Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Necdet Adabağ, Şiir

sarıp sarmaladı bizi
kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara
başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik

*

kadınlar az şey beklemiyor sizden

*

Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça;
insan unutur kendini; ayrımında olmaz…

*

ne ki, yürekli bir insan son vermek
isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir
karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye.

*

Ve sen
öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla

*

Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır
beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler
soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan.
Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara;
dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola
yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla.

*

Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin
bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle
ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan.

*

Cendere altında gibi
yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip
geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki.
İşte geçip gitti bu bayram günü de;
kovalıyor ardından sıradan bir gün;
insanın yaşadıklarını çekip götürüyor
beraberinde zaman.

*

Dalarken bu
sonsuzluğa düşüncelerim, keyif alırım bu

denizde, batan gemide olmaktan

*

Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!

*

Acıyla yaşıyorum, acıyla öleceğim;
ah keşke, hemen!

*

…Güneş:
“Mutlu gençlik yıllarına son” demektedir sanki,
uzaktaki tepelerin arkasında yitip giderken.

*

Bilmiyorum hangi dizeleri yollayayım size, ruhunuzda, dipdiri
yüreğinizde körüklesin diye sevgi ateşini?

*

Eyvah! Pişmanlık içinde ve sık sık;
döneceğim geriye, ama çaresiz, geçmişi arayarak.

*

Seni kaybediyorum boşuboşuna, tadına varmadan
bu insanlık dışı ortamda acılar arasında.
Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

*

…ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum sana; çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim...

*

…sanmam,
aklından bile
geçeceğimi. Soruyorum bu arada kendi
kendime ne kadar yaşarım ben daha

*

Ama bilir suçun kime
yüklenmesi gerektiğini;
arar bulur gerçek suçluyu:
Doğururken biz ölümlüleri anadır
bize; üvey ana kesilir başımıza sonradan.

*

Bir hanımefendiydin sen bir zamanlar;
oysa şimdilerde bir köle…

*

Yok mu savaşan kimin kimsen?
Savunmuyor mu seni kimse seninkilerden?

*

Yazıklar oluyor;
bir başkaları için; bir başkasının düşmanı
tarafından savaşta öldürülen insana.
Diyemeyecektir ölürken: – Toprak Ana,
geri veriyorum verdiğin canı sana-

*

Nerede senin çocukların?
Yabancı topraklarda savaşıyor evlatların.
Bak, İtalyam, bak!

*

Oysa ölürken çok uzaktaydılar ölümden
Antela tepelerinde, o kutsanmış insanlar…

*

Ne idi bu aşk,
sizin gibi genç beyinleri ateşe atan;
iten acı yazgıya…

*

Ne karınız vardı; ne çocuklarınız
o ıssız tepelerde ölürken yanınızda;
ne gözyaşı döken
ne bir öpücük koyan alnınıza…

*

Yaşasın yaşasın! Ne mutlu sizlere!
Dünya durdukça yaşayacaksınız!

*

Keşke ben de olsaydım toprağın altında
ve bu can veren toprağı ıslatsaydım kanımla…

*

Ağla, sevgili İtalya, küçülsün
gözlerinde varlığın; hor görmezsen
eğer yoktur anlamı duyulan acının…

*

Silinmiş her yürekten geçmişteki acıma duygusu;
gelmiştir ardından kara günler dingin günleri kovalayan…

*

Uzak dursun sanattan anlamayanlar, uzak…

*

Ey soylu sanatlar, acımız hafifliyor varlığınızla;
yaşayacaksınız sonsuza dek sizler…

*

Neler çektik neler? Bırakmadı taş taş üstüne o alçaklar…

*

Ölmedim ben senin acımasız yazgın adına.
Öfkem, acıma duygum bundandır…

*

Görüyorsun, senden uzaklardayız, en güzel çağımızda…

*

Ne mutlu sana, yazgın zorlamadı bu
vahşetler içinde seni yaşamaya…

*

Nerden çattık bu kara tabloya?
Yol vermeseydi acımasız yazgı,
doğmasaydık keşke;
görmeseydik ya da bu günleri?

*

Söyle: Yaktığın ateş  söndü mü yoksa?
Söyle: Yeşillenmeyecek mi artık o mersin ağacı?
Yayılmayacak mı şanımız, ünümüz tüm dünyaya?
Öldük mü yoksa sonsuza dek?
Sınırsız mı kalacak utancımız?

*

Var mı bekledikleriniz bizden daha?
Sönmedi mi, ne dersiniz içimizdeki ateş?
Sizler gelecekten umutlu, bense perişan;
yoktur hiçbir şeyim beni acıdan kollayan;
geleceğim karanlık ve öyle ki gördüklerim;
bir düş ve bomboş bir imge tüm umutlarım…

*

Ey yüce ruhlar, bir zamanlar sizlerin olan evlerde
kaba saba, iğrenç, onursuz kişiler oturmakta…

*

Korkaklığımızla örnek olduk gelecek kuşaklara…

*

Neydi o günler; bir daha geri gelmeyecek gibiler!

*

Kıvılcımlar çalıp götürüyordu rüzgar, geçerken bu topraklardan…

*

Yazgıya boyun eğmemiş insan;
dünyadan çok cehennem dost oldu sana, acı ve kızgınlığına…

*

Yaşayanların dünyası sanki cehennemden daha beter?

*

Ey karşılıksız sevginin kurbanı…

*

Ne mutlu sana gözyaşların yaşamının kaynağı…

*

Güneşin sulara gömüldüğü yerde;
görürsün, batan güneşin ışınları kucaklar sonsuza açılan dalgaları;
ve karanlığa boğulurken bizler o kıyılarda günün başladığını…

*

Ne ki, büyümüyor, küçülüyor tanıdıkça dünya…

*

Nerede bizim tatlı rüyalarımız,
bilinmeyen yerler, bilinmeyen insanlarla ilgili…

*

Herşey boş, bir tek acıdan başka…

*

Bir anda yokoldular, görüyorsun rüyalar;
koskaca dünya bir kağıt parçasına sığdı;
herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru…

*

Herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru…

*

Aşk da seni terkediyordu, son aldatmacasadır yaşamımızın.
Bir gölgeydi hiçlik gerçek ve kalıcı; bomboş bir çöldü dünya…

*

Kazançlıydın, zararlı değil ölümünle;
dünya kötülüklerine tanık insan; ölümü ister, çiçekleri değil…

*

Kim senin yanında olacak senden başka
değilsen bir başkasının umurunda?

*

Kim kondurur sanıyorsun defne dalını başına,
geliyorsa şiir hesap kitaptan sonra…

*

Sevgili Vittorio,
bu toprakların insanı değildin sen; ne de bu zamanların.
Bir başka zamanlar, bir başka topraklar yaraşırdı sana;
senin gibi akıllı insanlara…

*

Uyandır ölüleri; uyuyor çünkü yaşayanlar ayakta…

*

Çekip götürüyor seni yazgı
yaşamın tozlu yollarına, taşına toprağına;
sen de bırakıp gidiyorsun baba evinin sessizliğini,
mutlu düşler ve alışık olduğun yanılsamaları.

*

Bak da gör, Bacım, insafsız yazgının bize yakıştırdığı yüz karası çağı.
Mutsuz çocuklar doğuracaksın mutsuz İtalya’da.

*

Büyük insanlar örnek olsun yavrularına.

*

Ya mutsuz ya da korkak olacak çocukların; mutsuzları yeğle.

*

Eyvah çok geç, bugün doğan, insanlık
tarihinin akşamında gözünü açar yaşama.

*

Aç kalmıştır ruhu aşka.
Kimin ki çoşkulanmazsa eğer yüreği göğsünde.

*

Alışmalı çocuklarınız sıkıntıya, gözyaşına
erdemli olmanın bedeli olarak.

*

Güzeldin; düşler dünyasında yaşıyordun;
baba bıçağıyla bembeyaz göğsünden vurulduğunda.

*

Mezar alsın beni koynuna,
zorbanın iğrenç yatağına konuk olmaktansa.

*

Güneş daha parlaktı senin zamanında bizimkine oranla.

*

Nedir ki yaşamı ölümlülerin bir oyundan başka;
Güneş hüzünlü dünyamızı aydınlattığı günden beri.
Yoksa gerçek daha mı az aldatıcıdır, sence, yalandan?

*

Neye yarar dersiniz, bu yaşamımız?
Boşa kürek çekmiyor muyuz?

*

Daha da güzeldir yaşam, bir tek o zaman,
ölümün eşiğine kadar gidip dönüldüğünde…

*

Bekleme çok fazla yüreklilik yüreksizlerden…

*

Acılardan ve günahlardan habersiz yaşarlar hayvanlar;
şanslıdırlar; mutlu geçer yaşlılıkları…

*

Ey Prometheus’un çocukları,
Bu kadar çok yaratığın içinde hayat verdi size  Tanrı;
ve yalnız siz, başka kimse değil, yaşamdan nefret ettiniz…

*

Ey insanlık tarihi!
Ey işe yaramaz insanlık soyu!

*

Kanat çıpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim vahşi hayvanlara; dövsün
bulutlar, dağılsın parçaları sağa sola yağmurda,
silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla..

*

Yıkmıştı acılar ve kara yüzü onu gerçeğin zamanından önce…

*

Sönmedi mi yoksa ışıkları güneşin;
kararmadı mı sonsuza dek üstünde insanların?

*

Yüreğin yansın demiyorum,
ama, tanık ol hiç olmazsa acılarımıza…

*

Ve kölelik, ki en kötüsü kötülüklerin,
sardı başkaldıran insan ruhunu çepeçevre…

*

Demiyorum ki o zamanlar süt ırmakları vardı (…)
Diyorum ki insanlık yaşıyordu habersiz kara talihinden, acılarından…

*

Ey gözlerime tatlı ve doyurucu gelen
bir zamanların görüntüsü; tanıyana kadar aşk ve yazgıyı;
gülmüyor artık hiçbir tatlı manzara umutsuz duygularıma…

*

Ne idi günahım daha çocuk yaşımda,
yaşamın kötülüklerden uzak çağında;
öyle ki demir ipliği yaşamımın gençlikten ve albenisinden yoksun…

*

Ne suç işledim, ne büyük hatam oldu ki,
daha doğmadan önce, gökler düşman kesildi,
yazgı astı suratını bana?

*

Giz dolu herşey; ıstırabımızın dışında.
Ağlamak için doğduk, bir üvey evlat gibi… 

*

Öleceğiz. Çirkin bedenimizi yeryüzünde bırakarak…

*

Ne çabuk geçiyor neşeli günlerimiz.
Hastalık,  yaşlılık alıyor yerini ve gölgesi soğuk ölümün…

*

Ne idim, ne oldum, acaba, niye ki?
Niçin aşklar yüreğimde yer değiştirdi?
Hepsi laf, gerçek olan şu ki, bizleriz anlamsız olan…

*

Doya doya yaşamamış olmaktan
duyduğum pimanlık sıkıntı verir ruhuma,
dönüştürür geçmişteki zevkleri acıya…

*

Ahh! Ne kadar çok benziyor
yaşam tarzın yaşam tarzıma!

*

Yoksun bırakıyorum seni umuttan; evet,
umuttan – dedi doğa – Işıldamasın gözlerin
Ağlamanın dışında…

*

Herşey suskun ve sessiz; unutulmuşluğun kucağında;
söz edilmiyor artık onlardan…

*

Puslu ve titrek gözüküyordun gözlerime,
gözyaşlarımdan ötürü, kirpiklerimde.
Çileliydi yaşamım çünkü, ve gene öyle; ödün vermiyor ki yaşam…

*

Ey sevimli ay, anımsamak gene de güzel,
yapmak muhasebesini acı yılların.
Ne kadar sevimlidir bir bilsen!
Hüzünlü olsa da geçmiş…

*

Ömrümün baharında göçüp gittim bu dünyadan;
yaşam tatlı günleri sunduğu zaman;
umutların işe yaramadığını o yaşta anlamaz insan…

*

Coşkusu yoktur ölümün alırken canını genç insanın;
ne kötü bir yazgıdır yazgısı mezarda son bulan umudun…

*

Sen öldün; ben yaşıyorum.
Sana ölmek, bana yaşamak düştü.
Sana o güzel, narin bedeninle can çekişmek,
bana bu sefil gövdemle katlanmak yaşamaya…

*

Ağlamak için doğduk- dedi- biz ikimiz;
gülmedi yüzümüze kaderimiz…

*

Gencim, ne ki, eriyor tükeniyor gençliğim, tıpkı yaşlılığım gibi…

*

Hüzünlü bir incelikle uzatıyordu bana elini…

*

Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın…
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.
*

Gökte olsun, yerde olsun dostu ve sığınağı mutsuzların,
intihardan başka bir şey değil…

*

Ve bu gözlere ağlamaktan başka hiçbir şey yakışmıyordu artık…

*

Düşmanıdır kötü insanların; dosttur, ama, bana senin yüzün…

*

Acıyla yaşıyorum, acı içinde öleceğim..

*

Yeryüzündeki yaşamının son anlarını yaşıyordu Consalvo;
şikayetçiydi bir zamanlar yazgısından ama artık değildi…

*

Kalmaz kimse yanında uzun süre dost olarak,
dünya nimetlerini küçümseyen insanın…

*

Kalbi sıkışır insanın acıyla, ayrılan yabancı da olsa,
dönmemek üzere, yanından elvada dediği anda…

*

Bana acı veren tek şey seni sonsuza dek yitirmem…

*

Boşuna yaşamadım; değil mi ki örtüştü dudakların dudaklarımla…

*

İki güzelşey vardır dünyada; Aşk ve ölüm…

*

Nasıl da geçti zaman. Elvada Elvira…

*

Eyvah! senden ayrılıyorum dönmemek üzere bir daha.
Parçalanıyor kalbim söylerken bunları.
Göremeyeceğim bir daha bu gözleri,
duyamayacağım sesini N’olur Elvira, söyle
Gitmeden önce bir öpücük verecek misin bana.
Tek bir öpücük tüm yaşamım boyunca?

*

Elveda, Elvira. Sonunda imgen ayrılıyor
yüreğimden yaşam ateşimle birlikte.
Elveda. Bu sevgi seni tedirgin etmediyse
eğer, yarın tabutumun
arkasından yüreğinin yandığını göster.

*

Sen şiir sevdasına dalmış, sözcüklerle
oynuyor, resimler çiziyorsun kafanda hem

*

Duymaz oldum alıştığım
kalp çarpıntılarını; eksildi yüreğimden
aşk esintileri; buz kesmiş göğsüm,
kalmadı iç çekişlerim.

*

Aslında
keyif vericidir anılarla uğraşmak; ne ki, güncel
girer devreye çekilmez derdiyle onun yerine
geçecek, geçmiş de ondan pek farklı gözükmez
gözüme; olsun gene de bir özlem var içimde,
ve kendi kendime: Neydim, ne oldun, derim.

*

Böyledir, işte, ölümlülerin düşleri.
Sonunda buldum seni; bir düşsün sen
büyük ölçüde; güzelleştirirsin gerçeği.

*

Aşk okuldur
sevenleri ölüme alıştıran.
Aşk ateşi varınca belirli bir noktaya
dayanamaz artık hiç kimse verdiği acıya
Ya bırakır narin bedenini
aşkın saldırılarına; o zaman kardeşi
Ölümün etkin yardımıyla
biner adamın tepesine;
ya da Aşk öylesine
zorlar ki kalbinin derininde,
o cahil köylü,
o taze kadın cellat elleriyle
genç yaşlarında son verirler
yaşamlarına.

*

Düş kurar oldu
artık aşk yaralısı insan,

*

kötülüklerin en kötüsü
yaşlılığı uydurdular tanrılar
en uygun buluş olarak ölümsüz akıllarına.

*

gözbebeklerimi kapadığı en tatlı, en hafif anda
belirdi başucumda gölgesi o kadının;
baktı uzun uzun yüzüme; bana önceleri
aşkı öğretmişti; ne ki, sonraları bıraktı
beni gözyaşlarımla. 

*

Aşk ve ölüm kardeştirler;
aynı zamanda yarattı onları yazgı…

*

Gerçeğin bilinmesinin, hüzünlü olsa da, vardır güzellikleri…

*

Gün kara, gece ıssız, yalnız ve karanlık, ay yokulmuş;
gökte yıldızlar bana gülmüyor artık…

*

Nereye bakarsam bakayım, gök, yeşillikler ; her taraf,
herşey acı verir bana zevk verir…

*

Silvia, anımsıyor musun
ölümlü yaşamında o yılları, ışıldarken güzellik…

*

Bu mu yazgısı insanoğlunun?

*

Biliyorum boştur yıllarım; karanlık ve çöldür ölümlü yaşamım…

*

Yaşam ıstırapsa niçin katlanıyoruz ona?

*

Istırap ve acıdır duyduğu ilk şey,
Doğar doğmaz anası ve babası avutur onu doğmuş olmasından ötürü…

*

Yoktur karşılığı yeryüzünde hiçbir beklentinin.
Acı ve sıkıntıdır yaşam; başka hiçbir şey değil.
Sus artık. Son bulsun tüm umutların…

*

Bir tek sana eğdim bu dik duran başımı
ve bir tek sana açtım bu ele avuca sığmaz yüreğimi…

*

Ölüm çağırıyor seni; daha görmeden ömrünün baharını
Dönmeyeceksin ayrıldığın bu yerlere bir daha.
Görmeyeceksin artık sevgili yakınlarını.
Kalacaksın sonsuza kadar orada.
Belki mutlu olacaksın; ne ki, seni tanıyan
herkesin yüreği yanacak yazgısızlığına…

*

Her ne yere baksa, her ne yere gitse
kapanır bütün kapılar yüzüne bu acılı insanın!

*

Öyleydin. Ama şimdi toz duman oldun toprak altında…

*

Herhangi birine dönüştürdü seni yazgı;
oysa gökten inmiş bir melek gibiydin aramızda yaşarken…

*

Gerçek soylu odur ki
büyüklük ve yüreklilik gösterir, ıstırap içindeyken bile…

*

İyiler her zaman hüzünlü;
alçaklar ve düzenbazlar şenlik yapmakta…

*

Ey zavallı kuru yaprak,
uzaktasın dalından, nereye gidiyorsun?

*

Dalıp giderim düş dünyama;
Duracak gibi olur kalbim orada…

*

söyle,” dedim: “Hiç yaktı mı yüreğini aşk ateşi,
sardı mı seni acıma duygusu benim için,
yaşadığın sürece?

*

çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma.

*

Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?

*

Ey yorgun kalbim, artık rahat edecek başını
dinleyeceksin sonsuza dek.
Bitti en son düşün de; bitmeyecekmiş gibi gelirdi bana hep

Sen rahat uyu sonsuza dek.
Yeterince yoruldun
zaten çarpa çarpa.

Giacomo Leopardi

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Necdet Adabağ, Şiir

Çok tatlısın sen, hem de güçlü;
egemensin aklıma baştan sona;
ürkütürsün, ama değerli armağanısın
tanrıların bana; içimi karartan
günlerimin yoldaşı; aşk düşüncemsin
sen benim, karşıma sık sık çıkan.

Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!
Tüm diğer düşünceler hemen ardından,
tıpkı şimşekler gibi sağa sola
dağılmaya başladılar. Bomboş bir alanda
tek başına duran bir kule nasılsa, sen de
öylesin, dev gibi, aklımın ta ortasında.

Her şey, yaşamın kendisi de,
senin dışında nedir ki
benim gözümde!
Dayanılmaz bir sıkıntı,
eğlenceler, günlük dedikodu,
anlamsız zevkler, boş umutlar;
nedir ki, tüm bunlar senin bana verdiğin
gökselliğe denk zevkin yanında.

Nasıl ki Apeninlerin yalçın kayalıklarından
uzaktan gülen yeşil vadiye
can atar yolcu; nasıl ki çevirir
gözlerini oraya; ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum can atarak sana: Çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim neredeyse;
seninle olmak iyi geliyor duygularıma.

İnanılmaz gibi bir şey bu,
nasıl da dayandım uzun zaman
bu mutsuz yaşama ve sensizlik
içinde bu aptal dünyaya; anlamıyorum,
nasıl da özlem duyar başkaları,
sana benzemeyen şeylere.

Giacomo Leopardi
Çeviren: Necdet Adabağegemen_dusunce

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Necdet Adabağ, Şiir


Daha gençlik çağımın başında, mutluluk,
tasa ve sevdalarımın henüz yeşerdiği yıllardı;
çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma. Ne ki, nedeni
bilinmeyen, hastalığımdan ötürü nasıl olsa
yaşayamayacaktım zaten; ağladım gençliğime
ve zavallı günlerimin çiçeğine; zamanından
önce solup dökülen. Ve geç saatlerde sık sık,
derdimin ortağı yatağımda oturmuş, sıkıntılı,
dizeler yakıyordum lambanın sönük ışığına.
Yakınıyordum gecenin karanlığına,
sessizliklere, elimden kaçıp giden yaşamımdan
ötürü. Ve kendimden geçerken
ölüm marşımı mırıldanıyordum kulağıma.
Ey gençliğimizin ilk yılları; sevimli ve
anlatılamaz güzellikteki günlerimiz,
kim anımsayabilir sizi özlem duymadan;
genç kızlara hayran hayran bakarken
ilk gülücükleri kopardığımız karşılığında;
etrafındaki her şey sanki
yarışırcasına gülümser insana; henüz
yoktur kıskançlık; dokunmaz kötülüğü,
eğer varsa da hayrettir! Neredeyse
elini uzatır, yardımına koşar tüm dünya.
Bağışlar yanlışlarını.
Kutlar yeniden gelişini yaşama.
Efendisi gibi karşılar onu; efendim der ona.
Tıpkı bir şimşek gibi, elimden kaçan günler!
Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?

Giacomo Leopardi
Çeviren: Necdet Adabağolum-dusuncesi

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Necdet Akbağ, Şiir

Sabahtı, günün ilk ışıkları süzülüyordu
penceremin kapalı kepenkleri arasından
karanlık odama; uykumun
gözbebeklerimi kapadığı en tatlı, en hafif anda
belirdi başucumda gölgesi o kadının;
baktı uzun uzun yüzüme; bana önceleri
aşkı öğretmişti; ne ki, sonraları bıraktı
beni gözyaşlarımla. Sanki ölmemişti;
ama hüzünlüydü, tıpkı mutsuz insanların
ifadesi vardı yüzünde; koydu sağ elini
başımın üstüne; “Yaşıyorsun sen,” dedi içini
çekerek; “kaldı mı bizden birkaç anı aklında?”
“Nereden geliyorsun?” -dedim-“Ey sevgili
kadın ve nasıl geldin buralara?” “Ne denli
acı çektim bir bilsen ve çekiyorum senden
ötürü. Nereden bilecektim acımı bildiğini;
acım katmerleniyordu bu yüzden.”
“Ne o, beni bırakacak mısın sen gene?
Çok korkuyorum; söyle lütfen, nedir seni
yiyip bitiren? Sen o kadın mısın?
İçini kemiren ne?” Ne dedi o buna
karşılık bilir misiniz? “Köreltiyor aklını
unutkanlık; uyku sarıp sarmalıyor:
Ben öldüm; çok oldu sen beni görmeyeli;
son kezden bu yana.” Yüreğim sıkıştı,
duracak gibi oldu bu sesler karşısında;
ne ki, o sürdürdü konuşmasını:
“Ömrümün baharında göçüp gittim bu
dünyadan; yaşam, tatlı günlerini sunduğu
zaman; umutların işe yaramadığını o yaşta
anlamaz insan. Gideceği yol kısadır önünde
mutsuz ölümlünün, dilemek için ölümü;
acılardan onu kurtaracak olan. Coşkusu
yoktur ölümün alırken canını genç insanın;
ne kötü bir yazgıdır yazgısı gömütte son
bulan umudun. Bilmesi boşunadır, doğanın,
kendisinden sakladığı gerçeği, yaşam
deneyimi olmayan insanın ve oturmamış
bilgileri üstüne bir ıstırap çöker kapkaranlık.”
“Sus, sus lütfen,” dedim, “benim bahtsız
sevgilim, yaktın yüreğimi bu sözlerinle.
Sen öldün; ben yaşıyorum. Buyruğudur
tanrıların: Sana ölmek, bana yaşamak
düştü. Sana o güzel, ince yapılı bedeninle
can çekişmek, bana da bu sefil gövdemle
katlanmak yaşama. Kaç kez aklıma
geldi yaşamadığın ve asla bir daha seninle
yeryüzünde karşılaşamayacağım;
inanamıyorum tüm bu olanlara. Nedir bu,
nedir, ölüm diye adlandırılan? Anlayabilsem
keşke yaşayarak ne olduğunu
ve yazgının kızgın öfkesinden kurtarabilsem
çaresiz başımı. Gencim, ne ki, eriyor
tükeniyor gençliğim, tıpkı yaşlılığım gibi.
Korkuyorum yaşlılığımdan daha uzaklarda
olmasına karşın. Yok bir farkı
ömrümün baharının ondan.”
“Ağlamak için doğduk,”-dedi-“biz ikimiz;
gülmedi yüzümüze kaderimiz; zevk aldı tanrılar
acılarımızdan.” Doğruysa kirpiklerimin ıslak
olduğu gözyaşlarımdan; yüzümün
sapsarı ölümünden duyduğum acıyla
ve kalbimin sıkıştığı sıkıntıdan,
söyle,” dedim: “Hiç yaktı mı yüreğini aşk ateşi,
sardı mı seni acıma duygusu benim için,
yaşadığın sürece?
Bense umut ve umutsuzlukla geçiriyordum
gecemi, gündüzümü; bugün artık aklım boş
kuşkular içinde yorgun.
N’olur acı çektiysen bir kerecik eğer
bu kara yaşamımdan ötürü, gizleme benden;
gizleme ki anılar avuntum olsun şimdi
gelecekten umudumu kestiğime göre.”
“Avuntun olsun, ey bahtsız insan,”
dedi bana; “esirgemedim acıma duygumu
senden yaşadığım sürece ve esirgemiyorum
şimdi de. Ben de acınacak durumdayım.
Yakınma bu mutsuz kızcağızdan.”
Haykırdım o zaman: “Acılarımız adına,
içimi kemiren aşkımız, bu güzelim
gençliğimiz, yaşam umudumuz adına,
yalvarıyorum, ey sevgili, izin ver, bir kerecik
olsun dokunayım sana.” Hüzünlü bir incelikle
uzatıyordu bana elini. Öpücüklere boğuyor
ve sıkıntılı bir tatlılıkla çarpan ihtiraslı
göğsüme bastırıyordum onu. Kan ter içinde
yüzüm; yanıyordu içim; sesim boğazıma
düğümlenmiş ve günün ışıkları bakışlarımda titriyordu.
Tam o sırada gözlerini gözlerime dikmiş
sevecenlikle “Unutmuş gibisin, ey sevgili,
soyutlandım ben güzellikten ve sen boşuna,
ey talihsiz adam, aşk için yanıp tutuşuyorsun.
Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın;
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.”
Hicranla bağırmak istedim o zaman kıvranarak acıdan;
gözlerim kan çanağına dönmüştü ağlamaktan;
uyandım uykumdan. Duruyordu gözlerimin önünde;
gördüğümü sanıyordum onu kararsız gün ışığında.

Giacomo Leopardi
Çeviren : Necdet Akbağ
Şarkılar / T. İş Bankası Yayınları 2016ruyada_aglamak

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Şiir

Kadim kulenin tepesinden,
Münzevi serçe, köye
Gidersin cıvıldayarak gün ölünceye dek;
Ve gezinir ahenk vadide.
Çevreyi sarmış bahar
Havada ışıldar ve kırlarda sevinçle coşar.
Göz gördü mü, yüreği bir hoşluk sarar.
Duyarsın kuzuların melediğini, seslerini ineklerin;
Diğer kuşlar şen şakrak, yarış peşinde,
Açık gökte dönüp durur yüz kere,
Kutlarlar altın çağlarını;
Sen bir kenarda, düşünceli, seyre dalarsın hepsini;
Eşlik etmez, uçmazsın,
Neşeyle dolmaz için, sakınırsın eğlenceden;
Cıvıldarsın ve böylelikle geçer
senenin ve ömrünün en güzel çiçeği.

Ah, ne de benzer
Halim haline! Eğlence ve kahkaha,
Taze yaşların tatlı yuvası,
Ve gençliğin kardeşi,
İlerlemiş günlerin acılı iç çekişi, aşk
Bilmem nasıl, hiç ilgilendirmez beni; hatta onlardan
Kaçarım neredeyse uzaklara;
Neredeyse ırak ve yaban kalırım ben
Doğduğum bu yere,
Geçerim kendimce baharımı yaşamaktan.
Akşama teslim bu günde,
Kutlama âdettendir köyümde.
Duyarsın berrak gökte çınladığını çanın,
Duyarsın sık sık tok sesini gürleyen namluların.
Yankılanır uzaklarda evden eve.
Şenlik için kuşanmış
Köyün gençleri
Evlerinden çıkıp koyulurlar yollara;
Bakışıp dururlar ve neşelenir yürekleri.
Ben münzevi
Ve uzak kalırım, çıkarım köyün bu yakasından,
Her eğlence ve oyunu
Ertelerim başka bir zamana ve bakışım
Asılıyken günlük güneşlik havaya
Yara alır güneşten, o dağların arasından,
Dingin günün ardından,
Batıp giderken söyler gibidir,
Mesut bahtiyar gençliğin neredeyse yitip gittiğini.

Giacomo Leopardi
Kaynak: Ruhun Yalnızlığı / YKYgiden-gencligim
Giacomo Leopardi, Şiir, Zuhâl Yılmaz

Dönüp gelir gözlerimin önüne arada bir
Senin hayâlin, Aspasia. Ya kamaştırırsın aniden
Gözlerimi yollarda, toplantılarda
Ama hep başka suratlarda; ya da ıssız çayırlarda,
Güneşli günlerde, suskun yıldızlı gecelerde,
Tatlı bir melodiyle neredeyse doğar yeniden,
Belirir yeniden o yüce görüntü,
Sana tutulmaya hâlâ yatkın gönlümde.
Nasıl da seviliyordu o, ey bulutlar, ve
Nasıl da mutluluğumdu, bir zamanlar, acılarımdı hem de!
(….)
Sen bile düşünemezsin Aspasia,
O büyük sevgiyi,
Uyandırdığın bir zaman ruhumda. Bilemezsin
Ne ölçüsüz aşk, ne yoğun sıkıntılar,
Ne açıklanamaz tavırlar, ne bunalımlar
Yarattın bende; asla da gelmeyecek
Bunu anlayabilecğin bir zaman.
(….)
Öldü şimdi artık o Aspasia
Öylesi sevdiğim. Sonsuza dek yatmakta,
Tek düşüncemdi benim bir zamanlar oysa
(….)
Övün sen şimdi, elinden gelir. Anlat ki yalnız sensin
Kendi türünden, eğmeye dayandığım
Eğilmez başımı karşısında, yönetilmez yüreğimi sunduğum
Büyük bir doğallıkla. Anlat ki ilk kez,
Ve umarım son kez, yalvarırken gördün gözlerimi,
Karşında ben ürkek, titriyorken
(yanıyorum utançtan, kızgınlıktan
bunları anlatırken), ben kendimden geçmiş,
Her isteğini, sözünü, hareketini
Sadakatle gözlerken,
(….) Bozuldu büyü,
Kırıldı onunla birlikte aşk boyunduruğu,
Dağıldı yerlere: Ama mutluyum bu yüzden ben.
(….)

Giacomo Leopardi

Çeviri: Zuhâl Yılmazleopardi

Giacomo Leopardi, Şiir Gibi, Zuhâl Yılmaz

İnsan aşkı hissettiğinde içinde, gözlerinin önünden tüm dünya silinir, sevilenden başka her şey görünmez olur, kalabalıklar, sohbetler, vs. ortasında, sanki yalnız başınaymışcasına soyutlanmış bir şekilde kalırsınız ve kafanızdaki o güçlü ve her zaman sabit düşüncenin esinlediği hareketleri yaparsınız, başkalarının şaşkınlığına ya da küçümsemesine aldırmaksızın, her şey unutulur ve sıkıcı vs. gelir, o düşünceden, o görüntüden başka. Aşk gibi, insanı çevreden böylesine güçlü bir  şekilde soyutlayan başka bir duygu hissetmedim hiç ben, (…)

Dünyanın tüm geri kalan kısmı bana ölü görünse de, hiçbir zaman kendimi, sevdiğim zamanki kadar yaşıyor hissetmedim. Aşk yaşam demek, nasıl nefret doğanın yıkıcı ve öldürücü ilkesiyse, aşk da yaşatıcı ilkesi onun. (…)

(…) Aşkın en güzel anları, bir huzur ve tatlı bir hüzün hissettiğin, nedenini bilmeksizin ağladığın ve hangisi olduğunu bilmediğin bir yenilginin karşısında boyun eğdiğin anlardır. O dinginlikte, biraz rahatlamış olan ruhun, neredeyse dopdoludur, ve neredeyse mutluluğu tadar. Ruhun zevk ve hayâllerle en zengin durumu olan aşkın da en güzel yanı, zevke ve bir mutluluk gölgesine giden en dolaysız yol olan acıdır. (….)

Giacimo Leopardi / Zibaldone
Çeviri: Zuhâl yılmaz / Doğu Batı Sayı 27aski-hissettiginde (2)

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Şiir

Rüya

Sabah olmuştu, ve penceremin kepenkleri arasından
Gönderiyordu ilk ışıklarını güneş
Kör karanlık odama;
Uykum daha hafiflemişken
Ve daha da tatlılıkla gözlerimi gölgelerken,
Beliriverdi yanıbaşımda ve baktı yüzüme
         o kadının hayâli
Bana aşkı ilk öğretip, gözyaşlarına boğup giden.
Ölü gibi gelmedi bana, ama hüzünlüydü,
Ve yüzündeki ifade mutsuz insanlarınki gibiydi.
Elini uzattı başıma,

ve bir iç çekişle, sordu,
Yaşıyorsun ama anılarımızda yaşıyor mu hâlâ?
Nereden, nasıl geliyorsun ey sevgili güzellik, diye sordum ona.
Bilir misin ne çok acı verdin
Ve veriyorsun hâlâ bana?

Giacomo Leopardi
Çeviren: Zuhâl Yılmaz

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Şiir

Consalvo

Ağır geliyor bana, doğru,
Seni ebediyen kaybedecek olmam. Zavallı ben,
Ebediyen uzaklaşıyorum senden. Parçalanıyor yüreğim
Bu sözleri söylerken. Artık görmeyeceğim o gözlerini,
Duymayacağım sesini! Söyle bana: Ama bırakmadan önce beni
Sonsuzluklara, Elvira, vermez misin
Bir öpücük bana? Tek bir öpücük
Tüm yaşamım boyunca?


Sen şimdi mutlu yaşa, ve güzelleştir dünyayı,
Elvira’m benim, o güzel hayâlinle! Hiç kimse
Sevmeyecek o hayâli sevdiğim gibi benim. Doğmayacak
Bir daha böyle bir aşk, böylesi büyük. Ne çok, ah ne çok
Özlendin, istendin bu kadar uzun zaman,
Ne kadar çok ağlandı sana zavallı Consalvo tarafından!
Nasıl da Elvira adını duyduğumda buz kesilir yüreğim,
Solar yüzüm; nasıl da titrerim
Acıyla girerken eşiğinden,
O meleksi sesi duyduğum,seni karşımda
Bulduğumda, ölümden bile korkmayan ben!
Ama bitiyor soluğum, bitiyor yaşamım
Aşk sözcükleri karşısında. Zaman geçti,
Bu günden de bir anı bırakmadı bana.
Elveda, Elvira. Yaşam kıvılcımıyla birlikte
Tatlı hayâlin de gidiyor
Yüreğimden sonunda. Elveda.. Eğer çok sıkmadıysa
Seni benim bu sevgim, eşlik et yarın tabutuma
Bir iç çekişle göndereceğin.

Sustu: Çok da uzun sürmedi çıkıp gitmesi ruhunun
O susan sesle birlikte; ve akşam öncesiydi henüz
O ilk ve son mutlu günü gözden kaybolduğunda.

Giacomo Leopardi
Çeviri: Zuhâl Yılmaz

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Şiir

Kendi Kendine

Dinleneceksin artık ebediyen,
Yorgun yüreğim benim. Öldü artık o son hayâl,
Benim ölümsüz sandığım. Öldü o. Hissediyorum,
Yüreğim, içimizde o tatlı hayâllerden,
Arzu da söndü, yalnız umut değil.
Dinlen sonsuza dek. Fazla
Yoruldun. Yok hiçbir şey heyecanlarını
Hak eden senin, hiçbir şey lâyık değil dünyada
Acılarına senin. Acı ve sıkıntı,
Başka bir şey değil yaşam; ve çamur yalnızca dünya.
Sus artık. İzle son kez
Yıkılışını umutlarının. Vermemiş bize kader
Bir armağan ölümden başka. Küçümseme kendini artık,
Doğayı, her kötülüğün ardında gizli o acımasız gücü,
Ve bir de her şeyin sonsuz bomboşluğunu.

Giacomo Leopardi
Çeviri: Zuhâl Yılmaz