Kemal Sayar, Şiir, Türk Şiiri

Kelimelere inanabilir miyiz
İnandığımız gibi dünyanın döndüğüne

Denkleri toplayın yoldaşlar
Havada korkunç ve ağır bir şüphe
Savaşı kaybetmiş olmalıyız
Eve dönme zamanı
Ay kente girmeden önce

Kitaplarımız açık ve târümar
Nasıl olsa bir rüzgâr
Bir gün onları okşar
Belirir bir işaret
Aşk ve ölüm kaldığı yerden başlar

Ruhsat verilinceye kadar
Saklar bizi rüyalar

Yüzlerde bize dair bir ima
Okuyacağız eve dönerken
Mağrur bir edâ için
Hayır henüz erken
Türküler söyleyecek değiliz
Uğruna arza dağıldığımız
Dâva ocağımızda sönerken

Kemal Sayarah-siir

Kemal Sayar, Şiir, Türk Şiiri

işte kayıp giden bir gezegen
tuhaf bir soğuma orman diplerinde
vaşakların irkilmesi
ailenin saadet saatinde
tık diye durması yelkovanın
ömrün en canlı yerinde
izlerin yitip gitmesi
çölün derinliğinde

35 yaşımdan ardıma bakıyorum
saklayabildim mi kendimi ânın gürültüsünden
sırrımı bildim mi ayak sesinden
bir yurt olabildi mi bana dünya
ve kurtarabildim mi hikayemi
güzel bir sözle bitmek hevesinden

35 yaşımdan bakıyorum da ardıma
yok sanki, olamaz bir ömrü dönüştürecek hüner
neyse odur hayat, başladığı gibi biter
soğuk koridorları yatakhanenin
iyileşmez bir gurbet olarak uykularına girer
tek sırrı şu ki hayatın
insan Tanrı’yı özler

hayat giderek ağırlaşan bir uyku
aldığın her yarayla
gövdene kazdığın mezar
bavulları topladın, denkledin bohçanı
göçebe ruh, o isteksiz gölge
eğlensin istediğinde canı
bilirsin uzun yola çıkar

tut beni diyor, bırakma, bırakırsan
ardımda kalacak bir iz yok
üşürsem bunu bilmeyeceksin
uzatacağın bir mendil
olmayacak ağladığımda
tut beni diyor 35 yaşım, bırakırsan
uçup gidecek biriktirdiğim sözler
hızla olup bitecek her şey
dönecek başın

soğur ormanın dipleri
bir gezegen kayar gider
insan Tanrı’yı özler
insan Tanrı’yı özler.

Kemal Sayarkemal-sayar-siirleri

Kemal Sayar, Şiir, Türk Şiiri

1

ahmet bir kadın dehlizlerinde kayboluyor
‘garplılaşmanın neresindeyiz’ diye soruyor
kasılırken o kadının geçmişinde bedeni
hiçbir yerindeyiz ahmet, aşkın da garplılığın da
hiçbir ışık yok tünelin ucunda
hiç alkış yok ahmet bu temsil-i ömrün sonunda.

ışıklı bir caddede yürümek gibidir sevmek
ahmet, kalbinin kitabını yürümek gibidir
yağmurlu bir havada ilan-ı aşk eylemek

hayrettin de kayboluyor
ama o nişanlısının masa işlemelerinden
kendine bir şiir hazırlayarak kayboluyor
o şiiri okumayacaktın hayrettin çocukların olacaktı
bir karın bir evin olacaktı mutluluktan uçacaktın
kaldıysa mêlamî duvarlarda öğütmek kaldı kalbini
hayrettin çektiğin yeter çıkar at şu kalbini.

yağmurlu bir havada yürümek gibidir sevmek
hayrettin, kalbinin kitabını yürümek gibidir
ışıklı bir caddede ilan-ı aşk eylemek

II

süslü beyler için kalkıyor leningrad treni
yataklı vagonu dolaşarak
izmarit topluyor anna karenin
tükenen aşkların izmaritini.

‘o heryerde olmanın hazzı var ya’
diye sesleniyor usulca kendine
arbat sokağında hayrettin.
ve leningrad treni gidiyor ezerek menşevik ökülerini.

en arka kompartmanda müslüman saatini
kuruyor haşim, göl değil ırmak saatleridir
mağrur bir edayla onaylıyor
revü kızlarına incil okumanın saadetini.

haşim ve anne karenin
bakışıyorlar birbirlerine
bu son kareyi çekip alıyor hayrettin.

o sırada ahmet tv izliyor
müzik dinliyor ahmet otomobil sürüyor
yanlış zamanda yanlış sorular soruyor.

haşim ve anna karenin
son bir kez gülümseyerek bakıyorlar
fotoğraf burada bitiyor.

III

Bıraksalar uyurdum diyor ahmet
bıraksalar uzaklara giderdim
kertenkele avlardım
keçiboynuzu yerdim
dünya savaşlarına da karışmazdım
bıraksalar uyurdum.

biryerler… orda olmak
ve gitmenin derin, derin hazzı.

IV

göl değil ırmak saatleridir.

V

menşevikler kitabından bir fasıl:
ihtilal çocuklarını kanıyla emzirir
yalan söyler çünkü fotoğraflar
çünkü revü kızları incil okumaz
ve aşk melâmî değildir.

VI

ah… o heryerde olmanın
bir yerlere gitmenin o derin, derin hazzı.

Kemal Sayarahmet-koyutürk

Hrant Dink, Ohannes Şaşkal, Şiir, Türk Şiiri, Zareh Yaldızcıyan

ikna ettiler güvercinleri. Kimse dediler, ateş açmaz
üzerlerine. inandı Hrant. Gerçi ürkekçe,
inandı bir güvercin olduğuna.
Gel gör ki, ateş açtılar işte!
Öngörmüştü, birkaç yıl önce söylemişti bana:
– Ayakta olacak ölümüm, dimdik,
Değil yatarak yatakta ••.
Yatıversin ışıklar içinde şimdi.
Bize sorarsanız, o hep muzaffer kalacak
Lekesiz bir heykel gibi. *

ikna-ettiler-guvercinleri-kimse-ates-acmaz-uzerlerine

 

Bitmemiş Bir Şiir ve Hrant ve Zahrad

Yukarıdaki satırlar, Hrant’ın aramızdan kopartılışının hemen ardından, Zahrad tarafından Hrant için yazılan “şiir”in Türkçe çevirisi… “Şi ir” diyorsam, besbelli bitmemiş bir şiirden, tamamlanamamış bir yazınsal metinden söz ediyorum. “Şiir”, çatılamamışlığı ve düzyazı görünümüyle, şairine özgü dilsel ve yapısal özniteliklere muhtaç duruyor. [Sağlığında yayımlanmış kitaplarında] Başlıksız tek bir şiiri bulunmayan Zahrad’ın, şiirde tire dışında noktalama işaretlerini tercih etmediği de düşünülürse, söz konusu “şiir”in bir taslak metin olduğu, üzerinde bir daha çalışılamadığı apaçık ortada. Evet, tam anlamıyla, şairinin gerçek soluğunu içinde hissedemediğimiz bu “şiir”, bir yandan da Zahrad’ın son şiiri olma özelliğini taşımakta.

Bilindiği gibi, Hrant’ın katlinden kısa bir süre sonra, 21 Şubat 2007’nin ilk saatlerinde, Zahrad da sonsuzluğa kanat açacaktı. 7 Şubat günü düşüp kalça kemiğini kırmasının ardından yatağa bağlı kalacak, düşmeden önce kaleme aldığı taslak şiire tekrar dönme fırsatı da bulamayacaktı.

Hrant’ın görkemli ve bir o kadar da vakur cenaze töreninden on gün kadar sonra, Zahrad ve eşi Anais, onları ailece ziyaretimizde, söz konusu şiirden de söz açmışlardı. Anais Hanım, günlerce gözyaşı dökmüş olmaktan bitkin bir haldeydi. Zahrad’sa Hrant’ın öldürülüşüne son derece tepkiliydi. Bir karabasanın tam ortasındaki insanlar gibi kızgın ve öfkeliydi … Onu hiç böyle görmemiştim. Giderken, “Yine gelin e mi!” demişti. Ben de “Merak etmeyin, geliriz” demiştim. Onu son görüşümüz olacağını nereden bilebilirdim?

Ne acıdır ki, Zahrad’ın, ziyaretimizden üç-dört gün sonra, düşüp kalça kemiğini kırdığını, yatağa düştüğünü, ölümünden iki gün önceki gece duyacak; ziyaretine gitmeyi düşünüp de gidemediğimiz günün ertesinde, sabah 5 sularında ölüm haberiyle sarsılacaktık. O günlerin, sudan çıkmış balık gibi gezindiğimiz gelgitli ruh hali içinde, ne Zahrad’ın düşüşünden haberimiz olacaktı, ne de onu ziyaret etme fırsatımız …

*
2005 yılı, yaz sonunda, Zahrad, bir süre önce Kınalıada’da, Hrant’la arasında geçen ve şiirde sözü edilen o konuşmadan söz açmıştı bana. Yazlık evlerinin düzayak sayılır balkonunda Hrant’la sıkça gerçekleşen karşılaşmalarının birinde, Zahrad her zamanki babacan tavrıyla, ona, onun adına endişe duyduğunu söylemiş; kendine mukayyet olmasını ve kendini ateşe atmamasını telkin etmiş. Hrant’sa çok tehdit aldığını, deyim yerindeyse kelle koltukta gittiğini, ölümünün yatakta değil ayakta olacağını söylemiş. O an bunları duyduğumda içim cız etmişti, ama gaflet içinde olduğumu, ben de geç anlayacaktım. “Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık” diyebilecek kadar gözü pek Hrant, demek, ta o zamandan durumun yakıcılığının farkındaydı. “Ama ah o yürek … Ah o yürek … ”

( … )

01.02.2009, Agos Kitap

Çeviri Şiirler, Ohannes Şaşkal, Şiir, Zareh Yaldızcıyan

Aşk yama tutmaz –
belli değildi kime söylediği
gözleri bakıyor mu bakmıyor mu belli değildi

Aşk yama tutmaz –
Şarap kadehine döktü içini –

Aşk yama tutmaz –
Tere alkole kesmişti her yan
sirke tadındaydı şarap diye içtiği

– Kara yazgısına karşı savaştığında herkes
O saatte bir yabancı girdi kapıdan
– Terziyim – dedi ve sustu

Yama yapar mısın? diye sordu biri
Aşk yama tutar mı? diye sordu bir başkası

Kadın kadehine baktı – boştu –
Ayağa kalktı – baktı içerdekilere
sanki bir söyleyeceği vardı da – söylemek istemedi –
döndü sırtını
ve sözlerini dışarıdaki sise gömdü

– Aşk yama tutmaz –

 

Zareh Yaldızcıyanask-yama-tutmaz

Çeviri Şiirler, Hicabi Kırlangıç, Mehdî Hamîdî Şîrazî, Şiir

Bu güzel bir kuğunun ölümüdür
Kuğu hoşça doğar güzelce ölür

Ölüm gecesi tek başına konar suya
Yalnız bir ırmak köşesinde ölür

O köşede o kadar gazel okur ki
Sonunda gazellerin içinde ölür

Kimileri inanır ki bu çılgın kuş
Nerede âşık olmuşsa orada ölür

Bilmeden başka yerde ölmemek için
Ölüm gecesi oraya koşar ve ölür

Bir kuğunun ovada öldüğünü görmedim
Diyelim ki inanmadım bir kuğu böyle ölür

Bir gün suyun kucağından gelip
Bir gece yine suyun koynunda ölür

Sen benim denizimdin, aç kucağını
Bu güzel kuğu ölmek istiyor

Mehdî Hamîdî Şîrazî
Çeviri: Hicabi Kırlangıç
Meşrutiyetten Cumhuriyete İran Şiirikugunun-olumu

Çeviri Şiirler, Hicabi Kırlangıç, Nima Yusiç, Şiir

Uzağım sılamdan -bir kuş nasıl uzaksa yuvasından
Yiten ömrüm gibi bugünümdür şimdi unutulan
Düşünceler ağırlaştırdı başımı, dudaklarım kapalı
Gece bana, ben geceye söylüyorum söylenmeyecek sırları
Söyleşecek bir şey yok kimseyle aramızda
Sahster kıyılarında deniz ne söylüyor bana?
Neden bana doğru geliyor dalgası denizin haşin?
Neden yumruğunu savuruyor bana bu hecin?
Ne yarar sağlayacak beni gamdan ayırmakla,
Ne yapacak ki hüznüm denizin kaynağına?
Ne ki bu soğuk dalgalı deniz iyice ısınmış işine
Ellerini ovuşturuyor, coşkuyla vuruyor ayağını yere.
Hayal gibi kaçıp gidiyor, uzak yollardan geliyor
Bilinmez bir sır dalgalarıyla birlikte geçiyor.
Dudaklarını aralayıp her an bir söz söylüyor üzgülü
Onun sözleri yeniliyor benim eski üzüntümü.
Eski gamlar altüst dince yüreğimi
Yoruyor beynimi sıla, yar düşüncesi.
Uzaktan okşayan denizin önüne
Mutluluğu sürüyorum, bir olup konuğum hüzünle.
Oturup soğumuş -ama acıyla yanan- alnım ile
Yitip giden günlerimi ekliyorum birbirine.
Ah! Bir ömrü telef ettim bu yolda boşu boşuna
Çektiğim özlemler kaldı tek avucumda!
Nere baksam bir yurt arıyorum orda
Deniz de kederimden bir şeyler anlatıyor bana.
Evimi gösteriyor yeşil ve sarı dalgalara
Bir güneş uçuruyor lacivert arasında.
Ben dalgaların yüklenerek verdiği coşkunlukta
Şaşkına dönmüş kıyılara baktıkça
Bütün dostlarımın geçtiklerini görüyorum oradan
Uzaktan beni o vadiye yaklaştırıyor zaman.
Yıllardır bu gizli ömrü bir el denizden sahile
Çekiyor gözün karanlık perdelerine.
Bakmıyorum dalgalara, benim gibi altüst oluyor dalgalar da
Üzülüyorum üzüntüler doğuran denizin kıyısında!
Hey büyük deniz! Ey senin yüreğinde örtülü olan
Karartılırsın uzak kalmış yuvasından!
Bir yoldan kaçıp bir yoldan yine sana çıkıp gelen
Engin deniz -benim gibi kalbinle dargınsın sen!
Hayal yolunu tutuyorum yine senin sözlerinle
Her hayalin hüzne çıkıyor yolu yüreğimde.
Böylece bir gün ben de gelebilirim sana
Keşke sıla da olsaydım ah sılada!

Nîmâ Yûşic
Çeviri: Hicabi Kırlangıçhuzun-zamani

Çeviri Şiirler, Hicabi Kırlangıç, Muhammed Ali Behmenî, Şiir

ey ölüm daha da özel tut hikâyemi ki
daha fazla ağrıtmayayım dostlarımın kulağını

bütün gece boyunca iştiyaktan ağladım
daha nasıl anlatayım karmakarışık halimi

daha ne kadar hatmedeyim kendimi?
allah aşkına
ertesi güne atma imtihanımı

yanmam için bir kıvılcım yeter
yanlışlıkla yakma evimi barkımı

öyle yak ki dumanım kaçmasın kimsenin gözüne
yeniden akıtma göğümün gözyaşlarını

cimri değilim
ama
zevk sahiplerine bağışla
gazel gazel benden kalan hatırayı

bir yanlışlık olsun da işin içinde
öpücük alır gibi al canımı

sen ölüm değilsin
yenilerin başlangıcısın
gel de seninle başlayayım öbür dünyayı

Muhammed Ali Behmenîolume-davet

Çeviri Şiirler, Hicabi Kırlangıç, Muvahhid Ziyâ Muvahhid, Şiir

kuşlar vardır
yuvalarını terk eden
başka yere giden
ve yuvalarının rüyasını gören

onlar baharları kışa giderler
ve baharda olduklarına dair
rüya görürler

kuşlar vardır
gece gündüz bizi yalnız bırakıp
gece gündüz bizimle olduklarına dair
rüya gören

sen o kuşları gördün
ve seninle olduklarına dair
rüya görüyorsun

Ziyâ Muvahhid
Çevren: Hicabi Kırlangıçkuslar-siiri