Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Kırılan yerlerine dön!
dumanlı şarkıların kapattığı
gölgelen… kirpiksiz kalma
kolların kısalmasın üzütüden
serinlemek için göğe doğru
sen de sarılacak bir ağaç bul

Şehirden dön!
baltayı ayır evinden
kendini bir vakitçiye bırak
zamanı bozulmuşsa gövdenin
arkana bakma!
annenin hırkası siyah

Ömrün kendinden gayri her şeye çadır
zarfların seni çizdiği mevsimler olur
dinlenmek için dağlara doğru
sen de tırmanacak bir şeyler bul

Kimse bir vakti unutmaya yanaşmaz
akşam, bilmez akşam olduğunu
iki dağ baktıkça birbirine
ağır ağır düzleşir hâtıralar…

Şeref Bilselgunes-bor-siirleri

Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Su Masalı

aldatılmış bir kumsaldır zaman
parmaklarımı sayıp döktüğüm.
herkes ölecek yaştadır orada
toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
dağlara doğru süpürülmüş barakalar
ve hüzün,
en eski kavuştağımız,
kendi hâlinde bir dağ

aldatılmış bir kumsaldır zaman
sesimi yanağına düşürdüğüm.
herkes ağlayacak yaştadır orda
işlek çarşılardan kovulmuş
terazilerin bir kefesinde gözyaşı
diğer kefesinde kum
ve şehir ve leheb
ve yenilginin kokusu
kendi hâlinde bir sis

aldatılmış bir kumsaldır zaman
kalbimi çevirip okuduğum.
herkes boğulacak yaştadır orda
herkesin koynunda ıslak bir dal
ve aşk:
parlak dalgaların gelip vurduğu
kendi hâlinde bir sandal

Şeref Bilsel

Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Morduman

Bir gülün gölgesi düşmüş yüzüne
Kötü gülün, zalim gülün, dar gülün
Gel otur biraz yaşlanınca kalkarsın
Yüzün biraz, sesin biraz, kal biraz
Annenin elleriyle aynaları silersin

Bir ahın gölgesi düşmüş yüzüne
Derin ahın, yetim ahın, silahın
Beni yalnız bir göl gibi düşünme

Bir taşın gölgesi düşmüş sesine
Kara taşın, boğuk taşın, gizli taşın
Bende gölge olup beni üşüme
Kalın gölge, sessiz gölge, yan gölge
Beni yalnız gölge gibi düşünme

Şeref Bilsel

Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Kuzeyden

Biz yoksulluğu doğuya gelin verdik

Kederli dağ yollarına vurmuş kendini bir adam
varsayalım bütün harfleri dökülmüş sallanmaktan
susup bize benzeyen birine bakıyorduk
su başlarını eğri atların tuttuğu mevsimler
dayanır kapıma acılı kız kardeşlerin
belini kırmızı kurdeleyle bağlayan ölüm
konuşan eski bir zamandır artık
pervazlara yaslanmış, üzerine oturmuş
neneden kalma ceviz sandığın…

Biz yoksulluğu doğuya gelin verdik
ve bir daha hiç kesilmedi saçları!

Şeref Bilsel

Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Selika

Kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
gittin niyetsiz bir şafakla söyleştin
ıslak pervazlarda gülüşün kaldı
yağmurdan önce saçların
ateşte kızarmış güllerin vardı

Sen susadıkça bir ceylan ölürdü apansız
dilek ağaçları sökülürdü yamaçlardan
kıyısında dinlendiğimiz zerdali
saraçlar çarşısında yakalanırdı
ruhunun ritmini sunarken kayışlara
ben boğulurdum sen susadıkça

Gözlerin ertelenmiş bir bahardı
rıhtımsız gemilerin süslendiği
sarı divanlarda yasaklar
açılmamış nevresimler ve muskaların vardı
durmadan yağmalanan bir şeydi akşamlar

Kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
usulca dağlara çektiler bizi
bilmediler / bilmesinler
hangi gülün kokusundan zehirlendiğimizi

Kime yenilmeliyim söylemiyor toprak
papatyaların kehanetinden yorgunum
yorgunum yüzüme defnedilen mahşerden
niyedir bilmiyorum ama
geceyarısı şeytan deresine vuran
ayışığına teslim ediyorum seni
ilk defa kendimi yenmekten dönüyorum
kendime gelirken senden gidiyorum
yüzün silinmiyor akşamlarımdan
ellerimde ayrılıkların esmerliği varken
sen de git selika git
kendini de götür giderken

Şeref Bilsel

Şeref Bilsel, Şiir, Türk Şiiri

Verasus

Ben çok hüzünlü adamlar gördüm
hiçbir şey konuşmadım onlarla
karşılıklı iki keman gibi işlek çizdik omuzlarımızı…
sadece biri: ateş almaya mı geldin! dedi
çok hüzünlü adamlar gördüm
yalnız o beni gördü

iki kadın sevdim
birine siyahlar giyiniyordum giderken
diğerine böyle anlatılmaz
üstüm başım rüzgâr gidiyordum

ergani diyarbakır arasmda
tarlaya giden kızlar
her birinin içinden Dicle akar
herkesin evi varmış! olsun
göz göze gelince bütün evliler bekâr

tokat niksar arasında
ben çok hüzünlü türküler duydum
toplalanıp dağılan bir çift zar
baş başa vermiş iki mezar
yüzüne türkü söndürülmüş kadınlar

sivas şarkış’la arasında
cep aynamı düşürdüm
bir horoz dağılıp durdu sabaha kadar
sivas şarkış’la arasında
kurşunlanmış tabelalar…
oysa bu yolun tehlikeli olduğunu
insan içine ‘bakınca anlar

Ayaklarım ağzımın içinde
yerle gök arasında
ben çok baş aşağı durdum

Şeref Bilsel