Çeviri Şiirler, İbn-i Arabi, Şiir

Sevgi bir nisbettir, hem Tanrı’yı ililendiren, hem insanı
İlmimiz bilmese de bu ilişkinin sırrını.
Sevgi bir zevktir bilinmez hakikati
Allah, Allah! Ne tuhaf değil mi?
Sevginin nedenleri sarıyor beni özüyle,
Varlık ve yokluk gibi iki zıt elbisesiyle,
Allah’ın varlığı bile sevgiyle bilinir.
O’na benzer değiliz ama, bizde de O’nda da o görülür.
Ey Allahım affet beni, beni ve söylediklerimi,
Şükür kabilinden söylüyorum ben bunları.

Ben kendi zâtımı sevdim. Bir’in ikiyi sevişi gibi
Sevgi O’ndandır: Tabiî ve ruhani,
İlâhîsi de O’ndandır, Kur’an ayetleriyle belli.
Hûda nurunun sözleri sana geldi.

Sen soruyorsun, oysa sorularını anlamıyorum ben.
Hangi sevgiden, hangi mizandan söz ediyorsun sen.
Her sevginin bir başlangıcı var. Rabb’ın sevgisinden özge
İlmim doğruluyor: İkinci yok O’ndan öte
Her aşkın bir başı vardır, sonu yoktur tabiî aşkın dışında
İki aşk var ki tanımına güç nerde
Ah bir kez anlasan o iki aşkın ne olduğunu
Ne kaybolur gider, ne de vardır o ikisinin sonu

Sevginin gayesi kavuşturmaktır insanda
Bir teni bir tenle, bir canı bir canla.
Oysa Rahmânla kavuşma gayesi “ebediliğe” ermektir.
Çünkü sevginin güzelliği, ancak O’nun Güzelliğinin bir parçasıdır
O’nu anlatamadıysam, nefsim kimi sevdiğimi bilmiyor demektir.
Çünkü O’nu anlatmak için daha deliller gerektir.

Ben sevginin sevgilisiyim, ah bir bilseniz!
Sevgi de bizim sevgilimiz, ah bir anlasanız!
Eğer benim niyetimi anlarsanız
Yüce Allah’a hamd ediniz.
Biliniz! Niçin çevremdekiler sözlerimden yüz çevirdiler?
Çünkü benim sözlerimi anlamaktan çok uzaktı onlar.
Niçin açık seçik gösterdiğim şeylere gözlerini kapadılar,
Ve varlığımdaki sevgilimi görmediler?
Sevmedim ben O’nun halkından hiç kimseyi
Anlayınız hayır, hayır! Varlığımdan başka kimseyi
İlâhi niteliklere büründüğümden beri, O’nun zuhûr yerine döndüm

Evet tam öyle oldum, öyleyse bana bağlanınız.
Ben Allah’ın ipiyim yaratılışınızda, bunu iyi biliniz.
Öyleyse kul olarak hizmete koyulunuz, kapıma geliniz.
Zeyneb’i Nizam’ı ya da Inan’ı
Seviyorum dersem, o zaman iyi anlayınız ki
Bu bir simgedir eşsiz ve sonsuz güzel,
Ki ardında çok değerli ve yaldızlı bir giysi var.
İşte ben onu giyenin üzerindeki giysiyim.
O giysiyi giyen kimdir bilinmez
O giysinin içinde vaktiyle Hallac’ın dediği var:
Öyleyse geliniz, neşeleniniz, sevininiz.
Aşk hayatına yemin olsun ki ne zaman O’nu müşahade etsem
O gelir önümde belirir sizi müşahede edeyim diye.
Göz göremez Allah’ı olduğu gibi
Her an ve her durumdadır, fakat yok gibidir sanki.

Varlık bir harftir, sen onun anlamısın.
Hayatta bir emelim yok O’ndan başka.
Harf bir anlamdır, anlamı kendindedir
Göz görmez o anlamdan başka hiçbir şey.
Kalp gider gelir fıtratın bir gereği
Kâh şekline o harfin kâh anlamına.
Tanrı yücedir, hiç kimse O’nu içeremez
Ama biz O’nu kalbimize sığdırırız.
Bunu ben demiyorum, Tanrı böyle diyor
İyi bilin o ilahî söz bu anlama geliyor.

İbn-i Arabî / İlâhî Aşk / İnsan Yayınları
Çeviren: Mahmut Kanıkibn-i-arabi-ilahi-ask

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, İliyya Ebû Mâdî’, Şiir

1. Geldim, bilmiyorum nereden, ama geldim;
Önümde bir yol gördüm, yürüdüm,
İstesem de istemesem de yürümeyi sürdüreceğim,
Nasıl geldim, nasıl gördüm yolumu?
BİLMİYORUM!

2. Bu varlığın içinde yeni miyim yahut eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlı bir tutsak mı?
Hayatımda kendimi ben mi yönetiyorum, yoksa başkası mı?
Bilmek isterdim, ancak…
BİLMİYORUM!

3. Benim yolum nasıldır? Uzun mu, kısa mı?
Tırmanan mıyım yahut düşüp yok olan mı?
Ben mi yolda yürürüm yoksa yürüyen yol mu?
Yoksa ikimiz dururken, geçen sadece zaman mı?
BİLMİYORUM!

4. Keşke bilseydim, o meçhûl güvenli alemdeyken,
Acaba biliyor muydum orada gömülü olduğumu?
Ortaya çıkıp sonradan, bir gün var olacağımı?
Yoksa acaba hiçbir şeyi anlamıyor muydum?
BİLMİYORUM!

5. Acaba, bu şeklimle bir insan olmadan önce,
Herhangi bir şey miydim ya da hiçbir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı yoksa sır mı kalacak ebedî?
Bilmiyorum ve niçin bilmediğimi de…
BİLMİYORUM!

DENİZ

6, Sordum bir gün denize: “Ey deniz ben senden miyim?”
Doğru mu bazılarının hakkımızda söyledikleri?
Yoksa yalan, yanlış ve iftira mı dedikleri?
Güldü bana dalgaları ve dedi ki
BİLMİYORUM!

7. Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, önünde diz çöktüklerini?
Biliyor mu nehirler, senden doğup sana döndüklerini? |
Ne diyor köpürdüğünde dalgalar?..
BİLMİYORUM!

8. Sen, ey tutsak deniz, Ah!.. Ne büyük tutsaklığın!
Ey haşin deniz! Sen de ben gibisin elinde değil hiçbir şeyin,
Ahvâlimiz bir, benzemiyor özrüme özrün,
Ne gün kurtulurum bu tutsaklıktan? Ya Sen ne zaman?..
BİLMİYORUM

9. Gönderdiğin bulut ile ağaçlar sulanır bir de toprağımız,
“Yedik meyveleri” deriz, halbuki biz seni yeriz,
“İçtik yağmurları” deriz de seni içeriz, …:
Doğru mu bu inandığımız yoksa yanlış mı?
BİLMİYORUM!

10. Sordum ufuktaki buluta: “Kumunu hatırlar mısın?”
Sordum yapraklı ağaca: “Kadrin ne bilir misin?”
Sordum boyundaki inciye: “Aslını anımsar mısın?”
Sandım ki hep bir ağızdan dediler:
BİLMİYORUM!

11. Raks ediyor dalga, bitmez bir savaş varken derinliğinde,
Yaratırsın balıkları, ama obur balinaları da,
Ölüm ile güzel yaşam buluşmuştur bir arada sinende,
Bilseydim keşke, beşik misin yoksa mezar mı?
BİLMİYORUM!

12, Leyla gibi kaç genç kız ve Mecmûn gibi kaç delikanlı,
Nice saatleri kıyında geçirdiler, Leyla şikayet edip, Mecmûn açıklayarak,
Dinler; her ne konuşsa Mecmûn, Leyla söyler, Mecmûn’sa kendinden geçer,
Yoksa kaybettiği bir sır mıdır dalganın sesi?
BİLMİYORUM!

13. Geceleyin nice krallar otağ kurdular da etrafında,
Sisten başka bir şey göremedik sabah oldu da,
Ey deniz! Bir gün dönerler mi yoksa dönmeyecekler mi asla?
Sordum: “Kumun mu içindeler?” Kum dedi ki: “Ben”
BİLMİYORUM!

14. Ey haşin deniz! Senin de ben gibi kabukların ve kumun var,
Sen gölgesizsin ve benimse yeryüzünde bir gölgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse bir aklım var,
Acaba ben gidiyorken sen niçin kaliyorsun?
BİLMİYORUM!

15. Ey feleğin kitabı! Söyle var mı bu denizin öncesi ve sonrası?
Ben bir kayık gibiyim onun içinde, o ise uçsuz bucaksız,
Zamanın amacı var mı gidişimde, ben gidiyorken amaçsız,
Bilmek ne güzel, fakat nasıl bileyim?..
BİLMİYORUM!

16. Ey deniz! Bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne örtüsü ben olduğum bir perde,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum, her yaklaştığımda,
Bilmek üzere görüyorum kendimi ama…
BİLMİYORUM!

17. Ey deniz! Ben de bir denizim, kıyısı kıyın olan,
Meçhûl yarını ve dünü seni kuşatan,
İkimiz de ey deniz, bir damlayız buradan ve şuradan,
Dün nedir, yarın nedir diye sorma?.. Ben…
BİLMİYORUM!

MANASTIR

18. Hayatın sırrını keşfetmiş bir topluluk var dediler manastırda,
Ancak bozuk akıllılardan başka bir şey bulamadım orada,
Cesetleşmişler; çünkü ülküler helak olmuş kalplerinde,
Ben kör değilim de başkaları mı kör?..
BİLMİYORUM!

19. Tapınaktakiler sırları en iyi bilenleriymiş insanların güya,
Dedim: “Doğruysa söylenenler, sır çıkmış açığa”,
Şaştım; Örtülü gözler güneşi görüyor da,
Niçin göremiyor örtüsüz olanlar?..
BİLMİYORUM!

20. İnziva ile takva ise eğer uzlet, kurt rahip olur,
Manastırsa aslanın ini, onu sevmek farz ve vacip olur,
Keşke bilsem, yetenekler yaşatansa öldüren inziva mı olur?
Bir günahken inziva, nasıl günahı yok eder,
BİLMİYORUM!

21. Gördüm manastırda dikenli teller içindedir güller,
Gördüm ki: temiz çiğdem sonra acı suya kanaat etmişler,
Canlı ışık etrafında karanlığa razı gibiler,
Var mıdır kaibi sabırla öldürmenin bir hikmeti?
BİLMİYORUM

22. Şafakta girdim manastıra, neşeli bir şafak gibi,
Gece ayrıldım oradan, kızgın bir gece gibi,
Bir sıkıntı vardı içimde, oldu bin bir sıkıntı,
Manastırdan mı derdim yoksa geceden mi? :
BİLMİYORUM!

23. Girdim manastıra münzevileri konuşturmak için,
Bir de ne göreyim, bir topluluk, en az ben kadar şaşkın,
Ümitsizlik alaşağı etmiş onları, teslim olmuşlar zayıflıklarından,
Bir de baktım kapıya, yazılmış üstüne:
BİLMİYORUM!

24. Hayret, itaatkar, hem de zekî münzeviye!
Terk etmiş insanları, yaratıcının bütün güzelliği onların üzerinde,
Sonra başlamış aramaya onu ıssız yerlerde,
Su mu gördü çölde yoksa serap mı?..
BİLMİYORUM!

25. Ne kadar da tereddüt edersin bu açık gerçekte ey münzevi!
Dileseydi şayet Allah Güzeli sevmemeni,
Yarattığında akılsız ve ruhsuz eylerdi seni,
Dedim: “Yaptığın günahtır”, bana dedi ki:
BİLMİYORUM!

26. Ey kaçan adam! Asıl ayıp işte bu kaçışın,
Kurtuluş yok ettiğinden, çöllere de gitsen,
Sen her hâlükârda cânî, öcünü alamamış bir katilsin,
Hoş görür mü Allah bunu, hiç affeder mi? :
BİLMİYORUM!

MEZARLAR ARASINDA :

27. Mezarlar arasındayken demiştim kendi kendime:
“Güveni ve rahatı buldun mu, bu çukurdan başka bir yerde?”
İşaret etti, bir de baktım ki göz çukurlarında bir böceğin açtığı yara,
Sonra dedi ki: Ey soran! Ben de…
BİLMİYORUM!

28, Bak (ey nefsim)! Bu mekân nasıl da denk etti herkesi,
Köle kalıntıları arasında kral yok olup gitti, :
Bir daha ayrılmamak üzere aşık ile sevmeyen bir araya geldi,
Bu mu en mükemmel adalet? (Nefsim) dedi ki:
BİLMİYORUM

29. Eğer ölüm bir diyetse, temiz olmanın suçu ne?
Eğer sevapsa, günahkârlığın erdemi ne?
Eğer ölüm varsa, kazanç ya da kayıp ne?
Niçin “kötülük” ya da “iyiliğin” adları var?
BİLMİYORUM!

30. Konuş ey mezar! Söyleyin ey çürümüş kemikler bana,
Yıktı mı hayallerinizi ölüm, öldü mü kara sevda?
Kimdir ölen, yıllardan ve milyonlarca yıldan bu yana?
Mezarlarda, ortadan mı kalkar zaman?
BİLMİYORUM!

31. Eğer yatışsa ölüm, sonu uzun bir kalkış olan,
Neden sürekli değil, güzel kalkışımız bu yatıştan?
Neden bilmez kişi, acep göç ne zaman?
Ne zaman anlaşılacak bu sır, ne gün bilecek insan?
BİLMİYORUM!

32. Bir uykuysa eğer ölüm, ruha rahatlık veren,
Tutsaklık değil, özgürlük, son değil, başlangıç iken,
Niye severim uykuyu, hoşlanmazken ölümden?
Neden korkar ruhlar ecelden?
BİLMİYORUM!

33. Ölümden sonra kabir ötesinde dirilme ve canlanma var mı?
Bir hayat ile sonsuzluk mu yahut yok oluş ile kayboluş mu?
Doğru mu insanların söyledikleri yoksa yalan mı?
Doğru mu bazı insanların bildikleri?..
BİLMİYORUM!

34. Ölümden sonra hem bedenimle, hem ruhumla dirileceksem,
Acaba bir kısmımla mı yoksa tamamen mi dirileceğim?
Bir çocuk mu yahut orta yaşlı mı olacağım?
Dahası, ölümden sonra tanıyacak mıyım kendimi?..
BİLMİYORUM!

35. Ey dostum! Örtüleri parçalamakla oyalama beni,
Öldükten sonra aklım hesaba katmaz formaliteleri,
Eğer aklım başımdayken bilmiyorsam akıbetimi,
Nasıl bilebilirim kaybettikten sonra aklımı?.
BİLMİYORUM!

SARAY VE KULÜBE

36. Yüksek kubbeli, heybetli bir saray gördüm,
“Seni yapan yıkılasın diye mi yapmış” dedim,
Bir parçasısın onun, bilmiyorsun nasıl kaybolduğunu dedim,
O da bilmiyor senin ne içerdiğini; biliyor mu?..
BİLMİYORUM

37. Ey ustalar istemeden önce bir hayal olan örnek!
Bir fikirsin beyinde, seni örtmüş karanlık,
Ve kalplerde böceklerin yediği bir dilek,
Sensin kendinin ustası, hayır… hayır…
BİLMİYORUM!

38. Nice saraylar vardır da, ustalar onları ilelebet baki sanır,
Sarsılmaz dağlar gibi sabit, yıldızlar gibi sonsuz sanır,
Halbuki daha bir taslakken zaman onun üstüne kuyruğunu atmıştır,
Yıkılmak içinse yaptıklarımız neden hâlâ yaparız?..
BİLMİYORUM

39. Bulamadım sarayda bir şey, berbat kulübede olmayan,
Her ikisinde de kölesiyim şüphenin ve gerçeğin,
Mahkumuyum ebedî gecenin ve aydınlık sabahın,
Sarayda mı, kulübede mi üstünüm?
BİLMİYORUM!

40. Hem kulübe, hem sarayda yok kendimden kaçacak bir yerim,
Hem umuyor, hem korkuyorum, hem razı oluyor, hem kızıyorum,
Altın yaldızlı ipekten mi yoksa keten midir elbisem?
Öyleyse çıplak niye elbise bekler?!.
BİLMİYORUM!

41. Tan vaktine sor: “Var mı çamuru ve mermeri?”
Saraya sor: “Örtmüyor mu karanlık onu da kulübe gibi?”
Yıldıza, rüzgara, bir de buluta sor ki:
“Acep her şey gördüğümüz gibi mi?”
BİLMİYORUM!

DÜŞÜNCE

42. Belirdi içimde birçok düşünce ve açığa çıktılar,
Benden sanmıştım onları, ancak fazla kalmadan uzaklaştılar,
Kuyuda bir an görünen hayal gibi, sonradan kayboldular,
Nasıl çıktı ortaya, niçin kaçtı benden?
BİLMİYORUM!

43. Acaba yolcu mudur, yeryüzünde ondan ona konan kişi?
Bir şey mi şüphelendirdi onu, kalmayı kabul etmedi?
Yoksa bana uğrayıp gitti mi köprüyü geçmem gibi?
Benden önce bir başkasında mı gördün onu?
BİLMİYORUM!

44. Yoksa bir an çakıp da kaybolan şimşek miydi?
Ya da bir kafesten uçup giden kuş gibi mi?
Yahut içimde çözülüveren bir dalga gibi mi?
Ben arıyorum onu, o ruhumdayken,
BİLMİYORUM!

ÇATIŞMA VE KAVGA

45. Bir çatışma ve bir kavga fark ediyorum içimde,
Bazen bir şeytanım, bir melek gibi görüyorum kendimi bazen de,
İki kişi miyim ben, katılmayı reddeden biri diğerine?
Yoksa acaba gördüğümde yanılıyor muyum?
BİLMİYORUM!

46. Kalbim kuşluk vakti, bir ormana benzerken,
İçinde çiçekler var, dereler, kuşlar var şarkı söyleyen,
Gönlüm ıssız bir çöle döndü, vakit ikindi olurken,
Nasıl olur kalbim önce bahçe, sonra da çöl,
BİLMİYORUM!

47. Nerede çocukluğumdaki gülüşüm ve ağlayışım?
Neşem nerededir ve gururlu toyluğumdaki saflığım?
Nerede, nasıl yürürsem öyle yürüyen hayallerim?
Kayboldu hepsi, ama nasıl?
BİLMİYORUM!

48. Bir inancım var, fakat benim inancım ve dindarlığım değil,
Ağlıyorum, ama daha önce ağladığım gibi değil,
Gülüyorum bazen de, ancak yürekten değil,
Keşke bilsem, nedir değiştiren beni?
BİLMİYORUM!

49. Her gün dertli, her zaman duyguluyum,
Bugünkü ben, gecelerden ve aylardan beriki ben miyim?
Yoksa güneşin batışındaki ben, doğuşundaki ben değil miyim?
Her soruşumda kendime verdiğim cevap:
BİLMİYORUM!

50. Nice işler var, bende iken korktuğum,
Kaybettiklerimi arzulayarak gecelediğim,
Nedir beni ona sevdiren ve ondan nefret ettiğim?
Ondan yüz çeviren ben miyim? —
BİLMİYORUM!

51. Niceleri vardı, bir süre eğlenip zevk alarak beraber yaşadığım,
Ya da nice yerler, zevk ü safa ile zaman geçirdiğim, :
Uzaklığını yakınlığından daha açık gördüğüm, i
Nasıl kalır kaybolan bir şeyin izi?
BİLMİYORUM!

52. Nice bahçeler var, ömrümü ağaçlarını korumakla geçirdiğim,
İzin vermedim insanlara, çiçek koparmalarına oradan,
Gelip kuşlar yediler meyvelerini sabahleyin,
Uçan kuşların mı bahçe yoksa benim mi?
BİLMİYORUM!

53. Zeyd’e göre nice çirkin olan; Bekir’e göre güzeldir,
Zıt iken birbirlerine, Amr’a göre bir hayaldir,
Bilseydim keşke, iddiasında hangisi doğrudur?
Niçin bir ölçüsü bulunmaz güzelliğin?
BİLMİYORUM!

54. Gördüm; iyilik unutulur, kusurlar gibi,
Doğuşu da beklenir güneşin, batışı gibi,
Gördüm ki kötülük de gider gelir, iyilik gibi,
O hâlde niye yabancı sayarım kötülüğü? :
BİLMİYORUM!

55. Hani yağmur istemeyerek yağar ya,
Hani yerdeki çiçekler kokularını zorla saçar ya,
Güç yetiremez yer, dikenini yahut gülünü gizlemek için ya,
Sorma: “Hangisi daha hoş ve daha güzel?”
BİLMİYORUM! |

56. Diken bir kralın ya da peygamberin başında taç olabilir,
Gül bir hırsızın veya bir zalimin elinde olabilir,
Tarladaki diken, derilen gülü kiskanabilir,
Yoksa acaba kendinden daha hor mu görür?
BİLMİYORUM!

57. Bazen korur beni tehlikeden, elimi yaralayan bir diken,
Bazen olabilir zehir kokuda burnumu dolduran,
Yine de en iyisidir güİ, yasa ve örfüne göre olan,
Hepsi zulüm dolu bir yasadır bu, ancak…
BİLMİYORUM!

58. Yıldızları gördüm, neden doğduklarını bilmezler?
Bulutları gördüm, neden yağmur yağdırdıklarını bilmezler?
Ormanları gördüm, neden yaprak açtıklarını bilmezler?
Niçin bunlar da benim gibi cahil?
BİLMİYORUM!

59. Her emin oluşumda üstümden örtüyü kaldırdığıma,
Nefsim güldü bir gizemle sırra vakıf olduğumda,
Kendimi bulamadım, ümitsizliği, şaşkınlığı buldum da,
Bilmemek mükafat mıdır yoksa ceza mı?
BİLMİYORUM!

60. Bülbülün ötüşünü dinlemek bir tutkudur bana,
Yeşil yaprağın hışırtısı, derenin şırıltısı da,
Görürüm yıldızları, meşaleler misali karanlıkta,
Onlar mıdır zevk veren yoksa ben mi?
BİLMİYORUM!

61. Bir gün ben melodi miydim acaba bir telde?
Yahut bir dalga mıydım acaba bir nehirde?
Ya da parlak yıldızların birinde?
Yoksa bir koku, bir hışırtı, bir meltem mi?
BİLMİYORUM!

62. Bende de var; sedefler, kumlar ve inciler, deniz gibi,
Bende; meralar, tepeler ve dağlar yeryüzü gibi,
Bende; yıldızlar, bulutlar ve gölgeler gökyüzü gibi,
Deniz miyim, yeryüzü mü, gökyüzü müyüm ben?
BİLMİYORUM!

63. Bal, şarap ve tatlı su, içeceğimdir benim,
Sebze, meyve ve helal et de, yiyeceğim,
Kaç canlı yok oldu gitti varlığımda diyeceğim?
Kaç canlıda bir şeyler var benden?
BİLMİYORUM!

64. Sözü daha anlaşılır, daha tatlı mıyım ben, vadi serçesinden?
Daha da mı güzelim çiçekten, hoş muyum kokusundan?
Yılandan daha akıllı, daha da garip miyim karıncadan?
Yoksa da düşük ve aşağıda mıyım onlardan?
BİLMİYORUM!

65. Yaşayanların hepsi ölür benim gibi,
Yerler elbet, içerler benim gibi.
Uyanır da uyurlar, konuşur sa susarlar benim gibi,
Ah bir bilsem, nedir onlardan ayıran beni?
BİLMİYORUM!

66. Gördüm karıncayı rızkı için çalışır benim gibi,
İhtiyaçları var hayatta ve hakkı benim gibi,
Aynıdır feleğin nazarında suskunluğu konuşmam gibi,
İkimiz de gidiciyiz bir gün, ama nereye?…
BİLMİYORUM!

67. Şarap gibiyim, ancak hem içenim, hem sâkî,
Aslı gizli benim gibi, hapsi toprak hapsim gibi,
Çıkarılır tıpası ondan, tıpkı benden çıktığı gibi,
O, ne olduğunu bilmiyor ve ben de
BİLMİYORUM!

68. Halt etmiş “şarap, fıçının kızıdır” diyen,
O, fıçıdan önce kökündeydi asmanın,
Asmadan önce içindeydi sabah bulutunun,
Peki daha önce neredeydi?…
BİLMİYORUM!

69. O, kafamdaki düşünce, gözümdeki nurdur,
İçimdeki umut, kalbimdeki duygudur,
Bedenimde coşarak akan kandıri
Peki daha önce nasıldı?…
BİLMİYORUM!

70. Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan,
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan,
Bir özüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden,
Ne zaman bilir özüm aslını özümün?…
BİLMİYORUM!

71. Geldim ve gidiyorum bilmeden her şeyi,
Bir bilmeceyim… Gidişim de sırdır gelişim gibi,
Karışık bir bilmece, yaratan da bu bilmeceyi,
Tartışma! Akıllı kişidir diyen:
BİLMİYORUM!

İliyyâ Ebû Mâdîbilmiyorum-siiri
Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, İliyya Ebû Mâdî’, Şiir

قصيدة فكّ الطّلاسم لربيع السّعيد عبد الحليم

1- Dünyama geldim, ve kesin olarak biliyorum nasıl geldiğimi,
Ayetlerin rehberliğinden anladığım bir iş için geldim,
Önümde bir rehber gِördüm ve uydum,
Keşke bilseydim nasıl saptı insanlar bu rehberden,
Keşke bilseydim!

جئتُ دُنْيايَ وأدْري، عن يَقينٍ كيف جئْتُ
جئتُ دنيايَ لأمرٍٍ من هُدَى الآيِِ جَلَوْتُ
ُولقد أبصرتُ قُدّامي دليلاً فاهْتَدَيْتُ
ُلَيْتَ شِعْرِي كَيْفَ ضَلَّ القومُ عـنه!

لَيْتَ شِعْرِي!

2- Bilinmeyen bir sır değildir bu varlığın durumu,
Allah’a gِötüren birer harikadır evrendeki her şey
Yaratılışa tanıktır karadaki ve denizdeki varlıklar,
Keşke bilseydim nasıl saptı insanlar bu rehberden,
Keşke bilseydim!

لَيْسَ سرّاً ذَا خَفَاءٍ أمرُ ذيّاك الوُجُودْ
كلُّ مَا في الكَوْنِ إبْدَاعٌ إلى الله يَقُودْ
كائناتُ البَرّ والبَحْرِ على الخَلْقِ شُهُودْ
لَيْتَ شٍعْرِي كَيْفَ ضَلَّ القَوْمُ رُشْدًا!

لَيْتَ شِعْرِي!

3- Ata Adem peygamberdir, her şeye gücü yeten Allah’ın yaratışıdır bu,
Onu seçti, ona doğruyu gِösterdi ve ona müjdeci dedi,
Ona katından ilim kaynağını verdi, aydınlatsın diye;
Keşke bilseydim insanlar onu nasıl gِörmez,
Keşke bilseydim!

آدمُ الجَدُّ نَبيٌّ، فِطْرَةُ اللهِ القَدِيرْ
ْاجْتَبَاهُ و هَدَاهُ و دَعَاهُ بالْبَشِيرْ
و حَباهُ، من لَدُنْهُ، فيْضَ علمٍ كيْ يُنيرْ
لَيْتَ شِعْرِي كَيْفَ يَعْمَى القومُ عنه؟

لَيْتَ شِعْرِي!

4- Atam gibi, rabbim gِstermiştir bana doğruyu emin ruh ile,
Bir peygamberden diğeriyle gelmiştir bize zikr-i mübin,
Hakkın ışığında gِörürüz gizli gaybın gizemini;
Keşke bilseydim nasıl saptılar onun doğru yolundan?
Keşke bilseydim!!

مثلُ جَدّي قد هَدَاني اللهُ بالرُّوحِ الأَمِينْ
من رَسُولٍ عن رَسُولٍ جَاءَنَا الذِّكْرُ المُبينْ
في ضِيَاءِ الحقِّ نَجْلُو طَلْسَمَ الغَيْبِ المَكينْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ حَادُوا عن هُدَاه؟

لَيْتَ شِعْرِي!

5- “Ol” dedi rabbim, ben de oldum, sonra da bugün canlı oldum,
Elimdedir gemimin dümeni, nasıl istersem,
Özgürüm seçimimde, ister asi ister razı olayım,
Apaçık gerçekten saptılar, nasıl saptılar?
Keşke bilseydim!

قَالَ رَبّي: كُنْ فَكُنْتُ ثمّ صِرْتُ اليَوْمَ حَيَّا
وقُوَايَ مُشْرَعَاتٌٍ كَيْفَ شِئْتُ في يَدَيَّا
دُمتُ حُرًّا في اخْتِيَاري إنْ عَصِيّاً أوْ رَضِيَّا
عن جَلِيِّ الأَمْرِ ضَلُّوا! كَيْفَ ضَلُّوا!

لَيْتَ شِعْرِي!

Deniz                                            البحر
6- Bir gün sordum denize: İnsanlara cevap vereyim mi senin adına?
Cevap verdi deniz: Haydi, iftira sِözlerden bıktım artık,
Sen de benim gibi rabbimin yaratığısın, ve doğruluk fışkırıyor senden,
Keşke bilebilseydim, hak olduğu halde ne çabuk unuttular bunu,
Keşke bilebilseydim!

قد سَألْتُ البَحْرَ يَوْمًا: أ أُجيبُ النّاسَ عَنْكَا؟
فأجَابَ البَحْرُ هَيَّا، قد سَئِمْتُ القَوْلَ إفْكَا
أنتَ مِثْلِي، خَلْقُ رَبّي و يَفِيضُ الصِّدْقُ مِنْكَا
لَيْتَ شِعْرِي كَمْ نَسَوْهُ وَهْوَ حَقٌّ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

7- Ey deniz, yeter artık senin hakkında sِöyledikleri uydurmalar,
İşte sahil, biliyor senin ِnünde diz çِöktüğünü,
İşte nehirler, sana akıtıyor onları Allah’ın gücü
Sanıyorum şِöyle dedi dalgalar kِöpürdüğünde:
Keşke bilebilseydim!

أيّها البَحْرُ كَفَانَا قَوْلُهُم زُورًا عَلَيْكَا
هَا هو الشَّاطِئُ يَدْرِي أنّه جَاثٍٍ عَلَيْكَا
هَا هي الأنهارُ أَجْرَتْهَا يَدُ الله إلَيْكَا
أحسب الأمواج قالت حين ثارت

لَيْتَ شِعْرِي!

8- Yücesin sen ey deniz, ah! Ne yüce durumun!
Bir esir değilsin ey deniz. Sapıtmıştır esir olduğunu sِöyleyen.
Sen itaat edensin ey deniz, senin gizemini yaratana,
Keşke bilseydim bunu nasıl esaret dediler?
Keşke bilebilseydim!

أنتَ يا بَحْرُ عَظيمٌ.. آه ما أعْظَمَ أمْرَكْ
لستَ يا بَحْرُ أسيرًا.. ضَلَّ مَنْ يَزْعمُ أسْرَكْ
أنتَ يا بَحْرُ مُطيعٌ أمْرَ مَنْ أبْدَعَ سِرَّكْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ قَالُوا ذَاكَ أَسْرٌ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

9- Sen ey deniz, itaat edersin Allah’a, emrettiği şeylerde,
Bir de bakarız, suya kandırır yeryüzünü ve ağaçları bulut,
Yağmur yığınları kılar Allah bulutları,
Keşke bilseydim, nasıl akıl erdiremediler sana?
Keşke bilseydim!

أنتَ يا بَحْرُ تُطيعُ اللهَ فيما أَمَرَا
فإذا بالمُزْنِ تَسْقِي أَرْضَنَا و الشَّجَرَا
سُحُبًا يَجْعَلُُها اللهُ رُكَامًا مَطَرَا
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ لَمْ يُولُوكَ فَهْمًا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

10- Rahman olan rabbimiz akıttı rızkımızı senden ve çevrenden,
Ve gِösterdi bize, onu nasıl derleyeceğimizi, senin erdemini inkar etmeden,
Ve dalgaları nasıl geçeceğimizi, senin heybetinden korkmadan,
Keşke bilseydim, insanlar seni ne kadar kِötü anladılar?
Keşke bilseydim!

ربنا الرحمنُ أجرَي رزقَنَا منك و حوْلَك
ْو هدَانَا كيف نَجْنِيه و لا نَجْحَدُ فضْلَك
ْكيف نَمْضي نَمْخُرُ الأمواجَ لا نَرْهَبُ هَوْلك
ْليتَ شِعْري كم أساءَ القوْمُ فَهْمَكْ

لَيْتَ شِعْرِي!

11- Sen ey deniz, benim yararımasın, toprağım ve havam gibi,
Yücelerinde güneş ısı ve ışıktır gِökyüzüm için,
Bir evdir gecenin karanlığı, yorgunluk ve çabamdan sonra,
Keşke bilseydim, rabbimin iyiliği nasıl unutulur?
Keşke bilseydim!

أنت يا بَحْرُ، لِنَفْعي، مثْلُ أَِرْضِِي و هَوائِي
في عُلاَكَ الشّمْسُ دِفْءٌ و ضِياءٌ لِسَمَائِي
و ظَلامُ اللّيلِ سُكْنَى، بَعْدَ كَدْحي و عَنَائي
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يُنْسَى فَضْلُ رَبِّي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

12- Allah seni de benim gibi yarattı, içinde sedefler ve kumlar var,
Allah beni sudan ve çamurdan yarattı, asıl olan bu.
Sonra akıl ile şereflendirildim, ruhun üflemesiyle yücelirim,
Allah’ın akıl ile ِödüllendirdiği kimse nasıl unutur?
Keşke bilseydim!

قد بَرَاكَ اللهُ مِثْلِي، فِيكَ أَصْدَافٌ ورَمْلُ
وبَرَانِي اللهُ من مَاءٍ وطينٍ، ذَاكَ أَصْلُ
ثم كُرِّمتُ بعَقْلٍ وبنَفْخ الرُّوح أَعْلُو
مَنْ حَبَاهُ اللهُ عَقْلاً كَيْفَ يَنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

13- Bir denizim ben ey deniz, kıyıları kıyıların olan,
Seni kuşatan da umulan yarınla dün,
Yok olacaksın sen, ve insanların sonsuzluğu gerçektir bundan sonra,
Nasıl unuturuz, benliğimize kapılarak, ebedilik yurdunu?
Keşke bilseydim!

إنّني يا بَحْرُ بَحْرٌ شَاطِئَاهُ شَاطِئَاكَا
الغَدُ المأْمُولُ والأمسُ اللّذان اكْتَنَفَاكَا
أنت تَفْنَى وَ خُلودُ النّاسِ حقٌّ بَعْدَ ذَاكَا
كَيْفَ نَنْسَى، في غُرُورٍ، دَارَ خُلْدٍِ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

14- Leyla gibi kaç genç kız ve Mecnun gibi kaç delikanlı
Dalgaları dinlediler şafakta, ibadet edip Allah’ı yüceltirken dalga,
Coştu iman her ikisinin yüreğinde ve dedi ki:
Dalgaların da duası vardır, bilmiyor musun?
Keşke bilebilseydim!

كَمْ فَتَاةٍ مِثْلِ لَيْلَى وفَتًى كَابْنِ الْمُلَوَّحْ
أَنْصَتَا للمَوْج فَجْراً عِنْدَمَا صَلَّى وَسَبَّحْ
زَغْرَدَ الإيمَانُ في قَلْبَيْهِمَا حُبًّا وأَفْصَحْ
إنّ للمَوْج دُعَاءً، أَوَ تَدْرِي؟!

ليت شعري!

15- Duası vardır evrenin : tesbih ve zikir,
Şarkısı vardır kuşların : tamamı hamd ve şükür,
Yüceltir yaratıcıyı deniz, gezegenler ve çiçekler,
Keşke bilseydim, nasıl unutur rabbini kul?
Keşke bilseydim!

إنّ للكَوْن صَلاَةٌ هي تَسْبِيحٌ وَ ذِِكْرُ
إنّ للطَّيْرِ نَشيدًا كلُّهُ حَمْدٌ وَ شُكْرُ
سَبَّحَ الخَالِقَ بَحْرٌ وَ مَجَرَّاتٌ وَ زَهْرُ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَنْسَى العَبْدُ رَبَّهْ؟‍

لَيْتَ شِعْرِي!

16- Nice krallar çevrende gece kubbeler kurdular da,
Sabah oldu, fakat yerinde bulamadık sisten başka bir şey,
Onların, ey deniz, var elbette hesapla karşılaşacakları bir günleri,
Hangi mülk onları kurtaracak o sırada?
Keşke bilseydim!

كَمْ مُلُوكٍ ضَرَبُوا حَوْلَكَ في اللّيْل القِبَابَا
طَلَعَ الصُّبْحُ ولَكِنْ لم نَجِدْ إلاّ الضَّبَابَا
و لَهُمْ، يا بَحْرُ، يَوْمٌ فيه يَلْقَوْنَ الحسَابَا
أيُّ مُلْكٍ سَوْفَ يُغْنِي حِينَ ذَاكَا؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

17- Sِöyle bana ey feleğin kitabı, var mı onun ِöncesi ve sonrası?
Bir gemiyim ben onda, o ise engin bir deniz,
Yok benim bir amacım, var mı feleğin benim gidişimde bir amacı?
Bِöyle sِöylediler! Peki dinlediler mi benim cevabımı?
Keşke bilseydim!

يا كتَابَ الدّهْرِِ قُلْ لي أ لَهُ قَبْلٌ وَ بَعْدُ
أنا كالزّوْرَق فيه وهو بَحْرٌ لا يُحَدُّ
ليس لي قصدٌ، فهل للدّهْرِ في سَيْريَ قَصْدُ؟
هَكَذَا قَالُوا! فَهَلْ أَصْغَوْا لِرَدِّي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

18- Nereden bileyim rehbersiz, gaybın mahiyetini ve boyutlarını?
Nice yaratık kıpırdar çevremde, ve ben gِörmem onları,
Belki serçe bir şey gِörür, benim gِözümden kaçan,
Keşke bilseydim, rehbersiz nasıl bilirim?
Keşke bilseydim!

كَيْفَ أَدْرِِي دُونَ هَدْيٍٍ كُنْهَ غَيْبٍ أوْ مَدَاهُ؟
و كَثيرٌ مِنْ وُجُودٍٍ، دَبَّ حَوْلِي، لاَ أَرَاهْ
قد يَرَى العُصْفُورُ شيئًا غَابَ عَنْ عَيْني وَ تَاهْ
لَيْتَ شِعْرِي، دُونَ هَدْيٍ كَيْف أَدْرِي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

19- Aklım alır ilmi beş duyudan,
Eksik ve karmaşık gِörecektir ilmi, onun dışındakilerle,
Nasıl hüküm verebilirim ilimsiz,  hayattan ve hayatın ters yüz edilişinden?
Keşke bilseydim, nasıl razı olur insanlar bilgisizliğe?
Keşke bilseydim!

إنّ عَقْلي يَسْتَقي الْعِلْمَ من الخَمْسِ الحَواسْ
و عَدَاها سَتَرَاهُ في قُصُورٍ و الْتِبَاسْ
كَيْفَ أُفْتِي دُونَ عِلْمٍ عَنْ حَيَاةٍ وَ انْتِكَاسْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَرْضَى الجَهْلَ قَوْمٌ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

20- Güzellik, mükemmellik ve uyum vardır evrende,
Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve rızk alınır ondan,
Meyveler vardır güneş ışınından, en güzel tada sahip,
Bir rolü vardır güneşin, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

إنّ في الكَوْنِ جَمالاً و كَمَالاً و وِِفَاقْ
يُورِقُ النَّبْتُ اخْضِرارًا و به الرِّزقُ يُسَاقْ
منْ شُعاء الشّمْسِ أَثْمارٌ لها أَحْلَى مَذَاقْ
إنّ للشّمْسِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

21- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve hava temizlenir onunla,
Zehir vardır insanların nefes verişinde, bitkinin kِöklerinde yükselen,
Yok olur zarar onda ve kalır insanlara yararlı olan,
Bitkinin de bir rolü var, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، و به الجوُّ يُنَقَّى
في زَفيرِ الإنْسِ سُمُّ في عُرُوقِ النَّبْتِ يَرْقَى
فَيَزُولُ الضُّرُّ عنه، ما يُفيدُ النّاسَ يَبْقَى
إنّ للنَّبْتِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

22- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve artar onunla iyilik,
Sıra sıra dizilmiş hurmalar rızkımızdır yükselen hurma ağaçlarında,
Ne kadar yararlı koku ve nektar verir bitkiler,
Ekinin de rolü vardır, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، و به الخَيرُ يَزيدْ
بَاسِقَاتُ النَّخْلِ فيها رِزْقُنَا طَلْعٌ نَضيدْ
يَهَبُ النَّبْتُ عُطُورًا وَ رَحيقًا كَمْ يُفيدْ
إنّ للزَّرْعِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

23- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve parlar onunla otlaklar,
İşte koyunlar yaşıyor bak, her yerde otlayarak,
Ve süt ve ete çeviriyorlar otları, açlar için,
Koyunların da bir rolü var, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، تَزْدَهي منه المَرَاعِي
هَا هِيَ الأَنْغَامُ تَحْيَا رَاتِعَاتٍ في الْبِقَاعِ
تَجْعَلُ النَّبْتَ حَلبيًا و لُحُومًا للجِياعِ
إنّ للأَنْغَامِ لَدَوْرَا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

24- Bir ay var, gümüşsü ışığında deliller ve büyü olan,
اeker denizi kendine, gel-gittir o,
Ve izlediği bir yِörünge var, bir hilaldir o, sonra dolunay,
Bir durumu var ayın da, nasıl gِöz ardı edilir bu?
Keşke bilseydim!

قَمرٌ في ضَوْئه الفِضِّيّ آياتٌ و سِحْرُ
يَجْذِبُ البَحْرَ إليه، إنّه مَدٌّ و جَزْرُ
و مَدَارٌ سَارَ فيه، مِنْ مَحاقٍ تَمَّ  بَدْرُ
إنّ للبَدْرِ لَشَأْنًا ، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

25- Bir güzellik, mükemmellik ve dayanışma vardır evrende,
Yoktur onda bir itişme, eksiklik ve aldatmaca,
Bir sevgi ve dayanışma vardır bu evrenle insan arasında,
Bir rabbi vardır evrenin de, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

إنّ في الكَوْن جَمَالاً و كَمَالاً و تَعَاوُنْ
لَيْسَ في الْكَوْن نُفُورٌ أوْ قُصُورٌ أو تَغَابُنْ
بَينَ هَذَا الْكَوْن و الإنْسانِ وُدٌّ و تَضَامُنٌ
إنّ للْكَوْن لَرَبًّا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

26- Bir bağ vardır kara, denizler ve gِökler arasında,
Nice bağlar gِördük insanla evren arasında,
Nasıl sِöylerler: “Amaçlı değil, rast gele” diye?
Nasıl sِöylerler “Yaratıcısı yoktur evrenin” diye?
Keşke bilseydim!

بَيْنَ بَرٍّ و بِحَارٍ و سَمَاوَاتٍ تَرَابُطْ
بَيْنَ إنْسَانٍ وَ كَوْنٍ كَمْ رَأيْنَا مِنْ رَوَابِطْ
كَيْفَ قَالُوا:”لَيْسَ قَصْدًا، إنّمَا خَبْطَةُ خَابِطْ”
كَيْفَ قَالُوا: “لَيْسَ للأكْوَانِ خَالِقْ”؟

لَيْتَ شِعْرِي!

27- Bir delil gِördü akıl, evrenin kitabında okunan,
“Bir tanrısı vardır evrenin, mahlukatı yaratan ve kuran” diye,
Allah’ı buldu akıl, bِöyle başlar hikmet,
Nasıl saptılar, doğru yol akılla kavrandığı halde?
Keşke bilseydim!

أبْصَرَ العَقْلُ دَليلاً في كتَابِ الكَوْنِ يُقْرَأْ
إنّ للكَوْن إلهًا أَوْجَدَ الخَلْقَ و أَنْشَأْ
اهْتَدَى للهِ العَقْلُ، هَكَذَا الحِكْمَةُ تَبْدَأْ
كَيْفَ ضَلُّوا وَ الهُدَى بالعَقْلِ يُدْرَكْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

28- Bir delil gِrdü akıl evrenin harikasında, izlenen,
“Bir tanrısı vardır evrenin, en iyi yaratan her şeyi” diye,
Ancak akıl sınırlıdır, Allahö bilgisi ise en geniş,
Akıl gaybı nasıl bilir rehber olmadan?
Keşke bilseydim!

أبصَرَ العَقْلُ دَليلاً في بَديعِ الكَوْنِ يُتْبَعْ
إنّ للكَوْنِ إلهًا أَتْقَنَ الصُّنْعَ و أَبْدَعْ
بَيْدَ أنّ العَقلَ مَحْدودٌ و عِلْمُ اللهِ أَوْسَعْ
كَيْفَ يَدْري العَقْلُ غَيْبًا دُونَ هَدْيٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

29- Kesinlikle kavradı akıl, Allah’ın gaybı bilen olduğunu,
Nasıl kalır akıl yollar arasında şaşkın biri olarak?
Allah gِöstermiştir ona vahyi, net ve canlı olarak,
Nasıl bilir akıl gaybı, vahiy olmadan?
Keşke bilseydim!

أَيْقَنَ العَقْلُ بأنّ اللهَ عَلاَّمُ الغُيُوبِ
كَيْفَ يَبْقَى العَقْلُ فَرْدًا حَائِرًا بَيْنَ الدُّرُوبِ؟
قدْ هَدَاهُ اللهُ وَحْيًا دُونَ لَبْسٍ أو نُضُوبِ
كَيْفَ يَدْرِي العَقْلُ غَيْبًا دُونَ وَحْيٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

30- Bir elçi gِönderdi Allah, bol ilmi bildiren,
Neredeydik? Nasıl geldik? Ve dِönüşümüz nereye?
Doğru bir vahiy, kendi katından; hak yolu, aydınlatılmış,
Keşke bilseydim, nasıl uzaklaşır akıl ondan?
Keşke bilseydim!

أرْسَلَ اللهُ رَسُولاً أَبْلَغَ العِلْمَ الغَزيرْ
أيْنَ كُنَّا؟ كَيْفَ جِئْنَا؟ وَ إلى أيْنَ المَصِيرْ؟
وَحْيُ صِدْقٍ مِنْ لَدُنْهُ، دَرْبُ حَقٍّ قَدْ أُنِيرْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَنْأَى العَقْلُُ عَنْهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

31- Evrendeki her şey yaratılmıştır benim için, ey deniz;
Bir amacı vardır insan hayatının, boşa değildir dünya,
Bir rol için yaşıyorum, sِözüm ve eylemim var bu rolde,
Akıl doğru yolu bulur bِöyle, nasıl saçmalar?
Keşke bilseydim!

كلُّ مَا في الكَوْنِ مَخْلوقٌ، أَيَا بَحْرُ، لأَجْلي
لِحَيَاة النّاس قَصْدٌ، لَيْسَتِ الدّنيَا لِهَزْلِ
إنّمَا أَحْيَا لِدَوْرٍ، و لَهُ قَوْلي وَ فِعْلي
هَكَذَا فَالْعَقْلُ يَهْدي، كَيْفَ يَهْذي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

32- İnsanların sırları en iyi bileni rabbini bilenidir,
Bilmeceler yoktur akıl için, yolunda yürüdüğünde,
Başta bulur Allah’ı ve hak aydınlatır onun aklını,
Nasıl sapıtır akıllı kişi doğru yolunu?
Keşke bilseydim!

إنّ أَدْرَى النّاس بالأسْرَار مَنْ يَعْرِفُ رَبَّهْ
لَيْسَ عِنْدَ العَقْل أَلْغَازٌ إذَا مَا سَارَ دَرْبَهْ
يَهْتَدي للهِ بَدْءًا فيُنِيرُ الحَقُّ لُبَّهْ
كَيْفَ ذُو عَقْلٍٍ لَبيبٍ ضَلَّ رُشْدَهْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

33- Hiçbir bilmece yok gِönlümde, cevabını kavrayamadığım,
Hiçbir şüphem yok,doğru yola dِönmüştür yüreğim,
Bir yol var Allah’ın kitabında, gِörürüm onda doğruyu,
Keşke bilseydim, nasıl saptı insanlar ondan?
Keşke bilseydim!

لَيْسَ في صَدْرِىَ لُغْزٌ، قَطُّ لَمْ أَعْىَ الجَوَابَا
لَيْسَ عِنْدِي أيُّ شَكٍّ، للهُدَى قَلْبي أَنَابَا
في كِتَابِ الله مِنْهاجٌ أَرَى فيه الصَّوَابَا
لَيْتَ شِعْرِي، لِمَ حَادَ القَومُ عَنْهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

34- Yüreğimde, ey deniz, sırlı ışıklar var,
İman parıltıları ışıldar onlardan, ben ferahken,
Bunun için artar sevgim, daha fazla yaklaştıkça,
Keşke bilebilseydim, insanları da kendim gibi gِörebilecek miyim?
Keşke bilebilseydim!

إنّ في صَدْرِيَ يا بَحْرُ لأَنْوَاراً عِجَابَا
أَشْرَقَ الإيمَانُ منها وَأنَا كُنْتُ الرِّحَابَا
وَلِذَا أزدَادُ حُبًّا كُلَّمَا ازْدَدْتُ اقْتِرَابَا
لَيْتَ شِعْرِي! هَلْ أَرَى الأَقْوَامَ مِثْلِي!

لَيْتَ شِعْرِي!

Kabirler arasında     بين المقابر
35- Kabirler arasındayken demiştim ruhuma:
اukurlardan başka yerde gِördün mü güvenlik ve rahatı?
Cevap verdi: İşte güvenliğim, nimetim ve müjdeler,
Azığını hazırla ve hazırlan, şüphen mi var?
Keşke bilseydim!

ولقدْ قُلْتُ لنَفْسي و أنا بَيْنَ الْمَقَابِرْ
هل رَأَيْتِِ الأَمْنَ والرّاحَةَ إلا في الحَفَائِرْ
فأجَابَتْ: “ذَاكَ أََمْنِي ونَعِِيمِي والبَشَائِرْ
فَتَزَوَّدْ و تَهَيَّأْ، هل تُمَارِي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

36- Konuş ey kabir, sِöyleyin ey kumlar,
Bedeni içinize aldığınızda ve eş dost çekip gittiğinde,
Nasıl dِöndü ruh bedene ve kulak verdi soruya?
Bir sınav vardır kabirde, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

أيّهَا القَبْرُ تَكَلَّمْ، أَخْبِرِينَا يا رِِمَالْ
عِنْدَمَا وَارَيْتِ جِسْمًا و اخْتَفَى صَحْبٌ و آلْ
كَيْفَ عَادَتْ فيه رُوحٌ ثمّ أََصْغَى للسُّؤَالْ؟
إنّ في القَبْرِِ امْتِحَانًا كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

37- Sormuştum kabire: “Hangi misafir başarılı sende?
Zengin mi, makam sahibi mi, yoksa güçlü mü kurtulan?”
Cevap verdi bir ses: “Kalk da iyice bak, amellerin ne kadarı salih?
Bir sınav var kabirde, nasıl unutursun bunu?”
Keşke bilseydim!

و لقدْ سَاءَلْتُ قَبْرًا: أَىُّ ضَيْفٍ فيك نَاجِحْ؟
صَاحِبُ الأَمْوَالِ أمْ ذُو الْجَاهِ و السَّطْوَةِ فَالِحْ؟
رَدَّ صَوْتٌ: قُمْ تَبَيَّنْ كَمْ من الأَعْمَالِ صَالِحْ؟
إنّ في القَبْرِِ امْتِحَانًا كَيْفَ تَنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

38- Ya bir nimet var kabirde ya da sürekli bir azap;
Bize aklımız gِöstermiştir yüce iyilik sahibi Allah’ı,
Ve vahiy gelmiştir bize, sırat-ı müstakim’i gِösteren.
Dostum! Bilgisizlik nasıl yüz çevirtir ondan!?
Keşke bilseydim!

إنّ في القَبْرِِ نَعِيمًا أوْ عَذَابًا مُسْتَدِيمْ
قدْ هَدَانَا عقلُنَا للهِ ذِي الفَضْلِ العَظيمْ
و أَتَانَا الوَحْيُ يَهْدِي للصِّراطِ المُسْتَقِيمْ
يا صَدِيقِي! كَيْفَ صَدَّ الجَهْلُ عَنْهُ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

39- Dostum! Herkes bir olmaz bu kabirlerde,
Bazıları yaşamıştır hayatını Rahman ve Ğafûrun yolunda,
Bazıları da yaşamıştır aldatıcı şeytan yolunda,
Keşke bilseydim, eşit olsalardı nasıl bir adalet olurdu?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي مَا تَسَاوَى الكلُّ في هَذِي القُبُورْ
فَفَريقُ عَاشَ دُنْيَاهُ لِرَحْمَنٍ غَفُورْ
و فَريقُ عَاشَ دُنْيَاهُ ُلشَيْطَانٍٍ غَرُورْ
لَيْتَ شِعْرِي! أىُّ عَدْلٍٍ إنْ تَسَاوَوْا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

40- Şüphe duyma, herkes eşit olmaz bu çukurlarda,
Kimisi iyilik kazanır, hidayet basiretin ışığıdır zira,
Kimisi de kِötülük kazanır, şaşkının uyarılmasına rağmen,
Dostum! Nasıl bir haksızlık olurdu, eşit olsalardı?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي! ما تَسَاوَى الكُلُّ في هَذِي الحَفَائِرْ
فَفَرِيقٌ حَازَ خَيْرًا، و الهُدَى نُورُ البَصَائِرْ
و فَريقٌ حَازَ شَرًّا رَغْمَ إرْشادٍ لِحَائِرْ
يا صَدِيقِي! أَىُّ ظُلْمٍ لَوْ تَسَاوَوْا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

41- Şüphe duyma, herkes eşit olmaz burada,
Kimisi ebediliği hak etmiştir, cennet bahçeleri içinde,
Kimisi ebediliği hak etmiştir, cehennem ve duman içinde,
Ölümden sonra diriliş vardır, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي، مَا تَسَاوَى الكُلُّ في هَذَا المَكَانِ
فَفَريقُ لخُلُودٍ في رِيَاضٍٍ منْ جِنَانِ
و فَريقُ لخُلُودٍٍ في جَحِيمٍٍ و دُخَانِ
إنّ بَعْدَ المَوْت بَعْثٌ كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

42- Yok olup boşa gitmez zaman kabirlerde,
Ancak zaman, bizim için, bir ِömür ve getirisi olacak bir birikim yapmaktır.
ömrün meyveleri toplanır ِlüp gittikten sonra,
Dostum! Kurtulacak mısın artık fırsatı kaçırmadan ِönce?
Keşke bilseydim!

لا يَصِيرُ الوَقْتُ في الأَرْمَاسِ مَحْوًا و هَبَاءْ
إنّما الوَقْتُ، لَنَا، عُمْرٌ و ذُخْرٌ ذُو نَمَاءْ
و ثِِمَارُ العُمْرِ تُجْنَى بَعْدَ مَوْتٍ و فَنَاءْ
يا صَدِيقِي! هل سَتَنْجُو قَبْلَ فَوْتٍ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

43- Konuş ey kabir, sِöyleyin ey çürümüş kemikler,
Dürüp bükmedi ِölüm düşlerinizi, dünyalık şeyler sona erse de;
Kalır amel defterinin sayfaları, karşılaşacağız umduğumuzla,
Niyet ettiğini elde eder herkes, şüphen mi var?
Keşke bilseydim!

أيّهَا القَبْرُ تَكَلَّمْ، حَدِّثِينَا يا رِمَامْ
مَا طَوَى أَحْلاَمَكِ الَمْوتُ و إنْ زَالَ الحُطَامْ
صَفْحَةُ الأَعْمَالُ تَبْقَى، سَوْفَ نَلْقَى ما يُرَامْ
و لكلٍّ مَا نَوَاهُ، هل تُمَارِي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

44- Dostum! ölüm bir geçiştir insanlar için,
Bir yoldan diğerine, düzen ve intizamla,
Yok olup gitme değildir bu, tekrar dirilip kalkacağız yığınlardan,
Başlangıçtaki yaratılış gibi; yoksa şüphe mi ediyorsun?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! إنّمَا المَوْتُ عُبُورٌ للأنَامْ
منْ مَسَارٍ لِمَسَارٍ في اتِّسَاقٍ و نِظَامْ
لَيْسَ هَذَا بالتَّلاَشِي، سَوْفَ نَحْيَا منْ رُكَامْ
مِثْلَِ خَلْقٍٍ عِنْدَ بَدْءٍ، هل تُمَارِيي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

45- Dostum, bir bilmece değil bu, perdeler arkasında,
Cenine sor, kalacak mı karanlıkta, ışık olmadan?
Bir şey değildi ِönceden o; yeniden diriliş günü de bِöyle,
Gِörünen bir tasviridir cenin,  yeniden dirilişin, şüphe mi duyuyorsun?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! لَيْسَ هَذَا طَلْمَسًا خَلْفَ السُّتُورِ
سَلْ جَنِينًا هل سَيَبْقَى في ظَلاَمٍ دُونَ نُورِ؟
لمْ يَكُنْ منْ قَبْلُ شَيْئًا، هَكَذَا يَوٍْمُ النُّشُورِ
صُورَةٌ للبَعْثِ تَبْدُو، و تُمَارِي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

46- Dostum! Sürekli ikamet yeri değildir dünya,
Geçip gideceğiz: ِönce kabir, sonra diriliş ve kıyamet;
Ebedilik orada gerçekten; nice belirtilerini gِördük,
Bir hatırlatma var ana rahminde, hem de ne hatırlatma!
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! لَيْسَت الدُّنْيَا بِدَارٍٍ للإقَامَهْ
سَوْفَ نَمْضِي عَبْرَ قَبْرٍ ثمّ بَعْثٍٍ و قِِيَامَهْ
و هُنَاكَ الخُلْدُ حَقًّا، كَمْ رَأَيْنَا مِنْ عَلاَمَهْ
إنّ في الأَرْحَامِ ذِكْرَى أَىَّ ذِكْرَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

47- Yok rahimde ne su, ne yemek, ne de gِökyüzü;
Yok rahimde ne güneş, ne hava, ne de ışık;
Bir parçacık var onda sadece, aslında değeri olmayan,
Kabire benzer rahimler, bunu nasıl unuturuz?
Keşke bilseydim!

ليْسَ في الأَرْحَامِ مَاءٌ أوْ طَعَامٌ أوْ فَضَاءْ
لَيْسَ في الأرْحَام شَمْسٌ أوْ هَوَاءٌ أوْ ضِيَاءْ
لَيْسَ فيها غَيْرُ ذَرٍّ كان في الأَصْلِ هَبَاءْ
تُشْبِهُ الأرْحَامُ قَبْرًا، كَيٍْفَ نَنْسَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

48- Apaçık deliller vardır rahimlerde, akıllı için,
Nasıl içinde hapsetti, sonra büyüttü, attı ve boşaldı,
Bir hayattan diğerine? Ve bِöylece şekil tamamlandı?
Diriliş şeklini gِöreceksin, hala şüphe mi ediyorsun?
Keşke bilseydim!

إنّ في الأرْحَام آياتٍ لِذِي لُبٍّ تَجَلَّتْ
كَيْفَ غَاضَتْ ثمّ زَادَتْ ثمّ أَلْقَتْ و تَخَلَّتْ
منْ حَياةٍ لِحَياةٍ، هَكَذَا الصُّورَةُ تَمَّتْ
صُورَةُ البَعْثِ تَرَاهَا، و تُمَارِى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

49- Şüphe duyma yeniden dirilişte, kolaydır bunu anlamak,
Kalk, bak ve düşün güvercinin uçan yavrusunu,
Bir ِölüydü çamur ve kireçten yapılmış bir zarda,
Keşke bilseydim, nasıl kıpırdadı içinde ruh?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي في نُشُورٍ، فَهْمُ ذَيّاكَ يَسِيرْ
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ فَرْخَ وَرْقَاءَ يَطِيرْ
كان مَيْتًا في غِلاَفٍ قُدَّ مِنْ طِينٍ وَجِيرْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ دَبَّتْ فيه رُوحٌ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

50- Şüphe duyma, kalk ve bak, gece nasıl gِösteriyor şafağı,
Kalk, bak ve düşün, nasıl suluyor bulutlar çِölü,
Kalk, bak ve düşün, nasıl çiçek veriyor yeryüzü?
Nice hayat vardır ِölümden sonra, nasıl unuturuz bunu?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي، قُمْ و شَاهِدْ كَيْفَ يُبْدِي الليلُ فَجْرَا
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ كَيْفَ تَسْقِي السُّحْبُ قَفْرَا
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ كَيْفَ تُعْطِي الأرضُ زَهْرَا
كَمْ حَياةٍ بَعْدَ مَوْتٍ، كَيْفَ نَنْسَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

Kavga ve Mücadele  صراع و عراك
51- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Bir melek eşlik eder ruha, sevgi ve uyum saçan,
Sevinç dolar yüreğim ve doğru yolunu bulur, rabbime ne zaman yakarsam;
Keşke bilseydim, nasıl unuturum rabbimi anmayı?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
يُؤْنِسُ النّفسَ مَلاَكٌ شَعَّ حُبًّا و وِئَامَا
كلَّما ناجَيْتُ رَبّي سُرَّ قلبي و اسْتَقَامَا
لَيٍْتَ شِعْرِي، كَيْفَ أَنْسَى ذِكْرَ رَبّي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

52- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Vahyi tanırım onda ve kovarım bulutları yüreğimden,
Hiç şüphem yok evrenin bir düzeni olduğundan,
Bir hastalıktır bu şüphe, hem de ne kadar dert veren!
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
أَعْرِفُ الوَحْيَ و أَجْلُو، فيه، عن قلبي رُكَامَا
لَيْسَ عِنْدِي أىُّ شَكٍّ أنّ للكَوْنِ نِظَامَا
إنّ هَذَا الشَّكَّ دَاءٌ، كَمْ يُعَانَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

53- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Helalini bilirim hayatın, hoş gelmez bana haram,
Işık bağışlamıştır Allah bize, yolunu kaybeder ışığı gِörmeyen,
Nasıl sever bazıları karanlıkta yaşamayı?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
أعْرفُ العَيْشَ حَلاَلاً لَيْسَ يَحْلُو لي حَرَامَا
قدْ حَبَانَا اللهُ نُورًا، ضَلَّ رُشْدًا مَنْ تَعامَي
كَيْفَ يَهْوَى البَعْضُ عَيْشًا في ظَلاَمٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

54- Belki bir kavga ve mücadele gِörürüm ruhumda,
Tuzak kuran bir düzenbaz sebep olabilir buna,
Elinde yemler, ِölümü koymuş arasına;
Fakat hiç uymadım ona, nasıl kulak veririm şeytana?
Keşke bilseydim!

رُبّمَا أَشْهَدُ في نَفْسِي صِراعًا و عِراكَا
يَطْرُقُ البَابَ عليها مَاكِرٌ يُلْقِي شِبَاكَا
في يَدَيْهِ مُغْرِياتٌ طَيَّهَا دَسَّ الهَلاَكَا
لَمْ أُطِعْهُ، كَيْفَ أُصْغي لِغَرُورٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

55- Kalbim andırırken kuşluk vakti yemyeşil bir ormanı,
İçinde çiçekler, ِten kuşlar ve ırmaklar olan,
İkindi oldu da kalbim kabir gibi ıssız bir çِöl oluverdi,
Şeytan mı vesvese verdi ona fısıltılarla yoksa?
Keşke bilseydim!

بَيْنَما قَلْبِي يَحْكِي في الضُّحَى إحْدَى الخَمَائِلْ
فيه أَزْهارٌ و أَطْيارٌ تُغَنِّي و جَدَاوِلْ
أَقْبَلَ العَصْرُ فأَمْسَى مُوحِشًا كَالقَبْرِ قَاحِلْ
وَسْوسَ الشَّيْطَانُ فيه بالهَوَاجِسْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

56- Bazen şikayet ederim dertler, sıkıntılar ve zorluklardan,
Fakat yِöneldiğimde rabbime dua ile,
اeker gider dertler, duruluk akar sonra,
Allah’ım! Nasıl yüz çeviririz sana dua etmekten?
Keşke bilseydim!

قدْ أُعَانِي منْ هُمُومٍ أوْ عِدَاءٍ أو عَنَاءْ
بَيْدَ أنِّي حين أَرْنُو صَوْبَ رَبّي بالدُّعاءْ
يَرْحَلُ الهَمُّ بعيدًا ثمّ يَنْهَلُّ الصَّفاءْ
يا إلَـهِِي كَيْفَ نَـغْـفُو عن دُعَائِكْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

57- Bir melek vardır ruhumda, aydınlık ve mutluluk saçan,
İyilik, güzellik ve kulluk akımını yayarak;
Şeytanın vesvesesini ve onun inadını güçlendiren şeyleri uzaklaştırarak;
Hangi dostluk, hangi müjde vardır bunun ِötesinde?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسِي مَلاَكًا شَعَّ نُورًا و سَعادَهْ
دَافِقًا تَيَّارَ خَيْرٍ و صَلاَحٍ و عِبَادَهْ
مُبْعِدًا وَسْواسَ إبْليسَ و مَا أَقْسَى عِنَادَهْ
أيُّ أُنْسٍ، أيُّ بِـشْـرٍ بَعْدَ هَذَا؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

58- Dostum! Bir kuruntu değildir cin ve melek meselesi,
Elektriği gِördün mü sen? Yahut kavrayabildin mi sırrını onun?
Gِörüyor musun, kanını temizlemek için akan havanın akışını?
Nasıl yok sayabilirsin gِörmediğin her şeyi?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي، لَيْسَ وَهْمًا أَمْرُ جِنٍّ أوْ مَلاَكْ
هلْ رَأَيْتَ الكَهْرِبَا؟ أمْ سِرُّها جَازَ مَدَاكْ
هلْ تَرَى سَيْرَ الهَوَا كَيْمَا يُنَقِّي مِنْ دِمَاكْ
كَيْفَ تَـنْـفِي كلَّ شَيْءٍ لا تَرَاهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

59- Şüphe duyma varlığından, hem şeytanın hem meleğin,
İşte evren geniş, yıldızları ve balıkları var,
İyice bakarsan dostum, gِöreceksin kendinden başka yaratıklar,
Niye iyice düşünmüyorsun gِök yüzünü?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي في وُجُودٍ لِلَعِينٍ و مَلاَكْ
هَا هُوَ الكَوْنُ فَسِيحٌ ذو نُجُومٍ و سِمَاكْ
فَتَدَبَّرْ يا صَدِيقِي، سَتَرَى خَلْقًا سِوَاكْ
لِمَ لا تُمْعِنُ فِكْرًا في السَّمَاءْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

60- Dِön hür ve ِözgür olarak, sevinç içinde, ey şaşkın,
اِz bağları şüpheden ve aldatıcı şeytana boyun eğişten,
Mutlu yaşa bahçelerde, dirilişe inanarak,
Nice deliller var güneşin ışığı gibi, yol gِösteren!
Keşke bilseydim!

أيُّهَا الحَيْرانُ عُدْ حُرًّا طَليقًا في سُرُورِ
فُكَّ قَيْدًا مِن شُكُوكٍ، مِنْ خُضوعٍ لِلْغَرُورِ
عِشْ سَعيدًا في رِيَاضٍ مِنْ يَقينٍ بالنُّشُورِ
كَمْ دَليلٍ مِِثْلِ ضَوْءِ الشّّمْسِ يَهْدِي!!

لَيْتَ شِعْرِي!

61- Kalk şafakta vakti ey şaşkın, gِireceksin ışık kafilesini,
Seni çağırıyor derinlerdeki ses, Rahman ve Şekûr olan Allah’a,
Kalk ve boyun eğ, hakka dِönerek, bağışlayıcı Allah’a
Sesleniyor tevbeleri kabul eden! Uyacak mısın emrine?
Keşke bilseydim!

أيُّهَا الحَيْرانُ قُمْ فَجْرًا تَرَى مَوْكِبَ نُورِ
هَاتِفُ الأَعْمَاقِ يَدْعُوكَ لِرَحْمَنٍ شَكُورِ
قُمْ، و طَاوِعْ، عائِدًا للحَقِّ، للهِ الغَفُورِ
قابِلُ الـتَّـوْبِ يُنَادِي! هل تُلَـبِّي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

62- Hiçbir şeyi gِöz ardı etmiyorum geçmiş hayatımdan,
Hiçbir şeyi inkar etmiyorum gelecek hayatımdan,
Bir ِözüm var, ruhumdur o benim, ve sonsuzdur o,
Sonsuzluk yurdudur ِölümden sonraki yerim,
BEN BİLİYORUM!

أنا لا أُغْفِلُ شَيْـئًا من حَيَاتِي المَاضِيَهْ
أنا لا أُنْكِرُ شَيْئـًا من حَيَاتِي الآتِيَهْ
لِـيَ ذاتٌ هِيَ رُوحي وَهْىَ دَوْمـًا بَاقِيَهْ
و مَقَـرِّي بَعْدَ مَـوْتٍ دَارُ خُـلْدٍ

أنَا أَدْري!

Rebi’ es-Sa’idbilmecelerin-cozumu

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, Şiir, Vladimir Mayakovski, Yol Üstündeki Semender'ler

Lili Yuryevna Brik’e 

Giriş

Hepiniz için,
sevinç bulmuş olduğum ya da bulduğum
ve koruduğum ikon resimleri gibi ruhun
şiir dolu kafamı yükseltiyorum
bir şarap bardağı gibi masadan.
Düşündüm arasıra
iyi olacağını
sona erdirmeyi bir kurşunla.
Nasıl olursa olsun,
bugün sunuyorum
en son konseri içten çekilme selamımı.

Hafıza!
Burda sokulacak onlar beynin salonuna
dolu gözleriyle ışıldayan kahkahaların
sonsuz kuyrukları hepsinin, sevdiğim.
Düğün giysilerine bürüneceğiz bu gece.
Işıyacak sevinç bedenden bedene.
Bu gece, bu gece hiç unutulmayacak.
Çalacağım, ayağa kalkıp
kendi omurgamı flüt gibi.

1.

Çiğniyorum kilometrelerini yolların şaklayan adımlarla.
Nereye gidebilirim içimin cehennemi tutuşunca?

Ben,
Bütün eğlencelerin tansık ustası,
yok biri eğlenceye gidecek benimle.
Daha iyi olurdu sokağa atılmam
ve parçalamak kafamı taş Nevskiy’e karşı!
Sövüp saydım.

Bağırdım var olmadığını tanrının,
ama soktu elini tutuşan Cehennem’e tanrı
ve bir kadın çıkardı
dağ gözünde kımıldadı
ve buyurdu bana:
sev o kadını!

İhtiyacım yok sana!
Benim olasın istemiyorum!
Biliyorum
ölüm çarçabuk
alıp götürecek beni.

Var olduğun gerçekse, tanrı,
sen örmüşsen yıldız göğü halısını,
bu acı işkencesi,
kötüye giderse her gün
sence buyurulmuşsa cezalanmam,
as kendini tanrı yargıç zinciriyle.
Bekle ziyaretimi.
Tam zamanında geleceğim
ve gecikmeyeceğim.

Dinle beni,
büyük enkisizyoncu!

Ağzımı bıçak açmayacak.
Bir çığlık bile
kopmayacak paramparça dudaklarımdan.
Bağla beni kuyruklu yıldızlara yabanıl atlar gibi
bırak yollarına gitsinler
ve parçalasınlar beni kanatlarında yıldızların

2.

Dalgın adımlarla köprüye gidiyorsun-
ve düşünüyorsun,
her şey iyi orda, aşağısında ırmağın.
O zaman görürsün
çürüyen dişlerimi ışıyan suda,
altında Seine köprüsünün
benim.

Güçlüyüm
ve gerekince bana
buyururlar:
Dudaklarımda donup kalır sonuncusu
adın olur
paramparça olunca mermilerle.

3.

Bugün size gelince
korkuya kapıldım birden-
değildi beklendiği gibi her şey.
Bir şey vardı ipek bükümünde giysinin
ve güzel kokusu tütsünün havada.
Sevinçli misin?
“Hem de nasıl.”
Kuşkumu çoğaltıyorum, ateşimi tutuşan dörtnala
usun engelleri parça parça oluncaya.

Mezarlar genişliyor
Dibi yok derinliğin.
İnanıyorum
düştüğüme günlerin tribününden.
Bir ip gibi gerdim ruhumu uçuruma,
ve dengeliyor onu, oynuyorum sözcüklerle.

Biliyorum,
yıpranıp aşındığını aşk yüzünden
yorgun düşmüş beni taşıya taşıya.
Dön gel benim ruhum, yorulmuş gibisin.
Eğlenceden uzak değil beden, yürek bilsin.

Biliyorum,
parayla bulunur bir kadın çoğu zaman.
Zararı yok,
benim için daha iyi
Paris giysileri yerine
seni giyinmem sigaramın dumanlarıyla.

Şimdi
sevinebilirsin,
şurada lit de parade’lıların senin
şimdi
karasevda egemen olan,
ve ben koşmak istiyorum yalnız en yakın kanala
ve sokmak başımı çeneleri arasına suyun.
Dudaklarını sundun bana,
öyle kalın ve soğuk
hafifçe dokunamıyorum titremeden onlara
günah çıkaran gibi dizlerine kapanınca
ve örtüyor öpücüklerle manastırın yaş duvarlarını.

İşkence
dize kapanmaya zorladı beni
bulunduğum durum içinde.
Kral Albert,
kaybeden
bütün kentlerini,
şımarık bir adgünü çocuğu yanımda.
Çiçekler, otlar yeşerecek güneşler altında!
Bahar canlılık getirecek!
Bir istek kalıyor benim için yalnız-
boşaltmak bir maşrapa şiiri son yudumda.

Yüreğimi çalan sen,
soyup soğana döndüren,

ve yıkımlara salan ruhumu,
kabul et bu son şiiri, soruyorum
yazdığım bu son şiir mi, değil mi diye.

Bir bayram gibi süslenecek işte o gün
bir haç için bu büyünün benzediği.
Bak,
en sonunda başardım
kağıda mıhla beni sözcük çivileriyle.

1915

Vladimir Mayakovski
Çeviri: Abdullah Rıza ErgüvenMayakovskinin_odasi

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, Rainer Maria Rilke, Şiir

BAK gökyüzüne. Hiçbir takımyıldızı var mı adı “süvari” olan?
Çünkü bu tuhaf bir biçimde mal olmuş bize
bu gurur dünyadaki. Ve bir ikinci kişi
onu yürüten ve tutan ve onu taşıyan.

Değil mi öyle, ele geçirilmiş ve ehlileştirimiş,
varlığın bu güçlü doğa parçası?
Yola çıkış ve dönüş. Yine de anlatır bir dokunuş.
Yeni uzakları. Ve bir oluverir her ikisi.

Ama gerçekten öyle mi? Veya her ikisi de
kastetmezler mi aynı yolu, beraber gittikleri?
Masa ve çayır ayırır onları adlandırılamaz biçimde.

Bir aldatmacadır yıldızların bağı.
Bir süreliğine sevindirsin bizi yine de
inanmak bu görünüme. Bu yeterli yine de.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Yüksel Özoğuzrilke-siirleri

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, Rainer Maria Rilke, Şiir

Yıldızların arası, ne kadar uzak; ama ondan çok daha uzak,
bu dünyadaki öğrenme süreci.
Biri, mesela, bir çocuk … bir sonraki, bir ikincisi -,
Ne denli düşünülemez uzaklıkta birbirinden.

Kader, o ölçer bizi belki de varoluşun mesafesiyle,
bize yabancı görünse de;
düşüne ne çok mesafe var yalnızca genç kızla erkeğin arasında
o ondan kaçar ya da öyleymiş gibi yaparsa..

Herşey uzak -, ve çember kapanmıyor hiçbir yerde.
Bak tabağın içinde, neşeyle hazırlanmış masada,
garip duruyor balığın suratı.

Balıklar konuşmaz … , demişti bir zamanlar. Kim bilir?
Ama yok mu sonunda bir yer, balıkların orada
dili olsun, o dil hiç konuşulmasa da?

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Yüksel Özoğuzogrenme-sureci

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

Anlatılır ki senin bacakların
Çıplakken..iki yasemin tarlası

(…)

Anlatılır ki: altından iki şelale
Nemli bir sabah gibi çorabın içinde

Nizar Kabbani
Çeviri: Aysel Ergül Keskinerotik-siirler

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page