Çeviri Şiirler, Goethe, Şiir

Aşk kitabı

Kitapların en harika kitabı
Aşk kitabıdır;
Dikkatle okudum onu
Pek az sayfa sevinç
Formalar dolusu acı;
Bir bölüm sonudur ayrılık
Yeniden buluşma!
Küçük bir parçadır.
Yarım kalmış.
Ciltlerce dert.
Şerhlerle uzatılmış,
Sonsuzca,ölçüsüzce.

Goethe

Bâkî, Fuzûlî, Şiir, Türk Şiiri

Nakd-i ömrün

Nakd-i ömrün bir sanem uğrunda sarf etdün temam
Ey Fuzuli ah eger senden sorulsa bu hisab

“…Arapça’da “aşk”ın esas itibarıyla sarmaşık kelimesiyle aynı kökten gelmesi ve bir sarmaşık nasıl bulunduğu yeri sararsa, aşkında arız olduğu kişiyi aynı şekilde sarması durumundan hareketle bu ismi aldığı öne sürülür.Bu kelimenin bir diğer anlamı da “sevgide ölçüyü kaçırmak” demektir…”
(A.A.Şentürk/Doğu Batı sayı 26)

Bakıya kankı gönül şehrine gelse şeh-i aşk
Bile enduh u bela bela hayl ü haşem gibi gelür

Baki

Ey Baki! Aşk padişahı hangi gönül şehrine gelse, sıkıntı, gam ve bela da maiyyetindeki görevliler gibi onun yanında beraber gelirler.
(Ve aşığın kalp şehrini istila ederler, aşık ise bu istiladan son derece
menmundur.)

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Şiir

Aşk Savaşı

Aklıma geliyor aşk savaşını ilk kez
Yaşadığım gün,ve şöyle demiştim:
Zavallı ben,eğer aşk dedikleri buysa,ne çok zorlanacağım

Oh,karanlıkların ortasında nasıl da canlı
Belirirdi o tatlı hayal,ve gözlerim izlerdi onu
Göz kapaklarım kapalı…

Daha yüreğimin doğru dürüst yandığını hissetmeden
Aşkın aleviyle,onu coşturan
Rüzgar uçup gitti buralardan.

Artık çok acı anısı onun
Yüreğime yerleşen,ve kilitliyordu kapılarını
Kalbimin,başka her sese,her çehreye.

O ateş hala yanıyor içimde,hala canlı o sevgi,
Esinliyor düşünceme o güzel hayali,
Alamam o hayalden başka zevki eğer değilse ilahi,
Ve bir tek odur tatmin eden beni.

Giacomo Leopardi

Behçet Necatigil, Şiir, Türk Şiiri

Boşuna

Yanımdan geçerken bir tuhaf baktı,
Arzulu ve davetkardı mutlak.
Bense neden sonra farkına vardım,
Böyle işler bizden ne kadar uzak.

Şimdi
Ha başımı taşlara vurmuşum,
Ha düşmüşüm geceyle sokaklara;
Kimbilir ne zaman karşılaşırım,
Hem tanıyacağım da şüpheli bir daha.

Behçet Necatigil

Behçet Necatigil, Şiir, Türk Şiiri

Aşk Gelmiş Cihana

Kız kaptırdı gönlünü
Sevdiği oğlan kalpsizin biri
Alay etti güldü…
Hiç aşka gülünür mü?

Ne çare, cahil aklı
Kız hastalandı, yattı
Mumda yandı pervane… öldü.

Oğlan sormakta haklı
Hiç aşktan ölünür mü?

Behcet Necatigil

Neyzen Tevfik, Şiir, Türk Şiiri

Canan’a

Sevdalı akşamlar tekin değildir,
Pek dolaşma gönül viranesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
Şaka yoktur aşkın efsânesinde.

Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur âşıkların sağırdan,
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervânesinde.

İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mest olduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymânesinde.

Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devranda
Yanıyorum sazın terânesinde.

Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbinden başka hiçbir mekân bilmem,
Gök kandil olmuşum, âsumân bilmem
Bir mazi gözlerin meyhânesinde.

Karanlık zülfünü bir görmek için,
Göz kanat olmuştum cin melek için,
Bana yeter artık buselik için
Hatıra telleri dil şânesinde.

Gönül rebâbında olamaz düzen,
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın geceye Neyzen
Cânânın kalbinde, gam lânesinde.

İstanbul 1923
Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik, Şiir, Türk Şiiri

Baktım Ağladım

Yâd-ı hayâl-i yar ile
Gülzâra baktım, ağladım,
Andım şemim-i kâkülün,
Ezhâra baktım, ağladım.

Kalbim esir-i aşk-ı yâr,
Gönlüm hevayı bî-karar,
Eşkim misâl-i cuybar,
Asâra baktım, ağladım.

Hicrân ile dil oldu hun,
Bahtım yaman, tali’ zebun,
İkbali gördüm ser-nigun
İdbâra baktım, ağladım.

Müstekbelim olmuş hebâ,
Hâlim belâ-ender belâ,
Mâzideki bî-intihâ,
A’sâra baktım, ağladım.

Bir bî-kesim, bî-hânımân,
Şimdi bana dağlar mekân,
Feryâdıma ma’kes olan
Kühsâra baktım, ağladım.

Kalb-i hazînim ye’s – pûş,
Hemrazım oldu hep vuhûş,
Karşımda pür cûş-u hurûş
Enhâra baktım, ağladım.

Firkatle ney feryâd-zen,
Tanbur ise sevdâ-füken,
Mızrâb-ı gamdan inliyen
Evtâra baktım, ağladım.

Sen nerdesin ey nazlı yâr,
Sinemde aşkın paydâr,
Kalbimde senden yadgâr
Esrâra baktım, ağladım.

Çukurçeşme-İstanbul, 1317
Neyzen Tevfik

Altı Çizili Satırlar, Deneme, Hayali Cihan Değer, Vahap Kaya

Bir İntiharın Önsözleri

En çok da gözlerine hapsolduğum anları düşlüyorum.
*
Bu tutku aklı yenmeye başladı.
Seni kararımın orta yerine koyuyorum.
Alınan her soluk, atılan her adım uçuruma doğrudur.
Çekici bir haldir yaşanan.
*
Bu uykunun ölümün yaklaştığına işaret olduğunu biliyordum.Etrafıma bir kez daha baktım.Hareket eden hiçbir canlıyı farketmedim. Ölümle gerçek bir yüzleşme anına doğru ağırlığını artıran uyku ile birlikte giriyordum.
*
Suskunluğum büyüyen hıçkırıklarla bozuluyor.Dil kullanılmayan bir ses, evin içine hükmediyor. Alışkanlıklarımı, sevdalarımı, acılarımı yok etme isteğiyle öylece göz yaşlarıma bırakıyorum.
*
Hiçbir varlık yaşamımızı anlamsızlaştırabilecek kadar mükemmel değildir.

Bir İntiharın Önsözleri / A.Vahap Kaya

Deneme, Halil Cibran

Sevgi

Adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı, Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz
dünyaya, Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil…
Sevgi hiç bir şey sunmaz, sadece kendisini, Hiç bir şey kabul etmez, kendinde
olandan gayri…
Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de; Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle…
Sevdiğinizde, “Tanrı benim kalbimde,” yerine, Şöyle deyin, “Ben kalbindeyim
Tanrı’nın …”
Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,
sizi değer bulduğunda…
Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka…
Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa, Bırakın bunlar sizin de
arzularınız olsun…
Erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali, Şefkatin fazlasının
verdiği acıyı bilip, Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak.

Halil Cibran

Altı Çizili Satırlar, Deneme, Dostoyevski

Beyaz Geceler’den altı çizili satırlar

“Kız gülüyordu.
– İşte sizi tanıdığım için yarın buraya çağırıyorum ya… Sizi
çok iyi tanıyorum. Tekrar anımsatıyorum, koşulumu
unutmayacaksınız. Ne olur, lütfen simdi söyleyeceğimi yapın,
size bütün içtenliğimle bildiririm: Sakın bana âşık olmayın.
İnanın bana, böyle bir sey mümkün değil. Dostluğa gelince,
hazırım; iste elimi uzatıyorum… Ama sevmek olmaz, asla
olmaz!
Kızın küçücük elini yakaladım.
– Yemin ederim!”

Bakın, size ne söyleyeceğim: Bana âşık olmadığınız için
biraz üzülüyorum. İnsanoğlu ne anlaşılmaz yaratık, değil mi?
Ama, ey benim başeğmez dostum, saf bir kızım diye beni
beğenmediğinizi söyleyemezsiniz. Çünkü size her seyi, aklımdan
geçen en saçma düşünceleri bile anlatıyorum.”

Sizi düşünüyorum da, ne kadar iyi bir insan olduğunuzu
anlamamak için taş olmak gerek, dedi. Biliyor musunuz, aklıma
ne geldi? Aranızda bir karşılaştırma yaptım. Niçin o siz
değilsiniz? Niçin o size benzemiyor?.. Onu daha çok sevmekle
birlikte, siz daha iyisiniz.

Beni dinleyin, Nastenka! Size söyleyeceklerim saçma sapan
sözler, aptalca zırvalar olabilir. Böyle bir şeyin
gerçekleşmeyeceğini bildiğim halde konuşmadan edemeyeceğim.
Uğruna acı çektiğiniz kisinin hatırı için söyleyeceklerimi
bağıslayın!..
Nastenka ağıdı kesti. Yüzüme diktiği şaşkın gözlerinde tuhaf
bir merak parıltısı vardı.
– Neymiş o söyleyecekleriniz?
– Olmayacak bir şey, ama sizi seviyorum Nastenka! İşte hepsi
bu kadar! Bakalım bundan sonra benimle eskisi gibi
konuşabilecek, söylediklerimi dinleyecek misiniz?
Nastenka sözümü kesti:
– Ne olmus ki? Bir sey mi var bunda? Sizin beni sevdiğinizi
çoktandır biliyor, ama böyle derinden değil de, biraz
sevdiğinizi sanıyordum… Demek durum bambaşka!

Onu seviyorum, ama geçer bu, geçmesi gerek, geçmemesi
olanaksız. Hatta şimdi de geçmis olduğunu hissediyorum…
Belki bugün sona erer. Neden mi? Çünkü ondan nefret ediyorum,
siz burada benim yanımda ağlarken o benimle alay etti. Sonra,
siz beni onun gibi yüzüstü bırakmadınız. Çünkü beni
seviyorsunuz, ama o sevgi nedir bilmedi. Ben de, ben de
seviyorum sizi. Hem de sizin beni sevdiğiniz kadar… Size
önce de söylemiştim; ondan daha iyi, daha soylu olduğunuz için
seviyorum sizi. Çünkü o…

Sakın beni hoppa, gelgeç gönüllü bir kız sanmayın. Bu kadar
kolay unutup ihanet edeceklerden değilim. Onu tam bir yıl
sevdim. Tanrı adına yemin ederim ki, ona ihanet etmeyi
aklımdan bile geçirmedim. Ama olsun, o beni hor gördü, benimle
alay etti, Tanrı kusurunu bağıslasın. Beni incitmekle, kalbimi
kırmakla eline ne geçti? Hiç! Artık sevmiyorum onu. Çünkü
ancak beni anlayan yüce gönüllü, soylu bir insanı sevebilirim.
Çünkü ben de öyleyim, o bana layık değil! Neyse, Tanrı
kusurlarını bağıslasın. Yanıldığımı anlamakta geç kalmaktansa
böylesi daha iyi. Artık tanıyorum onu. Bitti her sey…

Eh, yetisir artık bu kadar! Sanırım söylenecek her şeyi
söyledik. Hem siz, hem de ben mutluyuz, değil mi? Öyleyse ne
olur keselim bunu; baska şeylerden konuşalım!

O sırada önümüzden genç bir adam geçmekteydi. Genç adam
hizamıza gelince birden durdu, yüzümüze dikkatle baktı, sonra
birkaç adım daha attı. Yüreğim göğsümden dışarı fırlayacak
gibi çarpıyordu.
Yavasça:
– Kim bu adam, Nastenka, diye sordum.
Bana iyice sokulmustu, zangır zangır titriyordu.
– O… diye fısıldadı.
Ayakta güçlükle duruyordum. Arkamızdan bir sesin:
– Nastenka! Sen misin, Nastenka? dediğini isittim.
Aynı anda genç adam bize doğru birkaç adım ilerledi.
O ne çığlıktı Tanrım!.. Ya Nastenka’nın ürpermesi, kollarımdan
sıyrılarak adama doğru atılması! Olduğum yerde kaskatı
kesilmiş, onlara bakıyordum. Ama Nastenka’nın adama kollarını
uzatıp boynuna atılmasıyla, sonra yeniden dönmesi bir oldu.
Ben daha neye uğradığımın farkına varmadan bir de baktım,
Nastenka’nın kolları boynumda, beni sıcak, içten bir öpücükle
öpüyor. Ama sonra tek söz söylemeden tekrar ötekine koştu,
elini tutarak onu arkasından çekti.
Durduğum yerde, arkalarından bakakaldım. Sonunda ikisi de
gözden silindi.

Zarfı açtım. Ondandı.
“Bağışlayın beni!” diyordu. “Ayaklarınıza kapanarak beni
bağışlamanızı diliyorum. Hem sizi, hem de kendimi aldattım.
Bir düş, bir hayaldi bu. Bugün sizi düsündükçe içim
parçalandı. Beni bağıslayın!
“Ne olur, beni suçlamayın. Çünkü size karsı hiç değismis
değilim. Sizi seviyor, sevgiden de büyük bir duygu besliyorum.
Tanrım! Elimden gelse de ikinizi birden sevebilseydim… Ne
olur, siz o olsaydınız!
(Ah Nastenka, bu sözünüzü hiç unutabilir miyim?)
“Sizin için simdi neler yapmak istemezdim! Ne durumda
olduğunuzu, ne kadar üzüldüğünüzü biliyorum. Kırdım sizi. Ama
herhalde bilirsiniz, seven gönül kırgınlığı çabuk unutur. Siz
de beni seviyorsunuz.

“Önümüzdeki hafta evleneceğim onunla. Geri döndüğü zaman beni
hâlâ seviyordu, hiçbir zaman da unutmamıştı… Mektubumda onun
sözünü ettiğim için beni bağışlayın. Ama onunla birlikte size
gelmek istiyorum. Onu da seveceksiniz, öyle değil mi?
“Beni bağışlayın, unutmayın ve sevin.”

Ama sana kin bağlamak mı, Nastenka? Tertemiz, pırıl pırıl
mutluluğuna gölge düşürmek mi? Acı sitemlerimle seni
kederlendirip gizli azaplar vererek, en mutlu anlarında
yüreğinin acıyla çarpmasını ister miyim? Gelin olduğun gün,
onunla birlikte yürürken siyah saçlarını süslediğin narin
çiçeklerden tekini bile soldurabilir miyim? Bunları ben mi
yapacağım Nastenka? Asla, asla! Göklerin her zaman açık olsun,
sevimli gülümseyişin parlaklığını, mutluluğunu yitirmesin.
Yapayalnız yaşayan, sana karşı şükranla çarpan bir yüreğe
tattırdığın mutluluk anından dolayı seni hep hayırla anacağım.
Ulu Tanrım! O ne uzun, mutlu bir andı! Bir insana böyle bir an
yaşam boyu yetmez mi?