Kızım, Mehmet Akif Ersoy, Şiir, Türk Şiiri

Hakkın Sesleri / Âyet Meâli (Neml, 52)

“İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!..” 
(Kur’an, Neml, 52)

Geçenler varsa İslâm’ın şu çiğnenmiş diyârından;
Şu yüz binlerce yurdun kanlı, zâirsiz mezârından;
Yürekler parçalar bir nevha dinler reh-güzârından.
Bu mâtem, kim bilir, kaç münkesir kalbin gubârından
Hurûş etmekte, son ümmîdinin son inkisârından?

Evet, son inkisârından ki yoktur cebrin imkânı:
Batıp gitmiş nazarlar beklemekten fecr-i nâzânı !
Nasıl, ey yolcu, bin lâ’net gelip ezmez ki vicdânı;
Dudaklar, çâk çâk olmuş, içerken zehr-i hüsrânı,
Uzaktan baktı -koşmak nerde!- milyonlarca yârânı!

Bu ıssız âşiyanlar bir zaman candan muazzezdi;
Bu damlar böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi;
Şu kurbağalar seken vâdîde ceylânlar koşup gezdi;
Şu coşmuş, ağlayan ırmak ne handan gölgeler sezdi;
Bütün mâzîyi bir tûfan, fakat, hep boğdu, hem ezdi!

Vefâsız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefâ yok mu?
Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir ziyâ yok mu?
İlâhî kimsesizlikten bunaldım, âşinâ yok mu?
Vatansız, hânümansız bir garîbim… Mültecâ yok mu?
Bütün yokluk mu her yer? Bâri bir “Yok!” der sadâ yok mu?

* * *

Gitme ey yolcu, berâber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!..
Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan
Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!
Bu ne hicrân-ı müebbed, bu ne hüsrân-ı mübîn…
Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin!
Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:
Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!
Bereden reng-i hüviyyetleri uçmuş yüzler!
Kim bilir hangi şenâatle oyulmuş gözler!
“Medeniyyet” denilen vahşete lâ’netler eder.
Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler!
Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden!
Nice başlar, nice kollar ki cüdâ cisminden!
Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkat;
Sonra, nâmûsuna kurbân edilen bunca hayat!
Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!
Göğsü baltayla kırılmış memesiz vâlideler!
Teki binlerce kesik gövdeye âid kümeler:
Saç, kulak, el, çene, parmak… Bütün enkâz-ı beşer!
Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!
İşte bunlar o felâket-zedelerdir ki, düşün,
Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!
Müslümanlıkları bîçârelerin öyle büyük
Bir cinâyet ki: Cezâlar ona nisbetle küçük!

Ey, bu toprakta birer na’ş-ı perîşan bırakıp,
Yükselen mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp;
Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var…
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayâsız yüzüne!
Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

Hele i’lânı zamanında şu mel’un harbin,
“Bize efkâr-ı umûmiyyesi lâzım Garb’ın;
O da Allah’ı bırakmakla olur” herzesini,
Halka îman gibi telkîn ile, dînin sesini
Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün!..

Yine hicrân ile çılgınlığım üstümde bugün…
Bana vahdet gibi bir yâr-ı müsâid lâzım!
Artık ey yolcu bırak… Ben, yalınız ağlayayım!

22 Safer 1331
17 Kânûnisânî 1328
(30 Ocak 1913)

Mehmet Akif Ersoybirak-beni-yalniz-aglayayim

Kızım, Mektup, Şiirdir Baba

Kız çocukları kuş yavrularına benziyor. Doğdukları yuvada anne-babalarının gözetiminde hızla büyürler. Zamanı gelir kanatları ile uçma denemelerine girişirler. Kısa bir süre uçarlarsa da yine yuvaya dönerler. Nihayet o gün gelir ve bir daha dönmemek üzere uçup giderler.

İnsanın yavrusunun bir farkı, yuvadan uçsa da ailesini ve yuvasını unutmaması, o yuvanın her zaman yuvası olduğunu bilmesi sanırım.

İki yıl önce kızımı üniversiteye yolladığımda kendisine şöyle dediğimi hatırlıyorum, ‘kızım bugün seni bu yuvadan okuluna yollarken seninle biraz da vedalaşıyorum. Çünkü sen bu çıkışınla yuvandan da çıkmış oluyorsun. Yoo üzülme! Üzülmen için demiyorum, bu işin doğası böyle, 2 yıl sonra gelecek ve kısa bir süre sonra da ya iş ya da evlilik nedeniyle çıkıp gideceksin.’

Rahmetli babamın benim için 3 defa ağlamasına şahit olmuştum: İlk hatırladığım sünnet olurken; kirvemin kucağında ağzıma lokumlar tıkılırken babamla babamla göz göze gelmemle ağlamaya başlamam bir olmuştu; çünkü babam ağlıyordu, bir terslik vardı ve bu benim de ağlamam için yeterli bir sebepti.

İkincisinde 20 yaşındayım; yaşayıp yaşamadığıma dair endişeler yaşattığım iki yıllık bir ayrılık sonrası bir akşam, açık dış kapıdan avluyu geçip odanın kapısını açıyor ve sessizce odaya giriyorum. Yer sofrasındaki annemin sırtı kapıya dönük, babam tam karşımda, elindeki kaşığı ağzına götürürken göz göze geliyoruz. Lokmalar boğazında düğümleniyor ve “Ahmedim!” deyip sessizce ağlamaya başlıyor. Ne olduğunu anlamaya çalışan annem arkasını dönüyor ve beni görmesiyle o da “Oğlum!” diye hıçkırarak ağlıyor. Bende sofraya oturuyor, elime kaşığı alıp gözyaşlarına eşlik ediyorum.

Son olarak evlendiğim gün; tören akabinde kolumda eşimle evden içeri girerken bir kenarda babamın ağladığını gördüm. O an bunları sevinç gözyaşları sandığım için bu defa ağlamayıp tebessümle geçiştirdim.

Günlerdir boğazım düğüm düğüm. Kısa kısa ağlama nöbetleri geliyor. Yaz yağmurları gibi görünüyor ama içimde fırtına bulutları, gök gürültüleri ve şimşekler. Hazırım diye bir şey yokmuş. Her fırsatta bu yeni evliliğe, bu yuvaya dair acemice dualar: Rabbim kadelerini güzel eyle, sevdir. Birbirlerine olan muhabbetlerini artır. Sofralarına bereket, hanelerine huzur ver. Hayırlı ve salih evlatlar nasip et. İlâ âhir…
babalar-ve-kizlari

Kızım, Şiir Gibi

Bugün babaannem ilk defa uzun uzun ölümü anlattı bana. ‘Ölüm Allah’tan, sabırlı güçlü olmak lazım’ dedi. Kendi ölümüne beni hayattayken hazırlamaya çalıştı. Ağladım ağladım ağladım, çok ağladım. Uzun uzun sevdi. Aklıma sen geldin. Birkaç yıl önce yola çıkınca mesaj atmıştın bana. ‘Hepinizi son görüşüm olabilir diye düşünerek sarılıyorum kapıdan çıkarken’ demiştin. Bende bugün öyle hissettim işte.babaanne

Hayali Cihan Değer, Kızım, Leman Nese Koyutürk

ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin
                                           

ingilizce kursundayım baba açamadım pardon, sadece ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin demiştin ya, ne kadar haklı olduğunu söylemek istedim. evinde odanında sesizleşiceğini biliyodumda her gün saatin tik tak sesini duymak çok garipmiş

                                                       

Deneme, Hayali Cihan Değer, Kızım

İyi geceler

Niye bilmiyorum ama seni düşününce hep gözlerim doluyor. Sende de öyle oluyor mu tontonum? İlerde bir gün okul, iş, evlilik bi şekilde senden ayrı olacağımı bilmek nasıl bir hüzün bilemezsin. Ben büyüyorum baba.  kucağına alıp sevemeyeceğin kadar büyüyorum git gide. Ne kadar korkunç değil mi? Sen git gide benim oranı buranı sıkarak sevemeyeceğim kadar yaşlanıyorsun. Seni sımsıkı basarak sarılmaya kıyamayacağım kadar yaşlanıyorsun git gide. Babaammm seniii nasıl çok nasıl delice nasıl kıyamayarak seviyorum bir bilsen. En değerlimsin sen benim grı saçlım. Seni çok seviyorum. İyi geceler.

                                       
                                           
Deneme, Hayali Cihan Değer, Kızım, Leman Nese Koyutürk

leman neşe koyutürk

Hani bazen ağlıyosun ya böyle hıçkıra hıçkıra hatta hiçbir sebep yokken,durup dururken ya da sıkıntıdan, o sıralar elimden hiçbir bok gelmiyo, nedense sadece sana, göz yaşlarına, bi de ağzından çıkan kelimelere bakmak geliyo içimden sadece ama sadece, belki ağlarsan acın diner diye ya da sana bakınca 18-19 yaşlarımda ben de böyle olursam, aklıma senin hallerin gelsin diyedir.. ama hala mantıklı bi neden bulamadım. Acın diniyomu ağlıyınca, ya da seni sakinleştirince, ya da bişeyler içince, ya da sana sarılınca bende ağlayınca veyaaaa dün olduğu gibi ACILI AMA ÇOOK ACILI Bİ ÇİĞKÖFTE yiyince mi tamam cevabı duyuyorum ben ♥

Baba Şiirleri, Deneme, Hayali Cihan Değer, Kızım

Son Buluşma

Sanki son olduğu belliydi.. Uzun zaman sonra ilk kez gerçek bedeniyle karşı karşıyaydım. Tahmin ettiğim gibi yüz hatlarını unutmuştum.. Sadece o mükemmel ayrıntısız görünüşü aklımdaydı. Şapkası, her şeye rağmen hastalıksız gibi duran bedeni, insanın içini titreten gözleri ve güvende hissettiren elleri…

Hafızamda geriye doğru bakarsak; dedem hiçbir zaman kötü biri gibi kayıtlara geçmemiş. Hep iyi, sevecen, sıcak kanlı.. Karşılaştığımız anda da öyleydi gözümde… Benim bitanecik dedemdi. Odaya girdiğim an “Ayşe’n geldi hacı dede” dedi bir kadın. Sonra dedem ağır bedenini bana çevirip gözlerime bakarak “Ayşe’m” dedi. Ne diyerek karşılık verebilirdim ki? Karşımda ki bir yabancı gibiydi… Dede diyebildim gerisi gelmedi… Aslında ona söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki. Görüşmediğimiz 13 sene içinde anlatacak çok şeyim olmalıydı, ama olmadı.

Babam ellerine kapanıp “affet” dedi suçluymuşçasına.. O da cümlesini devam ettiremedi ellerine kapanıp ağladı! Bir baba ağlar mıydı ki? O gün uzun süren ayrılığın ilk ve son buluşmasıymış meğer. Bir daha yanına gidemedim. İstanbul’a döndükten 3-4 ay kadar sonra eve geldiğimde muhteşem bir sessizlik vardı. Her zaman ki deli dolu halimle salona dalıp “bu ne ölü evi gibi yaa” dedikten sonra annem “deden…” dedi. Anlamıştım! Evimiz ölü eviydi! Dedem ÖLMÜŞTÜ. Oysa ben daha ona doymamıştım. O saf kokusu bende bağımlılık yapmıştı ve benim o kokuyu tekrar içime çekmem gerekiyordu! Ölmüş olamazdı! O gün uyandığımda dedemin ölüm haberini alacağım aklıma gelmezdi… Ölümü ilk kez bu kadar yakınımda hissetmiştim. Fazla yakınımda! Her gün biraz daha alışmış olarak uyanıyorum yokluğuna. Ama hiçbir zaman tamamen alışmış olarak değil! Hala aklımda ve kalbimde… Seni çok özledim dede…

Ayşe’n