M. Bülent Kılıç, Şiir, Türk Şiiri

Düşmüş Bir Uçağın Karakutusu…

düşmüş bir uçağın karakutusu bulunur
ve çözülemez de giz olarak kalırsa son kod
dalgın bir uyduyla uzayda
eski bir cesedin karşılaşmasından
vajinal hastalıkları ondurmaya yarar uman
bir bilim adamının bu düşüncesi kadar saçma
ve ürkünç bir şey olmuş demektir mutlaka

sözgelimi bir bıçakla sevgilisinin bir adam
kesmiştir şahdamarını başlayarak gırtlağından ve kadının
kanla karışık bir ah
damlamıştır dudakları arasından

ya da erkeklerin uzun yolculuk hazırlıkları içinde
kadınların heyecanıyla bir serin yaz akşamı buluşmasının
pipetler kağıt mendiller ay ne sıcaklar terledikleri
ve delileri dolmuş duraklarında
en çok da değnekçilerin dövdükleri saatlerden birinde
sözgelimi dördüncü kattan atarak kendini
kayıtlara geçirdiği intiharından sonra bir adamın
tebeşir yerine
dağınık kıyıları leşinin
çizilmiştir rujla
ve telaşla morga

çünkü ceset
huylanır dirilerin bakışlarından
ve uykunun serin lağımlarından garip sesler duyulur onun
uzun zaman ortaklıkta kalmasından ve acı
bulur zifiri kıvamını

çünkü ceset
artakalan hücreleriyle beyninin
düşünür:

onuncu gündü bugün
ve ben süpürdüm ölü hücrelerini
ve topladım ve gömdüm yumuşacık bu yumağı
saygıyla çöp kutusuna

akşama doğru da
ansızın
ve sordum
önce hangi kemiği kırılır
atlarsa bir adamın
apartman boşluğuna
ve sordum kendime
kısacık o düşüş anında

şimdi
az sonra taşınmak üzere morga
kan ve kırıklar içinde bir leş olarak acilde
yatıyorum sedyede
görevli doktorunsa
önlüğüne kan bulaşır korkusuyla uzak durduğu
bakışlarından anlaşılıyor
ve sanırım
külüstür bir ambulansın
böyle kanlı bir leşi nasıl taşıyabildiğine ikircimsiz
biraz şaşıyor
ve sanırım
içinden sövgüler saçtığı maiyetini
bir yolunu bulup bu gece
mutlaka azarlayacak

benimse
sonhız bir otomobil geçmiş gibi zifiri geceden
az sonra içimden bir şeyler
silinip gitmiş olacak

ve bilerek
iki ölüm arasında savrulup giden birinin
daha değerli olmadığını zamanının, dirilerin düşlerinden
sonsöz bir bakış söyleyeceğim ki yarın
kibirle okunacak sayfalarında hüznün
unutulsun hemen

sonra ceset
sanki gürültüyle bir ay tutulması zonklamış da
göktaşı sağanakları altında
unutkan belleği dünyanın
sızmış gibi ölü yıkayıcılara
sarmalanır ve sabaha karşı
teslim edilir akrabalarına

sonra bir gece bir kadın
uyanır
fosforlu iris’iyle bir çift göz bulur yatağında
ve çözer ve söz verir kendine kimseye söylemeyecek

uyur

ve uyanmaz bir daha

M. Bülent Kılıç

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page

Leave a Comment