Nazir Akalın, Şiir Sanatı, Yol Üstündeki Semender'ler

Çekilmez adamdı Nazir. Zehirli bir dille konuşurdu insanla ve eşyayla. Beni, ısrarla kendisinden soğutmaya, uzaklaştırmaya çalıştı, kendi yalnızlığına daha erken gömülmek için belki de.

Ben de uzaklaştırdım mı kendimden diye kuşkulandım şimdi. 2002’ydi galiba, bir anda doğal halimle, “Hiçbir dizen çarpmadı beni, beni titretecek bir şiirin olmadı gitti,” dedim. Yürüyordu, durdu. Bir acı dalgası geçti yüzünden. “Doğru olamazsın,” dedi. “Ben, hayatımı koydum şiirime.” Yorum yapmadım. Keşke şimdiki gözle okusaydım şiirlerini. Fark etmiştim fark etmesine de elbette bu kadar sahici değil.
*
(Hüseyin Alacatlı’nın ölümü üzerine) Nazir’de bir yazı yazdı. Yazdığı yazıyı okuttu bana. Yazıdaki şu paragrafı çıkarmasını istedim: “Batılılar ‘ferd’in tek başına ‘insan ırkı’nı temsil ettiğine inanırlar. Ben de varlığımı idrak ettiğimden beri Hüseyin’in akıbetine mütemayil bir insan olarak inanmaya başladım ki, Hüseyin benim hayatıma ve sonuma da ‘ayna’ tutmuştur. Evet, hem ‘kendi’si hem de aynı anda ‘herkes’ olan Hüseyin’in açtığı kapıdan bir gün ben de gireceğim. Çünkü bu olayla bir basamak daha çıktığımı hissettim elinden tutmak için çaresizliğimin. Şimdi kendimi daha korkusuz, daha cesur hissediyorum.”

Adam düpedüz intiharını taahhüt ediyordu. Gülümsedi. Öyle gülümsedi ki bu satırları yazarken bile bütün acılığı ile gözlerime yansıyor. Ben şiiri Dergâh dergisine gönderdim, o da yazıyı. Andığım bölümü çıkarıp çıkarmadığını sordum sonra, “Hayır.” dedi, “dokunmadım yazıya.”
*
…kapıyı açar açmaz telefona koştum, karşıdaki ses eşinin sesiydi, zor konuşuyordu, ağlayarak, “Nazir Bey evden çok kötü ayrıldı,” dedi, “Bir daha dönmemek üzere ayrıldı.”
*
…Eve geldiğimde saat üçü bulmuştu, o saate kadar uyumayan, üç yaşını henüz doldurmuş oğluma sarılıp ağladım…
*
Beni neden yalnız bırakıyorsun?” diye iki siyah uçurum olan gözbebekleriyle ruhumun kanına dokunuyordu, “Beni neden yalnız bırakıyorsun?”
*
Bu bedel ödeme onda nasıl bir mizaç ortaya çıkarmış olmalı ki, söylediklerini kelimelere bedel ödeterek, onlara acı çektirerek, onları kanatarak yahut dağlayarak kuruyor şiirini. Onun için Nazir’in şiirleri bir saraydan çok bir harabeyi andırıyor. Bir bahçeden çok bir ören yerini andırıyor. Sözü kendine ait kılmaya çalışırken söz kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bu dünyada yaşadığının farkındaysa da aynı zamanda yaşadığı dünyanın kendi dünyası olmadığının da farkında.

Mehmet Aycı
İntihar Şairleri / Varlık Yayınlarınazir_akalin

Nazir Akalın, Şiir, Türk Şiiri

insanlar zamanı boğuyorlar
kelimeler tükendiğinde
şehirleri rehin alıyor gökler
gözlerim öksüzleşiyor anne

sahipsizliği dolanıyor dilime
o eski çıkmaz sokakların/
kapı önlerinde
sevince doyamayanların

korkunç bir ihanete uğruyor evler
bir körelme giriyor
beynimin en izbe yerlerine
gözlerim hüzne kesiyor anne

bir yüzü valeye yorumlanan
bir yüzüne yürekkızı konulan
bir madalyon adına
gözlerin yağmalanıyor anne

bir ulusal savaşta döktüğüm kan
en son tükenişime rölans
insanlar süreğenliğimi yerle bil ettiler
gözlerime yağmur yağıyor anne

daracık bir borsa oluyor
insanların ceplerinde tüm ülkem
bir çıkmaz sokaktayım
kimseler bakmıyor yüzüme bile

bulutlar gölge düşürüyor
künyemin seçemediğim önyüzüne
içimde yalnız bana karşı ben kaldı diye
gözlerime yağmur yağıyor anne

Nazir Akalınnazir_akalin_siirleri

Nazir Akalın, Şiir, Türk Şiiri

Hüzün içinde yürüyen dört insan omzunun
Anlamaz birçokları sonsuz güzelliğinden
Sözcükler çıkagelir umulmadık bir vecdle
Dönülmez serüvenlerin gülünden dikeninden

Yüzü  kanlı kız çocuklarının  göz uçlarından
Sıyrılır da anlamı dört insan omzunun
Dönülmez serüvenlerin sevincinden hüznünden
Beslenir alevleri bu delişmen uykunun.

Nazir Akalınnazir-akalın

Nazir Akalın, Şiir, Türk Şiiri

Uyuştu baştanbaşa dokunduğun eşyalar
Kalbimi gözlerinde cehenneme uzattım
Yerlerini şaşırdı gökyüzünde bulutlar
Ve bir tufan içinde son uykuya uyandım

Bahçem tarumar oldu ıslandı zambaklarım
Bir serabın ucundan tuttu diye aşklarım
Yaşlı gözlerle aktım içimdeki kahıra
Güneşi öpmeliydim kararmadan ufuklar

Yakışıklı bir tabut kesti yollarımı
Sardık içine koydum yirmi beşlik yaşımı
Ne yapsam sana doğru koşan ayaklarımı,
Artık yakalayamam bak koynumda kement var

Nazir Akalınmuntehir

Nazir Akalın, Şiir, Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender

Limon Çiçeği

Melankolik bir kıyımda
mil çektiler kalbime
aşkım
senin gölgende
hain
tefeci diye
gönlümü karış karış parselleyen cinnetler
gecemi sular gibi sular gibi içtiler
şehri kaplayan gölgemi
karanlıklara gömüp
güneşi
kadere kefen diye
boydan boya biçtiler

ve
ah limon çiçeği
meçhul bir kapı aralığından
nazir akalın diye
hüzne künye biçtiler

işte o gün bu gündür
gözlerimde çıldıran
bu yorgun isyan
kiliseye havraya camiye gitmez
sessiz iç geçirişlerle
kıyısında bir nehrin
cuma cumartesi pazar
üç kez intihar

ah limon çiçeği
yalvar bir yere yalvar
üşümesin üşümesin ne olur
cansinemin kalbinde musalla taşım
dizlerde künyeme şu mil çeken yıllarım
her dikenli çalıdan
gül koparır
şiirlerde ağlarım

Nazir Akalın

Nazir Akalın, Şiir, Türk Şiiri

Tül-Hayâl

İçli bir şarkıya dönüşür zaman;
Hüzünlü nağmeden vazgeçemezsin.
Göğsündeki yara dağlandığı an,
Âh etmek istersin, inleyemezsin!

Yıldızlar dökülür ak saçlarına,
Mehtaplar imrenir gözuçlarına,
Başını alır da avuçlarına,
Ağlamak istersin, sabredemezsin!

Kulağında çalar eski şarkılar,
Devirler değişir, hikâye başlar,
Tül-hayâl içinde zaman yavaşlar,
Kalbindeki sırrı gizleyemezsin!

Kadehlerle içsen tek uzvun sızmaz,
O mahşer gecene düşlerin sığmaz,
Kulağına gelen kadim incesaz,
Seni sende çözer, hissedemezsin!

Gözünden süzülür en kanlı sırlar,
Yaşadığın ana sığar asırlar;
Yağmurlara bıraktığın kahırlar,
Bir gece kabrine yağar mı dersin?

Nazir Akalın