Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

• Dün gece sevgilinin eteğini tuttum da; “Ey kerem cevheri!” dedim. “‘Gecen hayırlı olsun’ diyerek beni yalnız bırakıp gitme; bu gece lütfet, bizimle beraber kal!”

• Onun güzel yüzü parladı, ateş gibi kızardı, öfkelendi. “Yeter, benden elini çek!” dedi, “Beni rahatsız etme! Bu yüzsüzlük, bu dilencilik ne zamana kadar sürecek?”

• Ona dedim ki: “Peygamber Efendimiz ‘Bir şey isteyeceksen onu güzellerden, güzel yüzlülerden iste!’ diye buyurmadı mı?”87

87 Hz. Mevlana’nın yukarıdaki beyte aldığı hadîsin aslı şöyle:

“Hayrı güzel yüzlülerden isteyiniz.” Cami’u’s-Sağîr, c. I, s. 43.

 “Evet öyle buyurdu ama, güzel kişi, güzelliği ile benliğe kapılır da başkasını düşünmez, ancak kendini düşünür. Bu sebeple onun huyu da serttir. Nazlansa da, cevr etse de insana dokunmaması gerekir.”

• Dedim ki: “İş böyle ise, onun cevri cana can bağışlar, dene de gör. Göreceksin ki denediğin her şey bir defınenin tılsımı gibidir.”

• Dayanamadım ağlamaya başladım; “Hüküm senindir.” dedim. Ey insanı ızdırabın karanlığından kurtaracak olan nurun kaynağı! Benim feryadıma yetiş, bana yardım et! ‘

• O göz yaşlarımı görünce bana acıyacağı, teselli edeceği yerde gülmeye başladı. 0 güzel varlığın acılarımı görmemezlikten gelerek gülmesi, onun bana yakınlığının belirtisi, bir lütuf olarak göründü de, o lütuftan, doğu tarafı da batı tarafı da dirildi.

• Ey aşk yolu arkadaşları! Ey dostlar! Ağlayın, ağlayın, yağmurlar gibi gözyaşı dökün! Dökün de güzeller, yeşilliklerde size de gönül alıcı güzel yüzlü dilber ihsan etsinler.

Mevlânâ Celâleddîn
Divan-ı Kebir  (c. VI, 2964)hukum-senindir

Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Ne varsa harap bir kalpde var

Gönlün varsa gönül kabesini tavaf et. Anlam kabesi, gönüldür; ne
diye toprak sanıyorsun onu?

Tanrı, sılret Kabe’sini tavaf etmeyi, onun vasıtasiyle bir gönül ele
alasın diye buyurmuştur.

Bir gönül incittin mi bin kez yaya gitsen de Kabe’yi tavafetsen
Tanrı kabul etmez.

Malını-mülkünü ver de bir gönül al; al da o gönül, mezarda, o
kapkara gecede ışık versin sana.

Tanrı kapısına binlerce altın torbası götürsen Tanrı, bize birşey
getireceksen gönül getir der.

Çünkü der, altın, gümüş, kapımızda hiçbir şey değildir; bizi
istiyorsan istediğimiz gönüldür bizim.

Senin, bir saman çöpü kadar değer, vermediğin yıkık gönül, Arş’tan
da üstündür, Kürsi’den de, Levh’ten de, Kalem’den de.

Hor bile olsa gönülü hor tutma, o horluğuyla gene de pek üstünler
üstünüdür gönül.

Yıkık gönül, Tanrı’nın baktığı varlıktır; onu yapan can, ne de
kutludur.

Kırılmış, iki yüz parça olmuş gönülü yapmak, Tanrı’ya hactan da
yeğdir, umreden de.

Tanrı defineleri, yıkık gönüldedir. Yıkık yerlerde pek çok defineler
gömülüdür.

Kul gibi, köle gibi gönüllere hizmet için kemer kuşan da sırlar
yolu, yiliüne açılsın.

Sana kutluluk gerekse, devlet istiyorsan, gönüller almaya, ululuğu
bırakmaya bak.

Gönüllerin yardımı seninle atbaşı beraber giderse kalbinden hikmet
kaynakları akar.

Dilinden sel gibi Ab-ı hayat akar; soluğun, Mesih’in soluğu gibi
hastalıklara ililç olur.

İki dünya da bir gönülceğiz için var olmuştur; okuyanın
dudağından çıkan “Sen olmasaydın” hadisini duy.

Yoksa varlığın, mekanın, güneşin, Ay’ın, yerin, şu gökkubbenin
Vücudu nerden olacaktı?

Sus, her kılında iki yüz dil olsa da söylesen, gönül, gene de anlatışa
sığmaz.

Mevlânâ Celâleddîn

Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir

Onun mağlubuyum

Oyun tahtasında bu oyundan başkası yoktu.
Oyna dedi; ilave yapmayı ne bilirim?

Ben mevcut olan bir oyunu oynadım;
Kendimi belaya attım.

Bela içinde de onun tatlarını tadıyorum;
Onun mağlubuyum, onun mağlubuyum, onun mağlubu.

Mevlânâ Celâleddîn

Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Yeni Şeyler

Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel 
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş! 
Dünle beraber gitti cancağzım, 
Ne kadar söz varsa düne ait 
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
Mevlânâ Celâleddîn
Çeviri: A. Kadir

Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Ey âşık

ey âşık! Kendine bak da, insanların işine karışma;
şu şunu söylüyor, bu bunu söylüyor, deyip durma!
filan bana diken diyor,
filan yasemin diye çağırıyor, düşüncesine kapılma!
her söze, herkese aldırma; gül gibi kokmaya bak sen.
filan sana kâfir diyor,
bir başkası da sana din adamı diyor…
vazgeç bunlardan vazgeç; gözünü aç!
Allah, sana basiret gözü, gönül gözü vermiş!
öyle bir göz vermiş ki,
senin mahmur bakışlarına karşı Cebrail”in kanadı bile secdeye kapanır.
şekil ve surete bakma!
ey Hak âşığı, neşelen!
seni yükseklere uçuracak kanatların olduktan sonra,
insanlardan sana ne gam var?
ey kendi kusurlarını görmeyip de,
başka insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı!
Allah, senin yardımcın olsun.

Mevlânâ Celâleddîn

Külliyât-ı Dîvân-ı Şems, I, 1972

Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Ne mutlu o güne ki, uçacağım o dosta

Geceleri sözüm bu, düşüncem bu günlerdedir;
Gönlümün cezbesinden gafil oldum nicedir.
Nereden gelmiştim ben ve gelişim ne diye?
Ülkemi göstermezsen bu gidişim nereye?
Niçin yarattın beni; bir derin hayretteyim,
Beni yaratmandaki gayeyi ne bileyim?
Sadece yakînim var en ulvî âlemdenim,
Eşyamı toplayarak oraya gideceğim!…

– Şu toprak âlemine nasıl düşmüşsem öyle-
İki-üç günlük kafes takmışlar bedenime…
Benimle ilgisi yok bu toprak âleminin,
Bülbülüyüm ilâhî, o esrâr bahçesinin!
Ne mutlu o güne ki, uçacağım o dosta,
Ve kanat çırpacağım varmak için yanına…

Zira biri var, biri; söz dinler kulağımda,
Hem söz söylüyor, hem gizlenmiş ağzımda!
Kimdir bu gözlerimden öyle dışarı bakan?
Söyler misin kim, beni gömlek diye giyen can?
Eğer bana yol, konak göstermiyorsan buradan,
Bir nefes dem süremem tende ey ruh-ı revân!
Kavuşma meyini ver, tâ ebed zindanına,
Kırayım her tarafı, sarhoşça, şamatayla…

– Gidemem… İsteğimle gelmedim ben buraya,
Getiren götürecek, o güzel vatanıma…
Kendiliğimden şiir söylediğimi sanma;
Tek kapı bile çalmam uyanık olduğumda!
Eş Şems! Eğer yüzünü gösterirsen sen bana,
Bu murdar teni kırar, atarım bir tarafa…

Mevlânâ Celâleddîn
Çev. Şehrazad Şehzadeoğlu

Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Bilemezsin

Bilemezsin
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı…
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su …
Düşündüğüm her şey
Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!…

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

Çeviri Şiirler, Deneme, Mevlânâ Celâleddîn

Beş Vakit Namaz Eşliğinde Yaşam

SABAH NAMAZI

Vakit seher? 

Zamanın rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. 
Gün doğuyor yine ve yeniden. 
Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. 
Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin. 
Hatırla ki, Rabbin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi. 
Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni. 
Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.
Şimdi seher vakti. 
Sıyrıl gafletin gecesinden. 
Sehere aç gözlerini. 
Rabbine aç kalbini. 
Uyan. 
Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. 
Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini. 
Herkesin O’nu unuttuğu anda an, kalk! 
Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin. 
Şimdi sabah namazı vakti…

ÖĞLE NAMAZI

Vakit öğle… 

Güneş göğün en yüksek noktasında. 
Tıpkı gençliğin gibi. 
Şimdi gün de bir delikanlı. 
Heyecanlı ve telaşlı… 
Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç akşam olmayacakmış gibi… 
Oysa, güneş şimdi batmaya başladı. 
Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı. 
Akşama akıyor ışıklar artık. 
Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazândır.
Vakit öğle… 
O kadar gürültü var ki ortalıkta. 
Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. 
Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. 
Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna. 
Kalbini sonsuzluğa bitiştir. 
Alnını secdeye değdir. 
Şimdi öğle namazı vakti.

İKİNDİ NAMAZI

Vakit ikindi. 
Gün ihtiyarladı. 
Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. 
Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. 
Güneşin saltanatı bitmek üzere. 
Zevale akıyor ışıklar. 
Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. 
Tenin soluyor. 
Gözlerinin feri çekiliyor. 
Öbür kıyısındasın artık nehrin. 
Güz yaprakları gibi. 
Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
Rüzgârı bekliyor gibisin. 
İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın. 
Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. 
Şimdi ikindi vakti. 
Secdeye koy alnını. 
Zamanın Sahibini selâmla. 
O’na konuş, O’nunla konuş; dualarını fısılda. 
Sonsuzluğa tutun hece, hece. 
Şimdi ikindi namazı vakti.

AKŞAM NAMAZI

Vakit akşam. 
Gün ölmek üzere. 
Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. 
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. 
Kara kefenini giyiniyor gün. 
Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. 
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. 
Ömrünün ışıkları solacak. 
Hayatının perdesi çekilecek. 
Dudaklarında donacak gülüşün güneşi. 
Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak.
Şimdi akşam. 
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, 
sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. 
Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet. 
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. 
Hatırını yalnız O bilecek.
Sen de O’nu an şimdi. 
Şimdi akşam namazı vakti.

YATSI NAMAZI

Vakit Yatsı. 
Gün çoktan öldü. 
Güneş ışıklarını topladı. 
Gece hükmediyor âleme. 
Güneşin saltanatı bitti. 
Işıklar tükendi ufuklarda. 
Renkler ellerini çekti eşyadan. 
Gül soldu, gün soldu. 
Göğe yöneldi gözler. 
Hatırla ki, sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. 
Bir adın kalacak geriye. 
Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. 
Belki o da unutacak.
Düşün ki, unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine. 
Yokluğuna çoktan alışılmış. 
Unutuluşun hepten kanıksanmış. 
Kimsenin özlediği bile değilsin artık.
Hatırla bunları. 
Hatırla ki, çoklarının seni unuttuğu bu gece, herkesi unutup sen de O’nu hatırla. 
Çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, 
Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan. 
Evet işte. 
Şimdi yatsı namazı vakti.
Mevlânâ Celâleddîn
Çeviri Şiirler, Hayali Cihan Değer, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Bulandırma da su durulsun

Şimdiye kadar böyle hareket ettin durdun,
artık böyle harekette bulunma, suyu karattın, daha ziyade karartma!
Bulandırma da su durulsun, o suyun içinde ay ve yıldızları tavaf eder gör!
Çünkü insan, ırmak suyuna benzer, bulandı mı dibini göremezsin!
Irmağın dibi incilerle, mercanlarla dopdolu…
Sakın bulandırma, o saf ve durudur.
İnsanların canı havaya benzer,
tozla karıştı mı gökyüzünde perde olur, gökyüzünü göstermez.

Mevlânâ Celâleddîn

Çeviri Şiirler, Hayali Cihan Değer, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

Söz uzar, kesmek gerektir vesselam…
Duy feryad etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.
Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.
Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.
Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?
Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.
Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!
Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.
Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.
Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.
Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?
Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.
Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.
Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!
Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.
Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.
Mevlana Celaleddin Rumi