Müjdat Gezen, Şiir, Türk Şiiri

Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya

öyle zamanlar tehlikelidir Şemsettin
ya gel cebime saklan ya bırak şapkana saklanayım
kim vurduya gider insan fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım
bir ara sen de biliyorum kedilerden korkuyordun
çünkü kendini işkembe zannediyordun
böyle bir şey ben de atlattım
iskemle sandım kendimi bir süre
üzerime oturacaklar diye korkulardaydım
ama sonra yırttım Şemsettin
kendime telkinler yaptım “sen iskemle değilsin” diye diye
inandırdım kendimi, sana hak vermiyor değilim ama Şemsettin zaman kötü
aslında ne sen ne ben ikimiz de deli falan değiliz
herkes oynatmış
sadece sen ve ben normaliz
ama Şemsettin laf aramızda
laf aramızda…
laf aramızda…
ama sonra yırttım şemsettin
Şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor
kendini ifade edemiyor bir türlü…
ama çok dikkatli olalım Şemsettin
sen de fark ettin zaman kötü en iyisi biz işi deliliğe vuralım
sen kedilerden kork işkembesin diye,
ben insanlardan korkayım iskemleyim diye,
ve iskemle üzerinde işkembe, Çarşamba, Perşembe
gün say Şemsettin gün say…
Çünkü nasıl olsa bir gün gelip bizi alacaklar
bu işten yırtmak için saat numarası yapalım
sen yelkovan ol ben yengeç
soranlara tek cevap verelim, “vakit çok geç”
vakit çok geç…
vakit çok geç Şemsettin, geldiler…

Müjdat Gezen

Nuriye Zeybek, Şiir, Türk Şiiri

Ah Fulya

ah fulya
eskisi gibi değil hiçbir bahar
hiçbir yağmur eskisi gibi yağmıyor
ılgıt ılgıt esmiyor hiçbir meltem
oysa kışın yanağında
ne çok baharı düşlemiştim
toprağa düşende cemre
sürgün verecekti umutlarım

bugünlerde ağzımda mürekkep tadı
yüreğimde doğmamış şiirlerim
alıp başımı ne çok gidesim var
bir akşam sular uyuduğunda
hüzzam bir şarkı vurduğunda kıyılarıma
yıldız asıp saçlarıma
vursam kendimi yollara
yürüsem diyorum
yürüsem
kan otursa ayaklarıma

ah fulya
ihanetin yağdığı yerdeyim
ölü turnalar düşüyor diyarıma
hiçbir kervana yetişemiyorum
hiçbir kuş konmuyor dalıma
ha deyince ulaşmıyor selâmlar
hercailer açmadan soluyor
şakağından vurulmuş tüm umutlar
gitsem olmuyor, kalsam olmuyor
ellerim tütün sarısı fulya
nikotinle sarıyorum acıyan yanlarımı
ha deyince kapanmıyor bu yaralar

ah fulya
bugünlerde elvan baharlar bana göre değil
zehir çiçek açar zakkumda
köstebek dadanmış irem saklı kuytularıma
nemrutun gözündeki kara sürülmez mi dîdâra
gözler âmâ diller lâlsa vaktidir gitmelerin
belki de
usulca süzülüp kapılardan
geldiğim gibi gitmeliyim

açma fulya
rengini ayrılıklara sakla
dinle, ayaklarımı çağırıyor çağla
açma fulya açma
belki başka baharlara

07 Mart 2007

Nuriye Zeybek

Ah Muhsin Ünlü, Şiir, Türk Şiiri

Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim,

resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.

resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.

resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?

resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’

ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz

resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.

ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının

anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…

resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.

annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!

olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü.

Ah Muhsin Ünlü

Birhan Keskin, Şiir, Türk Şiiri

Taş Parçaları
Taş Parçaları…
I
Tek tek dururken onlar
Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde
Dünya böylece daha geniş oluyor
Biri ötekine ateş sunuyor
ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam
oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak
Çoook eski bir kitapta, ısınsın diye
masalı tetikliyor
ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor
Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
Büyü böylece büyü oluyor
Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
masal mıydılar, soruyor…
Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll…
II
İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor
Sabaha karşı
Uyku kabul etmiyor beni
Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun
Bir inilti kopuyor.
İçimde zulümün duvarları.
Uykuuuuuuuu
alsana beni koynuna.
Kalktığımda,
banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor.
İçerde,
sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında
bu taşlar oturuyor,
çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor,
Taşın sessizliğinde:
Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan
dışşşşarı doğğğruuuu:
Seni bu yalan dünyaya saldıııııııııııımmmmmmmmmmmm sonunda
acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,
III
Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
Al bu taşlar senin olsun… O halde ve bundan böyle
Bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
boşluğa bağırsınlar, birlikte;
Kan kusacağız.
Kan kusacağız.
Madem dünya bunca zalim
Madem yakışmıyor kalbimize.
Bütün davullar gümlesin
Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
Boşluğa böğüreni Vursunnnn.
Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
Dünya görrrrsün.
IV
Her kezim ben
Küle ne öğretebilirse hayat, ancak
Onu öğretti bana da.
(Ama… )
Ben külün içinde çok uyumuşum.
Ben külün içinde çok uyudum.
Ben külün içinde çok uyudum.
V
Yanmamı bekleme benden
Ben ne çok yandım, biliyorsun.
Yanamam ben yanamam
yanamam küllerim uçuyor.
Rüyamda sapladığın jiletler etimde
Kanamıyor acımıyor.
Acımıyor
Bu dünya buz, bu buzzzzz
zzzzzzzzzzzda
Hiçbir şey acımıyor.
Bunlar yalan,
Yalan söylediklerim
Yalan söylediklerin
Bunlar ancak dünyaya yakışıyor.
Küldüm ben zaten
Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen
Kalmışsa eğer
Külün içinde şimdi insanım
uyanıyor.
Dünya görsün şimdi.
Bembeyazzzz
dünyaaaaaaaaaaaa
Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa
Kan kusanı.
VI
ben seni hep sevgilim ben seni hep
yüzünden geçen dalgalardan okudum.
ellerine sevgi okudum gözlerine şefkat okudum
annen seni inkar etmişti
aldım etime dokudum.
VII
dünya ne ki sevgilim,
benim sana yaptığım kubbe yanında?
düşsün, olsun, bırak,
içinde yıldızlar patlıyor.
kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
yoluna baş koymak diyoruz
biz barbarlar buna.
VIII
Kırdım, evet, o yalan mekânı kırdım
Çıksın diye ortaya
Çırrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:
Sen benim yuvamsın
Yuvanım ben senin.
IX
Beni bilmediğim bir dünyaya attı…
Bir cümlem yok, darrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan.
Bir düşümüz vardı, “birlikte yaşamak” koymuştuk adını,
çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
Beklemeeeeeeee.
Mutfakta reçel yapan iki kadın. Kırmızı biberleri filan.
Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan
uffffffffffffuk filan.
Dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi.
kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlağını zaten anlamayan.
böyle. kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaah
bir inançtı desem.
bu kadar dağılmam kendimi şimdi
bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
ne söylememi bekliyorsunhava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
susmam bundan, konuşmam bundan.
ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
insan olmuştum ilk o zaman.
ya da bozmuşlardı ben yenidoğandan.
kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
ölünmüyordu, hatırladım.
ölünmüyoooooorrrrrrrrrrrdu.
X
ey duymayan insanı,
ey hayat dedikleri büyük kusur.
ey kimselere değişmediğim
ayrılığın neden bunca ağır?
hani adalet?
bir kasım’ dan öteki kasım’ a
bir yanım kör bir yanım sağır.
XI
acı çekerken de adil ol, diyor bana.
adil ol. sen değil misin inanan
hayatın büyük bir kader olduğuna,
kaderi yönlendirmek bile o büyük kader’ in
içindedir filllllllllllan.
o yüzden şimdi adil ol.
sus. söyleme böyle şeyler! adil ol.
inanmıyorsun değil mi?
beni bilmediğim bir dünyaya attı,
diyyyyyyyorum.
diyorum ki,
sözde kalır her şey. sözzzzzzzzde kalıyor.
bir de bana adil ol, diyorsun.
XII
şimdi bir masaldan bir peri
sessizce dinlesin beni,
alsın yorgun başımı
alsın cümlemi
usulca kalbine koysun.
benim cümle taşıyacak halim yok
XIII
Darmadağınım.
Darmadağğğnıııımmmm ve
Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
Haşim, Kadı Burhaneddin
Hepsi burada, kör, topal, haşin
Bağğğğrrrrıyorlar:
Bırak soğusun,
Bırrrak soğusssuuun
bırak soğusun parçaların
tekrar bitiştiğinde

başka bir şey olacaksın.

 

XIV
büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
etten geçip aşka varanın sevgisi.
bunun yanında sevgilim bunun yanında
etin ihaneti, kısaca
hiçbir şeydir.
XV
ben başka bir şey olmak istememmm
istemedim başka şey.
sabırla sevgilim sabırla
acılarımız eşitlensin bu şehirde
diye diye.
bu şehirde etten geçip kalbe erişene
dek sabırla. tek, sabırla.
kaç kişi var bu şehirde
ruhunu sana kubbe,
kubbeeeeeeeeeeeeeeeee
etmiş!
XVI
in ordan, in ordan
innnnnnnnn, diyor bana
zamanın ensesinden.
ay adalet’ ten söz eden zalim
şimdi bi dur, düşün:
ev ki, en büyük mahremiyetti
kimdi vuran, kimi, en mahreminden?
XVII
omurgamı aldın benim.
omurgamı aldın.
omurgamı aldın.
omurgamı.
niye?
XVIII
en acısını sevgilim en acısını
tadayım istedin:
en acısı buydu.
XIX
Varla yok arasındayım
Varla yok arasındayım
Hep, varla yok arasındaydım.
Zaten.
Ben bilmedim ki
niye teyelliyim, niye?
Varla yok arasında
Varla yok arasında
Elimde bir kırık testi
Elimde bir kırık testi
Nereye bırakayım!
XX
Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.
ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.
döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin. döndüğüm.
sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.
onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.
bağışla kendini artık onu da,
bırak gitsin.
o senin en ezel gününden kaderin
sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.
XXI
ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.
döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin. dönnnnnnnnn
düğüm.
sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.
XXII
günler öylece kendi kendine geçsin diye
bir camın arkasında durdum
bana dokunmasın hiçbir şey
hiçbir şey yarama merhem olmasın
iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
bir camın arkasında durup
akan hayata ve zaman baktım.
bilirdim, biliyordum, biliyorum,
bittiğinde, geçtiğinde,
azaldığında sızı, iyileştiğimde,
o saman tadıyla karıştığında;
her şey daha acı olacak.
XXIII
biz iyileşmeyiz diyor ilhan
biz iyileşmeyiz bunu bil, diyor.
biliyordum: ağırdı
biliyordum: çok ağrıdı
biliyordum: adım adım
ben seninle sevgilim
mutsuz ama bahtiyardım.
XXIV
bir masal
bir taş ağırlığında olabilir mi?
olurmuş meğer.
birlikte bir masala inanmak istedim
ben seninle, sadece bu.
sen beni tek
tek
tek
bıraktın.
benim artık taş taşıyacak,
taş kaldıracak, taş atacak
halim mi var!
XXV
evet kara bir ömür bu benimki.
kara bir toprak.
gerçekle değil, hakikatle değil,
kalbimin aklıyla kurduğum
kara bir ömür.
yalnız değilim, biliyorum
binlercesi var, onbinlercesi vardı.
kara bir ömürle buradan geçen.
sen bundan böyle
gerçeğin yan yana getirilmiş
yamalarıyla yaşayacaksın.
ben çoktan çıvdırılmış bir şeydim
sevgilim.
XXVI
o kadar uzun yol geldik ki seninle
şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
nasıl yürüyeceğiz?
(biz seninle yoldayken
yanımızdan ovalar, ağaçlar; titreşen
rüzgârlar akmıştı. bir yolumuz olduğunu,
yol kazalarını, yol yorgunluğunu
o zamanlar biliyor muyduk?)
XXVII
gözlerimde bir çita oturuyor birazdan deppppp
parrrrrrrrrrrrrrrrrr.
içimdeki çilekeş fuji’ yi tırmanıyor sana
eski bir mektuptan gözlerime yağma
dünyanın bütün neonları yanıyor sönüyor
ve bir fotoğraf iki jiletle paramparça.
bir su aygırı kadar yaralıyım dünyadan
anlıyor musun?
içimde uzağa bakan bir zürafa var
hayat orda burda her yerde kaynıyor.
birazdan öleceğim, içeceğim su nerde?
XXVIII
ömrümü adadımdı.
elimden aldığın ve parçaladığın şey bu!
adaletin adını neden anmıyorsun burada da?
o yüzden büyük yaram
o yüzden büyük öfkem
o yüzden dinmiyor
içimde hepsi, hınca hınç.
hıncahıııııııııııınnnnnç.
XXIX
sonra, çoook sonra, bu parçaların sonunda
sen beni kızını çok seven
bir anne olarak hatırla.
ben ki hiç kavuşamamıştım sana.
XXX
Kar şiddetle rüzgârla büyük bir kırgınlıkla
vardı gece yarısı dağlarına. Gelemem artık yanına.
Ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla.
XXXI
Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
değil dışarıdan.
Beyhude insanın yuva arayışı ama
yine de yuva arar insan.
Dışarısı sevgilim, dışarısı senin
kendini sürekli kaçak kılacağın yollardan başka nedir?
Yollar ki hep gider, hep yatay.
Ah ben bu kubbe fikrine o yüzden
takılmışım; kubbe ki yüzseksen derece bir şey,
büyük bir arzuyla mümkün.
Gayret’in bildiğimiz ve unuttuğumuz anlamıyla örülen.
XXXII
ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
duymadın mı, çok söyledim?
o uzun gurbette,
ben senin “adalet” dye dye nası unufak olduğunu
gördüm.
göre göre, duya duya,
yine de bigane olarak her şeye.
bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede
yaşadım.
tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?
adaletin içinde bir zalim oturur.
XXXIII
Ne sanıyorsun?
Ne sanıyorsun?
Benim olan artın
Senin de kaderin:
Dağbaşı,
Oradaki yaralı ıssızlık.
?
XXXIV
Birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
Oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
Ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
Bozulsun diye im
Her ateş önce kendi yanını yoklar sevgilim.
Bundan böyle ne vakit bir yangından artakalan
İsle kararmış bir şair gölgesi görsen
Başıboş, duran, susan, içinden yanan:
Ya da bir kızkardeş, ağlayan kekliğine,
Uzak ve göğsünde klarnet sesiyle dolaşan.
XXXV
Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.
Bağışla kendini artık onu da
Bırak gitsin.
Bırak gitsin.
O senin ezel gününden kaderin
Sen onu nasılsa bin kere daha
seveceksin
XXXVI
Bunca zaman sonra, neden ona dokunmadığımı
Neden çekmediğimi silahlarımı kınından
Olanı biteni kalbime koyup kendimi çektiğimi
soruyorsan…
Dokunmadıysam tek bir sebepledir…
Bir barbar ancak eşitine dokunur.
XXXVII
Akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyorum
Rüzgârla yana savrulan dallara.
Aşk için ihanetle vuran aşk aşkm’ôla?
Ah ciğerimin köşesi, kavrula kavrula
Kopuyor gönülbağım, sen bağla.
XXXVIII
Bir dalda iki kiraz gibi
aşk ile öfke arasında
yanayana.
Dursun bu aşk. Aşk, mola!
Ey yaban!
ayaklanacağım
ayaklanacağım!
Dizlerimin bağını bağla.
XXXIX
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim
Sana bercesteler düzeyim
Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
Paramparça edilmiş şairiyim. Ne diyeyim!
Yine de içimde, çok eskiden kalma bir
Ya leyl… ya leyyyllllllllllllle.
Bir çöl gecesine ismini bırakayım.
XXXX
sözde kalır sevgilim
sözde kalır bütün sözler
aşk çünkü, aşk çünkü kendine
bir yol, bir ideoloji ister.
bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
bir tarihe başlayacaksın, orası işte
benim tarihimle başlar.
ve say, geriye doğru, tek tek
sende kalsın şimdi al bu taşlar.
XXXXI
Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan
Diyecekler; çok yüksekti ondaki zindan
Görmeli, eline almalı, sıvazlamalıydın, öğretemeden
Yazgına kanat ol kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden.
Buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.
Onaramazdım kırdığım yerleri
Onaramazdın kırdığın yerleri.
Son bir nefesle sana sarıldımdı.
En acısı buydu.
En acısı buydu.
XXXXII
Ve huzurla, içerde bir yumuşak ışık
Dışarda dağların etrafını saran kızıllık vardı.
Durmak için dünyanın dışında iyi bir sebep
Ve bir ana enstrüman;
İncecik bir müzikle piyanonun tuşlarına vuran.
Yüzünde yeryüzünü gördüğüme duyduğum bir şükran.
Her şeyin sertliğini gömen ve uyutan bir kış,
San ki, de ki Grand Teton’a kar yağdı.
O karın ortasında önümüzden bir nehir
karla karışık akardı.
Sarartma beni.
Sarartma beniiiiiiiiiiiii.. sarartma.
XXXXIII
Fazla insansın sen sevgilim fazla insan
Bir barbarım ben oysa, bir hayvan
Dilim bağışlamaktan söz eder benim
Seninki adalet ve intikam.
Söylemeye gerek var mı sevgilim
Söylemeye gerek var mı şimdi
Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
Klimanjaro’nun karları sevgilim
Klimanjaro’nun karları
İnnnnniiiiiiyor aşağı.
Birhan Keskin
Çeviri Şiirler, Furuğ Ferruhzad, Şiir

Bahçeye Acıyorum

Çiçekleri düşünen yok!
Balıkları düşünen yok!
İnanmak isteyen yok:
Bahçe ölüyor!
Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
Boşalıyor bahçenin zihni usul usul
yeşil anılardan!
Sanki bahçenin duygusu
soyut bir şey
bahçenin yalnızlığında solan.

Evimizin avlusu yapayalnız.
Yabancı bir bulutun yağmasını bekliyor
evimizin avlusu.
Esniyor.
Ve boşalmış evimizdeki havuz.
Düşüyor ağaçların tepesinden toprağa
küçücük acemi yıldızlar.
Ve balık yuvalarının loş pencerelerinden
Öksürük sesleri geliyor geceler.
Evimizin avlusu yapayalnız.

Babam Diyor:
“Geçti benden!
Benden geçti!
Eledim unumu,
Astım eleği.”
Ve odasında sabahtan akşama dek
Ya Şâhnâme okuyor
Ya Nâsihüttevârih.
“Lanet olsun balığına da kuşuna da!
Ben öldükten sonra
ne fark eder
ha bahçe olmuş
ha olmamış!
Yeter emekli maaşım bana!”

Anamın bütün hayatı
Serilmiş bir seccade
cehennem korkusunun eşiğinde.
Anam her şeyin altında
arar bir günah izini
ve düşünür:
Bir bitkinin küfrü
lekelemiştir bahçeyi.
Anam dua okur gün boyu.
Doğal bir günahkârdır anam!
Ve üfler tüm çiçeklere.
Ve üfler tüm balıklara.
Ve üfler kendisine.
Anam bekler durur hep
ilahî bir zuhûru,
ilahî bir bağışı.

Biraderim “kabristan” der bahçeye.
Biraderim güler otların kargaşasına
ve sayar
balık cenazelerini
suyun hasta kabuğu altında
bozuşmuş zerreciklere dönüşen.
Biraderim felsefe düşkünü.
Biraderim bahçenin şifasını
bulur bahçenin yok oluşunda.
İçip buldu mu kafayı
Yumruklar kapıyı, duvarı.
Ve çalışır söylemeye
çok dertli,
yorgun
ve umutsuz olduğunu.
Ve taşır umutsuzluğunu yanında
çarşıda, pazarda
Kimliği, takvimi, mendili, çakmağı,
tükenmez kalemi gibi.
Ve öyle küçüktür ki umutsuzluğu
her akşam
kaybolur meyhanenin izdihamında.

Ve çiçek dostuydu kızkardeşim.
Yüreğindeki sade sözleri,
dayak yiyince anamdan,
götürürdü onların müşfik ve sessiz topluluğuna.
Ve konuk ederdi kimi zaman
balık ailelerini
güneşle,
tatlıyla.
Şehrin öte yakasında onun evi
Yalancıktan evler arasında,
Yalancıktan kırmızı balıklarla,
Sığınarak yalancıktan eşinin aşkına
Ve yalancıktan elma ağaçlarının dalları altında
Yalancıktan şarkılar söyler
Ve doğal çocuklar yapar.

Ne zaman gelse bizi görmeye
Eteklerinin ucu bulaşır bahçenin fakirliğine,
Kolonya banyosu yapar.

Ne zaman gelse bizi görmeye
Hamiledir hep.

Evimizin avlusu yapayalnız.
Yapayalnız evimizin avlusu.
Gün boyu
un ufak oluş
ve çatırdayış sesleri gelir kapının ardından.
Bizim komşular bahçelerinde çiçek yerine
Makineli, top, tüfek ekerler hep toprağa.
Bizim komşular kapak koyarlar hep
çini havuzlarının üstüne.
Ve çini havuzlar,
-İstemese de kendileri-
gizli barut depoları.
Ve bizim sokağın veletleri
doldururlar okul çantalarını
küçük bombalarla.
Serseme dönmüş bizim evin avlusu.

Yitireli beri kalbini
korkuyorum
bunca elin saçma tasavvurundan.
Ve korkuyorum
bunca suratın yabancı yabancı
cisme bürünüşünden.
Yapayalnızım ben
geometri dersini çılgınca seven
bir öğrenci gibi.
Ve düşünüyorum:
Hastaneye kaldırmalı bahçeyi.
Düşünüyorum…
Düşünüyorum…
Düşünüyorum da..
Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
Ve boşalıyor bahçenin zihni usul usul
yeşil anılardan.

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Mehmet Kanar

Çeviri Şiirler, Gustavo A. Becquer, Hayali Cihan Değer, Şiir

O Kara Kırlangıçlar Dönecek

o kara kırlangıçlar dönecek 
balkonuna yuvalarını asmaya, 
ve oynaşırlarken, kanatları yeniden 
çarpacak camlarına; 

ama senin güzelliğinle benim mutluluğumu 
seyretmek için uçuşlarına ara verenler, 
hani adlarımızı da bilenler… 
işte onlar… dönmeyecekler!

bahçendeki o gür hanımelleri dönecek
duvarlara tırmanmak için,
ve daha güzel kokularla yeniden
açacaklar akşamleyin;

ama kırağı çalıp da donanlar,
günün gözyaşları gibi, üzerinden
titreyen çiğ tanecikleri dökülenler…
işte onlar… dönmeyecekler!

o yakan sevda sözleri dönecek
kulaklarında çınlayarak;
ve kalbin uyanacak yeniden
o derin uykusundan;

ama tanrının huzurunda diz çökmüş,
sessizce yakaran insanlar gibi,
tıpkı benim seni sevdiğim gibi… hiç kimse
seni bir daha öyle sevmeyecek!

Gustavo Adolfo Becquer

Çeviri: Cevat Çapan

Necat Uslu, Şiir, Türk Şiiri

Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi

Kundaklayıp göğsüme sardığım yalnızlığım
Şimdilerde sırtımdan kundaklıyor
Ben’liğim darmadağın

Ayaklarım arşınlarken sokakları
Sol cebimde unuttuğum
Bilyelere çarpıyor ellerim
Deruni bir ürpertiyle
Sarsılıyor çocukluğum

Bildiğim ne varsa
(Cö)mertçe savurdum ortalığa
Sana ait
-Kendimden bile sakladığım-
Düşlerim vardı
Ağızlara düşüp kirlenmesinler diye

Sütliman görünse de deniz
Karnında sakladığı fırtınalara gebe
Er ya da geç
Dinamitlenecek dağların
Alnımda izleri vardı görünmeseler de

Sen
Ben(liğim)de hücre hücre çoğalırken
Kâr saydım eksilen nefeslerimi

Hangi şehir
Hangi kubbe
Saklayabilir sensizliğimi
Hangi yağmur yüklü bulut
Taşıyabilir boşalmaya hazır gözlerimi

And olsun

Müteşâbih ayetler misali
Sakladıklarımı ifşa etmeyeceğim

Mart ayazında yokluğunu
Muska yapıp gözlerime süreceğim

Necat Uslu

Ali Lidar, Şiir, Türk Şiiri

Alengirli Şiir

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..

Ali Lidar

Hayali Cihan Değer, Replik

yazma.. o zaman bekliyor insan

-yazarım sana

-yazma.. o zaman bekliyor insan. e buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor. kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor. yani hani mesela zannediyorsun ki bir yoldan birisi gelecek, boş uzun bir yol, devamlı ona bakıyorsun.. sonra kimse gelmiyor. yazma onun için.