Anason Kokulu Şiirler, İstanbul Şiirleri, Oktay Rifat, Orhan Veli, Şiir, Türk Şiiri

Kızlar vardır kıvırcık salata gibi
Ağızları burunları kıvır kıvır
Bacak bacak üstüne vapurlarda
Rüzgâr eser oraları buraları görünür
Baktıkça fık fık eder adamın içi

Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u
Bir oynak olur Fındıklı önlerinde
Elimde yüz iğnelik çapari
Poyraz gibi dalarım palamutlara
Altımda Turgut Reis motoru

Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir

Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim

Oktay Rifatrakı-ve-siir

Ahmet Uluçay, İstanbul Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri

beni sen çağırdın
dedin:
ben çiçekleri saksılarda okşadım hep
karlı dağları tablolarda
var olduğuna inanmak ellerimle
ellerinden tutmak isterim senin
beni sen çağırdın
dedin:
gel al, götür beni
bu istanbul’da büyük aşklar yaşanmaz
yalanın, sahteliğin şehri burası,
naylon ekmekler yenir burda
naylon tebessümler, naylon selamlar
naylon kalplerle sevilir burda
beni sen çağırdın
dedin:
ben yerimi buldum artık
kuru ekmeğine hasretmişim yıllardır
sahte güneşlerle aydınlanmıyor içim
gel, al götür beni, gel al, götür
mühr-ü süleyman’ı tanıdım ben
umrumda değil, belkıs’ın sabâ’sı
beni sen çağırdın
sen, istanbul’lu kız, padişahın kızı
ben anadolu’da bir çoban, taa uzak köylerden
ateşle su hikayesi yani
yani bizimki masal, bizimki efsane çok eski tarihlerden
uyanıverdi hülya, öpünce kirpiklerinden
beni sen çağırdın
bir kahramanı çağırır gibi tarih sayfalarından
topraklardan silkindim, mumyalardan çözüldüm
lahidleri devirip attım üstümden
çıkıp geldim elimde asa, ayağımda çarık
çıkıp geldim kenan çobanları gibi kitab-ı mukaddes’den
farzet ben musa, sen bana inanmış
ardımızda firavun’un zulmü, önümüzde deniz
yanımda sen, eteğini tutmuş doğmayan çocuklarımla ben-i israil
hani benimle gelecektiniz
gelmediniz, gelmediniz
beni sen çağırdın
öyle içtendi bu davet, öyle yürekten
ve öylesine susamış, öylesine tertemiz
sana sevgi, sana selam, sana kurtuluş getiriyordum asrı saadet’den
farzet ben ashab-ı kehf’den biri
üç yüz yıllık uykunun mağaralarından çıkıp geldim
geçmedi elimizdeki akçelerimiz

Ahmet Uluçayahmet-ulucay (2)
İstanbul Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri, Yahya Kemal Beyatlı

Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum.
İstanbul ufukta’ydı…
Doğrulduğumuz ufka giderken…
Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar
Yol gösteriyordu.

İstanbul ufuktan,
Sîmâsını göstermeden önce,
Kalbimde göründü;
Özentili kalbimde bütün çizgileriyle,
Binbir kıyı, binbir tepesiyle,
Binbir gecesiyle.

Yıllarca uzaklarda yaşarken,
İstanbul’u hicranla tahayyül, beni yordu.
Yer kalmadı beynimde hayâle.
İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun.
Son yıllarım artık
Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde.

Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde,
Hulyâ gibi engin gecelerde,
Yıldızlara karşı,
Cânanla berâber,
Allah içecek sıhhati bahşetse…
Bu kâfî…!

Yahya Kemal Beyatlıbogazda-yunuslar

İstanbul Şiirleri, Sezai Karakoç, Şiir, Türk Şiiri

Su yerine süs akıyor
Deliklerinden
Eğilmiş ölümsüz ince bilekli
Cariyeler bakıyor

Derinlerden geliyor sesleri

Önünde dokuz minare
Aynalar kadar aydınlık yüreği
Kilise öte yanında yara bere
İçinde kendini sessiz bir oluşa bırakıyor

Değiştiriyor deri

Tramvayın köşeleri sarıdır
Ortasında oturmuş mesut bir sağır
Bütün gün türkü çağırır
Erir çeşmenin iki göz bebeği

Ben o kanlı kızgın
Gözyaşlarıyım çeşmenin

Sezai Karakoçsultanahmet-cesmesi (2)

İstanbul Şiirleri, Metin Eloğlu, Rakı Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri

Bu anıları ayıplamayın
Bu anılar İstanbul anısı
Askerlik mapusane kimsesizlik
Aşk anısı bunlar borç harç anısı

O söyledi genelevde bir dostum var

Hayat usla kavranamaz demiş Heidegger
Ha babamın kuru keli
Ha Fındıkkıran süiti
Bitlerle pireler madamlarla müsüler

Ey Kuzguncuklular

Koltuğumda Ferhat’la Şirin, Allah belâmı versin
Kendimi dar attım Vangel’in meyhanesine
Öldürmez süründürür bir rakı içtim
Üstü kalsın Vangel bembeyaz cekedimin

Ah bu taş gibi denizde sırça gemiler

Vatandaş, kimi aşk insana yaramıyor
Kendini sev, sevme demiyorum
Birini sev, sevme demiyorum
Ama vatandaş

Doğuştan olma padişahlar sonradan olma şairler.

Metin Eloğluanilar

İstanbul Şiirleri, Murat Can Koyutürk, Rakı Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri

Boğuldum karanlık gecelerin serin rüzgârında
Oturdum babamla Karaköy sahile
Denize karşı Ahmet Kaya Arka Mahle
Babamın elinde bi yirmilik rakı
Benimse avuçlarıma düşen bi kaç damla göz yaşı
Girdim onbeş yaşıma
Gittikçe daha çok yaklaşıyorum Deniz Abimin asıldığı yaşa

16.08.2015

Murat Can Koyutürkmurat_koyuturk

İstanbul Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri, Yahya Kemal Beyatlı

Kandilli yüzerken uykularda
Mehtâbı sürükledik sularda.

Bir yoldu parıldayan gümüşten,
Gittik… Bahs açmadık dönüşten.

Hulyâ tepeler hayâl ağaçlar…
Durgun suda dinlenen yamaçlar…

Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gâip bir mûsikîydi sanki.

Gitmiş, kaybolmuşuz uzakta…
Rü’yâ sona ermeden şafakta.

Yahya Kemal Beyatlıkanlica_fotograflari

İstanbul Şiirleri, Mehmed Kemal, Rakı Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri

Buyurun içelim birer kadeh
Güzeldir öğle rakıları efendim
Unutulmaz
Bir kadından söz eder gibi
Utangaç, gizli yasak
Burası Arnavutköy efendim,
Eskiden ne güzel yerler vardı
Bir şilep geçiyor, bir tanker,
Bu Tarsus gemisi bizim
Karadenizden, seferden dönüyor
Sağlığa içelim, iyiliğe
Mutluluğa diyemem, dilim varmaz
Bugünlerde pek mutlu olanımız yok

Bakın denizin mavisi bitti
Çerçöp döküyorlar, ne derler
Çevreyi kirletiyorlar
Görgüsüz oldular çok
İttihatçılardan bu yana
Bet bereket kalmadı
Enver Paşa’nın mı dediniz,
Hayır, Naciye Sultan’ın
Kuruçeşme’deydi bilmezsiniz,
Kömür mezarlığı bütün kıyılar
Tekel mekel, Galatasaray adası
Onlar da öyle efendim,
Hoyrat, ne oldum delisi
Boğaz da kalmadı artık
Beşiktaş’tan başlardı
Bebek de bitti
Ya şu yeni yetmeler efendim
Boğazlı oldular
Yahya Kemal Beyle evet
Dalgın sular, körfez, martılar
Kalmadı efendim kalmadı
Saat başına efendim

Birkaç yunus geçerdi
Ne mi oldu, öldüler

Bilir misiniz efendim öğle rakıları
Yani resimlere benzer gündüz gözüyle
Gündüz gözüyle bakılan
Yeni resimlere inanmazsınız
Bir Asmalımescit meyhanesinde, Pera’da
Biraz küf, mazi, mahrem kokan
Biraz Tünel, Sait Faik, Mösyö Rober
Kimler yoktu buralarda
Kimler gelip geçmedi
En iyisini Fikret Adil bilirdi
Kitaplarında kaldı
Siyah-beyaz bir fotoğraf oldu

Beyoğlu geceleri mi
Kalmadı efendim nerde
Hani karanfilli Ümit Deniz
Her masada bir damla gözyaşı
Her yudumu zehir Cahit Irgat
Hacıağalardan bu yana
Dünya savaşından sonra
Her şey bitti
Yok caddeyi kebir
Banka banka banka
Sakal sakal sakal
Neden mi öğle rakıları
Gündüz gözüyle efendim
Bir kadehin özgürlüğü
Nalçalı kundura uygun adım
İçki, kadın, porselen
Ses, söz, şarkı
Her şey bunadı efendim
Ben de bunadım.

Mehmed Kemal
Öğle Rakıları / Broy Yayınları / İstanbul 1987ogle-rakilari

İstanbul Şiirleri, Nurettin Durman, Şiir, Türk Şiiri

Bulaydım orada bir yerde ortasında şehrin
Ki şehre koşarak gelen adamı da düşündüm
Düşündüm de böyle oldum böyle gün ikindi
Vakit serseri bir kurşun gibi akıp gitmekte
Ben zarif bir halden zarif bir adamdan şiirler
Martılar ne güzel dalıp denize kanat açarak
Bir şairin selamıyla kelamıyla dalgalar.

Sevgilim bu dedim yaşıma başıma bakmadan
Çünkü öyleydi zaten sevgilimdi büyüdükçe
Beraber büyüyünce çocukları büyütünce
Ve tabii bu şehri büyütünce ellerimizde
Ne var ki serseri bir kurşun gibi vakitlerden
Ve vapurlardan, otobüslerden, yokuşlarından
Şehrin kaç yüzü varsa hepsini alıp yanımıza.

Şehri sevdik mi sevdik tabii sevdiğimiz gibi
Bir yağmur ıslanması eski sokak çarpması
Ne bileyim işte böylece geçip gidiyor derken
Evet, geçip gidiyor kalbimizi yaralı bırakarak
Çünkü böyledir hazırlanmaya doğru bir adımla
Eyvallah dedim güzelleşecek sonunda hayat
Eyvallah dedim öleceğiz nasıl olsa.

Nurettin Durman
29 Kasım 2012nurettin-durman

İstanbul Şiirleri, Şiir, Türk Şiiri

Bir vapur geçiyor önünden
Veya bir fırkateyn
Fora etmiş rüzgarları
Kimbilir hangi karşı yakaya…
Gömleğim yok ki ütüleyeyim,
Gayrı-muntazam bir seferdeyim hep,
İçkisiz kalmış bir barmen
Kendini içiyor kendini yazıyor
Karaya vurmuş bir denizde….
Nedense el ediyor deniz kızları
Aşna-fişne bir ölümü hatırlatarak…
Oh olsun!
Sen misin saatlerdir yalnız böyle
Bir balkonun balkonunda oturan!..

Can Yücelcan-yucel-siirleri