Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Duy Feryad Etmede Her An Bu Ney

Duy feryad etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.

Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.

(Farsça, çev: F. Halıcı)

Mevlana Celaleddin Rumi


Cahit Sıtkı Tarancı, Şiir, Türk Şiiri

Desem ki

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm Seni arıyorum.
Seni, Seni, Seni

Cahit Sıtkı Tarancı

Coşkun Ertepınar, Şiir, Türk Şiiri

Kırın Tepesindeki Ağaca Övgü

 

Ağaç olmuşsun bir defa
Bu kırın tepesinde
Yaşayacaksın ağacım,
Yaşayacaksın,
Tek ağaç olsan da.

Bir damla su için göklere bakacaksın bazen,
Yıldızlara dil dökeceksin sessizce.
İncecik damarlarını
Sert derinliklere salacaksın.
Yaşamak kolay değil ağacım,
Yaşayacaksın.

Yaşama sevinci bu,
Yaşama aşkı.
Sadece kendin sevinecek değilsin
Bu kırın tepesinde.
Gölgene çekeceksin kurdu, kuşu.
Rüzgâr, dallarını okşayacak,
Seninle bilecek rüzgâr olduğunu.

Yaşama sevinci bu,
Yaşayacaksın ağacım,
Yaşayacaksın.
Cırcır böceklerinin şarkısını dinleyerek
Ay ışığına dalmak güzel şey…
Yaşamaktan nasibini alacaksın,
Yaşama şarkısı söyleyecek çırpınarak yaprakların.
Aşk ile şevk ile sallanacak dalların…

Coşkun Ertepınar


Fethullah Gülen, Hayali Cihan Değer, Şiir, Türk Şiiri

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi
Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi,
Hayâlin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serâp olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi.

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Rûhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.
Yoksa bu yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.

Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver, pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından.


Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sen’siz geçen bu acı rüyâdan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Rûhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki, güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!

Fethullah Gülen


Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Kırıldığı Yerden Sız(l)ar İnsan

Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?
Kemiksiz bir dilin gücü ne kadardır?
Bilmiyorum sevgilim

Benim soğuklarla bir alıp vermediğim yok
Elimin üşümesi yarımlığından
Ki sen
Bir yar bırakıp gitmiştin avucuma, hatırla!
Ben de koşup , o yardan düşmüştüm
Ne gerek vardı deme sakın
Yâr’ın hakkı
Yardan yuvarlanmaktır bilirsin
Sana belki
Ama gidişine haksızlık etmedim.

Daha düne kadar
Bir limon ağacı vardı burada
Kocaman saksıya zevk olsun diye zalimce dikilmiş
Koridoru boyarken bahçeye bıraktılar onu
Sen bekle,
Biz birazdan geliriz dediler.
Hiç ağlarken gördün mü limonu sen
Yaprağında donmuş bir yaş vardı
Limon ağacını öldürdüler sevgilim
Çok üzgünüm
Katiller diye bağıramadığım için

Sabah
Öylesine göğe bakarken
Kendini tüketen bir sigara parmaklarımı yaktı, sinsice
O’na hiçbir şey yapmamıştım oysa
Hiçbir şey yapmamıştım yemin ederim.
Duydun mu nasıl çığlık attığımı
Yoksa parmakların hâlâ kulaklarına mı tıkalı
Canımın diyorum sevgilim
Duydun mu nasıl yandığınıSen artık beni dinlemiyorsun

Peki, ben bunları niye anlattım
Sanırım gözlerini özledim biraz
Sesinin yaramazlığını
Yanağımdan makas alıp kaçan gülüşünü
Ama yine (de)
Bak işte yine (de)
Kırık kemiğimin sızısı vuruyor yüzüme
Sahi sen biliyor musun ;
Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?

Ben bilmiyorum sevgilim
Bilmiyorum
Bilmiyorum
Kaynamaz kemiğimden kırıldım sana.

Dilek Kartal


Dilek Kartal

Şiir, Soysal Ekinci, Türk Şiiri

Düşsel Sorgu

‘çılgınlıktır başkasına sunulmuş bir sevi bakışının arkasından koşturmak; en büyük yeminler bile samançöpü gibi kalır kandenizinde kabaran aşk dalgası önünde..’ – Soysal Ekinci

Düşsel Sorgu

..

-XI-
deldi toprağın karnını yine en yumuşak yerinden. yöneldi ekinlerine bir on yıldır kendi yatağının derinliklerinde akan yeraltı ırmakları, kavrulurken başaklar, görünmeyen alevlerin içinde birer mısır tanesi gibi patlayan.

havada yağmur, havada sürüp giden bir ıslaklığın gittikçe yaklaşan karartıları var.

ey geceleri düşlerime yalnız elleriyle gelen kadın.

ey düşlerime akan dalgaları mavi gömlek, etekleri yeşil nehir.

ey sonsuz karışımlarıyla yüreğimin bunaltısı şehir; geleceği bana bağışla! bağışla ki, şartı budur yüreğimin mutlak sevgiye dönmeye. bağışla ki, dökeyim sırtımdaki bütün acı taşlarını senin deli sularına…

-XII-
gerilmiş bir keman telidir yüreğim. şimdiden hazırla kendi yüreğindeki mızrabı; yüreğimin tellerine incitmeden nasıl dokunduracağını.

hiç bilinmez kimin kime sadık kalıp kalmadığı. Kendi ölçülerini de değiştirdi, ihanetin ruhlarımızda sonsuza değin kalacak izleri. çılgınlıktır başkasına sunulmuş bir sevi bakışının arkasından koşturmak; en büyük yeminler bile samançöpü gibi kalır kandenizinde kabaran aşk dalgası önünde..

(çok şeyler katılabilir; ruh ve bedeni birlikte tutan insani bir aşkın iki insandan çaldığı zamana: dinlenebilir pencere pervazından süzülen mırıltısı, evin yakınında akan küçük ırmağın. akşam komşulara gidilir. gece yapılan şiir egzersizleri sabah bir dosta gönderilir.)

-XIII-
dün gece ellerimdeydi ellerin. bana kırların yüzündeki yeni hüzün çiçeklerini gösterdin, yüzün yoktu. yüzünü neden başka birine bıraktığını sormadım. gözlerimde görebilirdin ruhumdaki orman yangınlarını; yüzün olsaydı yanında ve gözlerin.

sana türküler söylerdim. eskiden uzaklardan söylediğim türkülerdekine benzemiyor sesim. karlı doruklardan zümrüt çayırlara inen turna avazlarına karışırdı sesim. seninle çıktığım düşsel yolculuklarda önüme dikilen yaban gülleri, içimi karartan umutsuzluğunbaşıboş yellerini, dizginler, çürütür, redderdi.

ilk gençliğimdeydim, gece-gündüz yakardı bedenimi sıcaklığındaki herkesçe özlenen sonsuz mutluluk…

Soysal Ekinci

Şiir, Turgut Uyar, Türk Şiiri

Kesiksiz Övgü

Esmer güzeli Necla’nın baktıkça “bayıldım” dediği gökyüzü
İşte ben bunu mutlak yazmalıyım dedim
Karanlıkta dünyayı bir bir hatırlamak

Ben yeter dedikçe şehirlerin güzelleşmesi
Bir anda kendi kendime bulduğum mutlu gerçek
Bir kadın var beni onun iki eli, iki gözü kurtarır yaşamamaktan
Öyle hoşlanırım ki onunla yatmaktan utanırım artık

Sabahları acıkmayı ondan öğrendim

Turgut Uyar

Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Çünkü limanlar

Çünkü limanlar ;
yanaşmayı bilen gemiler içindir,
boynunu büküp , mahzun bakışlarla
“tut ellerimi” diyebilenler içindir..
Oysa
… öğretmedi bana geldiğim denizler ;
Sırtımı verip rüzgara ,
yorulmadan yol almayı..

Pinhanca Pinhan