İstanbul Şiirleri, Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

boğaz’da çiviyazısı gemiler arasında
italik yelkovan sürüleri
orada kayıp bir cenin
belli belirsiz gülümserken
ve bilmediğimiz bir dilde
şarkılar uydururken hayat için
hatırlıyorum kâbus korosunun
o anlayamadığım hitabını
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

haliç’te içli bir mandolin
akortsuz düşleriyle
ses verirdi
hep çocuk kalacak bir yetimin
içinde biriktirdiği itirazlara
ki kimse duymazdı onu
çöplenen martılardan başka
ve bukağı tam da yürekteyken
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

yaşlı bir babaydı iskelede
unutmuş kendini ıslatan bütün dalgaları
unutulmuş kendine bağlanan vapurlarca
bütün çocukları ölmüş bir baba gibi
gözleri sebepsiz yere ufukta
ve unutmadığı çocuklarıyla konuşurken
hiçbir martı konamıyor
o kör bırakılmış babaya
“şimdiazsonrahiçbirzaman”

Suavi Kemal Yazgıç
Taş Suya Değince / Ebabil Yayınlarıbutun-cocuklari-olmus-bir-baba-gibi

Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

adamın içindeki çocuk ölüyor
çocuğun içindeki adam

kelimesizliği giyiyor adam
kelimelerinden soyunuyor çocuk
ve hayata giden yollarda
saat kulelerine inat
çoğalıyor kırlangıç cesetleri

ölüyor adamın çocuğu
ve çocuk
adam olamayacağını görüyor
denize indirilmiş tabutlarda

“ne çok yalan söyledim
duyulmadı” diyor çocuk
adam ekliyor
“ne çok yalan uydurdum
hiç biri uymadı
biçimsiz gövdeme”

çocuk soğuyor avuçta
adam çocuğun kalbinde
bin parça oluyor
kelimelere inat
ve kırlangıçlar
uçuşlarıyla
akşamı bildiriyor yanılanlara

çocuk büyüyor
adam unuttuğu bir büyüye kapılıp
kayıplara karışıyor nedense
“sessizlik büyüdükçe
çöl yürüdü içime
çöl büyüdükçe
sessizlik yürüdü”

“ve akşam mirim, akşam”

Suavi Kemal Yazgıçsuavi-yazgic-siiri

 

Hüseyin Alacatlı, Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
buymuş dedim çocuk gönlüm koştukça uzaklaşan
benimdir diye kalbimi çalıp kaybolan yıldız
mevsime meydan okumak için tutunan çocuklara
ırmak boyunca masal söyleyen
kah güldüren kah ağlatan hayırsız buymuş

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
insan çocukluğa kıyamaz nasıl kıysın demişim
oysa taşları sonsuza dizip de saklayan
sudaki aksine bakmayıp sayıklayan aynı çocukmuş
içimdeki bir yerde bunu gördüm de çok ağladım
o kadar ağladım ki içimde bir deniz var sandım
buymuş dedim gemileri yoldan çıkarıp
aldatan şarkıları fısıldayan sihirbaz

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım
taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım
boş yere aramışım her yerde kan kırmızı
dertleri tespihe dizen o vefasızı
sesinden tanıdım defterde sesi kalmış
göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım
buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım

İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk
kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor

Hüseyin Alacatlıturbe

1990’larda Erzurum’da yayınlanan Palandöken dergisi, on altı sayı yayınlandı. Hanifi İspirli’nin yoğun bir mesai verdiği bu derginin yayın kurulunda yer alan üç isim de art arda vefat etti. Hanifi İspirli,www.dunyabizim.com sitesine dergiyi anlatırken “Anadolu’da dergi çıkaran hemen her dostun çektiğine yakın zorluklar çektik tabi. Ama bizim asıl acımız derginin Yayın Kurulu’nda yer alan üç karanfili peş peşe kaybetmemiz olmuştur. Hasan Ali Kasır, Hüseyin Alacatlı ve Nazir Akalın.” demişti zaten. O yıllar Türkiye’nin şimdi izah edemeyeceğimiz farklı bir alacakaranlık yıllarıydı. (Şimdi aydınlık bir dönemde değiliz elbette.)

Harflerin Ülkesi, Hüseyin Alacatlı imzalı bir hediye paketi olarak açmamızı bekliyor. Cevat Akkanat’ın ona layık gördüğümüz vefasızlığı hicvetmek için söylediği ve hepimizin ona borçlu olduğumuzu vurgulayan “Hüseyin Alacaklı” isimlendirmesi hazin ama gerçek bir tespit.

Bu yazı yazanın borcunu ödemesi için değil vurgulaması amacıyla kaleme alındı. Yoksa bir Hüseyin Alacatlı okuru olarak yazımı yazdım artık başımı yastığa gönül rahatlığı ile koyacağım deme lüksüne elbette sahip değilim.

Suavi Kemal Yazgıç

Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

Münacaat

rabbim bana bir cümle
öğret ki amel edeyim
bir cümle
yorgunluk şeytanına karşı
içimdeki firavuna
kulluğumu hatırlatan bir cümle
beş vakit için bir cümle
göğe ok atan nemruda
bir sivrisinek
sana avuç açan bana bir cümle
cuma için bir cümle
safları sık tutan
boşlukları dolduran cemaat için
bir cümle
kurban için bir cümle
gurbetten kurtaran
sana yaklaştıran bir cümle
kıble için bir cümle
istikâmet ve istikbal için
mücrim gibi bakmamak
titrememek için bir cümle
kırkta bir için bir cümle
malın kölesi olmamak
seni unutmamak için bir cümle

Suavi Kemal Yazgıç

Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

Suhte

söz kesiliyor uzuyor gölgeler
bir bilge yalanlarını satıyor
adını bilmediğim bir çiçek açıyor ufukta
mânasını çözemediğim bulmacalara bırakıyorum kendimi
boş zarflar buluyorum posta kutumda

sudaki aksime veriyorum bakışlarımı
âks uzuyor kesilen gölgemden kanıyor söz
bir taş atıp parçalıyorum yansımamı
her parçam ayrı dalgalanıyor
ayrı bir şarkı söylüyor her parçam

mevsim kendini gösteriyor serinliğiyle
bir bulut hatırlatıyor kendini
gölgemi topraktan silerek
vakit geceye dönünce
sudaki aksim de siliniyor
eve dönüyorum evsizliğime
ateşe tutunca zarfları beliriyor
kayboluşun harfleri
“hayf,” “ hayf” “hayf”
“hayfâ ki hayf”

Suavi Kemal Yazgıç

Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

Ecel Meleğine Övgü

kalbi tut
sıyır kalbi mekândan
mekândan kalbi sıyır
zamanı gelince
zamanın elini çek elimizden
dünya gürültüsünü çek
çekilelim

kalbi tut
canı çeken canı çek kalabalıktan
kâfileye gâfil kalmış çocuğu
bu sıkı örgüden sök
sıyır beni bizden
bizi benden ayır

kalbi tut
dikişsiz beyaza bürünelim
kalbi tut
devam edelim yolun bittiği yerden
kalbi tut ecel meleği
kalbimi tut
tutuşsun taa doğumumda
elime tutuşturulan ağrılı tutku

ey ecel meleği
ey ecelimin meleği
ol deyince var edenin bildirdiğini bilirsin
yalnız onu bilirsin
yalnız onun bildirdiğince işlersin
kalbi tut
kalbi kalbet
kalbi kaybet gaybe doğru

kalbi tut

Suavi Kemâl Yazgıç
Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

Son İçin Dua

kuş kanadında bir avuç gökyüzü
gibi dalında ilk çiçek
Rabbim beni senden ayrı bırakma
bir de bahar yağmuru kokan topraktan..

çok eskiden kalma o mırıltı
çocuk yaşta öğrenilmiş bir dua
rabbiyesi silinmemiş yüzler arar
sevap yazmak için melekler

ne güzel çağırıyorsun ecel gönderip
biçilmiş çimlerin verdiği tazelikle
cümle kapısından geçerken
o son cümle dudaklarımı mühürlesin
o son şahitlik gözlerimi

Suavi Kemal Yazgıç

Şiir, Suavi Kemal Yazgıç, Türk Şiiri

Hat ve Had

bir çiçek açarken neyi beklerse
onu umuyorum kendime kapanırken

denî dünya kafamı kopartıp
yerine bir mim koyuyor kelle niyetine
pusula kırıp haritamı parçalıyor denî dünya
sana bana ait olan biz kelimesini
sözlüğümüzden alıp kaçıyor

bir çiçek solarken neye sahipse
ona dairdir bütün yaşadıklarım
bir çiçek ne zaman solsa
içimde tohumu çimlenir hayatın

sınırlar çizilirken ben siliniyorum
yabancı aynalara bakarken
yaban oluyorum kendime
gölgem tekin olmayan bir gölgeye dönüşüyor
hat ve had karışıyor birbirine
kalp ve kalb

bir çiçek açarken neyi getirirse dünyaya
yanımda onu götürmek istiyorum
sevap niyetine

Suavi Kemal Yazgıç

Suavi Kemal Yazgıç

metalik gri

Yorgundum, 
yorgunluk maskesi takmıştım, 
zaten yorgun suratıma
vesikalık resmime bıyık çizip, 
seyretmiştim altı çarpı sekiz halimi
çizgilerine aldırmadığım avcumda
çizgileri olmayan yüzüm konuşmadı, 
konacak yer bulamadı besbelli
gönül kuşum hayatsız ağaçlarda

onlar yakılmayı bekledi, 
ben yanmayı
onlar ufaladı fotoğraflarını, 
ben mendil cebimde sakladım
ve sakladıklarımla saklandım

neden sonra bu şiiri yazdım, 
sonra neden bu şiiri yazdım
bilmiyorum

çünkü yorgundum, 
çünkü yorgunluğumu kendime uşak tutmuştum
çünkü gözlerimde bir ırmak kurudu
çocukluğuma dair bir yara buldum dizimde, 
çünkü bu eski bir hikayeydi
çünkü yorgundum

yorgundum lakin bezgin değil, 
galip veya mağlup değil, 
alim ve cahil değil
hiçliğe bağlanmamıştım, 
dünyaya da

yorgunluğumu alıp götürecek bir ilaç bulmuştum, 
yutmadım!
susmuştum içtenliğimle
beni konuşturacak biri çıksın diye, 
dualar okumuştum

yorgunsam da bildiğiniz yorgunluklardan değil, 
yine de büsbütün yabancı değilim size
diyeceğim o ki yorgunum, 
beni zehirlerinize karşı koruyan bu
ve beni size karşı zehirleyen

madem adımı yazdım durmak yakışmaz, 
durmak başkalarının ilacıdır zaten
durup bakarlar durduramadıkları hayata
ben ki zaten yorgunum, 
ve etrafımda zaten bilinen yalanlar…

suavi kemal yazgıç