Cahit Koytak, Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

“Bize Dua’dan söz et!”

Bunun üzerine de şunları söyledi
Tanrı-Elçisi:

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde
olduğunuz zaman
dua edersiniz;
keşke, neşeyle dolup taştığınız zamanlar
da dua edebilseniz!
bolluk içinde yüzdüğünüz zamanlar da
dua edebilseniz!

Çünkü sizin benliğinizin, sizin
kendiliğinizin,
yaşayan küllî varlıkta açılmasından,
genişlemesinden başka nedir ki dua!

Ve daha huzurlu olmanız için,
içinizdeki karanlıkları,
içinizdeki katılıkları boşluğa boşaltmak
duayse eğer,
daha neşeli olmak için
kalbinizin şafağını dışarı saçmak da
duadır.

Ve içiniz sizi duaya çağırdığında,
ağlamaktan başka bir şey yapamıyorsanız,
sizi mahmuzlamaya devam etmeli içiniz,
ağlaya ağlaya sonunda
gülmeye varıncaya kadar.
Dua ettiğiniz zaman, sizinle aynı anda
dua eden,
ve duadan başka hiçbir yerde, başka
hiçbir halde
bir araya gelemeyeceğiniz kimselerle
buluşmak için
yükselirsiniz, yükselirsiniz,
bulunduğunuz yerden çok yukarılara.

Ve tapınağa sadece birşey istemek
için girmişseniz,
hiçbir şey elde edemezsiniz:

Oraya başkalarının iyiliğini için bile
olsa,
bir şey istemek için girmişseniz
işitilmeyecektir sesiniz.

Çünkü tapınağa girmiş olmanız yeter,
bununla, girmiş olabiliyorsanız eğer, aynı
zamanda,
sizin varlığınızda içkin
görünmeyen o en büyük tapınağa.

Sözcükleri kullanarak nasıl dua edilir,
bunu öğretmem ben size.
sizin dudaklarınızla kendisi dile
getirmedikçe onları,
Tanrı dinlemez sözcüklerinizi.

Ve ben öğretemem denizleri,
ormanların
ve dağların dualarını size.

Fakat, siz ey, dağlardan, ormanlardan
ve denizlerden doğup gelenler,
sizler hissedebilirsiniz onların dualarını,
dağların, ormanların, denizlerin içrek
yakarışlarını
kendi yüreğinizde.

Ve yalnızca gecenin sükûnetinde
duyabilirsiniz onları,
onların sessizce söylediklerini:

‘Ey Tanrımız, ey bizim aşkın,
kanatlı kendiliğimiz,
Senin istemindir, ne istiyorsak, isteyen
içimizde.
‘Senin arzundur, ne arzuluyorsak
arzulayan içimizde.

‘Senin verdiğin güdüdür
gecelerimizi gündüze çevirmek isteyen
ve senin gecelerini, senin
gündüzlerine…

‘Senden hiçbir şey istemiyoruz,
çünkü, daha onlar doğmadan içimizde
sen biliyorsun ihtiyaçlarımızı da,
özlemlerimizi de.

‘Bizim ihtiyacımız sensin, özlediğimiz
sen;
ve kendini biraz daha vermekle bize,
her şeyi vermiş oluyorsun hepimize”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytakdua

Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Adam fısıldadı: ”Tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
”Tanrım konuş benimle.”

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve,
”Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.

Ve yüksek sesle haykırdı:
”Tanrım bana bir mucize göster.”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.

Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
”Dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!”
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı…

Halil Cibrankonus_benimle_

Cahit Koytak, Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Bir zamanlar, bir narın ortasında,
her şeyden habersiz yaşarken ben,
bir gün, bir nar tanesinin,
“Gün gelecek bir ağaç olacağım,”
dediğini işittim,
“Gün gelecek bir ağaç olacağım
ve rüzgâr şarkı söyleyecek
dallarımın arasında;
dans edecek gün ışığı
yapraklarımın üstünde;
bütün mevsimler boyunca güçlü
güzel ve görkemli olacağım.”

Bunun üzerine, bir başka nar tanesi,
“Senin kadar genç olduğum günlerde,”
diye söze karıştı,
“ben de hayaller kurardım böyle;
ama olup biteni, geçmişi, geleceği
ölçüp tartabiliyorum şimdi
ve görüyorum ki, boşmuş, boş,
boşun boşu,
ümitlerim de hayallerim de.”

Sonra bir üçüncü nar tanesi
karıştı söze,
“Hiçbir şey görmüyorum ben,” dedi,
“hiçbir şey, bu tıkış tıkış
ve tekdüze hayatta-
öyle büyük, öyle parlak falan
bir gelecek vaat eden.”

Bir dördüncü nar tanesi,
“Fakat, parlak bir gelecek umudu
olmadan da, düşünsenize,” dedi,
“ne kadar manasız olurdu hayat.”

Beşinci nar tanesi,
“Niye tartışıp duruyorsunuz,
olacaklar hakkında
böyle boş yere,” dedi,
“anlam veremiyorum buna, doğrusu,
daha bilmezken şimdi ve burada
ne olduğumuzu.”

Fakat sohbet böyle felsefi
boyutlara varınca
altıncı nar tanesi:
“Şimdi neysek,” diye açıkladı fikrini,
“gelecekte de öyle
sürdüreceğiz, bence,
neysek, o halimizi
ve bu, hiç yoktan daha iyi.”

Yedinci nar tanesi,
“Gelecekte hayatın
ve onu bu tohum ambarından
dışarı taşımanın
yolu olabilecek
çok parlak bir fikir var
aklımın ucunda, fakat,” dedi
“bir türlü sözcüklere
dökemiyorum onu.”

Böyle, böyle tartışma kızıştıkça kızıştı,
sekizinci, dokuzuncu, onuncu,
derken bütün nar taneleri
tartışmaya karıştı
her ağızdan bir ses değil,
sanki birkaç ses birden
çıkmaya başladı bir an
ve ben söylenenlerden artık
hiçbir şey anlamaz oldum.

Bunun için de, tuttum hemen o gece
taşındım bir ayvanın içine,
Birkaç çekirdek vardı
ayvanın ortasında sadece;
ve ortalık sessizdi,
sessiz ve çürüyecek kadar rahat,
sanırım, bu nedenle.

Halil Cibran
-Kaçık-
Çeviri : Cahit Koytakhalil-cibranhttps://zeynepnazan.wordpress.com/

Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Ey Kavmim

Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin

Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.
Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını…
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın
çalınanlarına.
Tanrıya yakarır ama firavunlara taparsın.
Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdalena’yi orospu diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın.
Zebur’u, Tevrat’ı, İncil’i, Kur’ân’ı bilirsin.
Hazreti Davud için üzülür ama Golyat’ı tutarsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama sen
kendi acına da yabancısın.
Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.
Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.
Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.
Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.
Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.
Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.
Hazreti Hüseyin’in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın.
Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın.
Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın.
Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.
Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.
Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin.
Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçemezsin.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Halil Cibran

Deneme, Halil Cibran

Aşk

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk ‘ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.

Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.

İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?

Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?

Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?

Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.

Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?

Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.

Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?

Yaşam ‘dan ve Ölüm ‘den, Yaşam ‘dan daha acayip, Ölüm ‘den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?

Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam ‘ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?

Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?

İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?

Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?

Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı ‘nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?

Dün kapısından geçenlere Aşk’ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
‘Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.’

Yiğit bir genç karşılık verdi:
‘Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.’

Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
‘Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.’

Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
‘Aşk Şafak ‘ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.’

Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
‘Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.’

Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
‘Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.’

Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
‘Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.’

Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
‘Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam ‘ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.’

Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
‘Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk ‘un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.’

Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
‘Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.’

Ve böylece Aşk’ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.

O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
‘Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk ‘tır.’

Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
‘Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap…
Tanrım beni kutsal ateşine at…’

Halil Cibran

Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Allah Aşkına Kalbim

Allah aşkına kalbim,
Sakla sevgini
Ve gizle şikâyet ettiğin şeyi
Seni görenlerden
Ve ganimet bil onu.

Sırları ifşa eden
Benzer ahmağa
Susmak ve gizlemek
Daha yaraşır aşığa

Allah aşkına kalbim,
Sana geldiğinde
Bir soruşturucu
Gelirse sana sorarak sıkıntını
Gizle!

Ey kalp eğer derlerse:
“Nerede sevdiğin?”
De ki: “Belki esir almıştır,
Benden başkasını”
Ve sonra mutlu görün.

Allah aşkına kalbim,
Gizle hüznünü
Seni üzen nedir ki
Dermanından başka
Bunu bil.

Ruhlardaki sevgi
Kadehteki şarap gibidir
Ne su görünür onda
Ne nefesler gizlenir.

Allah aşkına kalbim,
Hapset dertlerini,
Denizler coşsa da
Yahut yıkılsa da felekler
Sen esenlikte ol!

Halil Cibran

Deneme, Halil Cibran

Beraberlik

Siz beraber doğdunuz ve hep öyle kalacaksınız. Ölümün beyaz kanatları, sizin günlerinizi dağıttığında da beraber olacaksınız.

Siz Tanrı’nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız. Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın. Ve izin verin, cennetlerin rüzgarları aranızda dans edebilsin…

Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın. Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında hareket eden bir deniz gibi olsun.

Birbirlerinizin bardaklarını doldurun; ancak aynı bardaktan içmeyin… Ekmeklerinizi paylaşın; ama birbirinizinkini yemeyin…

Beraberce şarkı söyleyin, dans edin, coşun; fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin. Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup, yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi…

Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil; Çünkü yalnızca Hayat’ın eli, sizin kalplerinizi kavrıyabilir…

Ve yanyana ayakta durun; ama çok yakın değil, Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır; Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı, birbirinin gölgesi altında büyüyemez.
Halil Cibran

Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Ve Hüznüm Doğduğunda…

……………….Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen
……………….Kederli bir kalp ne kadar yücedir.

VE HÜZNÜM DOĞDUĞUNDA…

Özenle besledim onu.
Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle.
Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.
Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi ve dünyayı
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya.
Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecelerimiz.
Ve hüznümle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluydu ezgilerimiz.
Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlarda olurdu, çünkü soyluydu hüznüm.
Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yalnız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.
Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artık şarkılarımı dinlemeye.
Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
“İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.”

VE SEVİNCİM DOĞDUĞUNDA…

Ve sevincim doğduğunda, çatıya çıkıp haykırdım:
“Gelin komşular, görün, gülümseyen güneş oldum!”
Ama hiçbir komşum gelmedi sevincimi görmeye
Aylarca sürdü şaşkınlığım, unutuldum, yalnızdık.
Ve sevincim solgun, güçsüz büyüdü; benden başka
Hiçbir yürek ona sevgi duymadı, öpmedi hiçbir dudak;
Ve sonunda her canlı gibi öldü sevincim, yalnızlıktan…
Ve şimdi öldü sevincimi, ölü hüznümle anımsayabiliyorum.
Ve yüreğimde kardeş anıları, rüzgârda mırıldanıp düşen
Suskun ve solgun güz yapraklarını andırıyor şimdi…

Halil Cibran

Deneme, Halil Cibran

Aşkın Hayatı

İlkbahar

Gel sevdiceğim, küçük tepelerin üstünde yürüyelim karları eritmek için, tepelerle vadilerde gezinsin diye hayatı uyandıralım uykusundan. Gel en uzak kırlarda Bahar’ın ayak izlerini sürelim;
Gel, en yükseklere çıkalım, kırların yeşilleri giyinmesini seyredelim.
İşte kış gecesinin topladığı örtüyü baharın fecri yaymış! Şeftali, elma ağaçları onu giyinmişler de kadir gecesindeki gelinler gibi çıkmışlar ortaya.
Asmalar uyanıyor; filizleri kucaklaşan sevgililer gibi sarılmış.
Irmaklar akıyor, kayadan kayaya sıçrıyor şenlik şarkıları söyleyerek.
Çiçekler fışkırıyor doğanın kabından, deniz dalgalarının tepesindeki köpükler gibi.
Gel sevdiceğim, yağmurun son gözyaşlarını içelim nergiz kaplarından, ruhlarımızı kuşların neşeli şarkılarıyla dolduralım.
Meltemin nefesini soluyalım ve menekşelerin saklandığı şu kayada oturalım, Aşk’ın öpüşlerini alıp verelim.

Yaz

Kırlara çıkalım aşkım, gelen hasat günleri için; ürün toplama zamanı yaklaştı.
Tohumlar, güneşin doğaya aşkının sıcaklığıyla olgunlaştı;
Kuşlar meyvelerimizi toplamadan gel, karıncalar topraklarımızı tüketmeden.
Gel, Yeryüzü’nün ürünlerini toplayalım, gönlümüze çabalarımızın ektiği mutluluk tohumlarını toplar gibi,
ve Hayat gibi, Doğa’nın bereketiyle dolduralım tenekelerimizi ruhumuzun kilerinde.
Gel eşim, yatağımızı tarlamız yapalım, örtümüzü cennetimiz.
Yumuşak ottan bir yastığa koyalım başımızı ve günün yorgunluğundan sıyrılıp huzuru bulalım vadideki derenin mırıltısında.

Sonbahar

Bağlara gidelim sevgilim, üzümü ezelim ve şarabı yıllandıralım, yılların yorgunluğunu saklayan ruhumuz gibi.
Haydi meyveleri karıştıralım, çiçeklerin kokularından süzelim.
Evimize dönelim, çünkü ağaçlar sararıyor ve yaprakları uçuruyor rüzgâr, yazın bitmesine kederlenip ölen çiçeklere kefen yapmak için.
Haydi gel, artık kuşlar deniz aşırı memleketlere uçup gittiler, kanatlarında bahçelerin güzellikleri ve yasemin ve mersinlerin yalnızlığıyla ve son gözyaşları saçıldı çimlerin üstüne.
Gel gidelim, ilkbahara kadar akmayacak artık dereler, sevinç gözyaşları kurudu çünkü ve narin elbiselerinden sıyrıldı tepeler.
Gel sevdiceğim, hüzünlü ve arzulu müziğiyle uyanıklığa veda edip uykuya dalıyor Doğa.

Kış

Beni yanına al, can yoldaşım, yanına al ki, bu soğuk nefes ayırmasın vücutlarımızı. Ateşin yanına otur benimle, ateş kışın meyvesidir çünkü.
Yılların getirdiklerini anlat bana, kulakların rüzgârın iniltisi ve eşyaların çığlıklarıyla yorgun.
Kapıyı, pencereleri aç çabuk, Doğa’nın kızgın yüzü ruhumu kederlendiriyor; kaybedilmiş bir ana gibi yüreğimi kanatan, karlar arasında oturmuş şehre bakayım.
Sonra yağ doldur lambaya, karanlığa hazır olsun. Seninle benim aramıza koy ki onu, gecenin yüzüne giydirdiklerini göreyim. Şarap şişesini getir buraya,
bu sıkıcı günleri konuşup içebilelim diye.
Yanıma gel ruhumun aşkı çünkü ölen ateşi küller gizliyor.
Kucakla beni, çünkü sönen lambayı karanlık kuşatıyor.
Güç, bizim gözlerimizde ve yılların şarabında.
Uykunun karanlığındaki gözlerinle bak bana. Uyku bizi kucaklamadan, sen kucakla beni. Öp beni, karlar bütün öpüşlerinin koruyuculuğuna galip gelmeden.
Ah sevdiceğim, uykunun okyanusu ne kadar derin. Sabah ne kadar uzak… bu gecede.

Halil Cibran
Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş

Çeviri Şiirler, Halil Cibran, Şiir

Yenilgi

Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.

Halil Cibran