Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Masalsız Çocuklar

Satmadınız mı?
Elma ağaçlarını
Serçeleri
Fırınları
Şelaleleri
Satmadınız mı elinizdeki şiir kitaplarını?
Ve çocukların gülüşlerini
Satmadınız mı ney inlemelerini?
Elbiselerinize kadar işlemiş olan
Ve ezginin vuruşlarını
Satmadınız mı Cenneti?
Bir harabede yaşamak için..

Nizar Kabbanî

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Aptal Bir Kadının Mektubu

sevgili beyim !
bu aptal bir kadının seslenişidir
daha önce hiç aptal bir kadın yazdı mı sana?
benim adım mı?
adları bırakalım bir tarafa
raniye, zeynep, hind ya da hayfa
taşıdığımız en büyük saçmalık adlardır.

beyim!
korkuyorum içimdekileri söylemeye
söylersem göğün yanmasından korkuyorum
sizin doğu’nuz sevgili beyim
mavi mektuplara el koyar
el koyar kadınların hazinelerindeki düşlere
kadınların duygularına haciz koymaya davranır
kadınlarla konuşmak için
bıçak ve satır kullanır
ve boğazlar baharı, özlemleri ve siyah saç örgülerini
ve kadınların kafataslarından yapar yüksek şeref tacını

kötüyse yazım…
kusura bakma beyim…
yazıyorum… cellât kapımın ardında
ve odanın dışında rüzgârların ve köpeklerin sesi beyim!
kapımın ardında antere el absi
boğazlayacak beni, görürse yazdıklarımı kesecek kafamı
görürse şeffaf elbiselerimi
kesecek kafamı…
eğer ben dile getirirsem acımı

sizin doğu’nuz sevgili beyim
mızraklarla kuşatır kadınları
ve doğu’nuz, ey sevgili beyim
erkeklere peygamber diye biat eder
ve kadınları toprağa gömer

rahatsız olma satırlarımdan
cağlar boyu kapalı duran kupu kırdıysam
kursun mührü çıkardıysam vicdanımdan
kaçtıysam sarayların harem odalarından
ölümüme, mezarıma, köklerime ve büyük mezbahaya
başkaldırdıysam
rahatsız olma
keşfettiysem şuurumu
çünkü doğulu erkek ilgilenmez ne şiirle ne şuurla
doğulu erkek cüretimi bağışla
kadını yatakta anlar yalnızca.

el attıysam krallığına erkeklerin
özür dilerim
büyük edebiyat erkeklerin edebiyatıdır
ve sevgi daima erkeklerin payıdır
cinsellik de her zaman uyuşturucudur size satılan
kadın özgürlüğü ülkemizde bir hurafedir ancak
yoktur erkeklerin özgürlüğü dışında bir özgürlük
benim için istediğini söyleyebilirsin, aldırmıyorum
yüzeysel, aptal, deli, alık
aldırmıyorum artik
çünkü erkeklerin mantığına göre
aptal kadındır dertlerini yazan kadın
e! mektubumun başında ben aptal bir kadınım demedim mi !

Nizar Kabbani

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Yasak Şiirler

Beş ay geçti

Sen ey dostum iyi misin?
Bizim haberlerimiz sıradan şeyler…
Beyrut -bildiğin gibi- kış başlarında
Güzelliğiyle meşgul kadınların çoğu gibi
Kendine aşık… Kadınların çoğu gibi
Hem çok iyidir… Hem çok katı
Hem hatırlar… Hem unutur
Çoğu kadın gibi…
Sonbaharda Beyrut… Ey sevgilim
Seni çok özlüyor…

Ey hiç ulaşılamayan yakın
Ey şiir gibi dehşetli huzur…

Tanrım! Ne kadar muhtacım sana sevgilim
Gözyaşı mevsimi geldiği zaman
Ne kadar aradı ellerim ellerini
Islanmış caddelerin kalabalığında

Ağlamaklı bir satır yazıyorum…
Özlem ve selamla başlıyorum
Siliyorum onu…
Benim gibi bir aşık…
Selamla mı başlar?
İkinci satırı yazıyorum…
Siliyorum onu da…

Ne kadar da zormuş kelimeler
Sevdiğimiz kadına yazmaya başlayınca.
Ne kadar da zormuş..

Nizar Kabbani 
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Allah’a Sorular

Ya ilahi!
Aşık olduğumuzda
Ne oluyor iç dünyamızda
Ne kırılıyor içimizde?
Nasıl dönüyoruz çocuksu tavırlara?
Bir damla su nasıl bir okyanusa dönüşür
Hurma ağacı nasıl ulaşır en yücelere
Deniz suları nasıl olur en tatlı
Nasıl dönüşür güneş
Elmastan bileziğe
Aşık olduğumuz zaman…

Ey Tanrım!
Aşk bizi ansızın yakaladığında
Ne götürür bizden
Ne koyar yerine
Nasıl küçük öğrenciler gibi oluruz
Masum ve içten
Nedendir gülümseyince bize sevdiğimiz
Yasemin yağmuru olup
Boşalır üzerimize dünya
Nedendir ağlayınca dizlerimizde
Mahsun bir serçeye dönüşür dünya…

Ey Tanrım!
Ne denilir bu aşka
Asırlar boyunca varlığını koruyan
İnsanları öldüren
Kaleleri düşüren
Muktedir hükümdarları zelil eden
Sıradan güzel insanları eritip bitiren
Yarin saçları nasıl altından bir yatak olur
Sevgilinin ağzı şarap ve üzüm
Nasıl yürürüz ateşin içine doğru…
Ve zevk alırız alevlerin renginden
Cihangir sultanlar olduktan sonra
Nasıl esir oluveririz
Aşık olduğumuz zaman…

Ne diyelim bu aşka
Hançer gibi saplanan etimize…
Ona bir başağrısı mı diyelim
Adını cinnet mi koyalım
Nasıl bir saniyede dönüşür varlık
Yemyeşil bir vahaya…
Şefkatli bir kucağa.
Aşık olduğumuz zaman…

Ya İlahi
Ne oluyor mantığımıza?
Ne oluyor bize..?
Nasıl bir coşku anı yıllarca sürüyor
Nasıl oluyor da kuşkular
Aşkta teslimiyete dönüşüyor
Yılın haftaları nasıl birbirine giriyor?
Nasıl el koyuyor aşk
Bütün zamana…
Ya bazen kışın geliyor
Gökyüzü bahçelerinde bitiyor gül…
Aşık olduğumuz zaman…

Ya İlahi:
Nasıl da teslim oluyoruz aşka
Bütün güvencelerimizi veriyoruz ona
Mumlar taşıyoruz
Ve za’feran kokuları
Nasıl kapanıyoruz ayaklarına af dilenerek
Nasıl da onu korumak için koşturuyoruz
Kabul ederek…
Bize yaptığı herşeyi…
Bize yaptığı herşeyi…

Ya İlahi:
Biliyorum gerçek Rab sensin…
Bırak bizi aşıklar olarak…

Nizar Kabbani
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

özgeçmiş

hüznümün anahtarlarını
neden istiyorsun benden?
hüznüm ki, bülbülün hüznü gibi
sevinçli bir hüzün…
ben böyleyim…elli yıldır
çılgınlığımın bir kıyısı yok
ne de bunalımımın bir sınırı.

ben böyleyim…
hüznümün otelleri arasında gidip geliyorum
denizler ne kadar çiğnedi
gök gürültüleri ne kadar da tükürdü beni
neden
tenimin değişmesini istiyorsun?
tenimin değişmesi
uzak bir ihtimal
sesimin değişmesi
uzak bir ihtimal…

ne kadar çok bana tapanlar sarsa beni
o kadar hissediyorum kendimi
yalnız bir ilah olarak..
ne kadar aşıklarım sarsa beni
kendimi o kadar bir ikilemde hissediyorum
ne ben biliyorum ne istediğimi
ne de şiir…
2
neden arzularımıza bakmaya çalışıyoruz
kendimi aptalca hissedeyim diye mi..
seni seviyorum deyince…
kelimeler sana ne katıyor?
aşkın gezegeninde yok
yeni bir şey…

3
neden..
konuşma sanatını icra ediyoruz yatağın üzerinde?
ayvaya benzeyen göğüslerinden sonra..
sözlerin yararı yok..
neden
uğraşıyoruz bilgilenmeyle?
perdeler, gökyüzü
ve yeryüzü altımda sallanırken

4
neden
öğretmen rolü oynuyorum..
karar saatinde-söyle
ne kollarım cam.. ne de dudaklarım buz..
teninin gözenekleri açık..
göğüslerin..soluklanmak için dışarı çıkıyor arı havayı..
biraz sonra..geri dönüyor.
ne yararı var aristo’nun..lorca’nın..kafka’nın..tagora’nın
kan kaynayıp..damarlar uluduğunda..
bu şarabın kültürü..
ne ilgilendirir ki bu parçaları?
ve vücudun eşsiz bir parça..eşsiz..

Nizar Kabbani
Çeviri: Musa Aggun
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Hayatın Kırıntısı

Sana geri dönmedi kadınların
“Hüznün Şehri” koydular adını
Gözlerimin suyuyla kim uzaklaştı gemi gibi -kutsal kitabın zamanıyla- kim girdi,
Benim ve çığlığımın arasına..
Sana ölümümü sunuyorum… şiirin rengiyle…
Nasıl da şarkı söylediğimi sanırsın hala?

Nizar Kabbani
Metin Fındıkçı

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

aşkın kitabı

1
yeşil serçem hala ki
sevgilimsen
demek ki….tanrı gökyüzündedir.

2
soruyor sevgilim:
gökyüzü ile benim aramdaki fark ne?
aranızdaki fark şöyle ki
bir gülsen sevgilim
aklımda ne yer kalır ne gök

3
aşk sevgilim
ayın yüzüne yazılmış güzel bir şiirdir
aşk ağacın tüm yapraklarına resmedilmiştir
kazınmıştır aşk…
serçelerin kanatlarına, yağmur damlalarına
lakin benim ülkemde sevgilim
bir kadın ne zaman bir erkeği sevse
taşlara tutulur

4
aşka düşeli
değişti….

değişti tanrının krallığı
gecenin karanlığı koynumda uyur oldu
batıdan doğar oldu güneş

5
tanrım…kalbim yetmez oldu
kimi sevsem….dünyalara bedel
bir başkasını koy yerime
dünyaları alsın içine

6
doğum günümü sorar durursun hala
yaz bir kenara…
aşkınla tutuştuğum gün…doğum günümdür

7
sihirli lambasından çıkıverse cin
dese bana : ne dilersen dile
yakutlar mı dersin zümrütler mi
gözlerini seçerdim …tereddütsüz…

8
siyah
davetkar ağlamaklı gözler
tanrıdan bir dileğim yoktur
yalnızca…
bu gözleri korusun
üstüne de bir gün daha versin bana
şiir dizeyim bu iki inciye

9
bir tanem
bilseydin seni ne kadar çok sevdiğimi
kenara atıp her şeyi
gelip gözlerimde uyurdun

10
sırasıyla say parmaklarını
ilki: sevgilimsin sen
ikincisi: sevgilimsin sen
üçüncüsü: sevgilimsin sen
dördüncüsü, beşincisi
altıncısı, yedincisi
sekizincisi, dokuzuncusu
ve onuncusu…sevgilimsin sen

Nizar Kabbani
Çeviri: Musa Aggun

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Üstâdım Hüzün

1.
sorup durdular
(duyuyor musun çığlığını hüznümün)
son şiir kitabımı okuyanlar:
nasıl haykırır ki hüzün?
ve acı
ya mümkün mü gözdeki bir damla yaşın haykırması?
bilmiyorum nasıl cevap vereceğim bu soruya
kitabıma nasıl isim bulduğumu da bilmiyorum
ve bilmiyorum nasıl bulduğumu başlıklarını da
çünkü onlardır genellikle seçen beni
ben değil
bildiğim tek şey
hüznüme
haykırış vasfını vermek istediğimdir
süvarilerin soyundan kılmaktı
şahsiyetini vererek
ve azametini

2.
haykırıştır bir çeşit yazmak da
lisanla
ve bir haykırıştır aşk da
sevdiğimiz tüm kadınların işittiği
beraber oturduğumuz vakit
işitmeyen kalbimin çığlığını
ve damarlarımın
kalastandır ancak
ve dişiliği ertelenmiş bir kadın

3.
hüzün üstadımdır benim
külrengi yazmayı
ve gri bir sesle şiir söylemeyi
elinde öğrendiğim
gri gözyaşlarıyle omzunda ağlamayı
sevgilimin

4.
sevinçse
çenesi düşük bir üstaddır ancak
kağıt oyunları
bisiklete binmek
balık avı
ve rockla dansetmekten başka
birşey öğrenmediğim

5.
sevinç kendisine güvenilmeyecek bir dosttur
çünkü yalnız kendi rahatını düşünür

6.
sevdiğim kadında ben
dramatik bir düğüm ararım
ışıltılı oyun partileri değil
şahidi olacağım

7.
mutluluk tutuşturan kadın
söndürür beni
ve solgunluğuyla kokulanmış kadın
tutuşturur beni

8.
itiraf edeyim mi size?
solgun yüzlü bir kadındır
yakan beni
bir yıldırım gibi
ve gözlerinden bir damla gözyaşı
bir Bizans Kilisesinin vitrayı gibi
kıran beni

9.
[seviyorum seni… ağladığında
seviyorum yüzünü… bulutluyken, hüzünlendiğinde
eritiyor hüzün ikimizi
bazı kadınların güzeldir yüzleri
ve en güzeldir ağladıklarında]

10.
en güzel yanı hüznün
yüksek sesle konuşmaması
fiyakalı giysiler giymeyişi
ve yüzük takmaması parmağına
sonra
saldırmaması davulla, trompetle
halhallar ve hışhışlarla üzerine
acemi dansçıları gibi
Harlem Caddesinin

11.
çantasını toparlayıp
gittiğinde tatile
hüznüm
özlüyorum

12.
sen
güzel olamayacaksın asla
sana sürme çeken
saçlarını tarayan
elbiselerini temizleyen
ve gözyaşlarıyla ayaklarını yıkayan
hüznüm olmadan
ki
odur seni şiir kitaplarının ilk şiiri yapan

13.
sevgin hüzünlü olmayı öğretti bana
asırlarca
beni hüzünlendirecek
kuşlar gibi
kollarında ağlayacağım
ve kırılmış kristal parçalarını toplar gibi
parçalarımı birleştirecek
bir kadına muhtaçken

14.
ay sıkıldığında ışığından
gizlenir gerisine gri bir bulutun
bizi terketti sanırım

15.
Arap neyinin sesi
kurumayan bir yaradır Kerbela’dan beri

18.
her sabah hüznümle oturur balkona
beraber kahvemi içerim
gazetemi gözden geçirir
en son kasidelerimi okurum ona

19.
hüznümdür sadece
kasidelerimi bilen
yayın için göndermeden önce

20.
Grek değiliz biz
trajedidir seçimimiz
bir nehir uzanır
Kerbela’dan Filistin’e
kıyısız

21.
Avam Kamarası yaratmadı
İngiliz medeniyetini
Lordlar Meclisi de
Külrengidir yaratan
Kraliçe Viktorya da değil

22.
1952’de gittim Londra’ya ilk defa
oturduğum vakit Hyde Park’da bir banka
sincaplar geldi
benimle gazetemi okumaya
ve bir ördek çıkıverdi gölden
katılmak niyetiyle kahvaltıma
sonra
çıkarıverdi kasidem çarşafını
Dımeşki pabuçlarını
ve yürüyüp gitti
yalınayak
dinmeksizin yağan yağmurun altında
haritasız hürriyetlerin ıssızlığında

23.
1952 Kasım’ında
evlendi benimle
Serpentine gölünden bir beyaz ördek
çok şiir söyledik
ve çok ördek yaptık
bu kelimeler yazılırken
su altında
soluyorum hala
ve gölün derinliklerinden
bağırıyorum hala
boğuluyorum…
boğulu…
boğu…

Nizar Kabbani
Çeviri: Mahmut ÇETİN

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Sıfırın Altında İki Bin

I.
Kibar ve nazik olamadım
Maktuldüm, geldi katil olma vakti
Bitirdi ilişkimizi kesin şekilde
Kaygıya dönüştü ve katil bir yeise
Her zamanki gibi saçların
Dağıtmadı buğday ve sümbül
Sesin her zamanki gibi
Bülbül sunmadı çocuklara
Bu gece gayet uzun olacak
Uzun bir ara olacak aramızda

II.
Son nefesini vermekte aşkımız
Ulaştı sıfırın altında iki yüze
Ah ne şiddetli hava
Rüzgar söze katılıyor
Bu son gece için değil mi
Şiire giriyor soğuk
Kül tablasına, sigaraya
Yoruldum bu tiyatro gösterisinden
Kürk ve mücevher kongresi önündeki
Yoruldum küçücük rolümden
Yoruldum boyaya bulanmış yüzümden
Buhurdanların yükünden yoruldum

III.
Aşkımız ciddi bir noktada
Geldi sıfırın altında iki bine
Soğuk delip geçiyor elbiseyi bıçak gibi
Delip geçiyor duyguları
Kalmadı gözlerinde bir damla yaş
Ne orman kaldı ne ekin
Ne şiir ne de nesir
Kalmadı az çok bir neşe

IV.
Güneş doğdu
Sen oturuyorsun bir ucunda yatağın
Bense kar altındaki sevgimi denetliyorum
Güneş doğdu ve bulamadım sevgiyi
Ne büyük ne de küçük

Nizar Kabbani
Çeviren: İlyas Altuner