Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

Bir Ada istedin kendine
Hiddetli Deniz’le çevrili
Dingin Güneş’in ısıttığı
Huzurlu dinlenme yeri

Yetemedim sana.
Ben olmalıydım
o
yer :
arayıp bulmalıydım –
ama
yer
yar
ıl
dı –
yetişemedim
– son
ra:
gittin.

Ye
te
me
di
m.

Oruç Aruobaoruc-aruoba-siirleri

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

33.

Özlem, batmış, ama aydınlığı hâla süren güneş gibidir-
bu yüzden akşamüstü saatleri, hüzün saatleridir.
Özlemin ayrılmaz ikiz kardeşidir hüzün:
kendi kendilerini çelen iki duygu olarak, hep,
biribirlerini çekerler-
Özlem hüzünsüz edemez; her hüznün de,
şurasında burasında, bir özlem, gizli, durur,
kıpırdanır.
Özlem hüzünlüdür – hüzün de özlemli.

Oruç Aruobaesra-yalazan

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

Unutamayacağımızdır
İşte-ne diyelim ki
Artık boşaldı herşey
Koyağın ucunda güneş

Uzayıp gider yol
Bizse çakılı
Yere-
Öyle…

yeni bir söz bulsam
neye yarar ki-
Söyleyemediklerimiziz
İnce bir sızı gibi-

Bir duman, dağılıveren-
Ama şimdi fırtına gelir
Boşalır sular üzerimize-
Yağmur : Sağaltır mı?

İşte bu, bilemediğimiz;
Bazen yanılırız bile
Dallarımızı oynatınca
Güzel bir esinti

Neşe gibi gelir bize
Geçip gider sonra
Kıpırtısız kalırız gene
Kaskatı-

O zaman anlarız
Aldatıldığımızı-
Kolaydır bizi aldatmak
Ilık bir nefesle

Ama deriz, yaşamın
Kendisiyse bu, öyleyse
Aldatılmadık gene de
Doğrudur yaşadıklarımız

Oruç Aruobadogancayin-cinarlari

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

Yorgunuz artık
Göremeseniz de
Yapraklarımız ağır
Dallarımız bezgin

Boyuna sallanmaktan
Bıkkınız-ya siz
Ne yapıyorsunuz bu
Hiç dinmeyen rüzgarda?

Bu hiç bitmeyen yağmur
Evlerinize kapatır sizi
Denemezsiniz bizim gibi
Onun altında durmayı

Öyle-bırakarak yağsın
Hiç durmadan öyle:
Çisi çisi,çağıl çağıl
Yılkayıp arındırarak

Yakınmamalıyız –
biliyorum, yakışmaz
Ama nasıl da körsünüz
– –  dayanamıyorum

anlayamıyorum da
Ne için ki aceleniz, niye
Fırtına bile dingince
Getirirken karı, tipiyi

Neden, beklememeniz
Uzaktan bir düdük sesi
Ya da bir iççekiş gibi
Yetinememeniz-niye?

-İki el tabanca sesi
Karanlığı delen-nasıl
Da anlamsız halbuki
Yağıp duran kar altında

Oruç Aruoba

dogancay-tren-istasyonu

Doğançay’in Çınarlarını ilk kez 19 Haziran 1996’da gördüm. Istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, doğu’ya doğru; güneş, solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. Hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan…

Sonra -daha yazmadan- kurdum onları. 14 Ocak 1997’de zamanları geldi; yazmaya basladım. 15 Mayıs’ta bir kez daha gectim yanlarından -aralarından-: Tam kurduğum gibiydiler. Yazılışları ise daha epey süreceğe benziyordu.

13 Haziran’da, benim gözlerimle, Yıldırım’ın mercekleriyle, ilk kez gittik Doğançay’a.

İstasyonun tümüyle ‘metruk’ hale geldiğini o gün öğrendim: Hiçbir tren uğramiyordu Doğançay’a artık; çınarlarsa, tam -yaz başı- doluluklarındaydılar. Her sey anlaımına uygundu, yani…

Yıldırım’ın fotoğrafları da öyleydi; 1 Temmuz’da (Edip’de bulunacağını bilerek) arayıp bulduğum ‘motto’da öyle-ama, yazmam-süren tıkanmalarla-4 Temmuz’a kadar uzadı; metni de, asağıda atacağım tarihte son haline sokabildim ancak.

Gecikir ya,hep anlamlandırma, hep…

o.a.
16 Kasım 1997
Çiftehavuzlar

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

İle / İlişki Defteri

Birine adanmanın,
Kendi hayatımdan kaçmanın bir yolu olduğunu anladım..
Kendimi düşünmekten çok daha kolaydı,
Başka birinin mutsuzluğunu düşünmek ve mutlu etmeye çabalamak..
Uzun yıllar boyu.

**

Kendime ait bir hayat istediğimi anladım..
Sadece bana ait bir hayat..
Acıların, düş kırıklarının, korkuların,
Olması gerekenlerin, adanmışlıkların,
Başkalarının kurallarının yönetmediği bir hayat..
Pişmanlık gibi değil..
Gitme zamanının geldiğini nasıl anlayabilir insan..
Nasıl anlatabilir..
Yalnızlığı özlüyorum,
Yüzümde gölgeler olmadan yaşamayı..
Önceleri çok korktum..
Hala bazen korkuyor olsam da,
Usulca fısıldıyorum kulağına aslında her şeyi..
“İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde” Beni affet.

**

Sen, bir gün,
Şiirsel yazışınla,
“Hiç bilemeyeceksin neden kırılgandır kelebekler..
Suçlu olmuş olacaksın…”
Sözlerinin geçtiği bir sayfa yazmıştın bana,
“Seni seviyorum” diye sona eren;
Ben de, şöyle yanıtlamışım bunu :
– “Çok iyi bilirim ‘kelebeklerin neden kırılgan’ olduklarını:
Kelebek olmayı seçtiklerinden…
Beni ‘sevdiğini’ söylerken ne söylüyorsun
-Asıl ‘bilemediğim’, bu.

**

Aramak, çok zor bastırabildiğim bir dürtüydü;
Aranmamak ise, ince bir sızı :
Yanlızca da ‘arama ‘ ediminde bulunmamamız değildi ilişki için yıkıcı olan :
Ben, seni arama eğilimime ketvurabilmemden;
Bundan önce, onu bastırma gereksinimi duymamdan,
En temelde, seni yeterince özlemediğim,
Senin de beni aramayabilmenden,
Beni yeterince özlemediğin, sonuçlarını çıkarıyordum
Bunlar da, zaten aynı sonuçtu.

**
“Beni itiyorsun” diye seslenmiştim sana, 
“Nereden en iyi itebilecegini de, bilerek…” 
Böyle bir ‘ruh hali’ndeyken de şunu düşünmüştüm : 
“Beni sevip sevmediğinden bile emin değilim, artik -” 
Senden haber alamamak hem seni merak etmem açısından,
Hem de senin bana haber vermeyi önemsememen açısından, 
Acı veriyordu. 
Aldırmayabiliyordun – 
Oruç Aruoba

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

Uğultu

O uğultu
işittiğin-benim bekleyişim
ve senin gelişin.

Benim bekleyişim:
Yapışkan nemin
birikişi-
cırcırböcekleri
komşu sesleri-bir durgunluk,ölgün,
gelmiş:beni
boğacak
çullanarak.

Senin gelişin:
Yapışkan nemin
yitişi-
cırcırböcekleri
komşu sesleri
kesilecek-
bir esinti,serin,
gelecek:
bana
dokunacak
ışıldayarak.

Bu uğultu
işittiğin-senin gelişin
ve benim bekleyişim.

Oruç Aruoba

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

D e n i z d e

Aldanma
orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.

Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh’un gemisi
kurtaracak seni –
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.

Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim’in koçu
kurtaracak seni –
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk –
yokluk
bekliyor orada seni.

Oruç Aruoba

Oruç Aruoba, Şiir, Türk Şiiri

Aldanma

orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.
Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh’un gemisi
kurtaracak seni –
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.
Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim’in koçu
kurtaracak seni –
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk –
yokluk
bekliyor orada seni.

Oruç Aruoba