Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Ölmeden Önce Bir Kez Olsun

Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan
kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli
Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli
Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine
Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından,
sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için..

İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli
Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli
Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli
Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip..

Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına,
Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine
İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece..

Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun..
Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını
Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını
Peşine düşüp gidebilmeli, nereye gittiğini bile sorgulamadan
Birkez olsun anne olabilmeli insan, Cennet’i koklayabilmeli..

Ömründe bir kez olsun, ağlayabilmeli
Öyle eften püften şeylere değil
Göz yaşlarının hakkını vererek , kendini, kendine ağlayabilmeli
Tutup saçlarını, usturayla doğrayabilmeli
Avucuna bir sigara bastırabilmeli

Korkabilmeli insan delirmek üzere olduğundan
Şakağına bir soğuk metal dayayabilmeli, çekemese bile tetiği
Sonra açıp pencereyi,incir ağaçlarına bakabilmeli
Ezan sesiyle kendine gelebilmeli, bir kez olsun..

Ömründe bir kez olsun güvenebilmeli
Kardeşim diyebilmeli hesapsızca
Yüreğini dökebilmeli
Sırlarını, günahlarını, yalanlarını, zaaflarını soyunabilmeli O’na
Hiç korkmadan sırtını dönebilmeli
Ve sırtının orta yerinden bir bıçak yiyebilmeli..

Bir kez olsun günah işlemeli insan
Bir kez ve ömre bedellenecek kadar büyük bir günah işleyebilmeli
Cehennemin dibini boylamak istemeli
Utanmalı kendi gözlerinden
Kendi çocukluk fotoğraflarından özür dileyebilmeli..

İnsan, bir kez olsun, sarhoş olabilmeli
Tanınmadığı sokaklarda nara atabilmeli
Sövebilmeli, denize karşı bir banka oturup kendisine..

Bir kez olsun, yağmurun altındaa sırılsıklam olabilmeli
Kardataklalar atabilmeli
Konuşabilmeli erik ağacının çiçekleriyle
Bir serçeyi gagasından öpebilmeli
Sarılabilmeli bir ağaca
Ateş böceklerinin dansını izleyebilmeli bir kez olsun
Bir kelebek konmalı saçlarına
İnsan bir kez olsun,
Yağmur sonrası toprağa yalın ayak basabilmeli..

Utanmadan hiç bir şeyden
Ve yakınmadan geç kalınmışlıklardan
Hesapsız, kitapsız, zamansız, mekansız
Aşık olabilmeli insan ömründe bir kez olsun..
Utanmadan ağlayabilmeli
Yalvarabilmeli gitme diyerek
Ömründe bir kez olsun aşk şiiri yazabilmeli..
Gözlerini kapatıp, en olmadık hayalleri kurabilmeli,
Duyulursa, bilinirse katle ferman olacabilecek şeyleri
İsteyebilmeli insan, bir kez olsun..

Sabahlayabilmeli balkonda
Ayazın altında kendine sarılıp öylece sabahlayabilmeli
Sessiz çığlıklar atabilmeli kimseyi uyandırmadan..

Gözünü ayırmadan bir telefona saatlerca bakabilmeli..
Aynı şarkıyı yüzlerce defa dinleyebilmeli..

Ömründe bir kez olsun vazgeçebilmeli herşeyden insan
Bütün hayallerden,
Bütün sözlerden
Bütün seslerden
Bütün yağmurlardan
Gülüşlerden,
Bir kez olsun vazgeçebilmeli kendinden
kendini terkedebilmeli ..

Toplayıp bütün cesaretini
Aynaya bakabilmeli, ayna onun yüzüne tükürse bile..

Ateşin içine koşabilmeli,
Yanmayı umursamadan
Ve umursamadan ateşi
Ateşin, varlığını bilmesine bile ihtiyaç duymadan
İnsan bir kez olsun ateş olabilmeli..

Bir kez olsun
İnsan ömründe bir kez olsun
Tek bir an bile olsa
Bütün zaaflarıyla,
Yetenekleriyle
Aczleriyle
Korkularıyla
Cesaretiyle
Öfkesiyle
Hasretiyle
Gülüşüyle
Ağlayışıyla,
Pişmanlığıyla
Çaresizliğiyle
İnsan bir kez olsun,
Her hâliyle
İNSAN olabilmeli..

Dilek Krtl

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Kırıldığı Yerden Sız(l)ar İnsan

Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?
Kemiksiz bir dilin gücü ne kadardır?
Bilmiyorum sevgilim

Benim soğuklarla bir alıp vermediğim yok
Elimin üşümesi yarımlığından
Ki sen
Bir yar bırakıp gitmiştin avucuma, hatırla!
Ben de koşup , o yardan düşmüştüm
Ne gerek vardı deme sakın
Yâr’ın hakkı
Yardan yuvarlanmaktır bilirsin
Sana belki
Ama gidişine haksızlık etmedim.

Daha düne kadar
Bir limon ağacı vardı burada
Kocaman saksıya zevk olsun diye zalimce dikilmiş
Koridoru boyarken bahçeye bıraktılar onu
Sen bekle,
Biz birazdan geliriz dediler.
Hiç ağlarken gördün mü limonu sen
Yaprağında donmuş bir yaş vardı
Limon ağacını öldürdüler sevgilim
Çok üzgünüm
Katiller diye bağıramadığım için

Sabah
Öylesine göğe bakarken
Kendini tüketen bir sigara parmaklarımı yaktı, sinsice
O’na hiçbir şey yapmamıştım oysa
Hiçbir şey yapmamıştım yemin ederim.
Duydun mu nasıl çığlık attığımı
Yoksa parmakların hâlâ kulaklarına mı tıkalı
Canımın diyorum sevgilim
Duydun mu nasıl yandığınıSen artık beni dinlemiyorsun

Peki, ben bunları niye anlattım
Sanırım gözlerini özledim biraz
Sesinin yaramazlığını
Yanağımdan makas alıp kaçan gülüşünü
Ama yine (de)
Bak işte yine (de)
Kırık kemiğimin sızısı vuruyor yüzüme
Sahi sen biliyor musun ;
Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?

Ben bilmiyorum sevgilim
Bilmiyorum
Bilmiyorum
Kaynamaz kemiğimden kırıldım sana.

Dilek Kartal


Dilek Kartal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Çünkü limanlar

Çünkü limanlar ;
yanaşmayı bilen gemiler içindir,
boynunu büküp , mahzun bakışlarla
“tut ellerimi” diyebilenler içindir..
Oysa
… öğretmedi bana geldiğim denizler ;
Sırtımı verip rüzgara ,
yorulmadan yol almayı..

Pinhanca Pinhan

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

En çok, gözlerinden korkuyorum senin..

En çok, gözlerinden korkuyorum senin..
B/akmamandan..
Tam tutmaya,
Tutunmaya
Tutuşmaya çalıştığım anda
B/ırak-mandan..

Çok düştüm ben..
Üstüme ,
Kendi üstüme
Çok düştüm..
Bilirim, dizlerimi korumayı
Elbisemi kollamayı
iyi bilirim.
Bilirim de,
Bu senin gözlerin gibisi
yok iste..
Senin gözünden düşmek gibi bir düşmek
Yok..

Sen hiç ,
kapısında kaldın mı Cennetin..
Elâ bir cennetin kapısında,
Takılıp kaldın mı ayaklarına
Diline dolanıp
Kendi düğümünde boğuldun mu yahut
Ya da tam kalbin
patlamak üzereyken eşikte;
Düşüverdin mi,
Çevrilen bir bakıştan
Cehenneme..

Nasıl bir tufan kopar
Bilir misin kaptan
Tek damla yaşsız..

Nûh olsan
kâr etmez o zaman..
Bölünür dünyan ikiye
Sen, ikiye bölünürsün
Gemiler tutuşur
Bir yanın kül olur dağılır
Bir yanın (tuz) buz
Kırılır..

Ellerin konacağız yeri bilmez
Dilinde cahil bile değil
Tümden kesilir söz..
Ve böyle
Tıpkı şu an olduğum gibi böyle
Kas katı kesilir bedenin

Bir kıyamet kopar o an
Yalnız sana..
Yalnız sana üflenir Sûr
“Kıyam et!” dersin
Düştüğün yerden kendine
Sonra kaldırıp basını
bir kez daha
ve
can havliyle bakarsın
esintisini kaçırdığın rahmete..
Yağsa dersin,
Ahh bir kere yağsa
Kalemin üzerinden
Kağıda yağarken gözlerin
Yağsa dersin..
Ne olur bir daha yağsa..
Yağar mı?
Allah Kerim..

Ördüğün bütün ilmekleri sökersin
Tek tek..
Kaçırdığın yere kadar..
Her ilmekte bir adım
Her adımda bin nefes
geriye düşersin..
Yine de caymazsın
Cayamazsın yolundan
Başını eğip beklersin
Sana yeniden nazar etmesini..

Bu yüzden,
En çok gözlerinden korkuyorum senin..
B/akmamandan..
Tam tutmaya,
Tutunmaya
Tutuşmaya çalıştığım anda
B/ırak-mandan..

Üryan-2011

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Dilek Kartal, Öykü

kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK…

“Yaz kuşlarının sisine gömdüm acılarımı
Sevdiğim kadınlarda kaldı yıllar ve yıllarım
Yıllar ve yıllarım kış mahsulü hüzünler
güz kokulu kederlerim
-Ne mi anlatır şimdi kuş kanadında suretim.?” (**)

Birbirine uzak iki kör noktadan, yere yakın ve temkinli kanat çırpı(nı)şlarıyla usul usul sokuldular uçurumun kenarına..
Nefes nefeseydiler.. Yorgundular.. Açtılar..
Hiç birinin ,diğerinin yorgunluğuna deva olacak dermanı yoktu..

Uçurumun ucuna doğru ürkek bir iki adım attılar.. Ayaklarının altında yani uçurumun bittiği yerde, bir cennet bahçesi göz kamaştıran güzelliğiyle gülümsüyordu.. ” Gel” diyordu.. Davet, öylesine baş döndürücüydü ki..

Solukları nispeten sakinleşmiş halde birbirlerine baktılar.. İkisinin de gözleri yılgınlıklarla harelenmişti..İç çekti erkek olanı:
-Keşke…
dedi ve sustu..

O’nun “keske”sini gölgede bırakan bir “keşke” ile cevap verdi dişi:
-Keşke orda olabilsek…

Sonra birden bire gözlerindeki yılgınlık yerini titrek bir umut ışığına bıraktı.. Bütün gücü ile silkinip, erkeğe yaklaştı :
-Belki de yapabiliriz. Ne dersin?

En az Onun kadar istiyordu erkek de.. Ama , ondan daha çok yol katetmişti.. Daha yorgun, daha bitkindi..”Zor” dedi.. “Çok zor…”

Sonra dönüp kanatlarına baktı:
-Bu kanatlar bu yolculuk için çok yaşlı artık..

Israrcıydı dişi olan.. Umut bir defa parlayıvermişti gözlerinde.. Duracak gibi değildi.. Genç görünen kanatlarını usulca açtı.. “Bak” dedi:
-Bak bana.. Senin kadar uçmadım belki.. Ama senden çok hırpalandım.. Sapan taşları, tüfek saçmaları, ağlar, kafesler.. Canım yanıyor hala.. Görmediğin, kimsenin görmediği usul bir kan sızıyor kanatlarımdan göğsüme.. Ama yine de…

Döndü.. Göz kırpıp duran cennet bahçesine kendinden geçerek baktı:
-Şu güzelliğe baksana.. Hiç değilse denemeyi hak etmiyor mu?

“Belki” dedi uzun yollar katetmiş yorgun erkek..
-Belki, ama.. Başaramazsak.. Ölürüz biliyorsun değil mi? Başaramazsak.. Kanatlarımız bizi oraya kadar ulaştıramazsa kayalara çarpa çarpa parçalanırız.. Herhangi bir ölümden daha acı , daha acıtıcı bir ölüm olur üstelik..

-Biliyorum.. Bütün bunları biliyorum.. En az senin kadar korkuyorum üstelik..Ama bak.. Bak rüzgar var.. O, bize yardım edebilir.. Bırakıveririz kendimizi onun koynuna.. Alıp uçurur bizi.. Unutuveririz bütün eski uçuşlarımızı..Rüzgarı kanat yapıp yeni bir uçuş öğrenebiliriz..

Samanyolundaki bütün yıldızları gözlerine takıp , öylece baktı erkeğe :
-Olmazsa da.. Cennete uçarken ölürüz.. Hiç değilse bu kadarını yapabiliriz.. Hadi!

Yavaşça sokuldu ona.. Başını, boynuna yasladı.. Eğilip ,yorgun kanatlarından öptü, incitmekten korkarak..
Öylesine içten “gel” diyordu ki..
Karşı konulmazdı.. konulamazdı.. Bu umut kırılmazdı..Bu yıldızlar koparılamazdı..
” Hadi” dedi erkek.. Yanındakinin verdiği cesaretle, “hadi” dedi..

Birbirlerine sarıldılar.. Kanatlarındaki eksikleri , birbirilerinin kanatlarıyla yamadılar.. İki yürek, iki kanat oldular.. Ve bıraktılar kendilerini boşluğa..,
Rüzgar, tutup aldı ikisini..
Uçurdu..
Uçurdu..
Ve gözden kayboldular..

Cennet bahçesine vardılar mı kimse bilmedi..
Geriye, ne zaman aşık olsak, kalbimizde çırpı(nı)p duran bir çift kanat bıraktılar..

*******

(**)Refik Durbaş/ İki Sevda Arasında Karasevda sf.24

Dilek Kartal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Dilek Kartal, Şiir, Türk Şiiri

Sormuyorsun ama iyi değilim ben

sormuyorsun ama iyi değilim ben
serçeler ayağımın altından yeri çekiyorlar
sonra kim çıkarmışsa üşüdüğümün dedikodusunu
yeri üstüme seriyorlar gece niyetine
serçeler
saçıp kaçıp saç/ak/larıma saklanıyorlar

alnım cayır cayır yanıyor kaç gündür
ellerimi tutma !
o gece bulutlar göğü kusarken üstüme
ben yüzünü seyrediyordum
o gece sen
sıcağını alıp giderken çarşafımdan
ve bulutlar
b/elâ bir tufan doğururken çığlık çığlıga
yüzümle ellerimin arasına girip
hızla büyüyordu yüzün
amin diyemediğim bir dua
dolanıp duruyordu dilime
serçeler
saçlarıma giden yolu yeni öğreniyordu

doğduğum sokakta bir terzi vardı
O’nu görmeye gittim bu gün
– ölmüş-
paltomun ceplerini büyütecektim
ellerim, tufan ve yüzün
yüzün, ellerim ve tufan
bir de tufan; yüzünden ellerime bulaşan
sığabilsin diye
ceplerimi büyütecektim
– ölmüş-
iyi değilim ben

tütün kokulu sohbetler geliyor aklıma
gülüşündeki şarap tadı
hatırlıyor musun
nasıl sarhoş olmuştu kirpiklerim
sen, nasıl da gülmüştün
gözümün güzüne b/akamayışına
dudaklarını dudaklarıma yaslayıp
“yemin olsun ki” demiştin;
“şaraba ve tütüne”
“gözlerinsiz gidilmeyecek bir daha
ne uykuya,
ne ölüme ”

Sanmıştım ki…

kundağımı özlüyorum bu aralar
serçeler nasıl da acımasız
yer bütün ağırlığıyla sırtımda
bulutlar hâlâ öğürmekte
ayağımda sallasam diyorum kendimi
ninnisiz, sadece sallasam
ve derin derin dalsam
annemin İsrafil olduğu uykuya

Sormuyorsun ama iyi değilim ben

Dilek Kartal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page