Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Nereye Gidiyorum Böyle

Artık farkında değilim, nereye gidiyorum böyle
Her gün.. hissediyorum, çok yakınsın
Her gün, oluyor yüzün bir parça
Hayatımdan. Ömür bereketleniyor daha
Şekiller daha bir güzelleşiyor
Daha bir kutsallaşıyor eşya
Akıp durdun gözeneklerinde tenimin
Çiğ taneleri gibi öylece dolaşıyorsun
Zor geliyor yokluğuna alışmak
Yanında olmak daha da zor
Ne çok, ne çok sevmekteyim seni, hatta
Senden de fazla; ruhum bile şaşıyor buna
Mesken edinmiş gözlerinin bahçelerini şiir
Olmasaydı gözlerin, şiir yazılmazdı hiç
Sevdiğimden beridir dönüyor yıldızlar
Daha bir saf oluyor gökler, daha bir geniş

Nizar Kabbani
Çeviren: İlyas Altuner

 

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Aşıklar Sözlüğü

Çok zamandır düşündüm
Bir sözlük yazsam aşıklar için
Aşık arkadaşlarım için
Mutlu etsem onları
Harika insanlardır onlar
Bir kandil yaksam ufacık
Garip dostlar için
Bir buğday tarlasına çevirsem kalbimi
Aç olan kimseler için
Yapsam kirpiklerimden bir çarşaf
Atsam onu üzerine yorgunların
Bilsem ah
Nerden gelmekte hüzün kuşları
Ve sevgi ağaçları ne zaman çiçek açacak
Bulup çıkarsam yandığımız ateşi
Milyonlarca, milyonlarca yıldır yakan

Koca bir budalayım ben
Bildim bileli kendimi
Aşıklar adına konuşan
Mümkün mü böyle söylemek
Mümkün mü hapsetmek bir testiye denizi
Ve yasemini alıkoymak
Mümkün mü özlem çiçeklerini
Bir kitap içinde dizmek

Nizar Kabbani
Çeviren: İlyas Altuner

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Gazaba Uğramış Şiirler

Şarkıcı nasıl söyler şarkısını,
Dudakları dikilmişken efendim?
Bir Arap şairi ölünce bugün
Kim dua eder O’na?
El öpmez benim şiirim
Doğrusu sultanlara düşer
Şiirimin ellerini öpmek!

I
Dostlarım
Başkaldırmıyorsa,nedir ki şiir?
Azgınları ve azışları devirmiyorsa,nedir ki şiir?
Zamanda ve mekanda
Sarsıntı yapmıyorsa, nedir ki şiir?
Kisra Nuşirevan’ın başındaki tacı
Yere çalmıyorsa, nedir ki şiir?

II
Bunun için çekiyorum isyan bayrağını
Şu ana kadar gündüz nedir bilmeyen milyonlar adına.
Nedir,dalla serçeyi ayıran
Gülle sarı şebboyu ayıran nedir?
Nedir memeyle narı ayıran
Denizle zindanı ayıran nedir?
Nedir mavi ayla karanfili ayıran
Yiğitlik kelimesinin sırrını,
Giyotinin sırrını ayıran?

III
Bunun için çekiyorum isyan bayrağını!
Kediler gibi boğazlanmaya götürülen milyonlar adına
Göz kapakları çıkarılanlar adına
Dişleri sökülenler adına
Sülfirik asitte eriyenler adına,kurtçuklar gibi
Mahrum olanlar adına,
Sesten,fikirden,dilden.
Çekeceğim isyan bayrağını.

IV
Bunun için çekiyorum isyan bayrağını
Küçük perdenin altında
Öküz gibi oturan halklar adına
Dostluğu büyük kaşıklarla içen halklar adına
Develer gibi yük çeken halklar adına
Gün doğusundan gün batısına
Yük çeken deve gibi.
Sudan ve arpadan başka hakkı yok
Hasreti yok emirin karısının
Emirin dişi köpeğinin
Berberine ait olmaktan başka..
Yaşasın bir demet yonca
Yaşasın tek ilah diye Allah’a yalvaran
Halklar adına

V
Ey şiirin dostları!
Ben ateş ağacıyım,hasretlerin kahiniyim ben
Elli milyon aşığın resmi
sözcüsüyüm
Sevgi ve inleyiş ehlinin ellerinde
uyur
Kah yasemin ağaçlarına.
Ey dostlarım!
Bıçağın saltanatını hep reddeden
Bir yarayım ben..

VI
Ey mümtaz dostlarım!
Dudaksızların dudağıyım ben
Gözsüzlerin gözüyüm ben
Okumazlara denizin kitabıyım
ben
Hapishane kaşalotlarına
gözyaşıyla kazınan
Yazılarım ben
Bu çağ gibiyim ben,sevgilim!
Çılgınlıklarla karşılarım çılgınlıkları
Kırarım nesneleri çocukluk içre
Kanımda devrim ve limon kokusu
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Hoşlanırım kanun çiğnemekten
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Şiirleyim…
Yoksa var olmak istemem…

VII
Dostlarım!
Hakiki şiir sizsiniz.
Gülmenin de ehemmiyeti yok
surat asmanın da
Sultana öfkelenmenin de
Siz benim sultanlarımsınız
Sizden şeref,kuvvet,kudret
istiyorum
Tuz ve taş üstünde uyuyan
şehirlerde
Şiirlerim yasak.
Şiirlerim yasak,
Çünkü insana
Sevginin ve medeniyetin
kokusunu taşıyor
Şiirlerim reddedildi,
Çünkü her beyti muştu taşıyor
Dostlarım!
Sizi bekletmekteyim hala
Kıvılcımı tutuşturmak için…

Nizar Kabbani

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Bir Sırrım Yok

Bir sırrım yok, Kalbim açık bir kitab’a benziyor.
Zor değil , aç oku.
Tarih, sana bağlandığım günden itibaren başlıyor.
Ne yapmışsın böyle kendinle?
Sesini yeryüzüne bağışlayan kadın.
Yeşeren ağacın gölgesini bana bırakıyorsun,
huzura erişmem için.

Neden yeşil mürekkebi döktün?
Seni çizdiğim o rengi.. Sonra
Ak, Kara bir kadın’a dönüşürsün işte.
Kim rüzgarın yolunu kesti?
Yağmurun sesini, Buğday gövdesinin ağırılığını,
Yasemenlerin bağışlayıcı ruhunu?
Kimin yüreği rüzgara yön veriyordu?
Med-Cezirlere?
Gemilerin şarap, fildişi, nar arayışlarına?

Sen fıncanımda görünmeden ,
Kimse kahve falımı okuyamaz biliyorsun.

Ve hepimiz
Her şeyi inkar edebiliriz
Tanıdık dost kokusu haricinde..
Ve hepimiz
Her şeyi gizleye biliriz
içimizde adım atan o “kadın” haricinde..

Nezar
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Çağdaş Kültür


I. 
Öğret bana 
Öğret bana 
Okumadan evvel yüzünü 
Hiç şiir okumadım ben 
Ve buğday tenini keşfetmeden 
Harabeydi bu dünya 
Öğret bana kadın dilini 
Bilmeme rağmen sevgiyi 
Hiçbir şey bilmiyorum 
Ezberlediğim halde halk şiirleri 
Ezberlememişim hiçbir şey 
İstediğim halde Çin’deki ilmi bile 
Fakat Çinli kadınlar 
Çay ikram ettiler yalnızca 
Öğretmediler sevgiden bir şey 
Öğret bana 
Öğret bana 
Aldığım diplomalar 
Gördüğüm eğitim 
Hayaldi tamamen

II. 
Okut beni küçük bir öğrenci gibi 
Nasıl cümle kuracağımı göğüslerinden 
Dudaklarından nasıl öpücük yazacağımı 
Resmet bana şu yapraklar üzerine 
Nasıl hurma olur kalçası bir kadının 
Nasıl tavan olur kadın saçı 
Ve nasıl şemsiye olur 
Halk şiiri 
Yaz mevsimi 
Ve azarlama 

III. 
Başla benimle ilk satırdan 
Başla ilk kaymaktan ve ilk kardan 
Koltukaltı tüylerinden başla 
Çetrefilliğinden bileziklerin 
Üstünden başla örgülerin 
Dilersen altından başla 
İçime giren ve gezinen saldırgan kokudan 
Başlangıçtan itibaren başla 
Çünkü ben 
Kadınlarla olmasına rağmen tarihim 
Cevabını bilmiyorum 


Nizar Kabbani

Baba Şiirleri, Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Resim Dersi

1
Boya kutusunu önüme koyuyor oğlum
Bir kuş çizmemi istiyor benden
Kül rengine batırıyorum fırçayı
Bir dörtgen çiziyorum, üstüne bir kilit ve çubuklar
Oğlum, gözleri dehşet dolu, diyor ki bana:
“Ama bu bir hapishane…
Yoksa bilmiyor musun baba, kuş çizmeyi sen?”
Oğlum, diyorum ona, ayıplama beni
Kuşların biçimini unuttum inan.

2
Kalem kutusunu önüme koyuyor oğlum
Bir deniz çizmemi istiyor benden
Kurşun kalemi alıyorum
Siyah bir daire çiziyorum
Oğlum diyor ki bana:
“Ama bu siyah bir daire, baba
Deniz çizmeyi bilmiyor musun yoksa?”
Ona diyorum ki: Oğlum
Eskiden deniz çizmekte ustaydım
Ama bugün…
Oltayı aldılar benden
Av yaklaşmıştı oysa…
Mavi renkle konuşmamı da yasakladılar
Özgürlük balığını yakalamamı da.

3
Resim defterini önüme koyuyor oğlum
Buğday başağı çizmemi istiyor benden
Kalemi alıyorum
Bir üçgen çiziyorum ona
Resim sanatındaki bilgisizliğime şaşırıyor oğlum
Şaşkın şaşkın diyor ki:
Üçgenle başak arasındaki farkı bilmiyor musun baba?
Ona diyorum ki, oğlum
Eskiden başağın biçimini bilirdim ben
Somunun biçimini
Gülün biçimini..
Ama bu metalik çağda
Ormanın ağaçları
Silahlı adamlara katıldı ya
Güller, lekeli giysilere büründü ya
Silahlı başaklar çağında
Kuşlar silahlı
Kültür silahlı
Din silahlı
Bir somun alsam
İçinde tabanca buluyorum
Bir gül koparsam bahçeden
Silahını dayıyor burnuma
Bir kitap alsam kitapçıdan
Parmaklarımın arasında patlıyor…

4
Yatağımın kenarında oturuyor oğlum
Bir şiir okumamı istiyor benden
Gözümden bir damla yaş düşüyor yastığa
Korkuyla izliyor oğlum ve
“Ama baba diyor, bu gözyaşı, şiir değil!”
Ona diyorum ki:
Büyüdüğün zaman oğlum
Arap şiir kitaplarını okuyunca
Sözcükle gözyaşının kardeş olduğunu göreceksin
Ve Arap şiirinin yalnızca
Parmaklar arasından çıkan
Bir damla gözyaşı olduğunu…

5
Oğlum kalemlerini, boya kutusunu önüme koyuyor
Bir yurt çizmemi istiyor benden
Fırça titriyor elimde
Ağlayarak düşüyorum…

Nizar Kabbani

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Gözlerinin mavi limanında

Gözlerinin mavi limanında
Yağmurun renkli ahenkleri esiyor
Güneş ve hayret yelkenkeri
Sonsuzluğa çiziyor yolculuğunu

Gözlerinin mavi limanında
Denize doğru açılır bir pencere
Ve uzak diyarlardaki kuş
Henüz doğmamış toprakların peşinde

Gözlerinin mavi limanında
Kar yağar, yaz zamanı
Denizi kendinde batıran, ama batmayan
Firuze yüklü gemiler…

Gözlerinin mavi limanında
Dağınık kayalara doğru
masum çocuk gibi koşarım
Geri dönerim,
ama kuş gibi yorgun.

Gözlerinin mavi limanında
Gece türkülerini okur taşlar
Söyler misin…
Kim gizlemiş binlerce şiiri
gözlerinin kapalı kitabında ?

Keşke,
Ah, keşke
Bir kayığım olsaydı
Ve her akşam
gözlerinin mavi limanına doğru
yelkenlerim savrulsaydı…

Nizar Kabbani

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Ey acemi dudaklı yar

Ey acemi dudaklı yar… Bahaneler bulma bana
Kurtarıcın ve müjdecinim ben senin
Aşkı öğretmek için geldim sana
Öğren onu…
Hala kabile kanunları hakim vucuduna
Kendin hükmetmeye çalış bedenine

Kulak ver bana…
Vaktim çok dar
Her mevsimde bir kez biter başak
Aklını başına al
Asık suratla karşılanmaz ilk bahar yağmurları
Sen de diğer kadınlar gibi ol
Sadece bağırmak için mi verildi sana bu dudaklar

İşte talimatlarım… Önünde hepsi de…
Cennetimi de orada görüceksin
Cehennemimi de
Hala anlamadıysan şimdiye kadar
Sor ne olur, anlamaya çalış
Sana dayatmak istemiyorum kendi konumumu
Konuş… Eğer konuşmak hoşuna gidiyorsa
Kokla beni
Bu seni rahatlatacaksa…

Zorla sevgiyle işim olmaz benim
Şiddet – kadınım –
Beni bunalıma sokuyor
Kötü bir adam olacağımdan korkuyorum
Seni aşka bir koyunu çeker gibi çekeceksem eğer
Anlamaya çalış…

Sakin ol…
Niyetim bu güzel geceyi mateme çevirmek değil
Hiç bir zaman bir kabile reisi olmadım
Seni kanla ve tırnakla sevecek olan
Fakat ben daima gökyüzünün haritasını
Değiştirmeye çalışan adamım
Şiiriyle…
Ve aşkıyla…
Yıldızların konumunu değiştirmeye çalışan adamım…

Nizar Kabbani