Şiir, Türk Şiiri

gündelik ayrıntılarda düşünüyorum seni..

peki sen biliyor musun ;
asıl bunları söylemezsem delireceğimi..
deli olmak kaçınılmaz sonsa;
dinle beni..

edebiyatın umurumda olmadığı yerdeyim..
alabildiğine edepsiz bile olabilirim üstelik..
çünkü seni düşünüyorum..
seni düşünmekten kaçıp kaçıp
“artık düşünmüyorum”
dediğim anda yakalanıyorum
sesinin aklımla oynadığı oyuna..
derin bir nefes alıyorum
sigaranın refakatinde,
adını dumana yazıp,
karanlığa saklıyorum..
sakladığımı sanıyorum
sayfanın ortasına harflerin düşünceye dek..

hızla kapatıveriyorum defteri
sana dair cümleler yazmamalıyım ..
çünkü “dur” dedin..
artık burda durmalıyım..

gündelik ayrıntılarda düşünüyorum seni..
çayını karıştırırken mesela,
mesela sigaranı söndürürken..
caddede karşıdan karşıya geçerken..
ayağın bir taşa takılıp tökezlediğinde,
yanından geçen bir çocuğun başını okşarken..

gülümsüyorum..
sonra kendime kızıyorum yine..
ne işim var diyorum
“senli hayaller”in içinde..

sıradan cümleler kurmak istiyorum sana
çarpıcı olmak telaşından uzak
iddiasız cümleler..
hayır sana cümleler değil
tek bir cümle kurmak istiyorum..
noktasız, virgülsüz,öznesiz, yüklemsiz
tek bir cümle..
bence’den..

zaman-zemin-insan üçlüsünün
en yanlış kombinasyonundayım..
sesimin takınmaya çalıştığı olağanlık
eften püften mevzular seçişim
hepsi bu yüzden..
hem ben akıllı kadınım değil mi..
kocaman aklı selim bir kadınım..
öyleyse, burda durmalıyım değil mi?
durmalıyım..

Sen öyle san..
bir gün gelecek..
bir gece yarısı,
karanlığa gizleyip cismimi
elimde renkli balonlarla dayanacağım kapına..
gel kaçalım burdan diyeceğim..
tek bir anda yapalım hadi devr-i alemi..
şaşkın şaşkın bakacaksın yüzüme,
işte o gün
şimdi sustuğum herşeyi söyleyeceğim..

şimdi değil..
birgün ..
ama mutlaka söyleyeceğim..

?

Sabahattin Ali, Şiir, Türk Şiiri

Melankoli

 

beni en güzel günümde
sebepsiz bir keder alır
bütün ömrüm beynimde
acı bir tortusu kalır
anlayamam kederimi
bir ateş yakar tenimi
içim dar bulur yerini
gönlüm dağlarda dolanır

ne bir dost ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli

ne kış ne yazı isterim
ne bir dost yüzü isterim
hafif bir sızı isterim
ağrılar sancılar gelir
yanıma düşer kollarım
görünmez olur yollarım
hem sevgini hem elleri
önüme ölüm serilir

ne bir dost ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli

Sabahattin Ali

 
 
İsmet Özel, Şiir, Türk Şiiri

Yaşamak Umrumdadır

Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Allah’ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
Ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
topraktan sıyrılıyor.

Ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
Arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum.

Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.

Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir karşılık vereceğim

Sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim.

(1967)

İsmet Özel

Baba Şiirleri, İsmet Özel, Şiir, Türk Şiiri

Amentu

İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma niye gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.

Budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sayarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola

Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.

Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.

(1974)

İsmet Özel

Ah Muhsin Ünlü, Şiir, Türk Şiiri

Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize.

Boş versene biz aşık olmayalım birbirimize..
Konserlere gidelim, maça gidip küfür edelim, uçurtma uçuralım, kumsalda uzanıp deli gibi içelim..
Gecede yıldızlara bakabiliriz..
Bisikletle gezerken yagmur yagsın, sırıl sıklam olalım..
Bisikletin zinciri atsın, sen yine ellerini kirlet yaparken ben sileyim..
Bana kek yap..
Balık tutalım, sonra tekrar denize atalım.
Boş ver aşık olmayalım biz bebeğim.
Aşk korkutucu, aşk yorucu, aşk zarar verir..
Beraber eğlenelim en iyisi, ama hep ve tek benimle uyu ..

Ah Muhsin Ünlü

Alper Gencer, Şiir, Türk Şiiri

günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere

katilin dönmesi gibi olay mahalline
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
aynı delikten en az iki kez ısırıldım
Rabbim, Mümin ne büyük kelime!

ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer!
bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor
işte yine aynı yol, yine aynı adres
yanıldığım yerin biraz ötesinde
ezbere bildiğim dua,
terk ettiğim mukaddes
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
senin affın yeniden başlamaya çilingir!
geceye az evvel dolunaydan inmişsin
korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir!
bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma
aczimi aynama yapıştır, dursun
bu bana verdiğin kadarıyla sevda
aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun

Alper Gencer

Attila İlhan, Şiir, Türk Şiiri

Ayrılık Sevdaya Dahil

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm
                                                            necati

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız

Attila İlhan

Hayali Cihan Değer, Haydar Ergülen, Şiir, Türk Şiiri

Gözlüklü Şiir

İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,

gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!

Haydar Ergülen

İbrahim Tenekeci, Şiir, Türk Şiiri

Yarın Güzeldir

Hangi mevsimdeyiz böyle
Paletimde renkler kaskatı
Oysa durmadan boyamalıyım hiç durmadan
Renklerini yitirmiş hayatı
Mevsimlerden keder mi söyle

Dinle! ruhumun yatışmasını bekleyemem,
Gitmeliyim ve giderken
Bakmamalıyım gözlerine hayat denen fakirin.
Su içtiğim ellerden
Bana bir pişmanlık gelsin istemem.

Dinle! hatırladıkça üzüyor beni
Geri çekilirken yaktığım rüyâ
Mevsimlerden keder mi söyle,
Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum
Kalmasa da albenisi.

İbrahim Tenekeci

Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

En çok, gözlerinden korkuyorum senin..

En çok, gözlerinden korkuyorum senin..
B/akmamandan..
Tam tutmaya,
Tutunmaya
Tutuşmaya çalıştığım anda
B/ırak-mandan..

Çok düştüm ben..
Üstüme ,
Kendi üstüme
Çok düştüm..
Bilirim, dizlerimi korumayı
Elbisemi kollamayı
iyi bilirim.
Bilirim de,
Bu senin gözlerin gibisi
yok iste..
Senin gözünden düşmek gibi bir düşmek
Yok..

Sen hiç ,
kapısında kaldın mı Cennetin..
Elâ bir cennetin kapısında,
Takılıp kaldın mı ayaklarına
Diline dolanıp
Kendi düğümünde boğuldun mu yahut
Ya da tam kalbin
patlamak üzereyken eşikte;
Düşüverdin mi,
Çevrilen bir bakıştan
Cehenneme..

Nasıl bir tufan kopar
Bilir misin kaptan
Tek damla yaşsız..

Nûh olsan
kâr etmez o zaman..
Bölünür dünyan ikiye
Sen, ikiye bölünürsün
Gemiler tutuşur
Bir yanın kül olur dağılır
Bir yanın (tuz) buz
Kırılır..

Ellerin konacağız yeri bilmez
Dilinde cahil bile değil
Tümden kesilir söz..
Ve böyle
Tıpkı şu an olduğum gibi böyle
Kas katı kesilir bedenin

Bir kıyamet kopar o an
Yalnız sana..
Yalnız sana üflenir Sûr
“Kıyam et!” dersin
Düştüğün yerden kendine
Sonra kaldırıp basını
bir kez daha
ve
can havliyle bakarsın
esintisini kaçırdığın rahmete..
Yağsa dersin,
Ahh bir kere yağsa
Kalemin üzerinden
Kağıda yağarken gözlerin
Yağsa dersin..
Ne olur bir daha yağsa..
Yağar mı?
Allah Kerim..

Ördüğün bütün ilmekleri sökersin
Tek tek..
Kaçırdığın yere kadar..
Her ilmekte bir adım
Her adımda bin nefes
geriye düşersin..
Yine de caymazsın
Cayamazsın yolundan
Başını eğip beklersin
Sana yeniden nazar etmesini..

Bu yüzden,
En çok gözlerinden korkuyorum senin..
B/akmamandan..
Tam tutmaya,
Tutunmaya
Tutuşmaya çalıştığım anda
B/ırak-mandan..

Üryan-2011