Çeviri Şiirler, Hicabi Kırlangıç, Nima Yusiç, Şiir

Uzağım sılamdan -bir kuş nasıl uzaksa yuvasından
Yiten ömrüm gibi bugünümdür şimdi unutulan
Düşünceler ağırlaştırdı başımı, dudaklarım kapalı
Gece bana, ben geceye söylüyorum söylenmeyecek sırları
Söyleşecek bir şey yok kimseyle aramızda
Sahster kıyılarında deniz ne söylüyor bana?
Neden bana doğru geliyor dalgası denizin haşin?
Neden yumruğunu savuruyor bana bu hecin?
Ne yarar sağlayacak beni gamdan ayırmakla,
Ne yapacak ki hüznüm denizin kaynağına?
Ne ki bu soğuk dalgalı deniz iyice ısınmış işine
Ellerini ovuşturuyor, coşkuyla vuruyor ayağını yere.
Hayal gibi kaçıp gidiyor, uzak yollardan geliyor
Bilinmez bir sır dalgalarıyla birlikte geçiyor.
Dudaklarını aralayıp her an bir söz söylüyor üzgülü
Onun sözleri yeniliyor benim eski üzüntümü.
Eski gamlar altüst dince yüreğimi
Yoruyor beynimi sıla, yar düşüncesi.
Uzaktan okşayan denizin önüne
Mutluluğu sürüyorum, bir olup konuğum hüzünle.
Oturup soğumuş -ama acıyla yanan- alnım ile
Yitip giden günlerimi ekliyorum birbirine.
Ah! Bir ömrü telef ettim bu yolda boşu boşuna
Çektiğim özlemler kaldı tek avucumda!
Nere baksam bir yurt arıyorum orda
Deniz de kederimden bir şeyler anlatıyor bana.
Evimi gösteriyor yeşil ve sarı dalgalara
Bir güneş uçuruyor lacivert arasında.
Ben dalgaların yüklenerek verdiği coşkunlukta
Şaşkına dönmüş kıyılara baktıkça
Bütün dostlarımın geçtiklerini görüyorum oradan
Uzaktan beni o vadiye yaklaştırıyor zaman.
Yıllardır bu gizli ömrü bir el denizden sahile
Çekiyor gözün karanlık perdelerine.
Bakmıyorum dalgalara, benim gibi altüst oluyor dalgalar da
Üzülüyorum üzüntüler doğuran denizin kıyısında!
Hey büyük deniz! Ey senin yüreğinde örtülü olan
Karartılırsın uzak kalmış yuvasından!
Bir yoldan kaçıp bir yoldan yine sana çıkıp gelen
Engin deniz -benim gibi kalbinle dargınsın sen!
Hayal yolunu tutuyorum yine senin sözlerinle
Her hayalin hüzne çıkıyor yolu yüreğimde.
Böylece bir gün ben de gelebilirim sana
Keşke sıla da olsaydım ah sılada!

Nîmâ Yûşic
Çeviri: Hicabi Kırlangıçhuzun-zamani

Çeviri Şiirler, Nima Yusiç, Şiir

Ey İnsanlar

Ey sahilde uzanmış mutlu ve güleç insanlar
Suda can vermekte olan birisi var
Bildiğiniz bu hırçın ve karanlık deniz üzerinde
Bir kişi var ki sürekliliğin el ve ayaklarını çırpıyor her dem.
Bir zaman ki düşmana galip geldiğinizin hayali ile sarhoş
Kendi yanınızda beyhude zanlarla bir zaman
Yeni bir kudreti ele geçirmek için
Ellerinden bir muhtacın tutmuş beyhude sanrılarla
Bir zaman ki kolları yeni sıvamıştınız (önemli bir iş için)
Nasıl söyleyeyim şimdi size
Bir kişinin suda canını beyhude kurban erittiğini?
Ey huzur içinde geniş sahilde
Ekmekleri sofrada, kadehleri ağızda olan insanlar!
Bir kişi var işte suda sizi çağıran…
Ağır dalgalara vuruyor durmadan yorgun elleriyle
Açılmış ağzı, vahşetten dönmüş gözleri
İşte çok uzak bir yoldan görmüş gölgelerinizi
Ciğerlerinde yutkunup suları ve sürekli artan takatsizliği ile
Bu sulardan dışarıya uzatmaktadır
Bazen başını, bazen ayağını
Ey insanlar!
O, bu uzak yoldan bakmaktadır köhnemiş dünyaya
Çığlık atmaktadır her dem yardım umuduyla
Ey dingin sahilde seyri temaşada olan insanlar!
Dalgalar sessizce sahilin yüzüne vuruyor
Öylece sarhoş, düştüğü yerde dönmektedir,
Öyle bilinçsiz ve kendinden geçmiş, çığlıklarla
Çok uzaktan tekrar işitilmektedir bu çağrı;
Ey insanlar!
Ve rüzgârın sesinde devamlı artan bir can yakıcılık
Ve onun yavaş yavaş sönen sesi
Uzak yakın sular arasından,
Kulaklarda yine aynı nida
Ey insanlar!

Nima Yusiç
Çeviri Şiirler, Nima Yusiç, Şiir

Askerin Karısı

Mum yanar, çekili perdenin yanında,
Gözüne bir damla uyku girmemiş bu kadının daha;
Üzerine eğilir beşiğin (bir başına),
O biçare biri, O biçare biri.
Yuvayı koruyan eşinin perdesidir
Birkaç paçavradan oluşan.

Komşunun çocuğu bir güzel giyinir,
Düzenli idman yapar ve iyi beslenir.
Nedir fark bunlar arasındaki (Ben hüzünlenirim)
Neyi varsa ötekinin yoksun bırakılmıştır hepten.
Bir askerin çocuğu giyinmiş paçavralar (ve kırgınlık)
Niçin yaşamalı bütün bunlardan sonra?

İki gündür bir lokma koymadı ağzına kadın,
İki çocukla, durup dinlenmedi hiç;
Biri on yaşında, kızı uyuyor,
Ötekisi uyanık ve inliyor acıyla.
Kız ağlıyor anasının sütü için, zayıf düşmüş,
Bu başka bir üzüntüdür, (içini burkar insanın).

Kadın her şeyin farkındadır ama ortam acımasız
Neyi okusa, sıkıntılardır soluğundan girip çıkan;
Beli bükülüyor, sırtındaki bunca yükten,
Bu yuvada solmuştur yaşama umudu;
Yine de çalışır erkek gibi;

O kadın didinir, yine de.

Nima Yusiç

Çeviri Şiirler, Nima Yusiç, Şiir

Soğuk Kış Gecesinde

Soğuk kış gecesinde
Güneşin ocağı da
Yanmıyor kandilimin sıcak ocağı gibi,
Ve ne ışık saçıyor kandilim gibi
Ne de gökte parlayan soğuk aya işliyor ışığı.

Yaktım kandilimi komşum yürüdüğünde karanlık bir gecede,
Ve soğuk bir kış gecesiydi,
Rüzgâr kuşatmıştı çam ağaçlarını,
Sessizliğin yığıntısı arasında
O yitip gitti benden, ayrıldı bu daracık patikada,
Ve bu öykü öyle anımsanır ki hâlâ,
Ve dudaklarımda asılı durur bu sözler:
“Yakan kimdir? Tutuşturan kimdir?
Kimdir bağışlayan yüreğindeki bu öyküyü?”

Soğuk kış gecesinde
Güneşin ocağı da
Yanmıyor kandilimin sıcak ocağı gibi,
Ve ne ışık saçıyor kandilim gibi
Ne de gökte parlayan soğuk aya işliyor ışığı.

Nima Yusiç