Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Bana Ayrılıktan Bahset!

Bana bir sevginin nasıl bittiğini anlatma
Ardı sıra nasıl acı çektiğini de…
Bana ‘acı seni inceltti mi kalınlaştırdı mı’ onu anlat?

Giden odur ve kırılan senin dizlerindir bilirim ama
Bana kırık dizlerinle ekmeğinin peşine nasıl düştüğünü anlat…

Nereye baksan onu görüyorsundur sen şimdi
Ama varlıkta onsuz ne görüyorsun, onu anlat…

Bana kalbinin nasıl kırıldığını değil
Kırık bir kalple neye dayanıyorsun, onu anlat…

Nasıl tanıştığınızı nerede başladığınızı değil
Ayrıldıktan sonra ilk kime gittin, onu anlat…

Özel günlerinizi, sevgi sözlerinizi değil
Gelecek günlerden ne ç/aldınız ve geleceğe ne k/attınız, onu anlat…

Ayrılınca dağılmak, kaybedince ağlamak kolaydır
Gülüyorsun ya bazen herkes gibi bir şeylere, işte o şeyler ne, onu anlat…

Anlat çünkü aslolan ayrılmak değildir
Anlat çünkü ayrılmak kavuşmanın besmelesidir.

Bilmez misin, hayat ayrılışlarla örer duvağını bir ömrün

Öyleyse durma haydi

Bir yaradan bir yârla nasıl geçilir,
Bir yârdan bin yarayla nasıl, işte onu anlat….

Kadir Bal
Kıztaşı- İstanbul

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Hoşgeldin / Erkekler sessiz Ölür!

Hoşgeldin..

Söyleyeceklerini susuyorsun, ben sustuklarımı konuşuyorum
Düştüm. İnkar etmiyorum.
Düştüm,hayaldim,sanıydım…
Gerçekler ellerimi kesti.
Sardım kendimi!

Yola çıkalım,haklısın.
Gidelim,
uzaklara değil,yakınlara…
Biz uzakların değil yakınların külleriyiz
Ve kaybettiğimiz biraz da gözümüzün önünde(ki)ydi

Dudaklarıma tabut çaktım.
Hayatı biraz da ölüm alfabesinden konuşabilmek için
Unuttuk, herşeyi hatırladık ama bir şeyi unuttuk!
Ölüm bir bitiştir bitmeyen yalanların başlangıcında.
Ben unutmak istemiyorum,ölürken bile
Hafızamı yanıma gömün!Vasiyetimdir!

Hoşgeldin.

Hep bu zamanlarda geliyorsun
Ellerim kan revan içindeyken yoksun
Kışları geliyorsun
Siyah diyorum rüyalarımda hep
Arkadaşlarım yumruklarımı ısırdığımı ve konuştuğumu
dişlerimi kırarcasına gıcırdattığımı söylüyorlar..
Ben sabahları ağzının kenarında kanla uyanan
Bana yırtık uykular reva gören kim?

Çabuk dost olduğumu ve sevdiğimi söylediler bana
Bir saniye sonramız garanti değilken
Açmasa mıydım bahçesini kalbimin
Tel Örgüler mi çevirseydim gözlerime
Dikenli Böğürtlenler mi ekseydim dilimin düğmelerine?

Hoşgeldin.

Gideni kolay uğurlayan
Geleni heyecansız ağırlayan ve uzun uzun susan bir adama döndüm
Çocuk değilim artık.
Yüzümün coğrafyasından anlarsın bunu
Mazlum ama direnen, ölen ama köleleşmeyen bir mazlum
Ama kendi sesinde çocuklarını emziren bir kadınım da…ağlamayan!
Erkekler ağlamaz; çünkü sessiz ölür erkekler…

Hoşgeldin

Kutsal buluyorum artık işportayı
Kalabalıkların kusulmuş elçileri satıcılar
Dönülecek bir evin olması…herşeye rağmen!

Benimse kendimden başka dönecek bir yerim kalmadı
Geceleri tavaf ediyorum gözlerimi
Ateşte unuttuğum çaydanlığıma sarılıyorum
Ben çaylarımı hep soğutup içiyorum
Kendimi babası olmayan çocuklara oyuncak niyetine versem
Bağışlanır mı ruhumun vasıfsızlığı?

Hoşgeldin

Beni İstanbulda buldun bu üç oldu
Üçtür kendimi güneşe çıkartıyorum
Orospuların,Babaların ve işçi çocukların ayaklarıma dolandığı Taksim’de
Ağa camiinin karşı sokağından gir,Gazeteci sokağında köşedeki masada olacağım
Gelen geçen herkese bakarken bulacaksın beni.
Gecenin bir yarısı döndüğüm sefa(sız)köy’ümde bodrum katında bir bekar dağınık örgüt!
Biraz Cem Yılmaz, Biraz yurtsever bir Vanlı’nın öfkesi..
Biraz din…biraz militan…biraz ahmet kaya!
Biraz fason…yevmiye..ve ellerimi kira yerine uzattığım ev sahipsizliğim!

Hoşgeldin

Sen geldin yağmur yağdı
“Islanmış mı” diye baktım damlalara…
Aynada saçlarıma baktım en çok ta beyazlarıma…
Aynamın karşısında bir ayna daha koydum
Arasına geçip kendimi on parçaya bölüyorum
Bir tren gibi uzuyor parçalarım
Bazen kendimi bir Yol sanıyorum
O kadar çok geldim ve geçtim ki kendimden…
Bir insan kendisinin bekleme salonu olursa en çok kimdir beklenen?
Bekledim…Ama hiç gelmedi…(m)!

Hoşgeldin

F tipinden iki mahkuma yazdığım gecelerde
Birine Allah’ı diğerine Kalbimi anlattığım uzun gecelerde
Kaç yüz kelimeyle sustuğum bir mumun alevinde
buldun beni…
Gülümsedim sana sağ yanımdan
Sana hiç değişmedim gibi gelmişimdir oysa ben çok değiştim
Dostlarımı sevdiklerimi ve kendimi
Bir yılan sabah namazlarımda ben tam da secdedeyken
Parmak aralarıma bırakıyor gömleğini…
Değişiyorum işte!hep aynı gömlekleri…ve duaları…

Hoşgeldin

Ben iyi ölmek istiyorum
ben ölmeyi iyi istiyorum
ama iyilikler üzerine…
ne olur ellerini çekme başımdan olur mu?
saçlarım çok acıyor,
Keşke bir parça İsa olsaydım, tükrüğümü sürseydim ellerime
dokunduğum her yara kapansaydı…
Ölen yanlarıma sarılsaydım

Keşke
Bir Parça İsa olsaydım
ve yüzümü sürseydim yüreğime

A.Kadir Bal

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Bende İnsandım Azize

Ne çok şey biliyoruz hakkımızda Azize
Yüzün ki benim ülkemdi: dilim dağlarım ve nehirlerim

Bir gün kovuldum gözlerinden
Saçlarının arasına sığındım.
Saçlarını yakmaya geldiler

Gitmek zorunda kaldım.

1)

Yara içindeki ayaklarımı saklardım senden
Bilirdim ki sen öpersen hep yaralarımdan öperdin.

Kızardın hep,
ellerime vururdun,

“kirlisin” derdin, “pasaklım benim”
annem gibiydin.

ama annemden önce dostumdun
ama ondan da önce sen sendin Azize

Amener Rasulu okurlardı bize
Oturur dinlerdik.
Sonra gider karıncaları inlerdik
Unutmadım azize
Kalbimi alıp, ta Allah’a fırlattığımdan beridir
Unutmadım!
Amener Rasulu okurlardı
“Sadakallahulazim” der sararırdık.

“Herkes bir birine acı çekerek gelir” derdin Azize
öğrendim: herkes acı çekerek gelirmiş

alır bir acıyı çeke çeke getirirmiş…

Bir memen benim ağzımda diğer elin kan?
Çözemiyorum, hep aynı rüya…

2)

İnsan olmak nedir Azize?
Bunu senden ayrılınca anladım
İnsan olmak: inleyebilmekmiş bir köpeğin gözlerinde!

“Ağlıyor musun?” diyeceksin
Evet!
Azize dostumdu benim
Bahçemdi.

Şehrim değildi mesela
Kavgam değildi
korkularım hiç değildi
bunca apartman
ve bunca meydan
ve bunca sır hiç değildi.
nasıl küsüp gittiysem artık
nasıl bulaştıysam başka ellere
ve nasıl yapıştıysa yakama birileri
ben de bilmiyorum ki neredeyim kimler leyim?

Bırakın Azizeye gideyim
Bırakın bir kere Azizenin dizlerinde öleyim
siz bilmiyorsunuz
Azize konuşmaz
Azize sormaz
Azize “neredeydin” bile demez
Siz bilmiyorsunuz
Azize çoktan ölmüştür.

Oturmuş cesedinin başında beni bekliyordur
ben gelmeden gömmez bedenini…

Bir savaş meydanı götüreceğim ona göğsüm diye
Bir heba götüreceğim
Bir israf

Azize hep “yaşımız geçti” diyecek
keşke ömrümden versem Azizeye

Gidip borca ömürler alsam onları da versem
Bilsem ki Azize şirin kalacak
Bilsem ki saçları hep uzun…

3)

Bir zindanı da özgürlük diye kesmişler…
İstanbul bir hükümmüş anladım

Hep aynı ağızlar…
Herkes adalet istiyor
herkes mazlum ve herkes haklı
bu nasıl bir cehennem kardeşliği?

Azize bilseydi halimi
“çık gel” derdi
“bırak gel”
Azize bilir dağınık saçlarımı
hiç taramadığımı…
ütüsüz bir gençliği başıma sardığımı…

4)

(Azize
Ölüyorum!
Neredesin be!
Çağır beni hemen yanına
Bul beni
Karşılaş benle
Çünkü öleceğim.)

O kuşlar
nasıl geçip gittiler içimden
Bunu söylesem sana tutup içindeki kuşları vereceksin biliyorum
Bir kanadım kırık desem tutup kanadını kesip vereceksin biliyorum
Ben bir denizden geçmek için bir denizi içmeye imtihan giydim
Gökyüzünü giyinirken yeryüzünden soyunduğumu söylesem
Biliyorum tenini soyunursun önümde…

5)

Ben sana yalan söylemedim
Ama yalanlar içinde kaldığımı da söylemedim

Ben seni terk etmedim
Ama beni neyin terk ettiğini de sana söylemedim.

Hayır! feryat etmiyorum
Hayır! yardım da istemiyorum
Hayır! elimden de tutma
Öleceğim sadece
Kulağına bir şey söylemem lazım
Kulağına demem lazım ki: “Ben de insandım Azize!”

Kayıpkentli
Kıztaşı-Fatih

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Son taşı günahı olmayan atsın Azize

Bir Gün Azize’ye
“Gel kaybolalım… Kaybolalım ve bizi bulamasınlar!… Kaçarak ve saklanarak değil; ortaya çıkarak gayb olalım!” dedim.

Ama Azize kaybetmeyi seçti. Elindeki her şeyimi kaybetti Sonra da ellerini…

Öyle çok aradım ki onu. Ülkemde çocuklar büyürken… Azize yanında hayatımı da alıp gitmişti.. Şimdi karşımıza haya/t değil tecavüzler çıkıyor.

1)

Cehennem ateşleri Pozantı’yla tutuşturulurken
Azize’nin yolu cennetten geçsin diye oturdum bir kızla büyüdüm!
Annesiyle büyüyen kızların saçlarına ay yaşlar basarmış!
Babasız büyüyen kızlarınkine ise ayyaşlar…

Büyüyünce gözlerini gözlerime bir düğme diye dikip
“Nereye gideyim baba” diye sordu bir gün

“Sen hayata aitsin
Git, istediğin yere git kızım
Git hayatı çalınmışlara…
Yaşa, sev, çoluk çocuğa karış
Benim bilmediğim bir yerde de öl!
Sen bana değil hayata aitsin çünkü…”

diye
yırttım verdim gözlerimi ellerine!

Azize…
Senin yırtılışını sakladım.
Bir yaprak koydum önüne resmin diye…
Solacak ve düşecekse de kendi dibine düşer en azından…

Plastik aşklar dünyasında yapraklar yapmadır.
Bulaşmasın insan eli değmiş hiç bir kalbe diye
-O kadar yapma demiştim halbuki.
… sana, o kadar!-

Şimdi sana benzeyen bu kıza verdim gözlerimi.
Artık kimin sen olmadığını bile bilemeyeceğim Azize…

2)

Ah Azize, senden sonra kimin hayatına eşlik edebilirim ki?
Konak’ta mumlu bardaklar sattığım ellerime ağlayan bir köre
hayatı sordum:
“Hayata bakılmaz, ellerinle tutamazsın”
“Gözlerinle göremezsin
Bırak herşeyi
Bırak
Sadece derin bir nefes al
Tarihe ilerle” dedi.

Ah, insanın gerçek tarihi yaşanmamış olanmış Azize
“Unutursan intikam olur, hatırla” dedi “hep!”
“Hatırla…
Hatırlamak öldürür” dedim.

Bunca hatıra bir silaha dönmüşken
Ah Azize…
Tetiği olduğum bir topallayışla iniyorum şimdi unutuşlar mahzenine…

Her yer karanlık!
Herkes karanlık!

Kaç el sıkıp da kafama ölmediğimi bilirim
Ölmüyorsa bir insanın içinde diğer insan
Ölsen de içinde bir can hala nefes alırmış,
İçime seni çekerken burun deliklerimi çatlatırcasına
Dışıma da öyle veriyorum kendimi ciğerlerimi kusarcasına…

3)

Bir zihin yerinden kalkmadan beden nereye gidebilir?
“Hicret et” diyorsun Azize!
Götürebildiğim sadece bedenim
“Geride kalan aklıma sen sahip çık Allah’ım”
Bunca mültecinin ortasında
Karısını özleyen bir Afrikalıya yüzünü soruyorum.
-“Dünyanın en güzel siyahı” diyor…

Utanıyorum tüm beyazlardan…
Devletlerden
ve
ellerimden…

Kumkapı-Kurtuluş arasındaki esnaf lokantalarında ömrümüzü veriyorlar tabakta
Polislerin Travestilerin ve Mültecilerin arasında Azize
Oturup ömrümüzü yiyoruz.

Şimdi ezanları okunan bir İstanbul’dan Şam’a kadar koşup
Bütün zindanlardaki erkek çocukların annelerine
Kocalarınıza kiraladığınız aklınızı
başınıza alın çocuklarınızı ve kesin saçlarınızı
ve toplayın şehirlerin ortasında
Yakın!
Babalar da bıyıklarıyla beslesin ateşleri!

Bu taşeron İstanbul cehennemine odun olan Anadolu!
Sen dağılmadan dağılmayacak kalbimin Rabbi…
Rabbim yanıyor şantiyelerde,

Allah’ım Allah’ım sana inandıkça her yer çil çil cami
Her yer kimsesiz gariban ve burası mı sana kılınan secdeler?
Al alnımı geri…
Taşıyamam!

Secde özgürlerin işidir…
Köleler secde etmez; isyan eder!
Şimdi yeryüzünde okunan tüm ezanlar Allah’a çekilmiş kılıçtır!
Bize şehirleri tutacak elçiler değil, bize şehirleri yakacak Peygamberler gönder!

4)

Ah, şaşkın Azizem benim.
arkandan Seâli ateşleri yaktım
Ahali önünde günahını gömdüm haykırarak

Peki beni şimdi kim affedecek?
Öyleyse ilk taşı sen…
Son taşı ise günahı olmayan atsın Azize !

Kayıpkentli…
Kıztaşı-Fatih

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Dinle Azize

Azize geldi

Hüznünü eteklerinden döktü önüme
“Ben yaralıyım” dedi

Yaralarımı sakladım gizlice…

“Dostum olduğuna yemin et” dedi
Etmedim , kırıldı!
Gerçek dostlar yemin etmezler azize…
Gerçek dostlar ne diyorsa o’dur.
Gerçek sevgililer yemin etmezler.

Bana sarılarak ölür müsün? dedi azize
Sana ölene kadar da sarılırım dedim
Ama istersen sana
Kollarını kullanmadan sarılmasını da öğretirim.
.
.
.
.
.
1)

Bak azize!
Senin dikenlerin var
Kim yaklaşsa yaralanıyor
Uzaklaşsa sen üşüyorsun
Sen aslında kırmak istemiyorsun
Ama onlar seni bunaltıyorlar.
Sevgileri ile…
Özlemleri ile…
Üzerine geliyorlar…
Kendisi olamayanların sen olmak istemeleri…
Kendisine sahip olamayanların seni sahiplenmeleri yoruyor seni
Sonra kızıyorlar sana
Bencil olmakla suçluyorlar
Benliğini bize ver diyorlar…
Benim benden başka kimim var diyorsun
Kimse yok azize..
Senden başka kimse yok…
O yüzden mezarlar hep tek kişiliktir…

2)
Azize
Göğüs kafesime başını koyup ağlayan bir kalbim var benim
Ne mutlu yaslısın
Teselli edecekler seni…

ben hayatın tadı tuzuydum
ama tuz ya tadını yitirirse?
Bütün diller sana sabrı anlatır,müjdelenirsin…
Bana dokunan bir dil bir daha döner mi sanıyorsun?
Beni düşün ve tuz azize…
Beni düşün ve sus…

3)
Doğruları dininde arama…
Dinini doğrularda ara azize..

Çünkü beni yargılayanlar seni de yargılayacaklar
Kitabını sana karşı haykıracaklar
O zaman anlayacaksın sürülmek nedir kendi Tanrından…

Sen tanrını her zaman kendinle götür
Unutma İnsan iki tanrıya birden kulluk edemez..
Ve iki kere yaratılmaz insan…

4)
Bazılarının üzerine doğar güneş
Bazılar ise doğmak için güneşi bekler

Sabah olunca uyananlar
Biraz da akşam olunca uyuyanlardır

Ben geceleri ayakta
Gündüzleri karanlıktayım…

Çünkü ışık içime giren değil
İçimden gözlerime vurandır…

Gündüzleri baktığın gözler neden karanlık anlıyor musun?
Çünkü onlar güneşi dışarıda arayanlardır..

Ah azize
Gözler mi kör olur yoksa kör olan kalpler midir?

Ağzını değil yüreğini tut azize
Çünkü insan ağıza girenle değil…
ağızdan çıkanla kirlenir…

5)

Seni bu şehrin ortasında neden sevdim biliyor musun?
Ve bunu sana neden söylemedim?
Boşver azize…
Seninle aynı cennete gitmek yeterdi bana…

Bak ellerime..
İyi bak
Köprü altlarına tinercilere ve evsizlere bıraktığım bu elleri
Sanma ki sana uzatmadım
Ben sana ellerimi uzatmadan da tutunurum azize…
Ben sana gözlerimi çevirmeden de bakarım
Ben sana ıslanmadan da ağlarım…

Ben bir yaprağın düşmesinden öğrendim azize
Bir suya düşüp te dalgalandırmamayı…

Ben yere basarken bile utanıyorum
İncitir miyim diye toprağın başını…

Sana bakmaktan vazgeçişimi ne sanıyorsun?
Gözlerine bir kez baktığımda kör olmayı seçtim

Kızma bana
Bak insanlara
Her gün baktıkları onca şeye nasıl körler?
İnsanın bakarken görmemesi mi acıdır?
Gözleri olmadığı için görmemesi mi?
Ben acı olanı değil, sabır dolu olanı seçtim…

Ben gözyaşlarımı sildiğimde, avuçlarıma gülümseyen yüzün çıkıyor!
Ben sana daha ne diyeyim azize?…

6)

Kaybolanları soruyorsun bana, ah!
Bulamadıkları için değil ama azize.
Bulduklarında aradıkları şeyin çoktan başkası olduğunu anladıklarında..

Sen yola kendin için çıktığında
Kendin diye karşına niye başkaları çıktı biliyor musun azize?
Çünkü sen kendin diye başkalarına sarılmıştın…

Bu yüzden başkaları seni sevmediği için üzüldün
Beni bıraktılar dedin
Beni kandırdılar
Hayır azize
Onlar seni sana bıraktılar
Kaldın mı bir başına?
Bu bir yalnızlık sanma…
Bu bir kavuşmadır…
Bütün terk edilişler insanı kendine bırakır..

Gidenin peşinden delice koşanlar
Aslında kendinden deliler gibi kaçanlardır…

Ben bu yüzden seninle değil kendimle kaldım azize..
Ben seni, sevdim çünkü!
Senin üzerinden kendimi değil…

Mutlu musun azize?
Her nerede ve her kimle olursa olsun?
Mutlu musun?

Bu bana yeter azizim…

Kadir Bal

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Unutmak Azize

Hatırlamamak değildir
Hatıralar kaosudur ki
En çok neyi hatırlıyorsan
En çok neyi unuttuğunun üzerinedir

Ah Azize
Seni artık hatırlamayacağım işte
Sadakat: unutmaktır, sevene

Seven ise: çakılıp kalan değil
çekip gidendir.

İşte şimdi babanı düşün Azize
Bu dünyadan göçende bile aklı sende kalan babanı

Kadir Bal

Kadir Bal, Şiir, Türk Şiiri

Açıkla beni kardeşim

Açıkla beni kardeşim
Uzaklara gideceğim.
Bir tefsirimi yap.
Kendimi okumadan ah ben ne kitaplar okuduysam
Kendimi sevmeden ah ben kimlere vurulduysam
Kendimi tanımadan ah ben kimlerin kapısında?

Olmuyor be kardeşim
Yakışmıyorum ben bu dünyaya
Ölsem de çürüyorum. Yaşasam da

Ah kardeşim
Ayrı ayrı kapılardan girdim, ruhuma.
Aradım beni.seni.onu.bizi.sizi.onları
Yoktum. Yoktun.Yoktu.Yoktuk.Yoktunuz.Yoktular.
Ümitsizim şimdi ta Allah’ına kadar

‘Ümidini kesme Kafir olursun’ diyorlar
Peki ya kafirler ümidini bağlarsa Mümin mi olurlar?

Beni açıkla kardeşim
Uzun zamandır yaşamadığımı söyle
Yeryüzündeki bütün adresleri elimle tutuştur.
Herkese gidecek bir yolcunun aslında kimseye gidemeyeceğini anlat bana
Ne olur ikna et beni.
Söyle: Hâlâ Yaşamalı mıyım?

Bu kadar bahar ne’mize gerek kardeşim?
Bunca gelin neyin kınası?
Ben kimin nişanlısıyım gözüm? Neden siy/ahlar içindeyim böyle?

Kayıpkentli