Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Heinrich Heine, Şiir

1
Benden paso, dalkavuk muyum odunlara,
Dışları altın, kum çakıl içleri;
Peki demem bir külhanbey elini uzatsa,
Adımı lekelemek gizli niyeti.

Eğilmem önlerinde o güzel sürtüklerin,
Parlarlar edepsiz, ne utanma, arlanma;
Koşsunlar kendilerini, ben yokum,
Tın tın putlarının zafer arabalarına.

Biliyorum telef olur gider meşe.
Eğilip bükülerek deredeki kamışsa
Rüzgârda fırtınada durur eski yerinde.

Peki ama ne olur o kamış sonunda?
Şansa bak! Ya bir züppeye baston,
Ya halı döven bir sopa, uşaklar elinde.

2
Ver maskeyi, yüzüme takayım,
Bir serseri olayım, karakter maskeleri
Takınmış reziller, gösterişli her biri,
Sanmasınlar kendileri gibiyim.

Bir kopuktan hiç farkım olmasın,
Âdi sözler, davranışlar yardımcım;
Şimdi yavan züppelerde özenti, zekânın
O güzel parıltısından yoksun kalayım.

Maskeli baloda ben böyle dans ettim,
Şövalyeler, kıratlar, keşişler hayran,
Soytarılar selâm verdi, çıkmadı tanıyan.

Tahta kılıçlarıyla patakladılar beni.
Şakaydı tabiî. Çünkü maskemi çıkarsam
Donar kalırdı it kopuk o kadar adam.

3
O yavan zirzoplara gülerim,
Koç suratlı, bakarlar aval aval;
Hilekâr, kaypak, aptal
Bakar bana o tilkiler, gülerim.

O pek bilgiç maymunlara gülerim,
Mağrur yargıçlardır, kasılırlar;
Zehirli silâhlarla tehdit ederler beni,
Ödlek reziller, gülerim.

Çünkü mutluluğun o hoş oyuncakları
Kırılıp da kaderin ellerinde,
Atılınca önümüze, yerlere saçılınca,

Ve kalp, bedende parçalanıp kalınca,
Parçalanmış, doğranmış, delik deşik —
Çın çın güzel kahkaha donar dudaklarımızda.

4
Beynimde bir hayalet gibi, güzel bir masal
Masalda yankısı ince bir şarkının sade;
Şarkıda, örer dokur terütaze,
İnce bir kız, çok güzel.

Göğsünde kızın bir küçük kalp var,
Fakat sevgi ateşi yok bu kalpte,
Girmiş muhabbetsiz, donmuş gönle
Ancak kibir, gurur… o kadar.

Ses verir başımda masaldaki yankı
Ve şarkı nasıl da uğuldar, ürpertir,
Ve kız nasıl güler yavaşça?

Korkuyorum, başım çatlayacak sanki —
Ah, fakat korkunç olur, hazindir
Aklım eski yolundan saparsa.

5
Sessiz üzgün yumuşak akşam sularında
Çoktan unutulmuş şarkıların yankısı,
Yanaklardan gözyaşların akışı
Ve eski kalp yarasından kan sızmada.

Büyülü bir aynada gibi duruyordu
Karşımda gene yârin hayali;
Çalışma masasında, sırtında pembe yeleği,
Mutluydu çevresi, sessiz ve mutlu.

Birden kalktı iskemleden, kesti
Başından saçların en güzelini,
Verdi bana – sevinçten ürperdim âdeta.

Mephisto, sevincime zehir kattı,
Aldı o saçları sağlam bir ip yaptı,
Yıllardır bağlamış sürür beni onunla.

6
“Geçen yıl seni tekrar görünce,
Hoş geldin derken öpmedin beni!”
Kızıl dudakları yârin, ben böyle deyince,
Kondurdu dudaklarıma en güzel buseyi.

Bir mersin ağaççığı pencere yanında,
Mersinden bir sürgün kopardı, verdi:
“Dik nemli toprağa, üstüne bardak kapa!”
Dedi, başını salladı, bir hoş gülümsedi.

Zaman girdi araya, öldü sürgün saksıda,
Seneler var, onu da görmedim ben,
Anısı o öpüşün, yanar içimde hâlâ.

Geçende sevgilimin olduğu yere, kader
Aldı getirdi beni yâdellerden,
Durdum evi önünde, gece, sabaha kadar.

7
Kendini kolla dostum, azgın şeytan zirzoplardan,
Uysal melek yosmalar, onlardan da beter.
Tam öpmeye kalktım, sivri pençeler,
Uzatmıştı yanağını bir gün biri bunlardan.

Kendini kolla dostum, yaşlı kara kedilerden,
Beyaz dişi genç kediler, onlardan da beter.
Kalbime pençe attı, az daha gitti gider,
Bir gün bunlardan biri sevgilim olmuşken.

Ey ballar balı kız, ah ey tatlı maskara!
Gönlüm duru gözlerine nasıl da aldandı,
Pençelerin bağrıma nasıl da saplandı?

Bastırsaydım da seni ateşli dudaklarıma,
Ah ey kediciğimin yumuşacık pençesi,
Kalbim bütün kanım, yoluna feda etseydi!

8
Gördün sen de çok kere savaşmamı onlarla,
Reziller düzgünlü kediler, gözlüklü finolardı;
Kirlettiler benim temiz adımı,
Apar topar sürüklediler beni mahva.

Gördün beni ukalâlar nasıl harcadı,
Çıngıraklı deliler gibi çevremde yaygara;
Zehirli yılandılar, çöreklenmiş bağrımda,
Gördün yaralarımdan kan nasıl aktı.

Sense kımıldamadın sağlam bir kule gibi,
Başın fırtınalarda bir deniz feneri,
Sakin kalbin benim için bir liman oldu.

Elbet çevresinde azgın dalgalar vardır,
Elbet o limana pek az gemi ulaşır,
Ama ulaşınca deliksiz uyku.

9
Ağlasam, ne mümkün ağlamak;
Davranıp yükselsem göklere,
Çıtırdar iğrenç böcekler çevremde,
Yapışmışım, bırakmaz toprak.

İsterim şûlesi canımın şen şakrak,
Parlasın güzel sevgili her yanda;
İsterim mutlu tatlı soluğunda yaşamak,
Yapamam, parçalanır, gönlüm hasta.

Akıyor kırılmış kalbimden duyuyorum
Sıcak kanım, çok bitkinim, çok halsiz,
Çoğalan kararmalar, gözlerimin önünde.

Gizli bir ürperişle yukarı, sisler ülkesine
Bakıyorum, yumuşak kollarla orda sessiz
Kucaklar beni gölgeler, biliyorum.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilsiirde-ask-ve-kadin
Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Heinrich Heine, Şiir

Bay Ulrich, atıyla, yeşil ormanda,
Hışırtısı yaprakların tatlı;
Dallar arasından görüyor güzel
Bir kızın kendine baktığını.

“Tanıyorum onu!” diyor asilzade,
“Tanıyorum bu parlak, bu aydınlık yüzü;
Kalabalık ve tenha yerlerde gördüğüm
Odur hep, üzerimde büyüsü.

Ordaki o, dudaklar yeni açmış, taze
İki gonca gül;
Ama bazan onlardan haince,
Acı sözler dökülür.

Bunun için bu ağız, tıpkı
Hoş bir gül korusudur,
Loş fidanlar arasında, ıslık çalan
Sinsi yılanlar da bulunur.

Ordaki o güzelim yanaklarda
Ne tatlıdır gamze,
Öyle bir çukur, ki çılgın istekler
Çekiyor beni içine.

Görüyorum ordaki o, en güzel baştan
Sarkan şirin bukleleri;
Hain, beni onlarla bağladı,
Bunlar öyle ağlar ki!

Ordaki o mavi gözler
Durgun dalgalar gibi duru;
Ben onları cennetin kapıları bilirdim,
Meğer cehennem kapıları.”

Hışırdıyor yapraklar ürkütücü,
Bay Ulrich ilerliyor ormanda;
Solgun, yaslı bir yüz,
Bir ikinci hayal, uzakta.

“Şefkatli, sıcak, beni severdi;
Ah, ah!” diyor asilzade,
“Bense kötü davrandım, acı söyledim,
Hayatını zehir ettim, anne!

Acılarımın ateşiyle, gözlerinde
Yaşları kurutabilseydim!
Solgun yanaklarını kalbimin kanıyla
Pembeleştirseydin!.”

Bay Ulrich yola devam ediyor,
Başlıyor kararmaya orman;
Garip garip fısıltılar
Akşam rüzgârlarından.

Yankı yankı geliyor kulağına
Kendi sözleri asilzadenin.
Neşeli kuşların işi bu,
Ötüşen, söyleşen kuşların.

Pişmanlık türküsü bu, Bay Ulrich
Kaptırmış kendini bu hoş türküye;
Söylüyor, bitiriyor, yeniden
Başlıyor söylemeye.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilagzi-gul-bahcesi
Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Heinrich Heine, Şiir

1
Bir zaman düşlerimde çılgın, ateşli aşklar,
Güzel saçlar,- mersinler, muhabbet çiçekleri,
Tatlı dudaklar, acı sözler,
Yaslı şarkıların üzgün ahenkleri.

Soldu sarardı, uçup gitti o düşler,
Savruldu rüzgârda rüyalarımın sultanı!
Bana yalnız, o günlerde yumuşak şiirlere
Alevli, çılgın ne döktümse o kaldı.

Sen kaldın öksüz şarkı! Sen de uç git şimdi,
Ara o hayali, düşlerde çoktan silik,
Bulursan selâm söyle
Ey havalı gölgeye gönderdiğim hafif soluk!

2
Garip, korkunç bir rüya
Hem ürktüm, hem sevindim;
Dehşetli sahneler gözümün önünde,
Çırpınmada kalbim.

Bir bahçe, güzel mi güzel,
Şen rahat dolaşayım dedim;
Baktılar hoş çiçekler,
Hazla doldu içim.

Minik kuşlar cıvıldaşır,
Neşeli aşk ezgileri;
Rengârenk çiçekler, güneşin
Kızılı altınla çevrili.

Otlardan sızan ıtır, koku
Bir tatlılık, esen ılık rüzgârda;
Her şey parlıyor, her şey gülümsüyor,
Gösteriyor güzelliğini dostça.

Bu çiçek ülkesinin ortasında
Mermer bir çeşme, arı duru;
Güzel bir kız gördüm hamarat,
Bir beyaz giysi yıkıyordu.

Yanakları hoş, gözleri tatlı.
Sarı bukleleriyle bir küçük melek;
Baktım yüzüne, hem yabancı,
Hem bildiğim biri olsa gerek.

Güzel kız aceleci, telâşlı,
Dilinde bir garip türkü:
“Dökül su, dökül, dökül,
Yu keteni, yu, yu!”

Yürüdüm, vardım yanına:
“Söyler misin, güzeller güzeli!”
Dedim yavaşça,
“Kimin bu ak giysi?”

Söyledi hemen: “Senin! Hazırlan,
Yıkıyorum kefenini!”
O böyle der demez
Dağıldı görüntü, bir köpük gibi.

Aldı götürdü birden sanki bir büyü
Karanlık, gür bir ormana beni.
Ağaçlar boy atmış göklere doğru,
Kalakaldım şaşırmış, düşünceli.

Fakat o ne? Bir boğuk yankı
Sanki uzak balta seslerinden;
Çıktım açıklık bir yere
Çalılar, ağaçlar arasından.

Yeşil alan ortasında
Bir koca meşe.
Fakat o ne? Benim kız, baltayı
İndirmede gövdesine.

Vurur, ha vurur, vurur;
İnip kalkar balta, bir türkü ağzında:
“ Demirim parlak, demirim çıplak,
Sandık yap meşeden, elin çabuk tutarak!”

Yürüdüm, vardım yanına:
“Güzeller güzeli, söyler m isin?”
Dedim yavaşça,
“Bu sandık ne, kimin için?”

Söyledi hemen: “Bir tabut.
Senin için. Vaktim az!”
Dağıldı görüntü bir köpük gibi,
O böyle der demez.

Solgun, sararmış, geniş,
Çıplak kır, birden, çevre;
Bilmiyorum bu ne hal,
Kaldım ürpertiler içre.

Dolaştım işte öyle,
Derken beyaz bir çizgi;
Yürüdüm, koştum, durdum,
Ne mi gördüm? O güzel kız, deminki.

O beyaz kız geniş kırda
Kazıyor toprağı elinde bel.
Pek bakamıyordum yüzüne,
Hem o kadar korkunç, hem öyle güzel.

Güzel kız, aceleci, telâşlı;
Dilinde bir garip türkü:
“Kazmam sivri, kazmam keskin,
Aç çukuru geniş, derin!”

Yürüdüm, vardım yanına,
Dedim yavaşça: “Söyler misin,
Güzeller güzeli,
Bu çukur ne için?”

Söyledi hemen: “Sana serin
Bir mezar kazıyorum, sus!”
Çukur birden açıldı derin,
Böyle der demez güzel kız.

Bakınca oyuğa irkildim,
Yuvarlandım gecesine mezarın,
Bir soğuk ürperti iliklerimde
Ve uyandım ansızın.

3
Siyah frak, ipek gömlek, kolluklar
Kendimi gördüm düşte gece;
Bir törendeymişim, tatlı dost
Sevgilim önümde.

Eğildim önünde: Demek sîzsiniz gelin,
Ay, ay, tebrik ederim gülüm!
Sesim uzadı gitti soğuk kibar,
Boğazımda bir düğüm.

Acı yaşlar boşandı yârimin gözlerinden
Ve yaş sellerinde eridi aktı sanki
O güzel portre.

Çok yalan söylediniz uyanıkken, düşte
Ey tatlı gözler, masum yıldızları aşkın,
Olsun, inanırım size gene de!

4
Rüyamda bir adam: gülünç, bücür,
Tahta bacaklar takınmış, adımları uzundu;
Giyinmiş beyazlar, şık kibar,
Fakat kirli, kaba ruhu.

Ruhu biçare, boş,
Gösterişli, vakur dışı.
Yiğitlik, mertlik dilinde,
İnatçı, mağrur davranışı.

“ Bilir misin kim bu? Gel, bak!”
Dedi rüya tanrısı, gösterdi kurnaz, bana
Görüntüler selini, yansımış bir aynaya.

Durmuştu bir kürsü önünde cüce,
Yanında sevgilim. Evet! dedi ikisi birden,
Gülüştüler: “Âmin!” binlerce şeytan.

5
Çılgın kanımı azdıran,
Bağrımı tutuşturan ne benim?
Bir ateş dağlıyor kalbimi,
Kaynıyor, kabarıyor, köpürüyor kanım.

Kabarıyor, köpürüyor kanım çılgın,
Çünkü bir düş gördüm kötü;
Karanlık oğlu geldi gecenin,
Soluyarak beni alıp götürdü.

Aydınlık bir eve iletti beni,
Saz sesleri, bir şenlik,
Yanan mumlar, meşaleler,
Vardım salona, girdim içeri.

Sofrada konuklar güle oynaya,
Cümbüşlü bir düğündü bu;
Gelinle güveye baktığımda
Eyvah, sevgilim gelin olmuştu.

Bir yabancı adamdı güvey,
Gelinse dilber sevgilim;
Koltuğunun hemen gerisinde
Durdum, ses etmedim.

Müzik çalıyor, ses yok bende,
Hüzün veriyor şenlik sesleri.
Çok mutluydu gelin,
Güvey sıktı elini.

Kadehini doldurdu güvey,
İçti biraz, uzattı kadehi,
Aldı, gülümsedi, teşekkür etti gelin
Eyvah! Kızıl kanımdı içtiği.

Güzel bir elma aldı gelin,
Güveye verdi,
Elmayı kesti güvey
Eyvah! Bu benim kalbimdi.

Tatlı, uzun bakıştılar,
Kucakladı güvey, gelini;
Öptü pembe yanaklarından
Eyvah! Soğuk ölüm öptü beni.

Dilim kurşun gibi ağzımda,
Bir dalgalanma, dans başladı;
Tek söz söyleyemiyorum,
Süslü gelin güvey yaptı ilk dansı.

Ben bir ölü gibi donmuş kalmış,
Uçtu dans edenler, etrafımda.
Yavaşçacık bir şey söyledi güvey,
Kızardı gelin, kızmadı ama.

6
Sakin gece, tatlı düşte
Bir büyü gücüyle çıka geldi,
Bir büyü gücüyle sevgilim
Küçük odama geldi.

Baktım yüzüne, tatlı, şirin!
Baktım yüzüne, güldü;
Kalbim sığmaz oldu göğsüme, sözler
Ağzımdan bir sel gibi döküldü:

“ Hepsi senin, sevgilim,
Al hepsini, neyim var
Yeter ki yavuklun olayım,
Gece yarısından, horoz ötene kadar.”

Bir tuhaf baktı yüzüme
Sevimli, üzgün, candan
Konuştu güzel kız:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

“Tatlı canımla genç kanımı
Vereyim seve seve sana,
Melekler gibi güzel, fakat
O en yüce mutluluğa dokunma!”

Çıka dursun hemen sözüm ağzımdan
Daha da güzelleşti genç kız,
Hep aynı şeyi söylüyordu:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

Beynimde boğuk boğuk uğuldayan söz
Boşalttı bir alev denizi
Ruhumun en uzak köşelerine,
Sanki soluğum kesildi.

Çevrili altın hâlelerle
Akpak melekler belirdi;
Derken siyah ifritler
Derinlerden çıka geldi.

Boğuştular, savaştılar,
Kovup kaçırdılar melekleri;
Sonunda o kara sürü de
Bir sis yığınında eridi gitti.

Kollarımda şirin sevgilim,
Eriyor gibiydim hazdan;
Fakat ağlıyordu acı acı,
Kucağıma sokulmuş ceylan.

Biliyordum neden ağlıyordu
Nazlı yâr, öptüm güzel ağzını.
“ Kendini alevli aşkıma bırak,
Ah, akıtma, nazlım, gözyaşlarını!

Kendini alevli aşkıma bırak!”
Dondu kanım, birden buz kesildi;
Ses titredi, derinlerde
Bir uçurum belirdi.

Çıktı dipsiz kuyudan o siyah sürü,
Sarardı sevgilim
Kayboldu kollarımdan,
Yapayalnız kaldım.

Hora tepti çevremde, tuhaf
Siyah sürü, hora tepti;
Alaycı gülüşleri çın çın
Yaklaştılar, kavradılar beni.

Daraldıkça daraldı çevre,
Boyuna o ses, o korkunç uğultu:
“Artık ebediyen bizimsin,
Çünkü verdin İlâhî mutluluğu!”

7
İşte paranı da aldın, ne duruyorsun,
Mel’un rezil, ne duruyorsun daha?
Nerdeyse yarı gece, bir sevgilim eksik,
Üzgün bekliyorum odamda.

Mezarlıktan korkulu esintiler,
Rüzgârlar, gördünüz mü nişanlımı?
Sırıtıp eğiliyor, baş sallıyorlar: Evet!
Beliren yüzler solgun, sarı.

Dök ortaya getirdiğin haberi,
Ateş kılıklı kara maskara!
“Sayın baylar, bayanlardan size bildiri:
Binmiş geliyorlar ejder atlara.”

Sen ey dertli adamcağız, nedir arzun?
Benim ölü ustam, çeken ne seni buraya?
Bakarak yüzüme üzgün, suskun
Sallıyor başını, gidiyor yavaşça.

Neden sallar kuyruğunu, inler bu tüylü ahpap?
Kara kedinin gözleri neden parlar?
Sütananın ninnileri ne böyle; niçin
Saçları uçuşarak, höykürür bu kadınlar?

Uyu yavrum’lar bitti çoktan,
Mıymıylarınla, sütana, sen evde kal!
Ben bugün düğünümü kutluyorum,
Bak, göründü kibar, zarif konuklar.

Hele hele, baylar bu ne şıklık!
Ellerinizde kelleniz, şapka yerine!
İp kaçkını sarsak titrek kuklalar,
Rüzgâr da yok, bu ne gecikme böyle?

Şu gelen süpürge sapına binmiş nine.
Ah, kutla beni, oğlunum ya senin!
Beyaz yüzde titriyor bir ağız,
Diyor ki: “ Dâim olsun, âmin!”

Çiroz gibi on iki muzıkacı da geldi;
Kör kemancı kadın, peşlerinde sekerek,
Soytarı, sırtında alacalı ceketi,
Mezarcıyı apartopar çekerek.

Kafile başında şaşıgöz bohçacı
Geldi on iki rahibe, zıplaya oynaya;
Peşlerinde on iki zampara papaz, ıslıkları
Âdi rezil bir şarkı, kilise tonunda.

Bay soytarı, mosmor oldun bağırmaktan,
Ne yapayım gocuğunu, Araf’ta?
Yanan odun değil, dilenci ve prens kemikleri
Isınmak her zaman, orda bedava.

Çiçekçi kızlar çarpık, kambur
Dolanırlar odayı, taklalar atarak.
Kesin artık bu kaburga takırtısını,
Hey, sizler, baykuş yüz, çekirge bacak!

Doluşmuş cehennem toptan buraya,
Bir patırtı, büyür de büyür;
Cehennemde vals müziği hattâ
Susun, susun! Nerdeyse sevgilim gelir.

Reziller, ya susun, ya basıp gidin!
Duymaz oldum kendi sözlerimi de.
Aşçı kadın, nerdesin? Koş, aç kapıyı,
Bir araba mı geldi, ne?

Hoş geldin güzelim, nasılsın sevgilim?
Hoş geldiniz bay rahip, yerleşin!
Ey beygir-ayak, at-kuyruk rahip,
Kulunuz, kölenizim ben sizin!

Gülüm, neden durgun solgunsun?
Bay rahip, nikâhı hemen kıyar;
Pek de fazla imiş gerçi ücreti,
Sana kavuşmak’çin ne önemi var!

Diz çök, sevgilim, yanıma diz çök! —
Çöküyor, eğiliyor-ah ey mutluluk!
Yaslanıyor kalbime, göğsüm dalga dalga,
Kucaklıyorum, körkütük.

Dalgalı sırma saçlar oynaşır çevremizde.
Çarpan kalbi sevgilimin, kalbime bitişik.
Kanat çırparak göklere doğru
Hazda, elemde birlik.

Bir sevinç denizinde yüzüyor yüreklerimiz,
Kutsal göğünde Tanrının, yukarda;
Birden başlarımızda cehennemin eli,
Bir felâket, bir belâ.

Gecenin karanlık oğludur bu,
Kutsayan rahip pozunda;
Kanlı bir kitaptan okuyor, basmakalıp
Duası küfürdür, rahmeti beddua.

Takırtı, gümbürtü, kükreyiş,
Çakıyor ansızın mavimtrak bir ışık,
Çatlıyor dalgalar, gürlüyor gökler —
“ Dâim olsun, âmin!” diyor ninecik.

8
Kalbimde yarı gece korkuları,
Sevdalı dönüyordum sevgilimin evinden.
Ağır durgun el salladı
Mezarlar, geçerken önlerinden.

Titreşti bir işaret gibi,
Çalgıcının mezarında ay ışığı.
Bir fısıltı: Hemen geliyorum, kardeş!
Ve mezardan bulanık bir hayal çıktı.

Yükseldi çukurdan çalgıcı,
Oturdu mezar taşına.
Tıngırdatıp gitarını
Başladı cırlak şarkısına:

“Çalgımın telleri hey, aklınızda mı
O eski dertli şarkı,
Bir zamanlar kalpler yaktı,
Şeytanlarda adı: cehennem azabı,
Meleklerde: cennet bahtiyarlığı,
İnsanlarda: aşk, aşk!”

Açıldı bütün mezarlar
Erirken son sözün yankısı;
Hayaletler çıktı apartopar,
Çalgıcının çevresini sardı.

Başladı cırlak koro:
“Aşk! Aşk! Senin gücün bizi
Bu yataklara düşürdü,
Kapadı gözlerimizi —
Ne bağırırsın gece vakti, hey!”

Karman çorman bir bağırış, inilti,
Öter, tıslar, gaklar gibi;
Sarmış çılgın sürü, çevresini
Tıngırdattı delice, çalgıcı tellerini:

“Bravo! Bravo! Hep böyle taşkın, deli!
Hoş geldiniz!
Çınladı, yankılandı afsunum,
İşittiniz hepiniz!
Buradayız yıllar yılı,
Miskin sessiz tabutlarda;
Şenlenelim, eğlenelim
İzin verin de bugün.
Bir bakın yalnız mıyız?
Ne aptallık, yaşarken
Kendimizi kör körüne
Çılgınlığına aşkların, bırakmışız’
Tam eğlenmek bugün bizim hakkımız,
Anlatsın açıkça herkes
Neden öldü, niçin geldi buraya,
Nasıl düştü tongaya,
Yakalandı, parçalandı nasıl
Çılgın aşk avlarında.

Hopladı topluluktan tüy gibi ince biri,
Başladı anlatmaya, bir kemik bir deri:

“Ben bir terzi kalfası,
Elimde iğne, makas;
Hamarat, çalışkan,
Elimde iğne, makas;
Geldi ustamın kızı,
Elinde iğne, makas;
İğneyi, makası
Yüreğime sapladı.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Sakin ciddî, bir ikinci çıktı ortaya:

“Rinaldo Rinaldini,
Schinderhanno, Orlandini,
Hele hele Carlo Moor
Olmak istedim onlar gibi.

Abayı da yaktım izninizle.
Bu yiğitler örneği;
Döndürmüştü başımı
O güzeller güzeli.

İç çektim, dem çektim
Aşktan şaşkına dönünce
Sokuverdim elimi
Zengin komşumun cebine.

Özlem gözyaşlarını
Komşumun mendiliyle
Silecektim dedim ya,
Yutmadı bekçi.

Süt kuzusu zaptiyeler raconunca
Aldılar beni ortaya;
Mapusane, aman ne büyük,
Ana kucağını açtı bana.

Sürüp sefasını aşk hayallerinin
Eğirdim orda yünümü,
Derken geldi Rinaldo’nun gölgesi
Aldı canımı götürdü.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Düzgünlü pudralı üçüncü çıktı ortaya:

“Sahneler şâhıydım ben,
İhtisasım âşık rolleri;
Kükrerdim bazan: Tanrılar!
İnlerdim bazan içli.

En çok Mortimer’i oynardım,
Maria her zaman güzeldi!
Halimden açıkça belliydi ya.
Hiç anlamak istemezdi beni.

Bir gün oyun sonunda perişan
Haykırdım: “Maria, kutsal kadın!”
Aldım hançeri hemen,
Kendime biraz derin sapladım.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Dördüncü, beyaz abalı, çıktı ortaya:

“Kürsüde kesiyordu profesör,
O keserken ben de kestiriyordum:
Fakat tabiî çok daha kekâ,
Sevimli kızının yanında olsaydım.

Pencereden az mı selâm vermişti,
Çiçekler çiçeği, ömrümün nuru!
Sonunda kopardı o sultan çiçeği
Zengin bir şapşal, bir hödük kara kuru.

Lânet olsun paralı rezillere, kadınlara
Deyip kattım şaraba şeytan otu;
Merhaba, ben Ölüm Birader, dedi ölüm,
İçtik kardeşliğe, perçinledik dostluğu!

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Boynunda ip, beşinci çıktı ortaya:

“Kızıyla elmasları… övünüyordu,
Atıp tutuyordu şarap masasında;
Boş ver mücevherleri Kont! dedim,
Benim gözüm yalnız senin kızında!

Paralı adamları kontun bir sürü,
Kız da, elmaslar da kilit altında;
Pöh, kilit kafes, adamlar umurumda mı?
Tırmandım parmaklıklara.

Tırmandım çekinmeden yârimin penceresine,
Öfkeli homurtular, küfürler aşağıda:
“Yavaş ol, delikanlı, neciyim ben,
Ben de elmas severim, bilirsin ya!”

Kont benimle matrak geçti, yakalattı,
Gülüşerek uşaklar sardı çevremi.
Hay Allah, yahu, hırsız değilim ben,
Aşırmak istedim sadece sevgilimi.

Etmeyin eylemeyin, kâr etmedi hiç biri.
Bir ip buldular şipşak;
Güneş doğdu geldi, darağacında beni
Görünce baka kaldı şaşarak.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Kellesi koltuğunda, altıncı çıktı ortaya:

“Sevda kahrından oldum avcı,
Dolaşırken kolumda tüfek,
Ağaçtan bir karga gakladı:
Kelle gider! Kelle gider! diyerek.

Ah, yârime götürsem,
Bir güvercin bulsam da!
Bakınırdım böyle düşünerek,
Avcı gözüyle çalılara.

Vermiş gaga gagaya kim bu sevişenler?
İki yavru kumru belki de!
Yavaşça sokuldum, tetik hazır;
Sevgilim değil mi, bak hele!

Güvercinim, nişanlım bir yabancı adamla
Sarmaş dolaş, aşnafişne —
Ey emektar silâh, hedefini şaşma!
Erkek yere devrildi, kanlar içinde.

Derken bir kafile, cellât dahil,
Kahraman da benim aralarında —
Geçtik ormanı. Kelle gider! Kelle gider!
Diye bağırıyordu ağaçta karga.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Bu sefer de çalgıcı çıktı ortaya:

“ Bir küçük şarkı okudum,
Güzeldi, erdi sonuna;
Döner yerli yerine şarkılar,
Göğüslerde kalpler parçalanınca.”

Koptu çılgın kahkahalar iki kat,
Solgun yüzlerde dalgalanma;
Kilise kulesinde “ Bir”i vurdu saat,
Koşuştular bağrışarak, mezarlara.

9
Uyurken tatlı, rahat
Unutmuş tasayı, kederi;
Bir hayal belirdi rüyamda:
Güzeller güzeli.

Mermer gibi solgun,
Çekici, esrarlı;
Gözlerinde inciler,
Saçları tuhaf dalgalı.

Kımıldadı usulca
Mermer solgunu güzel,
Yaslandı bağrıma
Mermer solgunu güzel.

Çılgınca öptü, kucakladı,
Kar beyaz göğsü;
Sevgiyle, candan sardı,
Mutluydum, hem de çok üzüntülü.

Acıdan, hazdan titriyor nasıl,
Çarpıyordu kalbim, ateşler içinde!
Onun göğsü buz gibi,
Ne çarpıntı, ne titreme.

“Soğuktur buz gibi,
Çarpmaz, ürpermez kalbim,
Fakat aşkın kuvvetini,
Hazlarım bilirim.

Dolaşmaz yüreğimde kan, açmaz
Pembeler dudağımda, yanağımda;
Fakat dostunum senin,
İrkilme, korkma!”

Daha da çılgın kucakladı beni,
Âdeta acıtıyordu;
Derken bir horoz öttü – kollarımdan
Kaydı gitti güzel, mermer solgunu.

10
Çektim aldım, sözün büyüsüyle
Solgun, sarı ölüleri;
Gitmezler artık eski geceye,
Dönmezler geri.

Unuttum korkudan, dehşetten,
Üstadın afsunu etkiliydi;
Şimdi sisler içindeki eve,
Kendi hayaletlerim çeker beni.

Bırakın, karanlık cinler!
Düşmeyin üstüme, ardıma!
Daha bazı mutluluklar olabilir,
Bu güllerin parıltısında.

Güzeller güzeli o çiçeğe
Benim bütün çabam;
Onu sevmedikten sonra
Neye yarar yaşamam?

Yalnız bir kere, sarmak isterim,
Bastırmak yanan bağrıma!
Dudakları, yanakları; en mutlu acıyı
Öpmek onlardan, bir defa!

Ağzından bir kerecik
Tatlı bir söz duymak isterim —
Sonra, o karanlık yere gelmeye,
Ey ruhlar, peşinizdeyim.

Salladılar başlarını korkunç,
Duydu ruhlar söyleneni.
Sevgilim, işte geldim yanma,
Seviyor musun beni?

Heinrich Heine

Çeviren: Behçet Necatigilruyada-mezar-gormek
Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Henri Michaux, Şiir

1
Kalkınca sabahları sorarım:
Sevdiceğim bugün gelir mi?
Yıkılır akşamları, ağlarım:
Bugün de gelmedi.

Uykusuz, uyanık yatakta
Kaygı, keder geceleri;
Dolaşırım orda burda gün boyu
Düşlerde, yarı uykuda gibi.

2
Telâşlar içindeyim, huzursuz!
Onu göreceğim birkaç saat sonra.
Sadık kalbim, atışların zorlaştı,
O ki en güzeli, güzeller arasında!

Fakat bu saatler ne de uyuşuk!
Yürümezler bir türlü, miskin,
Esner, ayak sürürler,
Hey tembeller, biraz acele edin!

Deli dolu bir heyecan âdeta!
Fakat bilmez bu saatler sevmek nedir.
Zalimce anlaşma, onlar âşık telâşıyla
Haince eğlenir.

2
Ağaçlar arasında dolaşıyordum,
Üzgün, bir başıma.
Çıka geldi eski hayal,
Sokuldu bağrıma.

Kim öğretti size bu şarkıyı
Esen gökte uçan kuşlar?
Susun! Kalbim duyarsa
Gene kıvranmaya başlar.

“O söylerdi bunu hep,
Bir genç kız gelmişti;
Biz ondan aldık
Bu güzel, altın sözleri.”

Anlatmayın bana, anlatmayın,
Sizi kurnaz kuşlar, sizi!
Kimseye emniyet edemem acımı,
Çalmak istiyorsunuz, öyle mi?

4
Koy kalbime, sevgilim, minik elini —
O küçük odada duyuyor musun sesleri?
Bir hain dülger, niyeti fena,
Tabut yapıyor bana.

Gece gündüz takırtı, çekiç sesleri,
Nice zamandır beni uykumdan etti.
Ah, elini çabuk tut, dülger usta,
Kavuştur uykulara beni!

5
Acılarımın güzel beşiği,
Dinlendiğim güzel mezar,
Güzel şehir, ayrılmak zorundayız —
Sesleniyorum: Hoşça kal!

Sevgilimin gezindiği
Kutsal eşik, esenlikler!
Hoşça kal, onu ilk kez gördüğüm
Kutsal yer!

Ah, seni hiç görmeseydim
Kalbimin güzel melikesi,
Düşmezdim bu hale,
Bugünkü gibi.

Ne kalbini çelmek istedim
Sevgi dilendim ne de;
Ancak sessizce yaşamak
Nefes aldığın yerlerde.

Sense sürüyorsun beni buradan,
Bağrımda çılgınlık rüzgârları;
Acı sözler söylüyor ağzın,
Gönlüm hasta, yaralı.

Gidiyorum kırık kolum kanadım,
Elimde bir değnek, aksak-topal;
Yorgun başımı uzaklarda serin
Bir mezara koyana kadar.

6
Dur, bekle, hırçın denizci,
Geliyorum peşinden limana;
Vedalaştığım iki genç kadın
Biri o, biri Europa.

Kan çeşmesi, ak gözlerimden,
Fışkır gövdemden, kan pınarı!
Ki sıcak kanla
Yazayım acılarımı.

Ah, sevgilim, neden bugün
Ürpertiyor kanımı görmek seni?
Yıllardır benzim uçuk, kalbim kanar
Beni hiç karşında görmedin mi?

Bilir misin o eski masalı:
Hani cennetteki yılan,
Uzatarak o elmayı
Atamızı etmişti perişan.

Bütün felâketler elmadan geldi!
Elmayla getirdi ölümü Havva;
Eris, Troya’yı ateşe verdi,
Şendeyse yangın, ölüm bir arada.

7
Dağ, şato görüntüleri
Düşmüş Ren aynasına;
Küçük gemim ilerliyor neşeli,
Çepeçevre gün ışınlarında.

Sessizce bakıyorum oyununa
Altın dalgaların: bir bükülüş:
Duygular uyanıyor usulca
Ta içimde yer etmiş.

Candan selâmlar, vaitlerle beni
Çekiyor aşağı, ırmağın parlaklığı;
Bilirim, dıştan güler, içinde
Gece, ölüm saklı.

Yüzün ferah, bağrın fesat,
Sevgilim gibisin ey nehir?
O da böyle candan, uysal,
Masum, tatlı gülmesini bilir.

8
Önce ümidim yoktu.
Dayanamam sandım;
Sormayın nasıl oldu,
Ama işte dayandım.

9
Güller, servi dalları, sırma tellerle
Bir tabut gibi,
Süsleyerek bu kitabı sevimli, hoş,
Koysam içine şiirlerimi.

Aşkı da koyabilsem! Yeşerir
Aşkın mezarında huzur çiçeği,
Büyür, açar, koparılır —
Benim için açması, ben ölünce!

İşte şiirler, Etna’nm lavları
Gibi taşkın, bağrımdan
Kıvılcımlar saçarak fışkırdı
Etrafa bir zaman.

Şimdi hepsi sessiz, ölü âdeta,
Donmuş, katı, buğulu.
Fakat canlanırlar eski ateşte,
Esse üstlerinden aşkın soluğu.

Dile gelir kalpteki duygular.
Aşk soluğu çiy olur üstlerinde;
Geçer bir gün eline bu kitap,
Sevgilim! Uzakta bir yerde.

Çözülür o zaman şiirlerdeki büyü,
Seyre başlar seni sararmış harfler;
Bakarlar yalvararak güzel gözlerine,
Fısıldarlar aşk soluğu ve keder.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilheinrich-heine-siirleri
Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Heinrich Heine, Şiir

Annem B. Heine’ye
(doğuşu: V. Geldern)

1
Alıştım başımı dik tutmaya,
Aklımın doğrusuna giderim, dönmem;
Yüzüme kim baksa, kıral da olsa,
Gözlerimi yere eğmem.

Fakat anneciğim söyliyeyim açıkça:
Ne kadar zorluysa da gururum,
Senin tatlı, candan yakınlığında
Küçülür, yok olurum.

Beni böyle sindiren şendeki o ruh mu;
O yüce ruhun mu deler geçer her şeyi,
Bir çakar, uçar gider gökteki nurlara doğ

Üzülmem onları düşünmemden mi?
Beni o kadar seven o güzel kalbi,
Kalbini kırdım, hatâlarım oldu.

2
Deli, çılgın bıraktım seni günün birinde,
Dünyanın öbür ucuna gidecektim,
Sevgiyi bulur muyum, denemek istedim,
Kucaklayacaktım, muhabbetle.

Aradım sevgiyi bütün sokaklarda,
Açtım elimi kapı kapı,
Dilendim birazcık sevgiden sadaka,
Soğuk nefret oldu, gülüp uzattıkları.

Şaşkın, dolaştım sevgi diye diye,
Fakat bulamadım hiçbir yerde,
Döndüm geldim üzgün, hasta.

Karşıladın beni, eve gelince
Ve ah! yüzdüğünü gördüğüm gözlerinde
O tatlı sevgiydi, aradım aylarca.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilanne-siirleri

Behçet Necatigil, Çeviri Şiirler, Heinrich Heine, Şiir

Sevgilimi gördüm düşümde,
Yılgın, çileli bir kadın;
Solmuş çökmüş, eskiden
Benzeriydi baharın.

Bir çocuk kucağında,
Birini elinden tutmuştu;
Üstünde başında, bakışlarında
Belliydi kederi, yoksulluğu.

Kaykıla doğrula çarşıdan geçiyordu,
Birden beni gördü, baktı yüzüme;
Ona şunları söyledim,
İçim acıyla doldu:

“Gel, evime gidelim,
Bak, solgunsun, hasta…
Çalışır ederim,
Yer, içersin yanımda.

Çocuklara da bakarım,
Ne aç korum, ne açık;
Ama önce seni düşünmeliyim,
Zavallı, talihsiz çocuk!

Seni sevmiş olduğumu
Söylemem hiç sana,
Ancak öldüğün vakit
Ağlarım mezarında.

Heinrich Heineruyada-sevgilimi-gordum
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

arapça gazeteleri alıp elime
oturup okumaya koyuldum
cenevre gölünün kıyısında
birden…
yüzlerce kuş kaçıştı, panik içinde
korkmuş gibiydiler yavrularının kültürü için
gazetemin başlıklarından..
ülkemin haberlerinden…

Nizar Kabbani
Çeviren: Musa Ağgünisvicre-golu.jpg

Acar Erdoğan, Çeviri Şiirler, Şiir, Warsan Shire

kimse terk etmez yurdunu
yurdu bir köpekbalığının ağzı olmadıkça
kimse dönüp sınıra doğru kaçmaz
bütün şehir onlarla birlikte kaçmıyorsa.
komşuların senden hızlı kaçtığında
kan ter içinde, nefesleri tıkalı
birlikte okula gittiğin o genç çocuk
hani şu eski fabrikanın arkasında öptüğün
kendinden bile büyük bir silah taşıyorsa
işte o zaman terk edersin yurdunu
başta yurdun izin vermez kalmana.
kimse yurdundan kaçmaz, peşinden kovalayan olmadıkça
ayaklarının altında ateşler
dalağı patlarcasına
hiç kimse düşünmez bile bunu yapmayı
o keskin bıçak dayanmadan önce
boğazına
hatta o zaman bile marşını söylersin
fısıltıyla da olsa
pasaportunu yırtarsın bir havalimanı tuvaletinde
ağzına attığın her kâğıt parçası hıçkırıklarına karışır
geri dönmeyeceğini ilan ederken.
şunu anlamak zorundasın
kimse çocuğunu bir kayığa bindirmez
su karadan daha güvenli olmadıkça
kimse avuçlarını yakmaz
trenlerin altında
vagonların diplerinde
kimse kamyonların kasasında günler geceler geçirmez
gazete parçalarını yemez
gidilen onca yolun bir anlamı olmadıkça
kimse dikenli tellerin altında sürünmez
kimse dövülmek istemez
acınmak istemez.
kimse mülteci kamplarını yeğlemez
veya çıplak şekilde aranmayı
vücutları acı içindeyken
hapishaneyi de yeğlemez kimse
ama hapishane daha güvenlidir
yanan bir şehirden
gece başında dikilen
tek bir gardiyan daha iyidir
babana benzeyen bir yığın adamdan
hiç kimse kaldıramaz bunu
hiç kimse yediremez kendine
hiç kimsenin derisi o kadar kalın olamaz
bütün o laflar
defolun gidin siyahlar
mülteciler
pis göçmenler
sığınmacılar
ülkemizi yiyip bitirenler
ellerini uzatan o zenciler
garip kokuyor hepsi
vahşiler
kendi ülkelerini batırdılar
şimdi de gelip bizimkini batıracaklar.
nasıl oluyor da bütün o laflara
o kötü bakışlara
katlanabiliyorlar
belki de hiçbir darbe acıtmaz diye
kopan bir kol kadar.
sözcükler yine yumuşak gelir kulağa
on dört adam olmasındansa
bacaklarının arasında.
hakaretleri daha kolay
hazmetmesi
molozlara kıyasla
veya kemiklere
veya parçalanmış
o çocuk bedenine.
yurduma dönmek istiyorum ben
ama yurdum köpekbalığının ağzında
bir namlunun ucunda.
kimse terk etmez yurdunu
o seni sahillere doğru kovalamadıkça
yurdun sana demese
çabuk ol kaç diye
bırak her şeyini ardında
çöllerde sürün
bata çıka git okyanuslarda
boğul
kurtul
aç kal
dilen
gururunu unut
sadece hayatta kal.
kimse terk etmez yurdunu, o yorgun bir ses olmadıkça kulağında
sana fısıldayan
git diye
kaç kurtul benden
ne hale geldim ben de bilmiyorum
ama biliyorum ki
başka neresi olursa olsun
daha güvenli buradan

Warsan Shire
Çeviri: Acar Erdoğanuc_bebek_ve_bir_cocuk_boguldu