
kuş kadar yemesinden anlaşılır.
John Wilkes’e gidip, domuz gibi
tıkınmana göz yumacak değilim!
Saçma!
Ashley, iştahlı kızları
sevdiğini söyledi.
Beylerin söylediğiyle
düşündüğü farklıdır.
Hem Bay Ashley’nin sana
evlenme teklif ettiğini bilmiyorum.
O kadar hızlı yeme.
Hemen geri gelmesini istemeyiz ya.
Kızlar, koca yakalamak
için niye bu kadar aptal?
Scarlett O’Hara! 10’a kadar
sayıyorum, inmezsen sensiz…
-…gideceğiz!
-Geliyorum, baba!
Bir, iki, üç, dört, beş…
Eyvah!
Korsem çok sıkı. Bütün gün
geğirmeden durmam imkansız!
TWELVE OAKS
SAHİBİ JOHN WILKES
BU ÇİFTLİĞİN HUZURUNU
BOZANLAR DAVA EDİLECEKTİR.
John Wilkes.
-Izgara için harika bir gün.
-Öyle görünüyor, Gerald.
Bayan O’Hara, niçin gelmedi?
Kahyayla hesaplara bakıyor,
ama akşama gelecek.
-Twelve Oaks’a hoş geldiniz.
-Hoş bulduk, India.
Kızın her gün daha da
güzelleşiyor, John.
İşte, O’Hara kızları.
Karşılayalım.
Scarlett’a dayanamıyorum.
Ashley’nin önüne atlıyor.
Bu, ağabeyini ilgilendirir.
Ev sahibesi olarak görevini bil.
Günaydın, kızlar.
Çok güzelsiniz.
Günaydın, Scarlett.
India Wilkes,
ne güzel bir elbise!
Gözlerimi alamıyorum.
Günaydın, Bayan Scarlett.
Bugün çok iyi
görünüyorsunuz, Bn. Scarlett.
Sizi görmek bir zevk,
Bn. Scarlett.
Ashley!
Scarlett, tatlım!
Her yerde seni arıyordum.
Söylemem gereken bir şey var.
Sakin bir yere gidelim mi?
İsterdim ama, ben de
sana bir şey söyleyeceğim.
Sevineceğini umduğum bir şey.
Önce gel, kuzenim
Melanie’ye merhaba de.
Şart mı?
Seni tekrar görmeyi
çok istiyordu.
Melanie!
-Scarlett geldi.
-Scarlett!
Seni görmek ne güzel.
Melanie, sana rastlamak
ne sürpriz.
Umarım birkaç gün kalırsın.
Umarım seninle iyi dost olacak
kadar uzun kalırım.
-Bunu çok istiyorum.
-Onu bırakmayız, değil mi?
Onunla çok iyi ilgileniriz!
Bir kızı eğlendirmede,
Ashley’nin üstüne yok.
Eğlencelerimiz sana aptalca
geliyordur. Çok ciddisin.
Ah Scarlett, hayat dolusun.
Sana hep hayran oldum.
Keşke senin gibi olsam.
İltifat edip, inanmadığın
şeyleri söylememelisin.
Kimse Melanie’yi samimiyetsizlikle
suçlayamaz. Değil mi, canım?
Sana benzemiyor, değil mi Ashley?
Kızlara söylediği sözlere kendi inanmaz.
Charles Hamilton.
Seni yakışıklı şey!
Ama Bn. O’Hara, ben…
Kalbimi kırmak için yakışıklı
kardeşini getirmen hiç oldu mu?
Charles, senin sevgilin diye
eşekarısı gibi peşinde koşuyor.
Izgarayı beraber yiyelim.
Başka bir kızla flört etme,
çok kıskancımdır.
Etmem, Bayan O’Hara.
Edemem!
İtiraf edeyim, Frank Kennedy!
Yeni sakalınla muhteşem olmuşsun.
Teşekkür ederim, Bn. Scarlett.
Charles’la Wade onlarla yememi istedi.
Sana söz verdiğimi söyledim.
Bu kadar eğlenme.
Şimdi de seninkinin peşinde.
Çok lütufkarsınız,
Bn. Scarlett.
Bir yolunu bulurum.
Ablan niye kızgın?
Frank’e mi asıldın?
Sanki o kız kurusundan
iyisini yapamam.
Brent, Stuart, sizi
gidi yakışıklılar!
-Geri alıyorum. Size kızgınım!
-Ne yaptık?
Bütün gün yanıma gelmediniz!
Bu eski şeyi sizin için giydim.
Sizinle yiyecektim.
-Yersin, Scarlett.
-Elbette, hayatım.
Hanginizin en yakışıklı
olduğuna karar veremiyorum.
Dün gece bunu düşünmekten
gözüme uyku girmedi.
Ah, ah.
-Cathleen, şu kim?
-Kim?
Bize bakıp sırıtan adam.
Çirkin esmer olan.
Bilmiyor musun?
O, Rhett Butler. Charleston’lı.
Çok kötü bir ünü var.
Elbisesiz nasıl göründüğümü
biliyormuş gibi bakıyor.
İstenen biri değil.
Ailesi, onunla konuşmadığı
için kuzeyde yaşıyormuş.
West Point’ten kovulmuş.
Çok hızlı.
Bir de evlenmeyi
reddettiği kız meselesi var.
Anlatsana.
Bir akşam üstü, refakatçi olmadan
onu faytonla gezintiye çıkarmış…
…sonra da
evlenmeyi reddetmiş!
Hayır, ama kızcağızın
adı çıkmış.
Ashley…
Mutlu musun?
Çok mutluyum.
Buraya ait görünüyorsun.
Sanki her şey senin
için düşünülmüş gibi.
Sevdiğin şeylere
ait hissediyorum kendimi.
-Burayı benim kadar seviyorsun.
-Evet.
Benim için bir
evden öte burası.
Sadece zarif ve güzel olmak
isteyen koca bir dünya.
Sonsuza dek sürmeyeceğinden
öyle habersiz ki.
Savaş çıkarsa,
olacaklardan mı korkuyorsun?
Ama bizim için korkmamız yersiz.
Dünyamıza hiçbir savaş
giremez, Ashley.
Ne olursa olsun, seveceğim seni.
Şu anki kadar
ve ölünceye dek.
Masadan daha güzel bu.
Masada ancak
iki yanın doludur.
-Tatlısını getireyim.
-Bana dedi!
İzin verin, Bn. O’Hara?
Sanırım…
Charles Hamilton getirebilir.
Teşekkürler, Bn. O’Hara!
Git getir.
Ne şanslı, değil mi?
Bn. O’Hara…
…sizi seviyorum.
Sandığım kadar aç değilim galiba.
Niçin uyumak zorundayım?
Uykum yok.
Terbiyeli hanımlar,
partide uykuya yatar.
Artık kendine gelip, Bn. Ellen’ın
kızı gibi davransan iyi olur.
Saratoga’da, öğle uykusuna
yatan Yanki kızı görmedim.
Baloda da Yanki
kızı görmeyeceksin.
Ashley nasıldı?
-Sana pek ilgi göstermedi.
-Sen kendine bak!
Sakallı Kennedy’ni kaçırmazsan şanslısın.
Ashley’ye aşıksın, ama bu gece
nişanı ilan ediliyor.
Sen öyle sanıyorsun.
Hareketlerinize dikkat edin!
Köylü çocukları gibisiniz!
Partiye gidiyorsanız,
hanımefendi olmalısınız!
Kimin umrunda!
“ZAMANl BOŞA HARCAMA.
ZAMAN HAYATIN ÖZÜDÜR”
Yankilerden yeterince
hakaret aldık.
Onların onayı olsun ya da
olmasın, kölelik devam edecek.
Birlikten ayrılmak
Georgia’nın en temel hakkıydı.
Güney, kendini silah
gücüyle savunmalı.
Sumter Kalesi’nde o alçak Yankilere
ateş açtık. Şimdi savaşmalıyız.
-Başka yolu yok.
-Doğru!
Bırakın, barış istesinler.
Durum çok basit.
Yankiler savaşamaz, biz savaşırız.
Muharebe olmaz.
Arkalarını dönüp, kaçarlar.
-Bir Güneyli, 20 Yanki öldürür.
-Bir çatışmada işlerini bitiririz.
Beyefendiler ayaktakımından
iyi dövüşür.
Daima iyi dövüşürler.
Birliğimizin yüzbaşısı ne diyor?
Beyler…
…Georgia savaşırsa,
ben de onunla giderim.
Umarım Yankiler barışı
korumamıza izin verir.
Bize hakaret ettiler!
Savaş istemiyor musun?
Dünyada en büyük acılara,
savaşlar neden oldu.
Bittiklerinde ise, ne için
yapıldığını kimse anlamamıştır.
Beyler. Bay Butler,
Kuzey’de bulunmuş diye duydum.
Aynı fikirde misiniz?
Bence savaş, lafla kazanılmaz.
Ne demek istediniz?
-Güney’de bir tek top fabrikası bile yok.
-Bu bir erkek için neyi değiştirir?
Pek çok erkek için çok
şeyi değiştirir, bayım.
Bizi yenebileceklerini mi
ima ediyorsunuz?
İma etmiyorum. Açıkça söylüyorum.
Bizden daha donanımlılar.
Fabrikaları, tersaneleri,
kömür madenleri var.
Filosu limanlarımızı sarıp,
bizi aç bırakabilir.
Bizimse yalnız pamuk,
köle ve kibrimiz var.
Hain sözleri dinlemeyi
reddediyorum!
-Gerçek sizi üzdüyse, özür dilerim.
-Özür yetmez, bayım.
West Point’ten
kovulduğunuzu duydum.
Ve Charleston’da kimse
size itibar etmiyormuş.
Aileniz bile!
Tüm kusurlarım için
tekrar özür dilerim.
Herhalde etrafa bakmamın
sakıncası yoktur?
Herkesin konyağını, purosunu ve
zafer düşlerini berbat ediyorum.
Rhett Butler gibi birinden de
ancak bu beklenir.
Bir tek düelloya çağırmadın.
-Dövüşmeyi reddetti.
-Hayır.
-Senden yararlanmak istemedi.
-Benden mi?
Ülkenin en iyi nişancılarından
biri ve bunu bir çok kez kanıtladı.
-Ona göstereceğim!
-Lütfen. Onunla daha fazla uğraşma.
Daha önemli dövüşler için gerekebilirsin.
Kusura bakmazsanız,
Bay Butler, konuğumuz.
Ona etrafı gezdireyim.
Burada kimden saklanıyorsun?
Ne yapıyorsun?
Neden yukarıda diğer kızlarla dinlenmiyorsun?
Nedir bu Scarlett, sır mı?
-Seni seviyorum.
-Scarlett!
Gerçekten seviyorum!
Bugün tüm erkeklerin kalbini çaldığın yetmedi mi?
Benimkine hep sahiptin.
İlk aşkındım senin.
Alay etme.
Kalbin bana ait mi?
Seni seviyorum!
Böyle şeyler söyleme.
Benden nefret edersin.
Senden asla nefret edemem.
Beni önemsediğini biliyorum.
-Önemsiyorsun, değil mi?
-Evet. Önemsiyorum.
Bunları söylediğimizi unutamaz mıyız?
Nasıl unuturuz?
-Benimle evlenmeyecek misin?
-Melanie’yle evleniyorum.
Yapamazsın!
Benden hoşlanıyorsan!
Bana seni incitecek şeyler dedirtmek zorunda mısın?
Anlamanı nasıl sağlarım?
Çok gençsin, evliliğin ne olduğunu bilmiyorsun.
Seni sevdiğimi biliyorum ve karın olmak istiyorum.
Melanie’yi sevmiyorsun.
O, bana benziyor, Scarlett.
Aynı kandanız ve birbirimizi anlıyoruz.
Sen beni seviyorsun!
Seni nasıl sevmem?
Sende, bende olmayan yaşam tutkusu var.
Bu tür sevgi, bizim kadar farklı iki insan için yeterli değil.
Söylesene.
Benimle evlenmeye korkuyorsun.
Sadece “evet”, “hayır” deyip…
…bir sürü yumurcak büyütüp, o aptalla evleneceksin!
Böyle konuşma!
Bunu ne hakla dersin?
Bana umut verdin!
-Evleneceğimize inandırdın beni.
-Dürüst ol!
-Ben sana asla…
-Evet, verdin!
Senden hep nefret edeceğim!
Seni tarif edecek kadar kötü kelime bulamıyorum!
Savaş mı başladı?
Bayım, burada olduğunuzu söylemeliydiniz.
O güzel aşk sahnesinin ortasında mı?
Pek kibarca olmazdı, değil mi?
Ama merak etmeyin.
Sırrınız bende saklı.
-Siz bir beyefendi değilsiniz.
-Siz de hanımefendi değilsiniz.
Bunu size karşı kullanmam.
Hanımefendiler beni etkilemez.
Önce suiistimal ettiniz, şimdi de hakaret!
İltifat ediyordum.
Bay Wilkes’ın büyüsünden kurtulunca,
sizi daha sık görmek isterim.
O yeterince iyi değil.
Sizin gibi…
Ne demişti?
“Yaşam tutkusu” olan bir kız için.
Bu ne cüret!
Siz, onun attığı tırnak olamazsınız!
Ama ondan hep nefret edecektiniz.
Bütün erkeklerin peşinde
koşmaktan aptal durumuna düştü.
Haksızlık etme, India.
Çok çekici. Erkekler etrafında pervane oluyor.
Çok fazla iyisin.
-Görmedin mi? Charles’ın peşindeydi.
-Onun bana ait olduğunu bilerek.
Yanılıyorsun.
Scarlett sadece, hayat dolu ve canlı.
Erkekler böyle kızlarla flört eder ama evlenmez.
Ona çok kötü davranıyorsun.
Bayan O’Hara!
Lincoln, bize karşı
savaşacak gönüllüler arıyor!
Erkekler önemli bir şey düşünmez mi?
Bu bir savaş! Herkes askere yazılıyor. Ben de!
Herkes mi?
Bn. O’Hara, üzülür müsünüz?
Gitmemize?
-Her gece yatağımda ağlayacağım.
-Sizi sevdiğimi söyledim.
Dünyanın en güzel, en tatlı, en şeker kızısınız.
Beni sevmenizi ümit edemem.
Öyle sakar ve aptalım ki, sizi asla hak edemem.
Ama benimle evlenmeyi düşünürseniz,
sizin için yapmayacağım şey yok.
Ne dediniz?
Bayan O’Hara,
“Benimle evlenir misiniz?” dedim.
Evet Bay Hamilton, evlenirim.
Sahi mi? Evlenir misiniz?
Beni bekler misiniz?
-Beklemek istediğimi sanmıyorum.
-Gitmeden önce mi evleneceğiz?
Bayan O’Hara! Scarlett.
Seni ne zaman isteyeyim?
En kısa zamanda.
Şimdi gidiyorum. Bekleyemem.
İzninle, sevgilim.
Sevgilim!
Bay O’Hara! Bay O’Hara!
-Bir hafta sonra çağıracaklar.
-Ondan sonra seni, benden alacaklar!
Dün, düğünümüzde seni düşündüm.
Seninkininde öyle güzel olmasını diledim.
-Güzeldi de!
-Sahi mi?
Artık seninle gerçekten kardeş olduk.
Ağlama, sevgilim.
Savaş birkaç hafta sonra biter
ve sana geri dönerim.
Yüzbaşı Hamilton’a zafer
meydanında kahramanlık…
…bahşedilmediyse de,
kesinlikle bir kahramandı.
Kendisi kızamık nöbetini takiben
zatürreeden ölmüştür.
Bayan Scarlett!
Umurumda değil!
Dul olamayacak kadar gencim.
Bu kıyafetle insanları korkuturum.
İnsan içine çıkamazsın.
Yastasın!
Ne için?
Bir şey hissetmiyorum.
Neden öyleymiş gibi
davranmak zorundayım?
Ne oldu?
Zavallı bebeğim.
Ne var?
Hayatım sona erdi!
-Artık gün yüzü göremeyeceğim!
-Hayatım…
Anne, çok kötü olduğumu düşünüyorsun.
Ama siyahlar içinde
olmaya dayanamıyorum.
Partiye gidememek yeterince kötü.
Bir de böyle görünmek.
Hiç de kötü değilsin.
Gençken genç görünmeyi
ve olmayı istemek çok doğal.
Bebeğim.
Geziye çıkmaya ne dersin?
Mesela Savannah’ya.
Orada ne yapayım?
O halde Atlanta’ya.
Orada çok şey var.
Melanie’yle ve halasıyla kalabilirsin.
Melanie mi?
Gidebilirim tabii.
Anne, sen dünyada herkesten tatlısın!
Hoşuna gider mi?
Pekala. Artık ağlamayı bırak da gülümse.
Prissy’yi de götürürsün.
Dadı, Scarlett’ın bavulunu hazırla.
Ben de mektupları yazayım.
Atlanta!
Savannah daha iyi.
Atlanta’da başını derde sokarsın.
Neden söz ediyorsun?
Neden söz ettiğimi biliyorsun.
Ashley Wilkes.
İzinde Atlanta’ya gelecek.
Örümcek gibi onu bekleyeceksin.
-O, Bn. Melanie’ye ait…
-Git, bavulumu hazırla sen!
ATLANTA’NIN KENDİ ASKERİ
HASTANESİ İÇİN KERMES
Herkes fısıldaşıyor.
Eminim onun hakkında!
Ne önemi var, Pittypat?
Scarlett, benim çatımın altında.
Ondan sorumlu olduğum düşünülüyor.
Bir dulun bir partide insan içine çıkmasını…
…her düşündüğümde baygınlık geçiriyorum.
Scarlett, buraya sadece para
toplanmasına katkı için geldi.
Bu fedakarlığı yapması çok ince bir davranış.
Seni duyan da onun satış yapmaya
değil, dans etmeye geldiğini sanır.
Bayanlar, baylar. Önemli bir
haberim var. Fevkalade bir haber!
Ordumuzun askerlerinden bir zafer haberi daha!
General Lee, düşmanı fena mağlup ederek…
…Yanki ordusunu, Virginia’nın
kuzeyine püskürttü!
Şimdi de, hepimiz için mutlu bir sürpriz.
Bu akşam, en cesur abluka
yarıcısı bizimle beraber.
Yanki topları arasından sıyrılıp,
geçen hızlı gemileri…
…bu akşam giymekte olduğumuz
yün ve dantel kumaşları getirdi.
Okyanus yakamozundan bahsediyorum.
Bu, Charleston’lu dostumuzdan başkası değil.
Yüzbaşı Rhett Butler!
İzin verin.
Yüzbaşı Butler, sizi tekrar görmek büyük bir zevk.
En son, eşimin evinde görmüştüm.
Hatırlamanız ne incelik,
Bayan Wilkes.
Twelve Oaks’ta Yüzbaşı
Butler’la tanıştın mı?
Evet, sanırım.
Bir an içindi. Kütüphanede.
Bir şey kırmıştınız.
Evet Yüzbaşı Butler, sizi hatırladım.
Bayanlar, konfederasyon, asil davamıza
mücevher bağışlamanızı istiyor.
Mücevher takmadık.
Yastayız.
Durun.
Bayan Wilkes ve
Bayan Hamilton adına.
Sağ olun, Yüzbaşı Butler.
Bir saniye, lütfen.
Ama bu, alyansınız hanımefendi.
Kocama böyle daha çok
yararı olabilir.
Teşekkürler.
Çok güzel bir jestti.
İşte.
Benimkini de alın.
Davamız için.
Sizinki de, Bn. Hamilton.
O, sizin için çok değerliydi.
-Melanie.
-Dr. Meade?
Yapacağımız çok şaşırtıcı bir şey
için onayınıza ihtiyacım var.
İzninizle.
Tek şey söyleyeceğim.
Savaş çok tuhaf dullar bırakıyor.
Gidin.
Görgülü olsaydınız, sizi görmek
istemediği anlardınız!
Aptal olmayın.
Nefret etmeniz gereksiz.
Günahkar sırrınızı mezara götüreceğim.
Bir savaş kahramanından
nefret etmem vatan hainliği olur.
İtiraf edeyim, asil bir kişiye çıkmanıza şaşırdım.
Genç kız fikirlerinden
faydalanmadan duramam.
Ne asilim, ne de kahraman.
-Ama ablukaları yardınız.
-Sadece kar uğruna.
Davamıza inanmıyor musunuz?
Rhett Butler, bildiğim tek davadır.
Gerisi anlamsız.
Bayanlar, baylar…
…şimdi hastane yararına
bir sürprizim var.
Beyler, seçeceğiniz hanımefendiyle
dansta başı çekmek için…
…açık artırma yapacaksınız!
Caroline Meade, kocana bu köle
artırması için izin veremezsin!
Darlene Merriwether,
sen beni eleştiremezsin!
Melanie, doktora dava için ise,
gayet normal olduğunu söyledi.
Sahi mi?
Aman Tanrım! Olamaz!
Tuz ruhum nerede?
-Galiba bayılıyorum.
-Sakın bayılayım deme, Pittypat!
Melanie normal diyorsa, normaldir.
Haydi beyler, artırmayı duyayım.
Teklifiniz!
Çekinmeyin, beyler!
20 dolar! Bayan Maybelle
Merriwether için!
Bayan Elsing için 25 dolar!
Yalnız 25 dolar mı?
-Altın olarak 150 dolar!
-Kimin için, bayım?
Bayan Charles Hamilton.
-Kim, efendim?
-Bn. Charles Hamilton.
Bn. Hamilton yasta.
Ama eminim, diğer
hanımlarımız gururla…
Dr. Meade,
Bn. Charles Hamilton, dedim.
Kabul etmeyecektir.
Tabii edeceğim!
Virginia dansı için eşinizi seçin!
-Herkesi hayrete düşürdük.
-Abluka yarmak gibi mi?
Daha kötü. Bundan çok
güzel bir kâr bekliyorum.
Ne beklediğin umurumda değil.
Bol bol dans edeceğim!
Bu gece Lincoln’la dans etmeye bile razıyım!
Bir dans daha edersem itibarım sarsılır.
Cesaretin varsa ona gerek yok.
Rezilce konuşuyorsun!
Mükemmel dans ediyorsun,
Yüzbaşı Butler.
Bana kur yapma. Çiftlikteki sevgililerinden biri değilim.
Senden kurdan fazlasını istiyorum.
Ne istiyorsun?
Suratından Güneyli güzel sırıtışını silersen, söylerim.
Bir gün Ashley Wilkes’a söylediğin
sözleri bana söylemeni istiyorum.
“Seni seviyorum.”
Bu sözleri benden,
hayatın boyunca duymayacaksın.
Bn. Wilkes, konfederasyonun
adamlarının kanına ihtiyacı var.
Kadınlarının kalbine değil.
Yüzüğünüzü geri aldım. Yüce bir
hanımefendinin fedakarlığına…
…olan hayranlığımı belirtmek
için şahsen arayacağım.
Ne tatlı. Ne ince.
Düşünceli bir beyefendi.
Saçma! Benim fedakarlığıma
niçin bir şey dememiş?
Not: Bn. Hamilton’ın
yüzüğünü de yolluyorum.
Çok güzel bir şey!
Çok güzel, çok!
Bunu, ta Paris’ten benim için mi getirdin?
Seni o sahte yastan çıkarmanın
vakti diye düşündüm.
Bir dahaki sefere buna uygun bir
rop için yeşil ipek getiririm.
Kızlarımızın güzel olmasını sağlamak…
…cephedeki cesur oğlanlarımıza
karşı görevim.
Yeni bir şey almayalı çok oldu!
Nasılım?
Berbat! Çok berbat!
Neden? Nesi var?
Kızlar son modayı bilmeyince,
bu savaş, şaka olmaktan çıktı.
Rhett! Ben yaparım.
Ama takmaya cesaret edemem.
Takarsın.
Bir şey daha var.
Şu uzun don!
Paris’te uzun don giyen kadın görmedim.
Peki ne…
Böyle şeylerden bahsetmemelisin.
Bilmeme değil,
bahsetmeme itirazın var.
Ne kadar kibar da olsan,
bu hediyeleri kabul edemem.
Kibar değilim.
Kur yapıyorum.
Karşılıksız bir şey vermem.
Her zaman bedelini alırım.
Bir bone için seninle evlenmem.
Kendini bir şey sanma.
Evlenecek adam değilim.
Bunun için seni öpmem de.
Gözlerini aç ve bana bak.
Seni öpeceğimi sanmıyorum.
Çok ihtiyacın olsa da.
Senin derdin bu. Sık sık öpülmen gerek.
Bilen biri tarafından.
Buna göre uygun biri olduğunu sanıyorsun.
Olabilirim. Eğer bir gün uygun bir an gelirse.
Kendini beğenmiş, kötü kalpli sefil!
Beni görmene neden izin verdim, bilmem.
Söyleyeyim.
Etrafta sana iyi vakit geçirtecek
16-60 yaş arası tek erkek benim.
Ama neşelen.
Savaş uzun süremez.
Sahi mi Rhett? Neden?
Şu anda bu işi öyle ya da böyle
halledecek bir çatışma sürüyor.
Ashley de var mı?
Demek kalın kafalı Bay Wilkes,
hala aklından çıkmadı.
-Sanırım o da çatışmada.
-Nerede, söyle?
Pennsylvania’da küçük bir kasabada. Gettysburg.
Endişe içindeki Atlanta, nefesini tutmuş…
…ve gözlerini acıyla
Gettysburg’a çevirmişti.^
Ve iki milletin Pennsylvania
tarlalarındaki, tarih…sayfalarına geçen
ölüm-kalım savaşı, 3 gün sürdü.
Ölü listeleri!
Ölü listeleri!
Lütfen!
Çatışmada öldü…
İşte. Kapışıyorlardı ve
ortadan yırtıldı.
Scarlett, sen bak.
W’ler sonda.
Wellman, Wendel, White, Whitman,
Wilkens, Williams, Woolsey, Wortman…
Scarlett, onu geçtin!
Listede yok! Yok!
Ashley yaşıyor.
Listede yok!
Şükür, yaşıyor. Yaşıyor!
Scarlett, Ashley için benimle
böyle endişelenmen çok tatlı.
Yanına gitmeliyim.
Yapma canım.
Burada ağlama.
Eve gidelim.
Dr. Meade, o mu…
Evet, oğlumuz Darcy.
Bu eldivenleri ona yapıyordum.
Artık ihtiyacı olmayacak.
Orduya yazılacağım.
O Yankileri öldüreceğim!
Böyle konuşma.
Senin de vurulmanın, annene
yararı mı olacak? Aptallık!
Kara bir gün, Scarlett.
Kötü haber yok ya?
-Ashley sağ.
-Sevindim, Bn. Wilkes adına.
Pek çoğu ölmüş.
-Dostlarından?
-Kasabadaki ailelerin çoğu.
Tarleton’ın oğullarının ikisi de.
Baksana.
Zavallı kahrolmuş insanlar.
Güney dizleri üstüne çöküyor.
Bir daha kalkmayacak.
Dava.
Geçmişte yaşama davası
gözlerimizin önünde ölüyor.
Hiç böyle konuşmazdın.
Öfkeliyim. İsraf beni her zaman
kızdırır. Bu da tam bir israf!
Ama sen üzülme.
Ashley, hala sağ ve onu seven
kadınlara geri dönecek.
İkisine de.
Binbaşı Ashley Wilkes’a 3 gün
Noel izni verilmiştir.
Döndün!
Buradasın!
Nihayet gerçekten buradasın!
Öyle çok bekledim ki!
Melanie, canım karıcığım!
Scarlett’ı unutuyoruz.
Scarlett, canım.
Geri dönen bir savaşçı böyle mi karşılanır?
Ashley, ben…
Mutlu Noeller, Ashley.
Gel buraya, yaşlı adam.
Bütün karılarını yedik.
Yedik bütün piliçlerini.
Kellenin gitmesine
üzülecek kimsen kalmadı.
Haydi. Kaçıp durma ki,
Beyaz Adam’a…
…Noel yemeği olasın.
Dur bakalım!
Dur!
Kendini naza çekme.
Atlanta’daki son
horoz da olsan.
Savaştan konuşmayalım.
Twelve Oaks’u, Tara’yı,
savaştan önceki günleri konuşalım.
Şarap alabilir miyiz?
Neden az kaldığını söyledin?
Çok var. Babamın güzel
Madeira’sından son kalan.
Amcası Savannah’lı Amiral
Will Hamilton’dan devralmış.
Amiral, Carrolton’lu kuzeni
Jessica Carroll’la evlenmiş.
İkinci kuzeniymiş ve
Wilkessler’in akrabasıymış.
Bunu Ashley’ye Noel hediyesi olarak sakladım.
Ama hepsini birden içmeyin, çünkü bu son kalan.
Ciddiydim, hayatım.
Nefis bir Noel hediyesi.
Sadece generallerin böyle ceketi var.
Beğendiğine çok sevindim.
Kumaşı nereden aldın?
Charleston’lı bir hanım yolladı.
Ölmeden önce hastanedeyken
oğluna bakıcılık yapmıştım.
Ona gözün gibi bakarsın, değil mi?
Yırtılmamasına dikkat et.
Söz ver bana.
Merak etme.
Tek bir delik açılmadan geri
getireceğim sana. Söz veriyorum.
-İyi geceler, tatlım.
-İyi geceler, Scarlett hayatım.
Peter amca,
Bay Ashley’yin gitme saati mi?
Acele edin.
Melanie istasyona gitmiyor mu?
Fikrini değiştirmedi mi?
Yatıyor. Öyle üzgün ki, Bay Wilkes
ona aşağı bile inmemesini söyledi.
Seninle istasyona
gelmeme izin ver.
Scarlett, seni böyle hatırlamayı yeğlerim.
İstasyonda titrerken değil.
Peki.
Benim de hediyem var sana!
Scarlett, bu çok güzel!
Belime tak, hayatım.
Melly, ceketi yaparken,
uysun diye ben de bunu yaptım.
Kendin mi yaptın?
O halde çok daha fazla değerli.
Senin için yapamayacağım şey yok, biliyorsun.
Yapabileceğin bir şey var.
Nedir?
Benim için Melanie’ye bakar mısın?
Çok nazik ve kırılgan biri.
Seni de çok seviyor.
-Ben ölürsem…
-Bunu söyleme! Uğursuzluktur.
Hemen bir dua et.
Sen benim yerime et.
Bütün dualara ihtiyacımız olacak. Son yaklaşıyor.
-Son mu?
-Savaşın sonu…
…ve dünyamızın sonu, Scarlett.
Yankiler bizi yenmiyor, değil mi?
Adamlarım şimdi yalınayak!
Virginia’da kar ise çok kalın.
Onları gördükçe ve sürekli
gelen Yankileri…
…daha, daha fazla geldiklerini.
Son geldiğinde, çok uzakta olacağım.
Yanında senin olduğunu bilmek
içimi rahatlatır.
Söz veriyorsun, değil mi?
Evet.
Hepsi bu mu, Ashley?
Hepsi bu.
Bir de elveda.
Gitmene izin veremem!
Cesur olmalısın! Cesur ol!
Yoksa nasıl giderim?
Ah Scarlett! Öyle iyi,
güçlü ve güzelsin ki.
Yalnız o güzel yüzün değil…
…sen.
Ashley, öp beni.
Veda öpücüğü ver.
-Hayır, Scarlett. Hayır!
-Ashley, seni seviyorum.
Hep seni sevdim.
Hiç başkasını sevmedim.
Charles’la seni üzmek için evlendim.
Ashley, beni sevdiğini söyle.
Ömrümün geri kalanında
yaşamamın sebebi olsun.
Elveda.
Savaş bittiği zaman, Ashley.
Savaş bittiği zaman.
Muzaffer Yankiler şiddetle
ilerlerken, Atlanta dua ediyordu.
Başlar dik ama
kalpler hüzünlüydü…
…yaralılar ve mülteciler
mutsuz Georgia’ya akın ederken.
…ve bizim orada bir yer var.
Baharda, yaban eriği
ağacının, çiçek açtığı bir yer.
Nehrin kenarında, bilirsiniz.
Evet, biliyorum.
Küçükken, kardeşim
Jeff’le ben…
Kardeşim Jeff’ten bahsettim size, değil mi?
Bahsettim. O…
Jeff’in şimdi nerede olduğunu bilmiyoruz.
Bull Run çatışmasından beri ondan haber alamadık.
Lütfen, ateşine bakmalıyız.
Bunu ağzına al ve artık konuşma, lütfen. Şimdilik.
Melanie, çok yoruldum.
Eve gitmeliyim.
Sen yorulmadın mı?
Hayır. Yorulmadım, Scarlett.
Bu Ashley olabilir…
…ve sadece yabancılar
vardır onu rahatlatan.
Hayır. Yorulmadım, Scarlett.
Bunların hepsi…
…Ashley olabilir.
Sizinle konuşmak için tam
bir saattir bekliyorum, Bn. Wilkes.
Git buradan.
Hanımefendileri rahatsız etme.
-Onunla konuşma.
-Önemli değil. Kimsiniz?
Belle Watling. Ama bunun önemi yok.
Sizce burada işim yok.
Beni niçin görmek istediğinizi söyleyin.
Buraya ilk geldiğimde,
“Belle, hasta bakıcı ol.” dedim.
Benim bakıcılığımı istemediler.
Çok da haklıydılar belki.
Sonra para vermek istedim.
Paramı da beğenmediler!
Yaşlı tavuslar!
Bir bey, sizin insan olduğunuzu söyledi.
Öyleyse, ki bunlar değil,
hastane için paramı alırsınız.
Burada ne arıyorsun?
İki kez cevabını almadın mı?
Bn. Wilkes’la konuşuyorum!
Hiç değilse paramı alın.
İyi bir para. Benim olsa da.
-Çok cömert olduğunuza eminim.
-Herkes kadar Güneyliyim.
Elbette öylesiniz.
Bazıları öyle düşünmüyor.
Belki sizin kadar iyi birer
Hıristiyan değiller.
Bakın Bn. Meade,
bu çok para.
10, 20, 30, 50!
Üstelik, kağıt para değil.
Altın!
Mendile bakayım.
RB!
Ve Rhett Butler’ın arabasına biniyor!
Hanımefendi olmasam,
o sefile diyeceğimi bilirdim!
Sherman’ın ilk gülleriyle
birlikte kenti panik sardı.
Çaresiz ve silahsız halk,
yaklaşan vahşetten kaçıyordu.
Ve ordunun yiğit erleri, çaresizlik
içinde bu acıyı göğüslemeye gitti.
“Tanrı kılavuzumdur,
istemeyeceğim.
O, yeşil çayırlarda
uzanmamı sağlayandır.
O, ruhumu tamir edendir.
Onun adı uğruna doğruluğun
yolunda gitmemi sağlayandır O.
Ölümün gölgesinin vadisinde
yürüyor olsam da…
…hiçbir kötülükten korkmam,
çünkü sen yanımdasın.
Kudretin ve asan beni rahatlatır.”
Yankiler!
Yankiler! Dr. Meade, yaklaşıyorlar.
Atlanta’ya asla giremezler.
Tahta Bacak Hood’u geçemezler.
Acım için bir ilaç!
Acım için ilaç!
Üzgünüm oğlum, sana verecek hiçbir şeyimiz yok.
Bu pireler beni çıldırtıyor!
Ne şans! Valemi aldın.
Bir as ver, yeni bir savaş başlatayım.
Ben de ayı satayım.
…seni ve babamı bir daha
göremeyeceğimi sandım.
Bacak, kesilmek zorunda.
Hayır, yapmayın! Bırakın beni!
Üzgünüm, asker.
-Kloroform bitti.
-Onsuz keseceğiz.
Hayır, kesmeyeceksiniz.
Yapamazsınız.
İzin vermiyorum!
Dr. Wilson’a söyle, bu bacağı kessin.
Kangren.
Ailemi üç gündür görmedim.
Yarım saatliğine eve gidiyorum.
Hademe, bana yardım et!
Hemşire, bu yatağı boşaltabilirsin.
Bn. Scarlett!
Frank Kennedy.
Bn. Suellen. İyi mi?
Seni ne zaman getirdiler?
Yaran ciddi mi?
-Suellen. O iyi…
-İyi.
Dr. Wilson sizi ameliyathaneye
çağırdı. Şu bacağı kesecek.
Döneceğim.
Hayır! Bırakın beni!
Yapmayın!
Dayanamıyorum!
Kesmeyin! Kesmeyin!
Hayır! Yapmayın! Lütfen!
Hemşire nerede?
Dr. Wilson bekliyor.
Beklesin! Eve gidiyorum!
Daha fazla ölen ve bağıran erkek
görmek istemiyorum!
Koca Sam!
İsa aşkına!
Bu, Bn. Scarlett!
Sam, Elijah, Prophet, Apostle.
Sizi gördüğüme çok sevindim.
Annemi anlatın. Bana yazmadı.
-Hastalandı.
-Hastalandı mı?
Sadece biraz hasta, o kadar.
Babanız, savaşmaya izin
verilmeyince çılgına döndü.
Bizi askerlere siper kazmak için
aldıklarında, nöbet geçiriyordu.
Anneniz konfederasyonun ihtiyacı
var, dedi. Güney için kazıyoruz.
-Doktor var mıydı?
-Yürümek zorundayız.
Merak etmeyin,
Yankileri durduracağız.
Güle güle, Koca Sam.
Yaralanırsan, bana haber ver.
Hoşça kal, Bn. Scarlett.
Arabaya çık. Yürüyüş için iyi
bir gün değil. Ezileceksin!
Pitty halalara götür beni, lütfen.
Panik güzel bir manzara, değil mi?
Sherman’ın kartvizitlerinden biri
daha. Yarın ziyaretimize geliyor.
Yankiler gelmeden buradan gitmeliyim!
Hastaneyi bırakacak mısın?
Yoksa ölüm, bit ve doğranan
adamlardan bıktın mı?
Sanırım hasta adamlara düşkün değilsindir.
Böyle konuşma. Çok korkuyorum!
Keşke buradan gidebilsem.
Birlikte gidelim.
Kulağımızın dibinde Güney’in
çöküşünü görmenin anlamı yok.
Gezilip, görülecek çok güzel yerler var.
-Meksika, Londra, Paris…
-Seninle mi?
Evet, bayan.
Seni olduğun gibi anlayan
ve sana hayran bir adamla.
Aynı cinsteniz, bence birbirimize aidiz.
Büyümeni ve Ashley’yi kalbinden
çıkarmanı bekliyordum.
Bn. Wilkes’ın bir ay sonra
bebeğini doğuracağını duydum.
Başında bir karısı ve çocuğu olan
bir adamı sevmek zor olur.
İşte geldik. Benimle mi geliyorsun
yoksa iniyor musun?
Senden nefret ediyorum.
Ölünceye kadar da edeceğim!
Etmeyeceksin, Scarlett.
O kadar uzun değil.
Bn. Scarlett!
Herkes Macon’a gidiyor, herkes kaçıyor!
Kulağımın dibindeki bu toplara dayanamıyorum!
Her duyduğumda bayılıyorum.
Peter amca, bavula dikkat et.
-Gitmiyor musun?
-Korkak olabilirim…
…ama Tanrım!
Yankiler Georgia’da! Nasıl girdiler?
Ben de geliyorum.
Prissy, eşyalarımı topla.
Bekleyin hemen geliyorum.
Gerçekten gitmeli misin sence?
Ne oluyor? Kaçmayı planlamıyorsun ya?
Beni durdurmaya kalkma.
O hastaneye geri dönmem.
Ölüm, çürümüş ceset
ve ölüm koklamaktan bıktım.
Eve gidiyorum! Annemi istiyorum.
Bana ihtiyacı var.
Beni dinle!
Burada kalmalısın.
Refakatçisiz mi?
Kesinlikle…
Tanrı aşkına, parti değil bu. Savaş!
-Melanie’nin sana ihtiyacı var.
-Bana ne!
Hasta. Aslında bebeği doğurmaması gerek.
Onu da götürelim.
Bozuk yollarda sallanıp, erken doğum mu yapsın?
Benim bebeğim değil.
Ona sen bak!
Hasta bir kadına bakacak kadar doktorumuz yok.
Kalmak zorundasın.
Doğum nasıl yaptırılır bilmiyorum.
Ben biliyorum!
Nasıl yapılır biliyorum.
Bir sürü kere yaptım.
İzin verin, doktor.
-Her şeyi yapabilirim.
-İyi. Sen bize yardım edersin.
Ashley, meydanda savaşıyor.
Davamız için.
Hiç dönmeyebilir.
Ölebilir.
Scarlett, ona sağlıklı bir çocuk borçluyuz.
Geliyorsan, acele et Scarlett!
Ashley’ye bir söz verdim…
Yani kalıyor musun?
İyi. Siz gidin, Bn. Pittypat.
Scarlett kalıyor.
Gidiyoruz, Peter amca.
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Dünyanın sonu gelmiş gibi!
Peter amca, tuz ruhum!
Melanie, Melanie!
Hep senin yüzünden!
Senden nefret ediyorum!
Bebeğinden de!
Ashley’ye söz vermemiş olsaydım.
Ona söz vermeseydim!
KUŞATMA
Göklerden ölüm yağdı…
Bitap düşen Atlanta, 35 gün metanetle
dayandı; bir mucize ümit ederek…
Sonra bir sessizlik çöktü…
…topların sesinden
daha korkunçtu bu sessizlik.
Dur! Dur! Lütfen, dur!
Yankiler geliyor mu?
Ordu çekiliyor.
Bizi Yankilere mi bırakıyor?
Bırakmıyor, kovuyor. Sherman,
McDonough yolunu kesecek.
Gerçek olamaz bu!
Ne yapacağım?
Güneye kaçsan iyi olur, hemen.
İzninle.
Prissy! Git eşyaları topla.
Tara’ya gidiyoruz.
Yankiler geliyor!
Melly, gidiyoruz…
Başına dert olduğum için
özür dilerim, Scarlett.
Şafakta başladı.
Ama Yankiler geliyor.
Zavallı Scarlett.
Şimdi Tara’da annenle
olacaktın, değil mi?
Ben olmasaydım.
Scarlett, canım.
Bana çok iyilik ettin.
Hiçbir kardeş bundan iyi olamaz.
Burada uzanmış, düşünüyordum.
Eğer ben ölürsem…
…bebeğimi alır mısın?
Saçmalama, Melly.
Her şey yeterince kötü.
Bir de ölümden bahsetme.
-Dr. Meade’yi çağırtayım.
-Henüz değil.
Onca zavallı, yaralı
asker varken, doktorun…
…benim başımda saatlerce
beklemesini istemem.
Çabuk buraya gel!
Dr. Meade’yi çağır.
Koş! Çabuk!
Bebek.
Korkak keçi gibi
dikilme orada. Koş!
Acele et!
Seni güneye satarım.
Yemin ederim, satarım!
Prissy nerede?
Daha öğlen bile olmadı,
oda şimdiden fırın gibi.
Merak etme, Melly.
Annem, her zaman doktor hiç
gelmeyecekmiş gibi gelir, der.
Prissy’yi kırbaçlamazsam!
Maybelle hakkında ne duydum, biliyor musun?
Komik görünüşlü sevgilisi vardı ya.
Kadın fanilası gibi üniforması olan.
Benim için konuşmak zorunda değilsin.
Ne kadar endişelendiğini biliyorum.
Taşımak için, ağır yükü
Fark etmez, hafiflemez…
Gidip, sana soğuk su getireyim.
Ne kadar yavaşsın.
Doktor nerede?
-Onu hiç görmedim.
-Ne?
Hastanede yok.
Bir adam, doktor yaralı askerlerle
tren garında, dedi.
Niye oraya gitmedin peki?
Bn. Scarlett, tren garının
oraya gitmeye korkuyorum.
Orada adamlar ölüyor.
Ölülerden korkarım!
Melly’nin yanına git.
Sakın onu üzeyim deme,
yoksa seni kamçılarım.
Yalnız birkaç gün daha
Taşımak için ağır yükü
-Doktoru gördünüz…
-Kenara çekilin, bayan.
Dr. Meade?
Dr. Meade, nihayet!
Tanrıya şükür buradasın.
Her yardıma ihtiyacım var.
Hadi çocuğum, uyan.
Yapacak işimiz var.
Ama Melly doğuruyor.
Benimle gelmelisiniz!
Delirdin mi?
Doğum için bu adamları bırakamam.
Ölüyorlar! Yüzlercesi!
Git, bir kadın bul.
Ama kimse yok.
Melly ölebilir.
Ölmek mi? Baksana, gözlerimin
önünde ölüp gidiyorlar!
Ne kloroform, ne bandaj.
Hiçbir şey yok!
Acıyı dindirecek bir şey yok.
Git, beni rahat bırak.
Merak etme, kızım.
Bebek doğurtmak çok kolay.
-Sedyeleri getirin.
-Dr. Meade?
Geliyorum.
Doktor geldi mi?
Hayır, gelemiyor.
Bn. Scarlett, Bn. Melly çok kötü.
O gelemiyor.
Gelecek kimse yok.
Doktorsuz yapmak zorundasın.
Sana yardım ederim.
Tanrım. Bayan Scarlett!
Ne var?
Doktor çağırmak zorundayız!
Çocuk doğurtmak hakkında hiçbir şey bilmiyorum!
-Ne demek bu?
-Bilmiyorum…
Her şeyi bildiğini söyledin!
Niye dedim bilmiyorum!
Annem, doğum yaptırırken, odaya bırakmazdı beni.
Bayan Scarlett!
Kes sesini!
Ocakta ateş yak.
Çaydanlığa su koy, kaynat.
Bir yumak kalın ip, temiz havlu ve makas getir.
Bulamayacağını söyleme!
Git getir, çabuk ol!
Geliyorum, Melly.
Geliyorum!
Yankiler gelmeden gitsen, iyi olur.
Seni bırakmam, biliyorsun.
Yararı yok. Öleceğim.
Budalalık etme. Elimi tut.
-Güven bana!
-Konuş benimle, Scarlett.
Lütfen, konuş benimle.
Cesur olmaya çalışma.
Bağır! Duyacak kimse yok.
Annem, yatağın altına bıçak koyarsan,
acıyı ikiye keser, derdi.
KIZIL AT
BARI
Yüzbaşı Butler!
-Kimi arıyorsun?
-Yüzbaşı Butler’ı.
Yukarıda.
Belle Watling, parti veriyor.
Peki, efendim.
Sağ olun.
Yüzbaşı Butler!
Bu gürültü de ne?
Yüzbaşı Butler’a mesajım var,
Bn. Watling.
Yüzbaşı Butler, buraya dışarı gelin, lütfen!
-Ne var, Prissy?
-Bn. Scarlett, beni size yolladı.
Bn. Melly bugün bebeğini doğurdu.
Güzel bir oğlan.
Bn. Scarlett’la ben doğurttuk.
Yani Bn. Scarlett…
Çoğunu ben yaptım, Yüzbaşı Butler.
Bayan Scarlett, bana biraz yardım etti.
Ama bence hiçbir doktor daha iyi beceremezdi.
Ama Bn. Melly, şimdi
kendini biraz zayıf hisseder.
Evet, inanırım.
Yankiler de geliyor.
Bayan Scarlett da dedi ki…
Yüzbaşı Butler, Yankiler burada!
Lütfen, hemen gelin.
Bize arabanızı getirin!
Üzgünüm ama ordu, arabamı ve atımı aldı.
Yukarı gelsen iyi olur.
Olmaz, yüzbaşı.
Bn. Watling’e gidersem, annem
beni mısır sapıyla fena döver.
Güzeller, iyi bir amaç için at
çalacak bir yer biliyor musunuz?
-Sen misin, Rhett?
-Geldik, Bn. Scarlett!
Geleceğini biliyordum.
Ne güzel hava.
Prissy dedi ki, sen…
Espri yapmaya kalkarsan, seni öldürürüm!
-Korkuyor musun?
-Ödüm patlıyor!
Aklın varsa, sen de korkarsın.
-Yankiler!
-Henüz değil.
Cephaneliği havaya uçuran
ordumuzdan kalan bu.
Buradan gitmeliyiz!
Hizmetinizdeyim.
Nereye gidiyorsunuz?
-Eve, Tara’ya.
-Tara’da da savaş var.
Hasta bir kadın, bir bebek ve
zenciyle geçit mi yapacaksın?
Bırakacak mısın?
Benimle geliyorlar.
Beni durduramazsın!
Taşra yollarında Bn. Wilkes’ı
sarsmak tehlikeli olur.
Annemi istiyorum!
Tara’ya gitmek istiyorum!
Tara muhtemelen yanmıştır.
Orman haydutlarla dolu.
En azından atı alırlar.
Çok değil, ama çalmam kolay olmadı.
Yolun her adımını yürümem de
gerekse eve gidiyorum!
Beni durdurmaya çalışırsan
seni öldürürüm! Emin ol!
Tamam, hayatım.
Evine gideceksin.
Bugün senin yaptığını yapan,
herkes Sherman’ın işini bitirebilir.
Ağlamayı bırak.
Şimdi akıllı bir kız ol
ve sümkür. Aferin.
-Ne oluyor?
-Toplanıyorum!
Bırak bunu.
Gel, bebeği al!
-Tara’ya gidiyoruz.
-Tara mı?
Tek çaremiz bu.
Kalırsak, evi başımıza yıkacaklar.
Merak etme, Melly.
Bebeğim.
Zavallı bebeğim.
-Kolunu boynuma atabilir misin?
-Sanırım.
Boşver.
Ashley, Charles!
Ne istiyor?
Ashley’nin resmiyle
Charles’ın kılıcını.
Git al.
Bu da ne?
Yiğit askerlerimiz depoları ateşe vermiş.
Cephane, bizi Tara’ya kadar fırlatır.
-Tren yolundan geçeceğiz.
-Oradan olmaz!
Mecburuz. McDonough yolu,
Yankilerin henüz kesmediği tek yol.
Kapıyı kilitlemeyi unuttum!
-Ne gülüyorsun?
-Sana. Yankilere kapı kilitleyeceksin.
Tanrım!
Acele etseler.
Gidişlerini görmek için sabırsızlanma.
Onlarla birlikte, son
kanun ve düzen de gidiyor.
Leş kargaları, zaman kaybetmiyor.
Buradan hemen gitmeli.
At! Yakalayın!
Atı bize ver!
Patikaya! Önünü kesin!
Çek şu atı!
Onu yakalayacağım!
Atı ver!
Bir şey bırakmamışlar.
Yangın, cephaneliğe ulaşmadan,
hemen geçmek zorundayız.
PATLAYICI
Yürü!
Şalını at.
Bir şey görmezsen daha iyi olur.
İyice bak.
Bu, tarihi bir an.
Torunlarına, Eski Güney’in bir
gecede nasıl yok olduğunu anlat.
Yankilerin işini bir ayda bitireceklerdi.
Cesur aptallar.
Beni hasta ediyorlar.
Kasılıp, çalım satarak
bizi bu işe soktular.
Kasılma ve çalımları için ben de
böyle düşünüyordum.
Orduya katılmadığına çok memnunum.
Kendinle gurur duyabilirsin.
Hepsinden akıllı davrandın.
O kadar gurur duymuyorum.
Niçin durdun?
Burası Tara sapağı.
At biraz soluklansın.
Bn. Melly, çoktan bayıldı,
Yüzbaşı Butler.
Bayılsın. Kendinde olsa,
bu acıya dayanamazdı.
Scarlett, bu çılgın şeyi
yapmaya hala kararlı mısın?
Başarabileceğimize eminim, Rhett.
Biz değil canım, siz.
Burada ayrılıyorum.
Ne?
Rhett, nereye gidiyorsun?
-Orduya katılmaya.
-Şaka ediyorsun.
-Beni korkutma. Öldürürüm seni.
-Çok ciddiyim.
Cesur delikanlılarımıza katılacağım.
Ama kaçıyorlar.
Dönüp, son kez direneceklerdir.
O zaman, onlarla olacağım.
-Biraz geciktim, ama olsun.
-Şaka ediyor olmalısın!
Sonuna dek bencilsin, değil mi?
Kendi postunu düşünüyorsun,
dava umurunda bile değil.
Bunu bana nasıl yaparsın?
Neden her şey bittikten ve sana
ihtiyacım varken gidiyorsun? Neden?
Kaybedilen davalara hep zaafım
olmuştur, gerçekten kaybedilince.
Ya da belki…
…belki kendimden utanıyorum.
Kim bilir?
Beni yalnız ve aciz bıraktığın
için utançtan ölmelisin!
Sen mi acizsin?
Seni yakalarlarsa, Tanrı
Yankilere yardım etsin.
Şimdi in aşağı.
-Veda etmek istiyorum.
-Hayır.
İn, hadi!
Rhett, lütfen gitme!
Beni bırakma, lütfen.
Seni asla affetmem!
Affetmeni istemiyorum.
Ben kendimi hiç affetmeyeceğim.
Bir mermi beni bulursa,
yaptığım aptallığa gülerim.
Bildiğim bir şey var.
O da seni sevdiğim, Scarlett.
Sen, ben ve dünya paramparça
oluyorsa da, seni seviyorum.
Çünkü birbirimize benziyoruz.
İkimiz de bozuk malız.
Bencil ve kurnaz, ama gözünü
budaktan sakınmayan.
Beni böyle tutma!
Bana bak.
Seni hiçbir kadını
sevmediğim kadar seviyorum.
Ve hiçbir kadını
senin kadar beklemedim.
Bırak beni!
Güneyli bir asker seni seviyor.
Kollarına almak istiyor.
Ve öpücüklerinin anısını savaşa taşımak.
Beni sevmen önemli değil.
Bir askeri güzel bir anıyla
ölüme gönderen bir kadınsın.
Scarlett, öp beni.
Bir kerecik öp.
Seni alçak, korkak, iğrenç şey!
Haklıymışlar. Hepsi haklıymış.
Sen, beyefendi değilsin.
Böyle bir anda önemsiz bir konu bu.
Al. Bu ihtiyar ata elini süren olursa, vur.
Yanlışlıkla atı vurma.
Durma! Git, hadi.
İnşallah bir top mermisi
seni milyonlarca parçaya…
Gerisini boşver.
Ana fikrini aldım.
Ülkemin kurban taşında öldüğümde,
umarım vicdanın seni rahat bırakmaz.
Elveda, Scarlett.
Yürü, hadi. Eve gidiyoruz.
Zavallı bebeğim.
Merak etme. Eve vardığımızda,
annem onunla ilgilenir.
Bayan Scarlett, çok açım.
-Bir şey yemek zorundayız.
-Kes sesini!
Neredeyse Twelve Oaks’a geldik.
Orada dururuz.
Deh!
TWELVE OAKS
SAHİBİ, JOHN WlLKES
BU ÇİFTLİĞİN HUZURUNU
BOZANLAR DAVA EDİLECEKTİR.
Ashley.
Ashley, iyi ki burada yoksun ve bunu görmedin.
Yankiler. Lanet olası Yankiler!
Gel, şu ineği bağla.
İneğe ihtiyacımız yok,
Bn. Scarlett.
Yakında eve varırız.
Hem ineklerden korkarım.
İç eteğinle arabanın arkasına bağla.
Bebeğe süt lazım. Evde ne ile
karşılaşacağımızı bilmiyoruz.
Melly, eve geldik!
Tara’dayız. Çabuk ol!
Kımılda be, hayvan!
Öldü!
Evi göremiyorum. Orada mı?
Yakmışlar mı?
Orada! Bir şey olmamış!
Yakmamışlar.
Yerinde duruyor!
Anne!
Anne, eve döndüm!
Anne! Anne, döndüm!
Anne, kapıyı aç.
Benim. Scarlett!
Baba!
Eve döndüm.
Döndüm.
Katie?
Katie Scarlett!
Canım!
Dadı!
Dadı, eve geldim.
Güzel kızım…
Dadı, öyle…
Annem nerede?
Şey…
…Bn. Suellen’la Bn. Carreen,
tifoya yakalanmıştı.
Çok hastaydılar ama şimdi iyiler.
-Sadece kedi gibi zayıflar.
-Annem nerede?
Bn. Ellen. Şu beyaz avam
Emmie Slattery’ye bakmaya…
…şehre indi ve o da tifoya yakalandı.
Ve dün gece…
Anne?
Scarlett, tatlım.
Yapabileceğim bir şey varsa,
Bn. Scarlett…
-Melly’yi ne yaptınız?
-Güzel kafanı yorma.
Bebekle beraber yatağa yatırdım onu.
İneği ahıra koysanız iyi olur.
Artık ahır yok.
-Yankiler odun için yaktılar.
-Ev onların karargahıydı.
-Her tarafa yerleştiler.
-Yankiler Tara’da mıydı?
Yakmadıkları her şeyi yağmaladılar.
Bütün elbiseleri, halıları.
Hatta Bn. Ellen’ın dua kitabını.
Açlıktan ölüyorum.
Yiyecek getir.
Yiyecek hiçbir şey yok, tatlım.
Her şeyi aldılar.
Tavukları da mı?
Önce onları aldılar.
Yemediklerini yanlarında götürdüler.
Ne yaptıklarını daha fazla anlatma!
Bu ne, baba?
-Viski mi?
-Evet, kızım.
Katie Scarlett, yeter.
İçkiye alışık değilsin, sarhoş olursun.
Keşke olsam.
Sarhoş olmak istiyorum.
O kağıtlar ne?
Tahvil.
Bir tek bunları kurtarabildik.
Tahvilleri.
Ne tür tahviller, baba?
Konfederasyon tahvilleri tabii.
Konfederasyon tahvilleri.
Onların kime yararı var ki?
Böyle konuşmana izin veremem.
Ah baba, paramız ve yiyecek
hiçbir şeyimiz yok.
Ne yapacağız?
Annene sormalıyız.
Evet. Bayan O’Hara’ya
sormamız yeter.
Anneme sormak mı?
Bn. O’Hara, ne yapılacağını bilir.
Şimdi beni rahatsız etme.
Gezintiye çık.
Meşgulüm.
Hiçbir şeyi merak etme.
Katie Scarlett evde.
Üzülmene gerek kalmadı.
Bu hastalara ve bebeğe yedirecek
bir şeyimiz yok. Ne yapacağız?
Bilmiyorum, dadı.
Bilmiyorum.
Bahçede, turptan başka bir şey yok.
Bn. Scarlett,
Bn. Suellen’la Bn. Carreen…
…terlerini sildirmek
için yalvarıyor.
-Diğer hizmetçiler nerede?
-Sadece ben ve Pork kaldık.
Diğerleri ya savaşa
gitti ya da kaçtı.
Hem bebeğe hem de
hastalara birden bakamam!
Sadece iki elim var.
İneği kim sağacak, Bn. Scarlett?
Biz ev işinden anlarız.
Tanrı şahidim olsun…
…Tanrı şahidim olsun ki,
beni mahvedemeyecekler.
Bunu atlatacağım ve geçtiğinde…
…bir daha asla aç kalmayacağım.
Ne de ailem aç kalacak.
Yalan söylemem, çalmam,
ya da öldürmem gerekse de…
…Tanrı şahidim olsun,
bir daha asla aç kalmayacağım!
ARA
ANTRAKT
“Ve rüzgar Georgia’yı
süpürüp, geçti…”
Konfederasyonu bölmek, sakatlamak
ve küçük düşürmek için…
…Büyük İşgalci ilerledi…
…arkasında 100 km genişliğinde
bir yıkım bırakarak…
…Atlanta’dan denize kadar…
Tara, geri kalarak…
…yenilginin cehennemi
ve açlığını yaşadı…
Sırtım kopmak üzere.
Ellerime bak!
Annem, bir hanımefendi
ellerinden anlaşılır, derdi.
Bence artık ne ellerin, ne de
hanımefendilerin bir önemi yok.
Dinlen, Sue. Henüz iyileşmedin.
Ben, ikimiz için de toplarım.
Scarlett’tan nefret ediyorum!
Bizi tarlada çalıştırıyor…
Ne kadar kötü.
Devam edin.
Tara’da her şeyi ben yapamam.
Bana ne?
Tara’dan nefret ediyorum!
Bir daha Tara’dan nefret ettiğini söyleme!
Bu, ailemizden nefret etmek demek.
Seninle bir şey konuşmak istiyorum.
Nedir?
Prissy ve dadıya karşı böyle davranmamalısın.
Hizmetindekilere karşı kararlı, ama
nazik olmalısın. Bilhassa siyahlara.
Evet, ama onlardan kendimin
yapmadığı bir şey istemiyorum.
Ama bu hoşuma gitmiyor.
Bunu Bn. O’Hara’ya söyleyeceğim.
-Niye yataktan kalktın?
-Seninle konuşmalıyım.
Herkes böylesine çalışırken ben yatamam.
Yukarı çık.
Yeni doğmuş tay gibisin.
-Lütfen, izin ver.
-Soyluluğu bırak.
Hastalanıp, işe yaramaz
hale gelmeni istemiyorum.
Böyle düşünmemiştim.
Kim var orada?
Dur, yoksa vururum!
Yalnız mısın, küçük hanım?
Pek cana yakın değilsin.
Bu küpelerden başka bir şeyin yok mu?
Daha önce de gelmiştin.
Seni gidi hırçın kız.
Elinde ne saklıyorsun?
Onu öldürdün, Scarlett.
Buna çok sevindim.
Scarlett, ne oldu?
Ne oldu, Scarlett? Ne var?
Sakin olun!
Kardeşiniz tabancayı temizliyordu.
Tabanca, ateş aldı.
-Çok şükür!
-Zaten yüreğimiz ağzımızda.
Katie Scarlett’a söyle, daha dikkatli olsun.
Soğukkanlı bir yalancısın.
Onu buradan çıkarıp, gömmeliyiz.
Yankiler bulurlarsa…
Başka birini görmedim.
Asker kaçağı olmalı.
Yine de saklamalıyız.
Kulaklarına gidebilir.
Gelip, seni yakalayabilirler.
Onu çardağa gömebilirim.
Orada toprak yumuşaktır.
Ama nasıl çıkaracağım?
-Birer bacağından tutup, çekeriz.
-Sen bir kediyi bile çekemezsin.
Cüzdanına bakmamız yanlış mı olur?
Bunu ben nasıl düşünemedim?
Sen cüzdanına bak,
ben ceplerine.
Sen bak.
Ben biraz halsizim.
Galiba para dolu.
Melly, bak. Şuna bak!
10, 20, 30…
Sonra sayarsın.
Zamanımız yok!
Artık bir şeyler yiyebiliriz.
Diğer ceplerine de bak.
Çabuk ol!
Onu buradan çıkarmalıyız.
Kanı bahçeye de akarsa,
onu gizleyemeyiz.
Geceliğini ver.
Başına saracağım.
Saçmalama, sana bakacak değilim.
Uzun donum olsaydı onu kullanırdım.
Neyse ki, böyle mazbut değilim.
Yatağına dön, yoksa öleceksin.
Onu gömüp, burayı temizlerim.
Ben temizlerim.
Galiba bir cinayet işledim.
Ama şimdi düşünemem.
Yarın düşünürüm bunu.
Katie Scarlett!
Bitti! Bitti!
Savaş sona erdi.
Lee teslim oldu!
-Olamaz.
-Neden savaştık ki?
Ashley eve dönecek.
Evet, Ashley eve dönecek.
Daha çok pamuk yetiştireceğiz.
Pamuk, seneye fırlar.
Mahvolan süvariler evlerine döndü.
Topallayarak, bir zamanlar ihsan
ve bolluğun ülkesi olan…
…yıkılmış topraklarına döndüler.
Onlarla birlikte, daha önce…
…savaştıklarından daha zalim
ve kötü bir işgalci geldi…
…Fırsatçılar.
Özgürleştiren bayrak
Atlanta’dan denize
şarkımızı söyleriz
Georgia boyunca ilerlerken.
Yoldan çekil, isyancı!
Ölmek üzere olan birini alır mısın?
Güneyli pislikleri almam.
Defolun!
Yürümeye çalışsın, belki varır.
Çekilin, cimri dilenciler!
Sanki savaşı onlar kazandı.
Çabuk o pantolonu verin, Bay Kennedy.
Çabuk!
Hemen küllü suyla
yıkanın, yoksa ben yıkarım.
Pantolonu kaynar suya atıyorum.
Bütün ordunun derdi aynı…
…kokuşmuş giysiler
ve dizanteri.
Onu küçük düşürüyorsun.
Bitleri size geçerse, daha çok küçük düşersiniz.
Gel buraya, Beau!
Beyefendiyi rahat bırak.
O yorgun ve aç.
Önemli değil, tekrar
bir çocuk görmek güzel.
Güzel bir çocuk.
İki yaş büyük olsa, onu
Cobb alayına alabilirdik.
-Cobb alayında mıydınız?
-Evet, bayan.
O zaman kocam Binbaşı
Wilkes’i tanırsınız?
Tabii, tanırım.
Galiba Spotsylvania’da yakalandı.
Yakalandı mı?
Şükürler olsun! Demek ki…
Zavallı Ashley,
bir Yanki hapishanesinde.
Geliyorum, Scarlett.
Hadi gel, Beau.
Ben ona bakarım.
Arkadaş olduk.
Teşekkürler.
Bir lokma ekmek için
köle gibi çalışıyorum.
Sen de bu sefillere veriyorsun.
-Yakında çekirge gibi üşüşürler.
-Bana kızma, Scarlett.
Ashley, esir alınmış.
-Esir mi alınmış?
-Evet.
Hayatta ve iyiyse, belki
Kuzey’de bir yerlerdedir.
Belki Kuzeyli bir kadın
ona yemek veriyor…
…ve sevdiğimin bana
dönmesine yardım ediyordur.
Umarım öyledir, Melly.
Babanızla bir şey konuşmak
istiyordum, ama sanki…
Benimle konuşun.
Artık evin reisi benim.
Suellen’la evlenmek
için izin isteyecektim.
Yani bunca yıl boyunca
istemediniz mi?
Sorun şu ki, ondan çok daha yaşlıyım…
…ve şu anda hiç param yok.
Artık kimde var ki?
Gerçek aşkın sizin
için bir değeri varsa…
…emin olun, kardeşiniz bunda çok zengin.
Nişanlanırsak kendime
küçük bir iş kuracağım.
İşlerimi yola koyar koymaz…
Babam adına konuşabilirim.
Sue ile konuşabilirsiniz.
Teşekkürler.
Teşekkürler, Bn. Scarlett.
Özür dilerim, Bn. Wilkes.
Bay Kennedy’nin sorunu ne?
Sorunu, sandığından büyük.
Nihayet Suellen’ı istedi.
Çok sevindim.
Hemen evlenememeleri ne kötü.
Bir boğaz eksilirdi.
Bir tane daha!
-Umarım aç değildir.
-Tabii ki aç.
Prissy bir tabak daha getirsin…
Aralarına girme.
Bırak beni, aptal.
Bıraksana! Bu Ashley!
Ashley, onun kocası.
-Bn. Scarlett?
-Nihayet geldin.
-Atı nalladın mı?
-Evet, nallandı.
Atların pabuçları var, insanların yok.
Şunu karıştır.
Bn. Scarlett?
Ne kadar altınınızın
kaldığını bilmeliyim.
10 dolar. Ne oldu?
Bu yetmez.
Neden bahsediyorsun?
Burada Bay Gerald’ın kahyalığını
yapan, şu beş para etmez…
…nefesi kokmuş,
beyaz Wilkerson’u gördüm.
Artık Yanki olmuş.
Fırsatçı dostlarının, Tara’nın…
…vergilerini çok artırdığından
bahsediyordu övünçle.
-Ne kadar ödeyeceğiz?
-Vergi tahsildarı, 300 dolar, dedi.
Üç yüz…
3 milyon da olsa,
yine de bulmak zorundayız.
Evet, hanımefendi. Ama nasıl?
-Bay Ashley’ye sorarım.
-Onun 300 doları yok.
Sormamda bir sakınca yok herhalde.
Sormak başka, almak başka.
Abraham Lincoln de odun
kırarak başlamış.
Düşünsene, yeteneğimle
nerelere yükselebilirim.
Yankiler 300 dolar daha vergi istiyor.
Ne yapacağız?
Ashley, sonumuz ne olacak?
Uygarlıkları çöken
insanların sonu ne olur?
Zeki ve cesur olanlar, kurtulur.
Diğerleri elenip gider.
Tanrı aşkına, elenenler
bizken böyle konuşma!
Haklısın, Scarlett.
Senin Tara’n tehlikede, bense kalkmış
uygarlıktan bahsediyorum.
Yardım istiyorsun,
benimse hiçbir şeyim yok.
Ben bir korkağım.
Sen mi korkaksın, Ashley?
Neden korkuyorsun?
Hayatın benim için
aşırı gerçek olmasından.
Odun kesmek umurumda değil.
Ama sevdiğim o güzel hayatı
kaybettiğime çok üzülüyorum.
Savaş olmasa, Twelve Oaks’ta
mutluluk içinde yaşayıp gidecektim.
Ama savaş geldi.
Çocukluk arkadaşlarımın
parçalandığını…
…vurduğum adamların acı
içinde kıvrandığını gördüm.
Ve şimdi benim için ölümden
de kötü bir dünyanın içindeyim.
Yerim olmayan bir dünya.
Senin anlaman imkansız.
Korkunun anlamını bilmiyorsun.
Sen gerçeklerle yüzleşmekten
hiç korkmadın.
Benim gibi onlardan
kaçmak istemedin.
Kaçmak mı?
Ashley, yanılıyorsun.
Ben de kaçmak istiyorum.
Her şeyden usandım. Yiyecek
ve para için çırpınmaktan bıktım.
Bitkin düşene kadar
pamuk tarlasında çalıştım.
Güney öldü artık.
Öldü!
Yankiler ve fırsatçılar
bize bir şey bırakmadılar.
Kaçalım.
Meksika’ya gidelim.
Meksika ordusu, subay arıyor.
Çok mutlu oluruz.
Senin için çalışırım,
her şeyi yaparım.
Onu sevmiyorsun. Twelve Oaks’ta
beni sevdiğini söylemiştin.
Hem zaten Melanie…
Dr. Meade, başka çocuğu olamaz
dedi. Ben sana çocuk…
-Twelve Oaks’u unutalım.
-Unutabilir miyim sanıyorsun?
Sen unutabilir misin? Bana aşık
olmadığını söyleyebilir misin?
-Sana aşık değilim.
-Yalan!
Öyle bile olsa, Melanie’yi
ve bebeği terk edemem.
Sen de babanı ve
kardeşlerini bırakamazsın.
Onlardan bıktım.
Usandım onlardan!
Evet, bıkmış durumdasın.
O yüzden bunları söylüyorsun.
Hepimizin yükünü taşıyordun.
Artık sana daha çok
yardım edeceğim. Söz.
Tek yardımın, beni buradan…
…alıp götürmek olur.
Bizi buraya bağlayan hiçbir şey yok.
Hiçbir şey mi?
Onurumuz dışında hiçbir şey.
Lütfen, Scarlett.
Lütfen, hayatım. Ağlamamalısın.
Ağlamamalısın. Lütfen,
benim cesur dostum, ağlama.
Beni seviyorsun! Beni seviyorsun!
-Hayır, hayır.
-Beni seviyorsun.
Sana söyledim, yapamayız!
Bir daha olmayacak.
Melanie’yi alıp gideceğim.
-Beni sevdiğini söyle.
-Peki, söyleyeceğim.
Cesaretini ve inatçılığını
o kadar seviyorum ki…
…bir an için dünyanın en iyi
eşini unuttum. Ama unutmayacağım!
Öyleyse hiçbir şey kalmadı.
Uğrunda savaşılacak…
…uğrunda yaşanacak hiçbir şey.
Hayır, bir şey var.
Farkında olmasan da…
…benden çok sevdiğin bir şey.
Tara.
Evet, hala ona sahibim.
Gitmenize gerek yok.
Ben, seni seviyorum diye
hepinizin açlıktan ölmesini istemem.
Bir daha olmayacak.
Emmie Slattery.
-Benim.
-Durun!
Eski kahyanı unutmadın ya?
Emmie, Bn. Wilkerson oldu.
Defol buradan,
seni adi kadın!
Karımla böyle konuşma!
Karın mı? Nihayet evlenmişsin. Annemin
katilinin veletlerini kim vaftiz etti?
Ziyarete geldik. Dostça bir ziyarete
ve dostlarla iş konuşmaya.
Dostlar? Ne zaman dost olduk?
Hala gururlusunuz. Durumunuzu
iyi biliyorum. Babanız delirdi.
Vergi ödeyemiyorsunuz.
Ben de burayı satın almaya geldim.
İyi bir teklifle.
Emmie, burada yaşamak istiyor.
Defol buradan, pis Yanki!
Vergi için her şeyi sattığınızda,
kimin patron olduğunu anlarsınız.
Burayı alacağım ve burada oturacağım!
Şerifin satışa
çıkarmasını bekleyeceğim.
Tara’dan alabileceğin tek şey bu!
Buna pişman olacaksın.
Geri döneceğiz!
Tara’nın sahibi kimmiş sana göstereceğim!
Baba, geri dön!
Korkak Yanki!
GERALD O’HARA
DOĞUM TARİHİ: 2 HAZİRAN 1 801
ÖLÜM TARİHİ: 14 KASlM 1 865
Ama, Bn. Scarlett,
bu, Bay Gerald’ın saati!
Al. Bu senin.
Sana bıraktı.
Bu saatten başka bir şeyiniz yok.
Vergiyi çıkartmak için her şeyi satmalısınız.
Babamın saatini mi satacağım?
Ve lütfen, ağlama.
Bir tek senin ağlamana katlanamam.
Ah dadı, dadı!
Bu kadar zaman cesaretini
korudun. Devam et.
-Babanı eski haliyle hatırla.
-Babamı düşünemiyorum.
Sadece 300 doları düşünebiliyorum.
Bunu düşünmenin yararı yok.
Kimsede o kadar para yok.
Artık sadece Yankilerde ve
serserilerde o kadar para var.
-Rhett.
-O da kim? Yanki mi?
Dadı, ne kadar
zayıf ve solgunum…
…ve hiç elbisem yok.
Annemin patronlarını getir.
-Ne için?
-Bana elbise dikeceksin.
Bayan Ellen’ın perdeleri olmaz!
Tanrı aşkına!
Artık benim onlar.
300 doları Atlanta’da bulacağım.
Kraliçe gibi olmalıyım.
-Kiminle?
-Yalnız.
Sen öyle sanıyorsun!
Ben de seninle geliyorum.
-Sevgili dadı.
-Beni yumuşatamazsın.
Senin bezlerini ben bağladım.
Seninle geleceğim
dedim, ve geleceğim!
Ful papaz mı?
Benim için fazla, binbaşı.
Savaşın poker olmaması ne kötü.
Daha az çabayla,
Grant’tan başarılı olurdunuz.
Ne var?
Bir kadın, Yüzbaşı Butler’la
görüşmek istiyor. Kardeşiymiş.
Bir kız kardeş daha?
Burası hapishane, harem değil.
Bu onlardan değil.
Yanında dadısı var.
Dadısı mı?
Bununla görüşmek istiyorum, binbaşı.
Dadısı olmadan.
Bakalım, bugünkü
kaybım ne kadar oldu?
340?
Borcum artıyor, değil mi, binbaşı?
Peki onbaşı, Yüzbaşı Butler’ın
“kız kardeşini” hücresine götür.
Teşekkürler, binbaşı.
İzninizle, beyler.
Para kaybetmeyi bu kadar iyi
karşılayan birine sert davranmak zor.
-Rhett!
-Scarlett!
Benim sevgili kardeşim!
Telaş etme, onbaşı. Kardeşim
bana eğe veya testere getirmemiş.
Öpebilir miyim?
Alnımdan, ağabeyim gibi.
Sağ ol. Daha iyisi için
beklemeyi yeğlerim.
Hapiste olduğunu öğrenince çok üzüldüm.
Gözüme uyku girmedi.
Seni asmayacaklar, değil mi?
Üzülür müydün?
-Ah Rhett.
-Şimdilik bir sorun yok.
Bir suç uydurdular,
aslında paramın peşindeler.
Konfederasyon hazinesini çalmışım.
-Gerçekten çaldın mı?
-Ne hileli soru.
Paradan bahsetmeyi bırakalım.
Beni ziyaret etmen ne incelik.
Çok güzelsin!
Benim gibi bir köylü kızıyla alay etme.
Elbisen ne güzel. Pejmürde
kadınlardan bıktım. Bir dönsene.
Tok ve zengin görünüyorsun.
Sağ ol. İşlerim iyi.
Tara’da her şey yolunda…
…sadece çok sıkıldım,
şehre gelmek istedim.
Kalpsizlik de çekiciliğinin bir parçası.
Bu kadar çok cazibe kanunen yasak.
Kendi hakkımda konuşmaya gelmedim.
Başının dertte olması beni perişan etti.
Tara’ya giderken terk etmene çok kızmıştım.
-Ve seni hala affetmedim.
-Böyle söyleme.
Kabul etmeliyim, sen olmasan
şimdi yaşıyor olmazdım.
Kendimi düşünüyorum da,
istediğim her şeye kavuştum.
Hiçbir derdim yok. Oysa sen
bu korkunç hapishanedesin.
Üstelik insan hapishanesi
bile değil, at hapishanesi!
Bir de kalkmış şaka yapıyorum.
Oysa ağlamak istiyorum.
Birazdan ağlayacağım.
Bu mümkün mü?
Ne mümkün mü, Rhett?
Sende bir kadın kalbi olması.
Gerçek bir kadın kalbi.
Evet, Rhett.
Gerçekten var.
Senden bunu duymak için
hapiste olmaya değer.
Gerçekten değer.
Romantizmi kesebilirsin.
Tara’da işler yolunda demiştin.
Ya ellerine ne oldu?
-Eldivensiz ata bindim…
-Irgat gibi çalışmışsın!
Niye yalan söyledin, ne istiyorsun?
-Neredeyse ilgine inanacaktım.
-Ama ilgim gerçek!
Gerçeğe dönelim. Kadifeler içinde
bir şov düzenleyerek ne istiyorsun?
Nedir? Para mı?
Tara’nın vergisi için
300 dolar istiyorum.
Her şey yolunda derken yalan söyledim.
Durumum daha kötü olamazdı.
Ve senin milyonların var.
Rehin olarak neyin var?
-Küpelerim.
-Olmaz.
-Tara’nın ipoteği.
-Çiftlikten bana ne?
-Gelecek yılın pamuğuyla öderim.
-Yetmez. Başka bir şey var mı?
Beni sevdiğini söylemiştin.
Hala seviyorsan…
Unutma, evlenecek adam değilim.
Hayır, unutmadım.
300 dolar etmezsin.
Bir erkeğe sadece mutsuzluk verirsin.
Ne söylediğin umurumda
değil, parayı ver.
Tara’yı kaybedemem! Bunun için
son nefesime kadar savaşacağım.
Ah Rhett, lütfen parayı ver.
İstesem de veremem.
Param Liverpool’da, Atlanta’da değil.
Para çekersem, anında üzerime atlarlar.
Gördüğün gibi tatlım, kendini
boş yere küçük düşürdün.
Tamam, dur! Yankilerin seni
böyle görmesini mi istiyorsun?
Çek ellerini, pis kokarca!
Ne istediğimi baştan anlamıştın.
Borç vermeyeceğin halde
devam etmemi istedin!
Sözlerini zevkle dinledim.
Neşelen.
İdamıma gel.
Vasiyetime girersin.
İdamına gelirim!
Tek korkum, seni vergi
gününe kadar asmamaları!
Belle Watling de.
Nerelerdeydin?
Yüzbaşı Butler’ı bıraktın sandım.
İşlerim vardı.
Çıkmama yardım et.
Bu da kim? Hayatımda
böyle saç rengi görmedim.
Saçı boyalı kadın mı tanıyorsun?
Keşke bunu tanısaydım.
Benim için para bulabilirdi.
Orada sana yaptıkları az bile.
Beyaz avamları ziyaret etmekle,
daha büyük cezayı hak ediyorsun.
-Taze ve yeşil.
-Dalından yeni koparıldı.
-Bu gece ne yapıyorsun, Susie?
-Georgia fıstığı!
Ohio’da böylesi yok.
-Ne yapacağız, biliyor musunuz?
-Ne?
Hepinize 40 dönüm
ve 1 katır vereceğiz.
-Katır da mı?
-40 dönüm ve 1 katır!
Çünkü sizin dostunuzuz.
Ve siz oy kullanacak,
dostlarınıza oy vereceksiniz!
-Bu acelen ne?
-Bu şehre ne olmuş?
Yankiler burayı istila etmiş.
Her yer gibi.
Çekilin, serseriler!
Yolumuzdan çekilin!
Defolun!
Bn. Scarlett, olamaz!
-Frank Kennedy!
-Dadı.
Ev halkını görmek ne hoş.
-Atlanta’da olduğunuzu bilmiyordum.
-Ben de sizin.
Suellen, dükkanımdan
bahsetmedi mi?
Bilmem. Hatırlamıyorum.
Dükkanınız mı var?
-Bu mu?
-Görmek istemez misiniz?
Bir hanımefendiyi etkilemeyebilir
ama dükkanımla gurur duyuyorum.
-İyi kazanıyor musun?
-Hiç fena değil.
Aslında çok umutluyum.
Doğuştan tüccar olduğumu söylüyorlar.
Yakında Bn. Suellen’la evlenebilirim.
-İşlerin o kadar iyi mi?
-Evet, öyle.
Milyoner olmadım ama
1000 dolar kazandım bile.
Kereste de var.
-Sadece yan iş.
-Yan iş mi, Frank?
Atlanta’da bu kadar Georgia
çamı ve bina varken?
Ama hepsi para istiyor,
Bn. Scarlett…
…ve ev almak zorundayım.
Niçin alacaksın?
Suellen’ın düzenlemesi için.
Atlanta’da.
Onu Atlanta’ya getireceksin.
Bunun Tara’ya pek faydası olmaz.
Sizi anlayamadım.
Önemli bir şey değil.
Beni, Pitty halalara götürür müsün?
Benim için zevktir.
Yemeğe de kalmalısın.
Pitty hala da sevinir,
uzun kalmanı isterim.
Sizinle karşılaşmak bana çok
iyi geldi, Bn. Scarlett.
Bn. Suellen ne yapıyor…
…anlatır mısınız?
Ne oldu? Suellen hasta mı?
Hayır, değil.
Sana yazdı sanıyordum.
Herhalde yazmaya utandı.
Utanması da normal.
Kardeşim ne kadar kötü kalpli.
Lütfen, anlatın.
Beni merakta bırakmayın.
Gelecek ay bizim oradan
bir çocukla evlenecek.
Beklemekten sıkıldı, evde
kalmaktan korkuyor ve…
Benden duyduğun için üzgünüm.
Hava soğuk, eldivenimi
evde unutmuşum.
Elimi cebine sokabilir miyim?
20 Şubat 1 866
Atlanta National Bankası
Vergi Toplayan, Clayton Co., Ga.
300.00 dolar
Ama Melanie, ne
yaptığının farkında değilsin!
Benim Kennedy’mle evlendi!
Benim sevgilimle evlendi!
-Tara’yı kurtarmak için…
-Tara’dan nefret ediyorum!
Scarlett’tan da! Tara’dan çok
nefret ettiğim tek şey o!
Hepsi benim hatam.
Vergiyi ödemek için
haydutluk yapmalıydım.
Bunu yapmana izin vermezdim.
Neyse, sorun bitti.
Evet, sorun bitti.
Bana izin vermezdin ama sen kendini
sevmediğin bir adama sattın.
Neyse, artık beni
düşünmen gerekmeyecek.
Ne demek bu?
New York’a gidiyorum.
Bir bankada iş buldum.
Bunu yapamazsın.
Kereste ticaretine girmek
için sana güveniyordum ve…
-Güveniyordum.
-Ben kereste işinden anlamam.
Bankacılık kadar anlarsın
ve yarı yarıya ortak oluruz.
Çok cömertsin, Scarlett.
Ama mesele bu değil.
Atlanta’ya gidip, yine
senden yardım alırsam…
…kendi ayaklarımın üstünde duramam.
Bu muydu?
Yavaş yavaş borcunu ödersin, zamanla
şirket tamamen senin olur ve…
Hayır, Scarlett.
Scarlett, ne var?
Ashley çok kötü ve kaba biri!
Ona ne yaptın?
Atlanta’ya gitmemi istiyor.
Kereste işine girebilmem için.
Yardım etmek istemiyor!
Ne kadar nankörsün.
Düşün bir kez, Ashley!
Scarlett olmasa, Atlanta’da ölürdüm.
Belki küçük Beau da olmayacaktı.
Bizi doyurmak için tarlada nasıl
çalıştığını düşündükçe, ben…
Zavallı Scarlett.
Peki, Melanie.
Atlanta’ya gideceğim.
İkinizle başa çıkamam.
Hadi, hareket edin!
Yeni işçileriniz, Bn. Kennedy.
Georgia’daki mahkumların en iyileri.
-Zayıf ve güçsüzler, Gallegher.
-Durun!
En iyileri bunlar.
Johnnie Gallegher’a tam yetki verirseniz
onlardan istediğinizi alırsınız.
Tamam, ustabaşı sensin.
Fabrikayı çalıştır ve
istediğimde keresteyi hazır et.
Johnnie Gallegher
hizmetinizde, bayan…
…ama soru
ve müdahale yok.
Anlaştık.
Sabah işe başla.
Hadi, hareket edin biraz!
Ama bu doğru değil, biliyorsun.
Bir iş kadını olman zaten kötü ve…
Neyin var senin?
Ben almasam
fabrikan olmayacaktı.
Fabrika istemiyordum.
Borçlu dostlarımızı sıkıştırmasan,
fabrikayı alamazdık.
-Öyle değil mi?
-Hayır kurumu mu işletiyorsun sen?
Şimdi dükkana dön, sonra
eve git ve ilacını al.
Ama tatlım, sence…
Tanrı aşkına! Git başımdan.
Bana “tatlım” da deme.
Tamam, tamam.
İyi geceler, Ashley.
Aman Tanrım!
Hayatımda gördüğüm
en asabi kadın.
Karışmak istemiyorum…
…ama keşke mahkumlar
yerine zencileri işe alsaydık.
-Daha iyi olurdu.
-Zenciler pahalı. Mahkumlar daha ucuz.
Gallegher’a tam yetki…
Tam yetki mi?
Yani aç bırakıp kırbaçlayacak.
Görmedin mi? Bazıları hasta.
Ne yapabiliriz?
Sana kalsa, her öğünde tavuk verir,
gece üstlerini örtersin.
Başkalarını zorla
çalıştırarak zengin olamam.
Kölelerin vardı ama.
O başka. Onlara
böyle davranmıyorduk.
Savaş özgür etmeseydi, zaten…
…babam ölünce hepsini azat ederdim.
Üzgünüm, Ashley.
Parasız günlerimizi unuttun mu?
Para, hayatta en önemli şey.
Tekrar parasız kalmak istemiyorum.
Yankilerin Tara’yı almasını
engelleyecek kadar kazanacağım.
Acı çeken tek
Güneyli biz değiliz.
Dostlarımız onur ve
iyi niyetlerini kaybetmediler.
Ve açlıktan ölüyorlar.
Onlar için bir şey yapamam.
Ne düşündüklerini umursamıyorum.
Fırsatçıları, kendi
silahlarıyla vuracağım.
Sen de yanımda olacaksın.
Tamam. Biraz şu tarafa çekin.
-İyi günler, Bn. Kennedy.
-İyi günler.
-İşi büyütüyorsunuz.
-Evet.
KASA
Bizi soyan, işkence eden…
…aç bırakan insanlarla
iş yapıyorsun.
Eski hesaplar.
En iyisini yapmak istiyorum.
Yankilerle olsa bile.
SAVAŞ BİTTİ
VERESİYE YOK
Dr. Meade’in, onu
Yankilere kereste satarken…
-…gördüğünü biliyor muydun?
-Dahası var.
Kardeşime yaptıkları iğrenç.
Arabasını bile
kendi kullanıyormuş.
Sevgili Bn. Kennedy.
Çok sevgili Bn. Kennedy!
Hangi yüzle karşıma çıkıyorsun!
Biraz bekleseydin,
milyonlarım senin olabilirdi.
Kadınlar ne değişken!
Ne istiyorsun? İşim var.
Hep merak ettiğim bir
konuda beni aydınlatır mısın?
Nedir?
Sevmediğin adamlarla
evlenmekten hiç çekinmiyor musun?
Hapisten nasıl çıktın?
Seni niye asmadılar?
O mu? Paranın satın
alamayacağı az şey var.
Onurlu Bay Wilkes’i
bile satın almanı sağlamış.
Hala Ashley’den nefret ediyorsun.
Bence onu kıskanıyorsun.
Hala kendini kasabanın en güzeli,
en şık kadını sanıyorsun.
-Her erkeğin sana aşık olduğunu.
-İzin ver.
Kızma bana.
Nereye gidiyorsun?
-Fabrikaya.
-Tek başına Shantytown’a mı?
O serserilerin arasından
yalnız geçmen tehlikeli.
Beni merak etme.
Uzakta olmadığı sürece
iyi nişan alırım.
Ne kadın ama!
25 sent ver.
Atımı bırak!
Atı tut.
-Bırak!
-Silahını ver.
İmdat! İmdat!
İmdat!
Bayan Scarlett.
Durun!
Bayan Scarlett, durun!
-Ben Sam!
-Koca Sam?
Bn. Scarlett, durun!
Yaralandınız mı, Bn. Scarlett?
Ağlamayın.
Sizi şimdi buradan uzaklaştıracağım.
Deh!
Hemen Tara’ya dön ve orada kal.
Öyle yapacağım.
Fırsatçılardan bıktım.
Sağ olun, Bay Frank.
Bn. Scarlett.
Güle güle, Sam. Sağ ol.
Üstünü değiştir
ve Bn. Melly’ye git.
Siyasi toplantı var.
Başıma gelenlerden sonra nasıl
siyasi bir toplantıya gidersin?
Şekerim, sen çok korkmuşsun.
Kimse beni önemsemiyor.
Hiçbir şey olmamış
gibi davranıyorsunuz.
Hep kadınları
korumaktan bahsederler.
Ama başıma gelenlerden sonra
Frank, siyasi bir toplantıya gider.
Zahmet olmazsa, India Wilkes…
…neden dik dik baktığını söyle.
Yüzüm yeşile mi dönmüş?
Zahmet olmaz.
Sen bugün olanları hak etmiştin.
Daha fazlası olmalıydı.
-India, sus.
-Boşver. Benden nefret ediyor.
Charles’ı elinden aldığım için.
Gerçi kabul etmez.
Fark edileceğini düşünse,
çıplak sokağa çıkar.
Senden nefret ediyorum!
Namuslu insanları rezil
etmek için her şeyi yaptın.
Şimdi de erkeklerimizin
hayatıyla oynuyorsun, çünkü…
Daha fazla konuşmayalım,
yoksa birimiz ağzından kaçıracak.
Benden habersiz neler oluyor?
Biri yaklaşıyor.
Bay Ashley değil.
Tabancayı uzatır mısınız,
Bn. Meade?
Kim olursa olsun…
…bir şey bilmiyoruz.
Neredeler? Söyle.
Ölüm kalım meselesi.
Söyleme.
O Yankilerin casusu.
Çabuk. Hala zaman olabilir.
-Nereden biliyorsunuz?
-Yankilerle pokerdeydim.
Haberleri vardı. Süvari yolladılar.
Kocalarınız tuzağa düşecek.
Söyleme. Seni kandırmaya çalışıyor.
Decatur yolunda.
Eski Sullivan çiftliğinde.
Mahzende buluşacaklar.
Elimden geleni yaparım.
Neler oluyor?
Söylemezsen çıldıracağım.
Sana anlatmayacaktık.
Erkekler, saldırıya uğradığın,
koruyu temizlemeye gittiler.
Bir çok Güneyli erkek bizi
korumak için yapıyor.
Yakalanırlarsa asılırlar.
Ve bu senin suçun.
Sus veya buradan git.
Scarlett gerekeni yaptı.
Erkeklerimiz de gerekeni yapıyorlar.
Frank…
…ve Ashley.
Bu imkansız.
Atlılar, Bn. Melly.
Buraya geliyorlar.
Dikiş dikiyoruz!
Kapıyı aç.
İyi akşamlar, Bn. Kennedy.
Bn. Wilkes kim?
Bn. Wilkes benim.
-Bay Wilkes’la konuşmak istiyorum.
-Burada yok.
-Emin misiniz?
-Bn. Melly’nin sözünden şüphe etme!
Saygısızlık etmek istemedim.
Bana sözünüzü verirseniz,
evi aramam.
Bay Wilkes, Bay Kennedy’nin
dükkanında siyasi bir toplantıda.
Dükkanda değil. Bu gece toplantı yok.
Siyasi toplantı yok.
O ve dostları dönene dek
dışarıda bekleyeceğiz.
Evi kuşatın.
Her kapıya ve pencereye adam koyun.
Dikmeye devam edin, hanımlar.
Ben de sesli okuyayım.
David Copperfield’in Şahsi
Tarihi ve Tecrübesi.
“Bölüm Bir.
Doğdum.
Hayatıma, hayatımın başıyla başlamak
için doğduğumu belirtirim…”
“Bölüm Dokuz.
Özel bir doğum günüm var.
Okulda olanları geçiyorum…
…ta ki Mart ayına gelen
doğum günüme kadar.
Tek hatırladığım, Steerforth’ın ilk
kez bu kadar hayran verici olmasıydı.
Yarıyılın sonunda gidiyordu…
…ya da daha önce.
Öncekinden daha neşeli ve bağımsızdı.
Bu yüzden de daha etkileyici.
Ama bunun ötesinde,
hiçbir şey hatırlamıyorum.
Büyük…”
“Hiçbir şey hatırlamıyorum.”
Melly, sarhoşlar!
Bunu bana bırak, Scarlett.
Ve lütfen, bir şey söyleme.
Seni aptal şey!
Sessiz!
Tanrı aşkına susar mısın?
Merhaba, Melly.
Kocamı yine mi sarhoş ettiniz?
İçeri getirin, hadi.
Affedersiniz, kocanız tutuklu.
Bütün sarhoşları tutukluyorsanız,
bir çok Yanki’yi tutuklarsınız.
İçeri getirin Yüzbaşı Butler,
siz de yürüyebiliyorsanız.
-Dur.
-Bir hikaye anlatayım.
Dinle doktor, ben…
Şu sandalyeye koyun.
Şimdi yüzbaşı, lütfen evimi terk edin
ve bir daha gelmemeyi hatırlayın.
Onu bu utanç verici halde bırakmayıp
eve getirdiğim için aldığım teşekkür bu.
Haydi çocuklar…
Dr. Meade!
Size çok şaşırdım!
Bunu bana nasıl yaparsın?
Ben çok sarhoş değilim, Melly.
Onu yatak odasına götürün.
Yatağa uzatın.
-Ona dokunma. Tutuklu.
-Yapma, Tom.
Ne diye tutukluyorsun?
Onu daha sarhoş da gördüm.
Seni de daha sarhoş gördüm.
Sen de beni…
Ne yaparsa yapsın.
Hiç umurumda değil. Ben polis değilim.
Bn. Kennedy’nin başının derde
girdiği yerde, saldırı düzenledi.
Bir çok kulübe yanmış.
Birkaç adam öldürülmüş.
Siz isyancılar, kanunu kendinizin
yaratamayacağını öğrenin artık.
Ne gülüyorsun?
Bu gece ders verme sırası değil.
Bu ikisi bütün gece benimleydi.
Evet, bayım.
Seninle mi , Rhett?
Nerede?
Hanımların önünde
söylemek istemiyorum.
Söylesen iyi olur.
Verandaya gel, söyleyeyim.
Söyleyin. Kocamın nereye
gittiğini bilmeye hakkım var.
Şey bayan…
…benim bir
arkadaşıma uğradık…
…ve yüzbaşının.
Bn. Belle Watling.
Kağıt oynayıp, şampanya içtik…
İşte başardın. Karımın önünde beni
ele vermek zorunda mıydın?
Umarım tatmin oldun.
Bu hanımlar, kocalarıyla
bir daha konuşmaz.
Şey, Rhett, hiç bilmiyordum.
Bu gece seninle Belle’in, orada
olduklarına yemin eder misin?
İnanmıyorsan Belle’e sor.
O söyler.
Sözünü verir misin?
Beyefendi olarak?
Beyefendi olarak mı?
Elbette, Tom.
Hata yaptıysam, özür dilerim.
Umarım bağışlarsınız, Bn. Wilkes.
-Bizi rahat bırakırsanız seviniriz.
-Özür diledim.
Üzgünüm.
Gidelim, çavuş.
Kapıyı kilitleyin. Perdeleri çekin.
İyi. Sadece omzunda.
Yatağa götürün.
Pansuman yapacağım.
Yürüyebilirim.
Değmez. Ne taraftan?
Burası.
Dadı, sıcak su getir.
Sargılar için de pamuk.
Alet olarak ne kullanayım?
Çantam olsaydı.
Gerçekten orada mıydınız?
Nasıl bir yerdi?
Kristal avizesi, kadife perdeleri
ve bir sürü aynası mı var?
Tanrı aşkına, Bn. Meade.
Kendinize gelin.
Yüzbaşı Butler, her şeyi
anlatın bana.
Çok geç kalmıştım.
Sullivan meydanına vardığımda,
çatışma bitmişti bile.
Bay Wilkes’ı yaralı buldum.
Dr. Meade de onunlaydı.
Başka bir yerde olduklarını
kanıtlamak zorundaydım.
-Ben de Belle’e götürdüm.
-İçeri mi aldı?
Benim çok eski bir dostumdur.
Özür dilerim.
Daha saygın bir yer
düşünemediğim için üzgünüm.
Benimle felaket arasına ilk
defa girmiyorsunuz.
Herhangi bir fikrinizi
eleştirmem imkansız.
Gidip, doktorun neye ihtiyacı
var, bir bakayım.
Kendi kocana ne olduğunu
hiç merak etmiyor musun?
Frank, seninle
Belle Watling’e mi gitti?
Hayır.
Nerede?
Decatur Yolu’nda yatıyor…
…kafasından vurulmuş olarak.
Öldü.
Kim o?
Bn. Watling.
Bn. Watling.
İçeri gelmez misiniz?
Hayır. Bunu yapmam, Bn. Wilkes.
Siz gelip, bir dakika oturun.
Bizim için yaptığınıza
nasıl teşekkür etsem az.
Teşekkür için beni ziyaret
edeceğiniz notunu aldım.
Aklınızı kaçırmış
olmalısınız, Bn. Wilkes.
Karanlık basar basmaz, böyle bir şey
yapmayın demeye geldim.
Ben…
Siz…
Hiç uygun olmaz.
Kocamın hayatını kurtaran
bir kadına teşekkür etmem mi?
Bn. Wilkes, hiçbir kadın bana
sizin kadar kibar davranmadı.
Hastane için verdiğim
parayı kastediyorum.
Ben iyiliği unutmam.
Bay Wilkes, asılacak olsa, sizin bir
oğlanla dul kalacağınızı düşündüm.
Oğlunuz çok sevimli
bir çocuk, Bn. Wilkes.
Benim de bir oğlum var…
Sahi mi? Burada mı…
Hayır, Atlanta’da değil.
Buraya hiç gelmedi.
Uzakta, okulda.
Çocukluğundan beri görmedim.
Her neyse. O, Bn. Kennedy’nin
kocası olsaydı…
…Rhett ne derse desin,
parmağımı oynatmazdım.
Atlanta’da tek başına…
…gezinen çok kaba bir kadın.
Kocasını o vurmuş gibi,
ölümüne neden oldu.
Yengem hakkında böyle
kötü konuşmayın.
Kızmayın bana, Bayan Wilkes.
Onu ne çok sevdiğinizi unuttum.
O, sizinle aynı seviyede değil.
Elimde olmadan söyledim.
Neyse, gitsem iyi olur.
Biraz daha kalırsam, arabamı
tanımalarından korkuyorum.
Bu sizin için iyi olmaz.
Ayrıca Bn. Wilkes,
sokakta bana rastlarsanız…
…konuşmak zorunda değilsiniz.
Bunu anlayışla karşılarım.
Sizinle konuşmaktan gurur duyarım.
Size duyduğum minnettarlıktan da.
Umarım yine görüşürüz.
Hayır. Bu uygun olmaz.
-İyi geceler, Bn. Wilkes.
-İyi geceler, Bn. Watling.
Bn. Kennedy hakkında yanılıyorsunuz.
Kocası için çok üzülüyor.
Eyvah!
Bu Rhett.
KOLONYA
CHEAUTARD’S
Yüzbaşı Butler burada.
Acı içinde, perişan olduğunu söyledim.
Hemen ineceğimi söyle, dadı.
Geliyormuş.
Niçin bilmem, ama geliyor.
Beni sevmiyorsun.
Benimle tartışma.
Gerçekten sevmiyorsun.
İşe yaramamış, Scarlett.
-Ne?
-Kolonya.
Ne demek istiyorsun?
İçiyordun demek istiyorum.
Konyak. Hem de çok.
İçtiysem ne olmuş?
Seni ilgilendirir mi?
Yalnız içme.
Her zaman mutlaka anlaşılır
ve bu adını lekeler.
Ne oldu?
Frank’i kaybetmekten
öte bir şeye benziyor.
Çok korkuyorum.
İnanmam. Sen hiç korkmadın.
Şimdi korkuyorum.
Ölüp, cehenneme gitmekten.
Gayet sağlıklısın.
Ve belki cehennem de yok.
Evet, var. Biliyorum.
Ben orada büyüdüm.
Çocukluk eğitimini sormak
bana düşmez.
Cehennemin kapılarını ağzına
dek açacak ne yaptığını anlat.
Frank’le hiç evlenmemeliydim.
Suellen’ın sevgilisiydi.
Beni değil, onu seviyordu.
Onu çok mutsuz ettim
ve öldürdüm.
Evet, onu öldürdüm ben.
Rhett, hayatımda ilk kez…
…yaptığım bir şeyden dolayı
üzgün olmayı öğreniyorum.
Al. Sil gözlerini.
Şimdi olsa, yine
aynı şeyleri yapardın.
Çaldığı için değil, hapse girdiği için
üzülen hırsıza benziyorsun.
İyi ki annem yaşamıyor.
Ölüp, beni görmediği
için memnunum.
Hep onun gibi olmak istedim.
Sakin ve iyi kalpli.
Ama ne yazık ki, bir
hayal kırıklığıyım.
Scarlett, bence bir ağlama
krizinin eşiğindesin.
Konuyu değiştirip, niçin
geldiğimi söyleyeyim.
Söyle o halde ve çık!
-Ne diyeceksin?
-Sensiz daha fazla devam edemem.
Gördüğüm en küstah adamsın.
Böyle bir zamanda…
Benim için tek kadın olduğuna seni
ilk gördüğüm gün karar verdim.
Şimdi değirmenin ve Frank’in parası var.
Hapisteki gibi bana gelmezsin.
-Yani seninle evlenmek zorundayım.
-Böyle zevksizlik duymadım.
Diz çökersem ikna olur musun?
Beni bırak ve çık.
Coşkun duygularımla
seni şaşırttıysam…
…bağışla sevgili Scarlett,
yani sevgili Bn. Kennedy.
Ama fark etmişsindir,
sana duyduğum dostluk…
…bir süredir daha derin
bir duyguya dönüştü.
Daha güzel, daha saf,
daha kutsal bir duygu.
Acaba aşk olabilir mi?
Kalk.
Basit şakalarını sevmiyorum.
Bu, onurlu bir teklif…
…ve bence amacına en
uygun anda yapılıyor.
Ömür boyu seni iki koca
arasında yakalamayı bekleyemem.
Kaba ve kendini beğenmişsin.
Bu konuşma da
yeterince uzadı bence.
Ayrıca, bir daha asla evlenmeyeceğim.
Evet, evleneceksin.
Benimle.
Seninle mi?
Seni sevmiyorum ki.
Evliliği de sevmiyorum.
Eğlence olsun diye
evlenmeye ne dersin?
Evlilik ve eğlence mi?
Saçmalama!
Erkekler için eğlenceli herhalde.
Seni dinlemelerini ister misin?
Bir çocukla ve bir ihtiyarla evlendin.
Bir de kadınlardan anlayan,
doğru yaşta, birine ne dersin?
Sen bir aptalsın, Rhett Butler.
Daima bir başka erkeği
seveceğimi bildiğin halde.
Yeter. Duydun mu? Sus.
Daha fazla böyle konuşma.
Yapma. Bayılacağım.
Bayılmanı istiyorum.
Bunun için yaratılmışsın.
O aptalların hiçbiri
seni böyle öpmemiştir.
Charles’ın, Frank’in
veya aptal Ashley’yin.
Benimle evleneceğini söyle.
Evet de. Evet.
Evet.
Ciddi olduğuna emin misin?
Geri almak istemez misin?
Bana bak ve
gerçeği söylemeye çalış.
Param yüzünden mi evet dedin?
Şey, kısmen evet.
Kısmen mi?
Biliyorsun ki Rhett,
paranın payı var.
-Tabii ki sana da düşkünüm.
-Düşkün müsün?
Sana deli gibi aşığım desem,
yalan olduğunu anlarsın.
-Ortak yönlerimiz var diyorsun…
-Evet canım, haklısın.
Ben de senden daha
aşık değilim.
Tanrı, seni gerçekten sevecek
adama yardım etsin.
Nasıl bir yüzük istersin?
Pırlanta bir yüzük lütfen.
Kocaman olsun.
Atlanta’nın en büyük ve
en gösterişli yüzüğü olacak.
Seni, New Orleans’a çok pahalı
bir balayına götüreceğim.
-Mükemmel olur.
-Çeyizini de alırım.
Ne harika.
Ama bunu kimseye söyleme, tamam mı?
Hala küçük bir ikiyüzlüsün.
Öpmeyecek misin?
Bir öğleden sonra için
fazlasıyla öpüldün.
İmkansızsın. Gidebilirsin.
Hiç dönmesen de umurumda değil.
Ama döneceğim.
Ne düşünüyorsun?
Ne kadar zengin olduğumuzu.
Kereste işine devam edebilir miyim?
Elbette, hoşuna gidiyorsa et.
Artık çok zengin olduğuna göre,
herkesi cehenneme yollayabilirsin.
Ama cehenneme gitmesini
istediğim asıl sensin.
Dibine kadar yeme öyle.
Eminim mutfakta daha vardır.
Kremayla doldurulmuş
çikolatalı olsun.
Oburluğu kesmezsen,
dadı kadar şişman olursun.
Ben de senden boşanırım.
Dadıya da bir şey alsan iyi olur.
Bize “katır” dedikten sonra
ona niye hediye alayım?
Katır mı? Neden?
Süslenip püslenip, yarış atı gibi
görünebilirmişiz, ama sadece…
…at eyerli katırlarmışız ve
kimseyi kandıramamışız. Öyle dedi.
Bundan daha doğru bir şey duymadım.
Dadı, zeki bir ihtiyar.
Ve saygısını kazanmak istediğim
birkaç nadir kişiden biri.
-Ona bir şey vermem.
-Ben ona bir iç eteklik alırım.
Dadım, cennete gittiğinde, kırmızı
bir iç eteklik istediğini söyledi.
Kalıp gibi sert ve hışırtılı
olmalıymış ki…
…Tanrı, meleklerin
kanatlarından yapıldı desin.
Senden almaz.
Giymektense, ölmeyi tercih eder.
Olabilir. Ama yine de
bu jesti yapacağım.
Uyan. Uyan!
Yine kabus görüyordun.
Rhett, çok üşüyordum,
çok aç ve yorgundum.
Onu bulamadım. Sise doğru
koştum ama onu bulamadım.
-Neyi, tatlım?
-Bilmiyorum.
Hep aynı rüyayı görüyorum
ve hiç bilmiyorum.
Sanki siste kaybolmuş.
Sevgilim…
Sence bir gün onu bulduğumu ve
güvende olduğumu görecek miyim?
Rüyalar böyle değildir.
Güvende olmaya alışınca…
…o rüyayı bir daha görmezsin.
Ve Scarlett, ben senin
güvende olmanı sağlayacağım.
Senden bir şey istesem, yapar mısın?
Yapacağımı biliyorsun.
Beni buradan götürür müsün?
-New Orleans’ı sevmiyor musun?
-Seviyorum.
Ama eve, Tara’ya dönmek istiyorum.
Beni Tara’ya götürür müsün?
Evet, Scarlett. Elbette.
Yarın gideceğiz.
Tara’nın bu kızıl toprağı, sana güç verecek.
O, senin bir parçan.
Tara’yı eski haline döndürmek
için her şeyi verirdim.
Öyle mi?
O zaman bunu yap.
İstediğin kadar harca.
Burayı, eskisi kadar
güzel bir çiftlik yap.
Bana karşı çok iyisin.
Hala Atlanta’da ev alabilir miyiz?
Evet. Ve istediğin
kadar da süsleyebilirsin.
Mermer teraslar, vitraylar.
Herkes kıskanacak!
Bana kötü davranan herkes
kıskançlıktan yemyeşil olsun.
Scarlett’tan iğreniyorum.
Sırf hava atmak için ev yaptırıyor!
Hizmetçilerimizi bile alıyor!
Onun hakkında kötü
düşünmemelisin, hayatım.
Tara’yı kaybetmememizi sağladı.
Tara’nın ne önemi var?
O, üç kez evlendi,
bense evde kaldım!
Kutsal İsa aşkına!
Artık zengin olmalıyız.
Saçmalık!
Neden giremiyor muşum?
Çocuğumu görmek, hakkım.
Kendinizi tutun.
Onu daha çok göreceksiniz.
Oğlan olmadığı için üzgünüm.
Sus. Oğlan isteyen kim?
Oğlanlar işe yaramaz.
Baksana, ben kanıtıyım.
İspanyol şarabı alsana.
Dadı, güzel bir kız, değil mi?
Kesinlikle.
Daha güzelini gördün mü?
Doğduğunda, Bn. Scarlett da
çok güzeldi, ama bu kadar değil.
Bir tane daha al.
Bu hışırtı da ne?
Bana verdiğiniz iç etekliğin sesi.
İç eteklik mi? İnanmıyorum.
Eteğini kaldır.
Kötü bir insansınız,
Bay Rhett.
Yüce Tanrım.
Bunu giymen uzun sürmüş olmalı.
Evet, efendim. Çok uzun.
At eyerli katırlar ne oldu?
Bn. Scarlett’ın bunu
size anlatması çok kötü.
Bunu bana karşı kullanmazsınız, değil mi?
Hayır, kullanmam.
Sadece merak ettim.
Bir bardak daha al.
Bütün şişeyi al.
Dr. Meade girebileceğinizi
söyledi, yüzbaşı.
Bugün çok mutluyum.
Üç kuşaktır bu ailenin kızlarının altını bağladım.
Ve bugün çok mutluyum.
Evet, dadı. En mutlu günler doğum günleri. Keşke…
Çok güzel bir kız.
Sence adı ne olacak?
Bayan Scarlett, kız olursa…
…adının Eugenia Victoria
olacağını söylemişti.
Çok güzel bir bebek.
Dünyanın en güzel bebeği.
Bugün doğum günün, biliyor muydun?
Bir hafta önce bugün doğdun.
Ona bir midilli alacağım.
Böylesini bu şehir görmemiş olacak.
Charleston’daki en iyi
okullara göndereceğim.
Güney’in en iyi ailelerinin gittiği okullara.
Ve evlilik çağı geldiğinde…
…küçük bir prenses gibi olacak.
Aptalca konuşuyorsun.
Niye olmasın?
O tamamen bana ait olan ilk kişi.
Tanrı aşkına!
Onu ben doğurdum.
-Ben Melanie. Girebilir miyim?
-Gir.
Evet, gir ve kızımın
güzel mavi gözlerine bak.
Çoğu bebek mavi gözlüdür.
Ona bir şey anlatma.
Her şeyi biliyor.
Sonuçta, mavi gözlü
ve öyle kalacak.
Mavi Bonnie bayrağı kadar mavi.
Tamam.
Ona bu adı vereceğiz.
Bonnie Blue Butler.
Bir daha dene, dadı.
50 cm.
50 cm.
Pitty hala kadar şişmanım.
Tekrar 45 buçuk yapmamız lazım.
Çocuk doğurdun.
Bir daha asla
45 buçuk olamazsın.
Yapacağın bir şey yok.
Yapacak bir şey var.
Zamanımdan önce yaşlanıp,
şişmanlamayacağım.
Başka çocuk yapmayacağım.
Bay Rhett’in seneye bir
oğlan istediğini duydum.
Ona söyle, dışarı çıkmamaya
karar verdim.
Yemeği odamda yiyeceğim.
Mesajını aldım.
Benim yemeğimi de
buraya getirsinler.
İtirazın yok umarım.
Hayır.
Evet.
Yani, yemeğini nerede
yediğin umurumda değil.
Şey…
Karar verdim de…
Umarım başka çocuk doğurmam.
Tatlım, Bonnie doğmadan
önce de söylediğim gibi…
…bir ya da 20 çocuk
doğurman benim için önemsiz.
Hayır ama ne demek…
Ne dediğimi anladın mı?
Evet. Bunun için seni
boşayabileceğimi biliyor musun?
Bunu düşünecek kadar alçaksın.
Sende biraz mertlik ya da
kibarlık olsa…
Ashley Wilkes’a bak. Melanie’nin
başka çocuk yapması yasak ve o…
Bugün kereste dükkanına gitmişsin.
Bunun, konuyla ne ilgisi var?
Ashley, tam bir küçük beyefendi.
Lütfen devam edin, Bn. Butler.
Faydasız. Anlayamazsın.
-Senin için üzülüyorum.
-Benim için mi?
Evet, çünkü mutluluğu elinin tersiyle
itiyor ve mutsuzluğa uzanıyorsun.
Ne demek istiyorsun?
Serbest olsan ve Melly ölse,
değerli Ashley’yine kavuşsan…
…mutlu olacağını mı sanıyorsun?
Onu asla tanıyamaz,
zihniyetini bile anlayamazsın.
Paradan başka hiçbir şeyi
anlamadığın gibi.
Buna kafanı yorma. Ben…
Kutsallığını koruyabilirsin.
Benim için hiç fark etmez.
Umurunda değil mi?
Dünya pek çok şeyle
ve insanla dolu.
Ben yalnız kalmam.
Başka yerde rahat bulurum.
Pekala, bu iyi.
Ama uyarıyorum. Fikrini değiştirirsen,
kapımı kilitlediğimi bil.
Zahmet etme.
Girmek istesem, hiçbir
kilit bana engel olamaz.
Çoğu kadının sahte…
…ikiyüzlü ve zor olduğunu
biliyorum, ama bu…
-Yararı yok.
-Ne demek bu?
O, seni zehirlemiş demek.
Sana ne yaptığı umurumda değil.
Ona hala aşıksın.
-Bunu söylemek bana zevk vermiyor.
-Olabilir ama, ilişkimiz bitti.
Çocuğu düşünmek zorundasın.
Annenin 10 katı değerli.
Akıllı bir kadınsın, Belle.
Çok da iyisin.
Sahi mi?
Seninle onun arasındaki
farkı düşünüyordum da.
İkiniz de kafası çalışan,
başarılı işkadınısınız.
Ama senin bir kalbin var, Belle.
Ve dürüstsün.
Hoşça kal, Rhett.
Hoşça kal, Belle.
Harika bir binici olacak.
Şu ellere bak. Şu oturuşa bak!
Saçmalık!
Hizmetçi varken, bebeği
niye biz gezdiriyoruz?
-Günaydın, Bn. Merriwether.
-Günaydın, Yüzbaşı Butler.
Günaydın, Scarlett.
İnsanların önünde küçük düşüyoruz.
Yerini bilseydin, böyle olmazdı.
Ama bu şekilde, sosyetenin tüm
dişi ejderhalarını etkiliyoruz.
-Günaydın, Bn. Whiting.
-Günaydın, Yüzbaşı Butler.
Günaydın, Scarlett.
Demek milyoner spekülatör,
saygınlık kazanıyor.
Para, Bonnie için istediğimi satın alamaz.
Ben de hatalıydım, kabul ediyorum.
Bonnie, seçkin insanlar
arasında yerini alacak.
Her şişko kedinin önünde yere
kadar eğilmemiz gerekse de.
Günaydın, Bn. Meade.
Günaydın, Yüzbaşı Butler.
Günaydın, Scarlett.
Bn. Merriwether, sizin
bilginize çok güvenirim.
-Bir tavsiye verir misiniz?
-Elbette.
Bonnie parmağını emiyor.
Bırakmıyor.
Bıraktırmalısınız!
Ağzının yapısını bozar.
Çok güzel bir ağzı var.
-Tırnağına sabun koydum ama.
-Sabun mu?
Parmağına kinin koyun,
hemen emmeyi bırakacaktır.
Kinin! Bu hiç aklıma gelmezdi.
Ne kadar teşekkür etsem az.
Üstümden büyük bir yük aldınız.
Hoşça kalın.
Günaydın, Dolly.
Yüzbaşı Butler, değil miydi?
Günaydın Caroline.
Bir çocuğu bu kadar…
…çok seven bir erkeğin çok
iyi olduğunu düşünüyordum.
Elbette öyle.
Elsing, Dr. Meade’e Yüzbaşı
Butler’ın Franklin Muharebesi’ndeki…
…hizmetleriyle onurlandırıldığını
kabul ettiğini söylemiş.
Yüzbaşı Butler’ın, Muzaffer Ölülerin
Mezarlarını Güzelleştirme Derneği’ne…
…büyük bir bağış yaptığını söyledim mi?
Torunum Napoleon Picard, haftaya
Bonnie için bir parti veriyor.
Dolly Merriwether, Bonnie için
parti vermek benim fikrimdi.
Caroline Meade, nasıl böyle
bir şey diyebilirsin?
Midillini nasıl atlatıyorum seyret,
Bonnie. Bak, seyret!
Babacığım, ben de bineyim!
Peki, bir tanem.
Bindir, Pork.
Hoppa.
İşte.
Yüce Tanrım.
İşte, yine başladı.
Bacaklarınla sıkıca yapış.
Öne eğil, onunla git.
Yuları, elinle sıkıca tut.
Deh!
Çok iyiydi.
Yapacağını biliyordum.
Büyüyünce, Kentucky’ye
ve Virginia’ya gideriz.
Güney’in en iyi at binen kadını
olacaksın. Babaya öpücük ver.
Gördün mü?
Harikaydı, değil mi?
Bay Rhett, size kaç defa söyledim.
Bir kızın, elbisesi uçuşarak,
böyle ata binmesi uygun değil.
Peki. Ona yan binmeyi öğretirim.
Mavi kadifeden bir binici takımı
alırım. Çok beğenecek.
Kızlar, siyah çuha takım giyer.
Yapma dadı, insaf et.
Bence uygun değil ama…
Uygun değil işte, uygun değil.
Hiç uygun değil.
Scarlett, günün bu saatinde
kentte ne yapıyorsun?
Şey, ben…
Sürpriz doğum günü partim için
Melly’ye yardım etsene.
Bu konuda bir şey
bilmemen gerekiyor.
Şaşırmazsan, Melly düş kırıklığına uğrar.
Belli etmem.
Atlanta’daki en şaşırmış
adam olacağım.
Defterleri göstereyim de…
…ne kadar kötü bir
tüccar olduğumu gör.
Bugün defterlerle kafamı yorma.
Yeni bir şapka takınca…
…aklımdaki bütün rakamlar
uçup gidiyor.
Şapka bu kadar güzelse,
rakamlar uçsa da olur.
Scarlett, her geçen gün
daha da güzelleşiyorsun.
Twelve Oaks’taki son ızgaramızdan
beri hiç değişmedin.
Ağacın altında bir düzine
delikanlıyla çevrilmiştin.
O kız, artık yaşamıyor.
Hiçbir şey beklediğim gibi
olmadı, Ashley. Hiçbir şey.
Evet, eski günlerden bu yana
çok yol katettik, değil mi?
Tembel günler.
Taşranın ılık, sessiz alacakaranlığı.
Evlerden yükselen tiz,
yumuşak zenci kahkahaları.
O günlerin altın sıcaklığı
ve güvenliği.
Geriye bakma, Ashley.
Geriye bakma.
Kalbinde öyle yer ediyor ki geriye
bakmaktan başka bir şey yapamıyorsun.
Seni üzmek istemedim, canım.
Senin çok mutlu olmandan
başka bir şey istemem asla.
Kim o?
Sadece kocan.
Gir.
Kutsal odaya gerçekten
davet edildim mi?
Partiye hazırlanmamışsın.
Başım ağrıyor.
Bensiz git ve
Melanie’ye özürlerimi ilet.
Seni yüreksiz, korkak şey!
O partiye gidiyorsun ve
acele edeceksin.
-Yoksa India…
-Söyledi.
-Şehirde herkes hikayeyi biliyor.
-Yalanları için öldür onları.
Gerçeği söyleyeni öldürmem.
Şimdi tartışamayız!
Gitmiyorum! Bu yanlış anlama
düzelene kadar gidemem.
Melly’yi herkesin içinde seni kovma
zevkinden mahrum edemezsin.
Yanlış bir şey yoktu.
India benden nefret eder. Gidemem.
Bu gece yüzünü göstermezsen,
bir daha gösteremezsin.
Bonnie’nin hayatını
mahvetmeni istemem.
Partiye onun iyiliği için
gideceksin. Giyin.
Bunu giy. Ağırbaşlı, mazbut
bir şey duruma uygun değil.
Bol allık sür.
Bu gece rolüne uygun görünmelisin.
O çok iyi bir insan
Kimse inkar edemez
-İyi geceler, Scarlett.
-Ama Rhett…
Arenaya yalnız giriyorsun.
Aslanlar aç.
Beni yalnız bırakma.
Korkmuyorsun ya?
Ne güzel bir elbise, hayatım.
India gelemedi.
Bana bir iyilik eder misin?
Konuklarımla ilgilenmede
yardımına çok ihtiyacım var.
Bn. Meade…
…işte sevgili Scarlett’ımız.
-İyi akşamlar.
-İyi akşamlar.
-Scarlett.
-İyi akşamlar.
Ashley, Scarlett’a bir bardak
punç getirir misin?
Bn. Melly’nin partisinde
eğlendin mi?
Evet. Dadı, emin ol ve
diğerlerini tembihle.
Yüzbaşı Butler gelince beni
sorarsa, uyuyorum.
Girin, Bn. Butler.
Gel.
Otur.
Burada olsam da, yatmadan önce
içmemen için neden yok.
İçki için inmedim.
Ses duydum…
Hiçbir ses duymadın.
Burada olduğumu sansan, gelmezdin.
-Çok ihtiyacın var içkiye.
-Hayır.
Al. Numara yapma.
Gizlice ve ne kadar
içtiğini biliyorum.
Konyağını sevmen umurumda mı sanki?
-Sarhoşsun, yatmaya gidiyorum.
-Çok sarhoşum…
…ve gece bitmeden daha da
sarhoş olmaya niyetliyim.
Ama sen yatağa gitmiyorsun.
Henüz değil.
Otur.
Demek senin yanında yer aldı.
Acı verdiğin bir kadının, günahını
örtbas etmesi nasıl bir duygu?
Hakkınızdaki her şeyi bilip
bilmediğini merak ediyorsun.
Sadece adını kurtarmak
için mi yaptığını.
Senin postunu kurtardığı halde,
saflık ettiğini düşünüyorsun.
-Daha fazla dinleyemem.
-Dinleyeceksin.
Bn. Melly saf biri, ama
düşündüğün anlamda değil.
Kendisi öyle onurlu ki, sevdiği
insanları onursuz düşünemiyor.
Ve seni çok seviyor.
Neden sevdiğini ise,
kesinlikle bilmiyorum.
Böyle sarhoş ve kaba olmasan,
her şeyi açıklayabilirim.
-Ama öylesin…
-O sandalyeden bir daha kalkarsan…
Elbette tüm bunların aptal kahramanı,
uzun zamandır acı çeken Bay Wilkes.
Fikren karısına sadık kalamayan,
ama teknik olarak…
…ihanet etmeyecek olan Bay Wilkes.
-Neden kararını vermiyor?
-Rhett, sen…
Ellerime bak, canım.
Onlarla seni parçalara ayırabilirim.
Ashley’yı kafandan sonsuza dek
çıkaracak olsa, yapardım da.
Ama çıkarmaz.
Ben de onu kafandan sonsuza
dek böyle uzaklaştıracağım.
Ellerimi böyle koyarak.
Başının iki yanına birer elimi.
Ve kafatasını ellerimin arasında
ceviz gibi kıracağım.
Bu, onu dışarı çıkaracak.
Çek ellerini benden,
seni aptal sarhoş!
Cesaretine daima hayran
olmuşumdur, hayatım.
Özellikle de böyle köşeye sıkıştığında.
Köşeye sıkışmadım.
Asla köşeye sıkıştıramaz ve korkutamazsın.
Pislik içinde öyle uzun yaşadın ki,
başka bir şeyi anlayamıyorsun.
Anlayamadığın bir şeyi kıskanıyorsun.
İyi geceler.
Kıskanç mıyım?
Evet, galiba öyle.
Bana hep sadık kaldığını
bildiğim halde.
Nasıl mı biliyorum?
Çünkü Ashley Wilkes’ı ve
onurlu soyunu tanıyorum.
Onlar çok soylular.
Bunu senin ya da kendim
için söylemeyeceğim.
Biz soylu değiliz.
Onurumuz da yok, değil mi?
O kadar kolay değil, Scarlett.
Ashley’yi hayal ederek, beni
yanından uzaklaştırıyorsun.
Ama bu gece benden kaçamayacaksın.
Bu sabah nasılsın?
Sırtımdaki bu feci ağrı pek iyi değil.
Bu sabah çok mutlu gibisin.
Öyleyim, dadı. Öyleyim.
Kız sevinçten ağladı
Adam gülümsediğinde
Ama korkuyla titredi
Kaşlarını çattığında
Merhaba.
Dün gece davranışımdan dolayı
özür dilemek istiyorum.
Ama Rhett.
Çok sarhoştum…
…ve caziben, ayaklarımı
yerden kesmişti.
Zahmet edip, özür dileme.
Hiçbir hareketin beni şaşırtmıyor.
Düşünüyordum da, hata yaptığımızı
kabul edip, boşanmanın…
…ikimiz için de iyi
olacağına inanıyorum.
-Boşanmak mı?
-Evet.
Devam etmemizin anlamı yok.
Sana nafaka veririm.
Haklı sebebin çok.
Bonnie’yi bana ver.
Ne istersen söyle.
Sağ ol ama boşanarak ailenin
itibarını sarsamam.
Ashley serbest olsa, sarsardın.
Öyle çabuk boşanırsın ki,
düşününce başım dönüyor.
Boşanmaz mısın?
Cevap ver. Boşanmaz mısın?
Lütfen git. Yalnız bırak beni.
Gidiyorum. Bunu söylemeye geldim.
Londra’ya çok uzun bir
seyahate çıkıyorum.
Bugün ayrılıyorum.
Bonnie’yi de götürüyorum.
Lütfen, hemen eşyalarını toplat.
Çocuğumu asla
bu evden götüremezsin.
Benim de çocuğum. Onun adını
dikkate almayan bir anneyle…
…bırakacağımı sanıyorsan,
yanılıyorsun.
Söyleyene de bak.
Etrafında Belle gibi insanlar
olmasına izin vereceğimi mi sandın?
Erkek olsan, boynunu kırardım.
Çeneni kapatırsan sevinirim.
Annelik taslamaya kalkmana gelince
bir kedi, senden daha iyi annedir.
Eşyalarını 1 saat içinde toplat.
Yoksa, uyarıyorum…
…kırbaçlanmanın sana büyük
yararı olacağını düşündüm hep.
Affedersiniz, Bay Rhett.
-Merhaba, Rhett enişte.
-Merhaba, Beau.
Baba, nerelerdeydin?
Bütün sabah seni bekledim.
Küçük Bonnie’mi saracak bir
tavşan derisi için avdaydım.
En büyük aşığına öpücük ver.
Seni masallar ülkesine,
uzun bir geziye götüreceğim.
Nereye? Nereye?
Sana küçük prenseslerin yaşadığı
Londra Kulesi’ni göstereceğim.
Ve Londra Köprüsü’nü.
Londra Köprüsü?
Şarkıdaki gibi yıkılıyor olacak mı?
İstersen yıkılır, bir tanem.
Baba, karanlık!
Karanlık!
Korkma, Bonnie.
Işığı kim kapattı? Mürebbiye!
Bonnie’min nesi varmış?
Bir ayı!
Ayı? Büyük bir ayı mı?
Çok kocaman!
Göğsümün üstüne oturdu.
Burada kalıp,
geri dönerse onu vururum.
İyi akşamlar, Bay Butler.
Bu çocuğu karanlıkta hiç
yalnız bırakmayın demiştim.
Çocuklar genellikle karanlıktan
korkar, ama atlatırlar.
Bir gece çığlık atsın…
Çığlık mı atsın?
Ya aptalsın ya da kalpsiz bir kadın.
Korkak büyümesini istiyorsanız…
Korkak mı? Onun vücudunda
bir tek korkak kemik yok.
Kovuldun.
Nasıl isterseniz.
Annem nerede?
Benimle mutlu değil misin?
Eve gitmek istiyorum.
Bn. Bonnie!
Yüzbaşı Butler!
Merhaba, dadı.
Tatlı meleğim.
Bn. Scarlett, döndüler.
Döndüler!
Bonnie! Bonnie, yavrum.
Canım yavrum!
Döndüğüne sevindin mi?
Babam, kedicik aldı.
Ama Londra çok korkunç bir yer.
Midillim nerede?
Midillimi görmek istiyorum.
Git, midillini gör.
Midillim.
Midillimi göreceğim.
Dadıyla git, hadi.
Gel güzel yavrum.
Dadı, seni çok özledi.
Bn. Butler, sanırım.
Dadı, döneceğini söyledi.
Bonnie’yi getirmek için.
Belli ki bir anne, kötüsü
bile, hiç olmamasından iyi.
Yine gidiyor musun?
Ne zeka, Bn. Butler.
Hemen anladınız.
Bavullarımı istasyonda bıraktım.
Solgun görünüyorsun.
Allık kıtlığı mı var?
Yoksa bu halsizlik,
beni özledin demek mi?
Solgunsam, senin suçun.
Seni özlediğim için
değil, ama…
Yalvarırım, devam edin.
Bir bebeğim olacağı için.
Gerçekten. Mutlu baba kim?
Senin olduğunu biliyorsun.
Ben de senin kadar istemiyorum.
Hiçbir kadın senin gibi
bir alçağın çocuğunu istemez.
Senden başka herhangi
birinin çocuğu olsaydı!
Keyfini bozma.
Belki kaza geçirirsin.
Daha iyi mi?
Beni sordu mu?
Anlamıyor musunuz?
Şuuru yerinde değil.
Rhett…
Rhett’i istiyorum.
Ne var, bir tanem?
Birini mi çağırdın?
Yararı yok. Yararı yok!
Dr. Meade çıktı.
-Scarlett öldü.
-Hayır, çok daha iyi.
Gerçekten iyi.
Yapmayın, Yüzbaşı Butler.
Kendinizde değilsiniz.
Çok yakında iyileşecek.
Söz veriyorum.
Bu bebeği hiç istemedi.
Bebeği istememek mi?
Her kadın bebek ister.
Ama o istemiyor.
Benim çocuğumu istemiyor.
Artık istemediğini söyledi.
Beni incittiği için onu
incitmek istedim. İncittim de.
Bunları bana söylememelisiniz.
Bu haksızlık.
Kazaya kadar bebekten
haberim yoktu.
Bilseydim, hemen dönerdim eve.
Elbette dönerdiniz.
Ama merdivenin başında
söylediğinde, ne yaptım?
Ne söyledim?
Güldüm ve dedim ki…
Ama ciddi değildiniz.
Bunu biliyorum.
Ama ciddiydim.
Kıskançlıktan çıldırmıştım.
Beni hiç sevmedi. Sevmesi için
uğraştım, ama başaramadım.
Çok yanılıyorsunuz.
Scarlett, sizi çok seviyor.
Sandığından çok daha fazla.
Bu doğru olsa, sonsuza dek
beklerim. Beni affederse.
Affedecek. Sabırlı olmalısınız.
Hayır, imkansız. Gerçekten
kimi sevdiğini bir bilsen…
İnanmazsınız.
Boş dedikoduları dinlememelisiniz.
Hayır, Yüzbaşı Butler.
Buna inanmam.
Üzülmeyin. Scarlett iyileşecek
ve başka çocuklarınız olacak.
İstese de yapamaz.
Elbette yapar! Ben yapacağım.
Hayır, risk etmemelisiniz.
Çok tehlikeli.
Çocuklar hayatınızı yeniler,
Yüzbaşı Butler.
Hayat yenilenince de,
tehlikenin önemi kalmaz.
Hayatımda gerçekten cesur
birine hiç rastlamadım.
Sizin için her şey yolunda
gitsin diye dua edeceğim.
Ayrıca, benim ve Scarlett için
yaptığınız her şeye teşekkür ederim.
Yürekten teşekkür ederim.
Bn. Scarlett bugün
çok daha iyi, Bay Rhett.
Sağ ol, dadı.
Affını dilemeye geldim.
Umarım hayatımızın birlikte
bir şansı daha vardır.
Birlikte mi? Ne zaman birlikte
bir hayatımız oldu?
Evet, haklısın.
Ama tekrar deneyebilirsek,
mutlu olabileceğimize eminim.
Şimdi bizi mutlu edecek ne var?
Bonnie var…
…ve seni seviyorum, Scarlett.
Ne zaman farkına vardın?
Seni daima sevdim. Ama bunu
göstermem için hiç fırsat vermedin.
Ne yapmamı istiyorsun?
Başlangıç olarak, değirmeni bırak,
Scarlett. Geziye çıkalım.
Bonnie’yi de alır,
2. balayına çıkarız.
Değirmeni bırakmak mı?
Hiç bu kadar iş yapmamıştı.
Biliyorum,
ama ihtiyacımız yok. Sat.
Veya Ashley’ye ver.
Melanie, çok iyi bir dost oldu.
Melanie!
Biraz da beni düşünsen!
Seni düşünüyorum.
Şunu da düşünüyorum…
Belki de değirmen seni benden
ve Bonnie’den çalıyor.
Ne düşündüğünü biliyorum.
Bonnie’yi karıştırma.
-Onu benden çalıyorsun.
-Ama seni seviyor.
Beni değil, seni sevmesini sağladın.
Öyle şımardı ki…
Anne, Baba! Bana bakın.
Bakıyoruz, tatlım.
Çok güzelsin, bir tanem.
Sen de.
Atlayacağım.
Beni seyret, baba.
Henüz atlama yapmamalısın.
Yan binmeyi bile yeni öğrendin.
Atlayacağım.
Daha iyi atlayabilirim,
çünkü büyüdüm.
Çıtayı yükselttim.
Yapmasına izin verme.
Bonnie, atlayamazsın.
Düşersen, ağlayıp beni suçlama!
Rhett, durdur onu.
Tıpkı babam gibi.
Babam gibi…
Ah, Bn. Melly.
Gelmenize çok sevindim.
Bu ev, Bonnie’siz aynı olmayacak.
Bn. Scarlett nasıl dayanıyor?
Bn. Melly, bu onun kalbini çok kırdı.
Bn. Scarlett emretti diye
sizi çağırmadım.
Bu kızın başına gelenler…
Güzel Tanrım, ona güç versin.
Ben, Bay Rhett için korkuyorum.
Son birkaç gündür aklını kaçırdı.
Buna çok üzüldüm, dadı.
Bir çocuğa bu kadar değer veren
ne siyah ne de beyaz adam gördüm.
Doktor, boynu kırılmış deyince…
…Bay Rhett, silahını kapıp, dışarı
fırladı ve midilliyi vurdu.
Bir an için, kendini de
vuracak sandım.
Zavallı Yüzbaşı Butler.
Bn. Scarlett, çocuğa atlamayı
öğretti diye, ona katil dedi.
Dedi ki,
“Öldürdüğün yavrumu ver bana.”
O da Scarlett’ın Bonnie’yi hiçbir
zaman umursamadığını söyledi.
Birbirlerine dedikleri şeyler,
adeta kanımı dondurdu.
Yeter dadı, daha fazla anlatma.
Sonra o akşam…
…Bay Rhett, kendini Bn. Bonnie’yle
çocuk odasına kapattı.
Bn. Scarlett, kapıyı dövüp,
bağırınca bile açmadı.
İki gündür de çıkmadı oradan.
Bu akşam Bn. Scarlett, kapıdan
içeri bağırdı ve dedi ki:
“Cenaze yarın olacak.”
O da dedi ki: “Dene de,
yarın seni öldüreyim.
Çocuğum bu kadar korkarken…
…onu karanlığa
koyacağımı mı sanıyorsun?”
-Aklını kaçırmış!
-Evet, bu Tanrı’nın gerçeği.
Çocuğu gömmemize izin vermeyecek.
Yardım etmelisiniz.
Ama karışamam.
Sizden başka kim yardım edecek?
Bay Rhett, sizin fikrinize
daima çok değer verir.
Lütfen, Bn. Melly.
Elimden geleni yaparım, dadı.
Kapıdan çekil, bizi rahat bırak.
Bayan Wilkes geldi yüzbaşı.
İzin verin, gireyim.
Bonnie’yi görmeye geldim.
Yüce Tanrım, lütfen Bay Rhett’e
bu acılı gününde yardım et.
Güzel, koyu bir kahve yap…
…ve Yüzbaşı Butler’a götür.
Ben, Scarlett’ı göreceğim.
Yüzbaşı Butler, cenazenin yarın
sabah yapılmasını istiyor.
Şükürler. Herhalde melekler
sizin safınızdan, Bn. Melly.
Dr. Meade’i çağırt, dadı.
Ve beni eve götürmeye çalış.
Annem nereye gidiyor?
Ben neden onunla gidemiyorum?
Her zaman gidemeyiz, Beau.
Ne kadar istesek de.
Şimdi yatağa gidiyorsun.
Ölüyor olamaz. Hayır.
Onda, senin gücün yok.
Hiç olmadı.
-Kalbinden başka bir şeyi olmadı.
-Sen de farkında mıydın?
Niye yatmak zorundayım?
Ama sabah.
Daha sabah olmadı.
Şimdi girebilirsin, Scarlett.
Dr. Meade, lütfen görmeme izin
verin. İki gündür bekliyorum.
Ona bir konuda yanıldığımı
söylemek zorundayım.
Yanıldığını biliyor.
Scarlett’ı görmek istiyor.
Bn. Melly, huzur içinde ölecek.
Senin vicdanın rahatlasın diye…
…bir şeyi değiştirmeyecek
şeyler deme.
Benim, Melly.
Söz verir misin?
Ne istersen.
Küçük oğluma bak.
Onu, sana daha önce de bir
kez verdim. Hatırlıyor musun?
Doğduğu gün.
Lütfen Melly, böyle konuşma.
İyileşeceğini biliyorum.
Söz ver. Koleje yolla.
Tabii, Avrupa, midilli.
Ne isterse. Ama…
…ah Melly, çaba göster.
Ashley…
Ashley’yle sen…
Ashley’ye ne olmuş, Melly?
Benim için ona iyi bak…
…tıpkı bana baktığın gibi…
…onun için.
Bakacağım, Melly.
Ona bak…
…ama bilmesine asla izin verme.
İyi geceler.
Söz mü?
Başka ne var, Melly?
Yüzbaşı Butler.
-Ona iyi davran.
-Rhett?
Seni çok seviyor.
Tamam, Melly.
Hoşça kal.
Hanımlar, girebilirsiniz.
Bunun eşi nerede, bilmiyorum.
Bir yere kaldırmış olmalı.
Kes şunu! Sarıl bana.
Çok korkuyorum!
Çok korkuyorum!
Scarlett, ne yapacağım?
Onsuz yaşayamam. Yaşayamam!
Sahip olduğum her şey
onunla birlikte gidiyor.
Onu gerçekten seviyorsun,
değil mi?
O, gerçeklik karşısında ölmeyen,
tek rüyamdı benim.
Rüyalar. Hep rüyaların var.
Hiç sağduyun yok.
Scarlett, yaşadıklarımı bir bilsen!
Ashley, beni değil, onu sevdiğini
bana yıllar önce söylemeliydin.
Sadece onur meselesi
olduğuna inandırdın beni.
Ama şu ana, Melly’nin ölüm
döşeğine kadar bekledin.
Senin için anlamım, şu Watling kadınının
Rhet için anlamından fazla değil.
Ve ben aslında var olmayan
bir şeyi sevmişim.
Ama nedense…
…umurumda değil.
Nedense, önemi yok.
Zerre kadar önemi yok.
Ashley, bağışla beni.
Ağlama. Ağladığını anlamamalı.
Rhett. Rhett.
Rhett, neredesin?
Rhett, beni bekle!
Gir.
Melanie…
Tanrı, huzura erdirsin.
O, tanıdığım iyilik dolu
tek insandı.
Büyük bir hanımefendiydi.
Çok büyük bir hanımefendi.
İşte öldü. Buna sevinmişsindir,
öyle değil mi?
Nasıl böyle konuşursun?
Onu sevdiğimi biliyorsun, gerçekten.
Hayır, bildiğimi sanmıyorum.
Onu takdir edebilmen,
senin için iyi.
Elbette takdir ettim onu. O,
kendinden başka herkesi düşünürdü.
-Son sözleri seninle ilgiliydi.
-Ne dedi?
“Yüzbaşı Butler’a iyi davran…
…seni çok seviyor.” dedi.
-Başka bir şey dedi mi?
-Evet…
Ashley’ye bakmamı istedi.
İlk eşin iznini almak
çok uygun, değil mi?
Ne demek bu?
Ne yapıyorsun?
Seni terk ediyorum, canım.
Şimdi sana tek gereken boşanmak.
Ashley, rüyaların gerçekleşebilir.
Hayır, yanılıyorsun.
Hem de çok.
Boşanmak istemiyorum.
Bugün anladığımda,
seni sevdiğimi anladığımda…
…sana söylemek için koştum.
Sevgilim! Sevgilim!
Lütfen, devam etme.
Evliliğimizden geriye biraz
dürüstlük kalsın hiç değilse.
Geriye mi? Dinle beni!
Seni yıllardır sevmiş olmalıyım ama…
Öyle aptalım ki, fark etmedim.
Lütfen inan. Seviyor olmalısın.
Melly, sevdiğini söyledi.
Sana inanıyorum.
Peki ya Ashley Wilkes?
Ashley’yi hiç sevmemiştim.
Çok iyi taklit yaptığın kesin,
bu sabaha kadar.
Hayır, Scarlett. Her şeyi denedim.
Bana yarı yolda rastlasaydın.
Londra dönüşümde bile.
Seni gördüğüme çok sevinmiştim.
Doğru, Rhett. Ama çok kabaydın.
Sonra hastalandığında, yine benim suçumdu.
Beni çağırmanı umuyordum.
Ama çağırmadın.
Seni istedim. Seni umutsuzca istedim…
…ama senin, beni istemediğini sandım.
Birbirimizi hep yanlış anlamışız gibi görünüyor.
Ama artık faydası yok.
Bonnie olduğu sürece,
mutluluk şansımız vardı.
Onun, sen olduğunu düşünmek
hoşuma gidiyordu. Küçük bir kız.
Savaşın ve fakirliğin seni
değiştirmeden önceki halin.
Sana çok benziyordu.
Onu sevip, şımartabiliyordum,
seni şımartmak istediğim gibi.
Ama gittiğinde, her şeyi götürdü.
Rhett, lütfen böyle konuşma.
Çok üzgünüm.
Her şey için çok özür dilerim.
Hayatım, daha bir çocuksun.
“Özür dilerim” demekle, geçmişin
düzeltilebileceğini mi sanıyorsun?
Mendilimi al.
Hayatının hiçbir kriz anında,
mendilin olduğunu görmedim.
Rhett, nereye gidiyorsun?
Charleston’a, ait olduğum yere.
Lütfen, beni de götür.
Hayır. Buradaki her şeyi sildim.
Huzur istiyorum.
Hayatta, cazibe ve zarafetten…
…eser kalan bir yer
aramaya gidiyorum.
-Neden söz ettiğimi biliyor musun?
-Hayır. Sadece seni sevdiğimi biliyorum!
Bu senin talihsizliğin.
Sen gidersen, ben nereye giderim?
Ne yaparım?
Doğrusunu istersen canım,
umurumda değil.
Gitmesine izin veremem!
Veremem!
Onu geri getirmenin
bir yolu olmalı.
Bunu şimdi düşünemem.
Düşünürsem çıldırırım.
Yarın düşünürüm.
Ama mutlaka düşünmeliyim!
Düşünmeliyim.
Ne yapabilirim?
Neyin önemi var?
Katie Scarlett, toprağın senin için
anlamı olmadığını mı söylüyorsun?
Toprak, tek önemli şeydir.
Kalıcı olan tek şey!
Farkında olmasan da, benden daha
çok sevdiğin bir şey. Tara.
O, gücünü aldığın şey,
Tara’nın kızıl toprağı.
Toprak, tek önemli şeydir.
Kalıcı olan tek şey!
Farkında olmasan da, benden daha
çok sevdiğin bir şey.
…gücünü aldığın şey. Tara.
Toprak, tek önemli şeydir.
…Tara’nın kızıl toprağı.
Tara!
Evim.
Evime gideceğim.
Ve onu geri getirmek
için bir yol düşüneceğim.
Ne de olsa, yarın yepyeni bir gün!
MÜZİK ÇIKARfrankly-my-dear-i-dont-give-a-damn-gif-8.gif

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir