Şiir, Türk Şiiri, Yunus Emre

Canım ben andan buna, ezeli eşip geldim,
Aşkı kılavuz tutup, o yola düşüp geldim.

Değilim kal ü kıylde ya yetmiş iki dilde..
Yâd yok bana bu ilde orda bilişip geldim

Geçtip hodbin elinden, el çektim dükelinden.
Bu ikilik belinden, birliğe bitip geldim.

Dört kişidir yoldaşım, vefadardır razdaşım.
Üç ile hoştur başım, birine buşup geldim.

O dördün birisi can, biri din, biri iman.
Biri nefsimdir düşman, yolda savaşıp geldim.

Bir kılı kırk yardılar, birin yol gösterdiler.
Bu mülke gönderdiler, o yola düşüp geldim.

Aşk şarabından içtim, on sekiz ırmak geçtim.
Denizler bendin deştim, ummandan taşıp geldim.

Ben andan geldim bunda, yine varırım anda.
Ben ana varasımı, anda danışıp geldim.

Azrail ne kişidir, kasdedesi canıma.
Ben emanet ıssıla, anda bitrişip geldim.

Şimdi Yunus’a ne gam, âşık melamet bednam.
Küfrüm imana şol dem, anda değişip geldim.

Yunus Emreyunus-emre-siirleri

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Şiir, Şiirdir Baba, Türk Şiiri

Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm,
Saklandığı şapkaya küskündür tavşan
Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır
Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan

Dünya dedikleri bin damada gelin
Saçını evde boyamış kadınlar gibi öfkeli
Eskiyor günden güne acımak da
Kâğıt parayı cebe hızla atıyor dilenci

Başını dayayıp gökyüzüne hatırlattın:
İzlemek uçan kuşu keyiflidir uçmaktan
Ürkme diye tüm cıvıltılar avucumda saklıdır
Farkın kalmamış artık, tövbe tutmayan avcıdan

Babasına benzediğinde yaşlanır erkekler
Artık yapamıyorum dedin, gözlerini benden aldır
Gülümseyen bir fotoğrafınız olmalı, ölmeden önce
Tüm umutsuz adamlar tebessümüyle anılır

Gökhan Ergür
Üzüntüden / Profil Kitap / 2016beni-tebessumumle-hatirla

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Gökhan Ergür, Şiir, Türk Şiiri

Birlik ve beraberliğimize,
İhtiyaç duymadığın şu günlerde
Bir çocuk kaçar evinden öfkesiyle
Dolanmış boynuna ırmak asmış kendini
Saçılmış yere esvabı, utangaç ve kirli

Tesadüfen girdiğin o turist fotoğrafında
Asılıp kalmışsın yıllarca İngiliz bir duvara
Kadraj gülümsetirken herkesi
Kar yağmış ve mutsuzsun, Sultanahmet meydanında

Annemde kalmış ayrılırken, yüzümün velayeti
Patlatıp şişeyi üzerime yürüdüğün hani
Çiçekler topladım sana Türkiye kadar
Babalar maaş günü Bedir’den döner
Yer sofraları kuruldu asansörsüz binalara

Uzun geçer günler dönüş yolunda
Kaybetmenin türküsünü iyiler söyler
Her sabah uyandığın aynı kötü rüyadır
Kaç kurtar kendini benden
Güzel günlerimizi ben oyalarım.

Gökhan Ergürgokhan-ergur-siirleri

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Şiir, Tâhirü’l-Mevlevî, Türk Şiiri

Sinnim bu yıl oldu altmış altı
Mazi nazarımda bir karaltı

Altmış bu kadar sinin bî-süd
Olmuş yalñiz hayât fersüd

Beyhüde bu müddetin mesiri
Mahsûlü nedir? Za’f-i pîrî

Gafletle dem-i şebâb geçmiş
Lâkin ne kadar harâb geçmiş

Şâirliğe yeltenüb de hâme
Biçmiş baña bir siyâh câme

Bak bende olan hatâya cürmle
Uğraşmışım elli yıl şi’irle

Sermâye-i ömrümün yegâne
Meksûbu olan beş on terâne

Guyâ ki nişâne-i kemâlât
Divân-ı muhaccem-i hayâlât

Bunlar ile şâ’ir oldu kaydım
Keşke çatışup da yazmasaydım

Hem-râz ederek zebân-ı ‘aşkı
Nazm etmiş idim beyân-ı aşkı

Olmuşdu o âteşîn beyânım
Âlâm-ı derûna tercemânım

Bir âh idi sineden kabarmış
Yazmış da fezâ-yı çerha varmış

Onlarda olan mev’âl-i derdi
Guyâ ki gönül hââya verdi

Ahlardı göreydi sınf-i eslâf
Fehm etmeyecek gürüh-ı ahlâf

Ahlâfı bırak da hâle bak ki
Kaç zihnin olur karîn-i derki

Bilmem ki buna nasıl şaşılmaz
Oldum daha sağken anlaşılmaz

Nazm etmesi pek de boş emekmiş
Tedvine çalışmamak gerekmiş

Onlardan ümîd edib de yardım
Rahmetle yâdımı umardım

Dili bağlamışım çürük hayâle
Karyağdı güvendiğim cibâle

His eyleyerek nedâmet-kâr
Yaz ey kalemim şu beyti tekrar

Altmış bu kadar sinin bi-sûd
Olmuş yalnız hayât fersüd

Tâhirü’l-Mevlevîihtiyarlik-siirleri.jpg

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Ahmet Murat, Şiir, Türk Şiiri

Sana direndimdi, boşunaymış
Ey dünde yiten, ey gömdüğüm tütün,
Seni anlamakmış, boşunaymış
Sendin kitapların sezmediği bilim.

Seni bildiydim yalınlığında gençliğin
Ey aşk, ey şaraplardan geçişim,
Boşunaydı aramam seni okullarda
Sendin boşuna açılmamış yara.

Seni kıtaller, seni bayraklar
Seni gümüş atlardan yıkan sevişim,
Boşunaydı beklemem seni, gelmedin
Bir sonbahardın ve kesik bileklerin.

Seni unutmak içindi boşuna
Geceler, filmler, metafizika
Bir yaprak, canıma çizik atarak aşağılara
Düştü boşuna, düşecektim aslında.

Ahmet Murat
İtibar Dergisi / Temmuz 2017ahmet-murat-siirleri

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Nizâmî-i Gencevî, Şiir, Türk Şiiri

Dünyanın damarını kim tutsa İsa gibi,
İnsaf ve adalet ile olur dünya hakimi,

Dünyaya fatih olmaz zulüm ile rezalet,
Yer yüzünün fatihi adalettir, adalet!

Her şey kainatta cezbe bağlıdır,
Alimler bunu aşk adlandırır.

Ruhunun aynasından pak olsun koy varlığın,
Kırk günün acısından gülsün bahtiyarlığın,

İnsan oğlu kazanar zindanda da şan-şeref,
Getirmiştir Yusife karanlık zindan şeref.

Kölelik zincirini acısız atmak olmaz,
Izdırapsız, azapsız şerefe yetmek olmaz.

Hanende bestesiz şarkı söylese,
Söz ile kemança güler o sese.

Akıllı adamın söyledikleri
Yer altına düşse, yitmez değeri.

Sözün de su gibi letafeti var
Her sözü az demek daha hoş olar.

Sözün kanatları var kuş gibi ince-ince
Dünyada söz olmasa, neye gerek düşünce.

Dünya bir tarladır dikkatle baksak
Her kes birbirine çiftçidir ancak

Dost ona derler sır saklar perde tutar
Düşman rüzgar gibi her zaman perde yırtar.

Akrebin düşmanlığı beterdir ejderhadan
Ejderha açık vurur, akrep gizli her zaman.

Seni boğmak isteyen derin düşman
Cahil dosttan iyidir, bunu böyle bil sen.

Toprağa merhamet hayırdır inan
Lütfetsen gül verir, zülm etsen diken.

Sana ne eylese evladın, inan,
Onu görecektir öz evladından.

Benim için üstünde gül olan diken,
İyidir meyvesiz selvi ağacından.

İnsan bu dünyada daimi yaşar,
Yurdunda bir evlad kalsa yadigar

Bu küre şeklinde yalnız yer değil,
Her hat ki, dönüyor yuvarlaktır bil.

Nizâmî-i Gencevî

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Ferruh Tunç, Şiir, Türk Şiiri

Düşerken yontulduk yamaçtan
Kapılmış giderken sele, tıraşlandık

Şu durup güneşlendiğimiz yere bakın

Evrensel vicdanın yokluğunda
Sürünerek ulaşabildiğimiz yere

Üstündeyiz bir kayalığın
Gölgesinde yaralı ağaçların

İleri yürüsek
Geri çekilsek

Sağımız
Solumuz

Uçurum.

Ferruh Tunçolen-son-asker-fotografi

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Şiir, Şinasi Özdenoğlu, Türk Şiiri

Benim gönlüm su içen bir yaralı ceylandır
Bozulmuş bahçelerin yaslı havuzlarından
Senin gönlün çalınmış bir dal kızıl mercandır
Uçarı geyiklerin sedef boynuzlarından.

Ömrümüz bir yolculuk gibi hazin ve yaman
Bilinmez hangi çölde kaybolacak bu kervan
Eşsiz güzelliğini kıskanıp çalan zaman
Bırak çağlayan gibi aksın omuzlarından!.

Şinasi Özdenoğlufotograf

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
İstanbul Şiirleri, Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

boğaz’da çiviyazısı gemiler arasında
italik yelkovan sürüleri
orada kayıp bir cenin
belli belirsiz gülümserken
ve bilmediğimiz bir dilde
şarkılar uydururken hayat için
hatırlıyorum kâbus korosunun
o anlayamadığım hitabını
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

haliç’te içli bir mandolin
akortsuz düşleriyle
ses verirdi
hep çocuk kalacak bir yetimin
içinde biriktirdiği itirazlara
ki kimse duymazdı onu
çöplenen martılardan başka
ve bukağı tam da yürekteyken
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

yaşlı bir babaydı iskelede
unutmuş kendini ıslatan bütün dalgaları
unutulmuş kendine bağlanan vapurlarca
bütün çocukları ölmüş bir baba gibi
gözleri sebepsiz yere ufukta
ve unutmadığı çocuklarıyla konuşurken
hiçbir martı konamıyor
o kör bırakılmış babaya
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

Suavi Kemal Yazgıç
Taş Suya Değince / Ebabil Yayınlarıbutun-cocuklari-olmus-bir-baba-gibi

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

adamın içindeki çocuk ölüyor
çocuğun içindeki adam

kelimesizliği giyiyor adam
kelimelerinden soyunuyor çocuk
ve hayata giden yollarda
saat kulelerine inat
çoğalıyor kırlangıç cesetleri

ölüyor adamın çocuğu
ve çocuk
adam olamayacağını görüyor
denize indirilmiş tabutlarda

“ne çok yalan söyledim
duyulmadı” diyor çocuk
adam ekliyor
“ne çok yalan uydurdum
hiç biri uymadı
biçimsiz gövdeme”

çocuk soğuyor avuçta
adam çocuğun kalbinde
bin parça oluyor
kelimelere inat
ve kırlangıçlar
uçuşlarıyla
akşamı bildiriyor yanılanlara

çocuk büyüyor
adam unuttuğu bir büyüye kapılıp
kayıplara karışıyor nedense
“sessizlik büyüdükçe
çöl yürüdü içime
çöl büyüdükçe
sessizlik yürüdü”

“ve akşam mirim, akşam”

Suavi Kemal Yazgıçsuavi-yazgic-siiri

 

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page