Çeviri Şiirler, Şiir

Şimdi kervan yola çıkıyor… Meçhûl bir ülkeye doğru.
Çanları hareket işâretini vermeye başladı bile!

Sevin ruhum! Zavallı kuşum, kurtuldun nihâyet!
Nihâyet kafesin çöküyor… Demirleri dağılacak yakında.

Elvedâ gaileli dünya, günahlarla haşır-neşir olan dünya
Ruhum Allah’ın sâkin yurdunda dinlenecek artık!

James Clarence Mangankervan-siiri

Çeviri Şiirler, Şiir

Bilgisayar, kalem ve daktilo arasında geçiyor
günümün yarısı. Bir gün yarım yüzyıl olacak bu.
Yabancı şehirlerde yaşıyorum ve yabancı insanlarla
bana yabancı konular hakkında konuşuyorum bazen.
Çok müzik dinliyorum: Bach, Mahler, Chopin, Şostakoviç.
Gücü, zaafı ve acıyı buluyorum müzikte, üç şey.
Dördüncüsünün adı yok bende.
Şairleri okuyorum, yaşayan ve ölü şairleri; azmi,
inancı ve gururu öğreniyorum onlardan. Büyük
filozofları anlamaya çalışıyorum –çoğu zaman küçücük
bir parçasını anlıyorum o değerli düşüncelerinin ama.
Uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum Paris sokaklarında;
kıskançlığın, öfkenin ya da arzunun harekete geçirdiği
diğer insanlara bakmayı; elden ele geçen ve yavaş yavaş
o yuvarlak formlarını kaybeden (ve imparatorlarının
yüzü silinen) bozuklukları gözlemeyi.
Yanımda ağaçlar büyüyor, hiçbir şey söylemeden
o umarsız yeşil mükemmelliklerinden başka.
Siyah kuşlar yürüyor tarlalarda,
bir şey bekliyorlar daha, İspanyol dulları gibi sabırla.
Artık genç değilim ama benden yaşlılar var hala.
O derin uykuyu seviyorum, bir gün artık olmadığımda
ve köy yollarında hızla bisiklet sürmeyi, açık gökyüzündeki
bulutlar gibi silikleşirken kavaklar ve evler yanımsıra.
Bazen müzelerde gördüğüm tablolar bir şey diyorlar bana,
ve bütün ironileri kayboluveriyor o anda.
Karımın yüzünü izlemeyi seviyorum.
Her hafta, Pazar günü, babamı arıyorum.
İki haftada bir arkadaşlarımla buluşuyorum,
böyle gösteriyoruz birbirimize sadakatimizi.
Ülkem bir kötülükten kurtuldu. Ama isterim ki
bir diğer kurtuluş daha izlesin bunu.
Benim de bir faydan dokunur mu? Bilmiyorum.
Denizin çocuğu değilim ben,
Antonio Machado’nun kendisi hakkında yazdığı gibi,
ama havanın, nanenin ve çellonun çocuğuyum
ve koca dünyanın bütün yolları kesişmiyor,
şimdilik bana ait olan bu hayatın
patikalarıyla.

Adam Zagajewski
Çeviri: newalaqasabaAdam-Zagajewski-siirleri

Çeviri Şiirler, Şiir

Yalnızca çocuk kitapları okumak,
Yalnızca çocuksu düşüncelere kapılmak,
Yetişkinlere özgü ne varsa uzaklaşmak,
Sonra tüm acılarından yeniden doğmak.

Ölesiye yoruldum ben bu hayattan,
Hiçbir nimeti kabulüm değil gayrı,
Ama hâlâ seviyorum şu dünyayı,
Başka bir dünyam yok, belki ondan.

Şimdi uzak bir bahçede kendi kendime
Basit, ahşap bir salıncakta sallandığımı,
O yüksek kayınları, o orman karanlığını
Puslu hatıralar içinden seçiyorum yine.

Osip Mandelstam
Çeviri: newalaqasabacocuk-kitaplari

Çeviri Şiirler, Şiir

Ona eski günleri sordum,
hâlâ genç olduğumuz,
saf, deli fişek, şapşal, toy zamanlarımızı.

Bir şeyler kaldı elbet, gençlik hariç,
diye yanıtladı.

Ona hâlâ emin misin diye sordum
insanlık için neyin iyi neyin kötü olduğundan.

İllüzyonlar içinde en ölümcülü,
diye yanıtladı.

Ona geleceği sordum,
hâlâ açık seçik görebiliyor muydu.

Çok fazla tarih kitabı okudum,
diye yanıtladı.

Ona fotoğrafı sordum,
masanın üstünde duran, çerçeveliyi.

Bir varlar bir yoklar. Birader, kuzen, baldız,
karım, kucağında kızım,
kızımın kucağında kedi,
çiçek açmış kiraz ağacı ve üstünde
uçuşan bir kuş,
diye yanıtladı.

Mutlu olduğun oldu mu, diye sordum.

Çalışıyorum,
diye yanıtladı.

Ona dostlarını sordum, duruyorlar mıydı.

Birkaç eski asistan,
onların birkaç eski asistanı,
eve göz kulak olan Ludmila,
ki çok yakın, ama uzak da,
kütüphaneden iki bayan, gülümsüyor ikisi de,
okulun karşısında küçük Grześ ve Marcus Aurelius,
diye yanıtladı.

Ona sağlığını, ruh halini sordum.
Kahve, votka, sigara vermiyorlar artık,
ağır hatıraları ve eşyaları taşımam da yasak.
Duyamıyormuş numarası yapıyorum,
diye yanıtladı.

Ona bahçeyi ve bahçedeki sediri sordum.

Geceleri hava açıksa, göğü seyrediyorum oradan.
Doyamıyorum,
ne çok bakış açışı var,
diye yanıtladı.

Wislawa Szymborska
Çeviri: Onur Çalıwislawa

Çeviri Şiirler, Nizar Kabbani, Şiir

1

şehadet ederim ki hiçbir kadın
oyunu senin gibi beceremedi
aptallıklarıma on yıl
tahammül ettiğin gibi tahammül edemedi
senin sabrettiğin gibi çılgınlığıma sabredemedi
tırnaklarımı kesmedi
defterlerimi toplamadı
beni çocuk parkına götürmedi
senden başka hiçbir kadın

2

şehadet ederim ki hiçbir kadın
bir yağlıboya resim gibi
fikriyle ve tavrıyla
aklıyla çılgınlığıyla
anında bıkmasıyla
anında bağlanmasıyla
bana benzemez senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
senin yarın kadar bile
benim ilgimi çekemedi
senin yaptığın gibi sömüremedi
senin yaptığın gibi özgürleştiremedi

3

şehadet ederim ki hiçbir kadın
bana iki aylık bebek gibi davranmadı
senin gibi
kuş sütü içirmedi
bana güller oyuncaklar vermedi
senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
bana deniz gibi cömert davranmadı
şiir gibi büyüleyici olmadı
senin yaptığın gibi şımartmadı
senin yaptığın gibi bozmadı
şehadet ederim ki hiçbir kadın
çocukluğumun elli yaşına değin sürmesini
sağlayamadı
senin gibi

4

şehadet ederim ki hiçbir kadın
kadınların kendisi olduğunu söyleyemez senin gibi
kâinatın merkezi
göbek çukurumda diyemez senin gibi

şehadet ederim ki hiçbir kadın
yürürken ağaçlar peşinden gitmez
senin gibi
güvercinler kar beyaz teninin sularından içmez
senin gibi
kuzular koltuk altı atlarından yemez
senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
dişilik öyküsünü iki kelmeyle özetlemedi
erkekliğimi bana karşı kışkırtmadı
senin gibi

5

şehadet ederim ki hiçbir kadın
sağ memesinin orada zaman durmadı
senin gibi
devrimler sol memesinin yamacından başlamadı
senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
dünyada kanunları değiştirmemiş senin gibi
helalin haramın haritasını değiştirmedi
senin gibi

6

şehadet ederim ki hiçbir kadın
aşk lahzalarında istila etmez deprem gibi
yakmaz.. boğmaz
tutuşturmaz.. söndürmez
ikiye ayırıvermez hilal gibi
senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
ruhumu uzun süre işgal etmez
işgaliyle mutlu etmez
şam’ın gülleri gibi
alıp dikmez
nane
portakal gibi
sen ey
sorularımı saçlarının altına bıraktığım
ama hiç cevabını alamadığım kadın
sen ey
bütün dilleri olan
ama
akılla algılanıp söylenemeyen kadın

7

sen ey saçları denizi
elleri güneşi andıran
varlığı muhteşem
gümüş gibi ak
billur gibi parlak
şehadet ederim ki hiçbir kadın
belinin çevresinde asırlar toplanmaz
binlerce yıldız dönüp durmaz
şehadet ederim ki sevgilim senin gibi hiçbir kadın
kollarında ilk ve son erkeği
büyütmedi

8

sen ey parlak ve şeffaf
sen ey dürüst ey güzel
sen ey kalıcı çocukluk
şehadet ederim ki hiçbir kadın
ashabı kehf hükmünden kurtulmadı senin gibi
putlarını kırmadı
hurafelerini söküp atmadı
ashabı kehf yönetimini yıkmadı senin gibi
şehadet ederim ki hiçbir kadın
kabilenin hançerlerine göğüs germedi
kendisine duyduğum sevgiyi
erdemin özü görmedi

9

şehadet ederim ki hiçbir kadın
tam beklediğim gibi çıkmadı
saçlarının boyu dilediğim düşlediğim gibi çıkmadı
memesinin şekli tasarladığım veya çizdiğim gibi
çıkmadı
şehadet ederim ki hiçbir kadın
sigara içince duman bulutları içinden çıkmaz
düşünceye dalınca zihnimde ak güvercin gibi
uçmaz
sen ey hakkında nice kitaplar yazdığım
ama bunca şiire rağmen
yazdığım her şeyden güzel kalan kadın
şehadet ederim ki hiçbir kadın
benimle olabildiğince uygarca sevişmedi
üçüncü dünya tozlarından çekip çıkarmadı
senin gibi…
şehadet ederim ki hiçbir kadın
senden önce düğümlerimi çözmedi
bedenime çekidüzen vermedi
gitarla konuşur gibi onunla konuşmadı
şehadet ederim ki hiçbir kadın
senin gibi… senin gibi
senin gibi…

Nizar Kabbani
Türkçesi: Mehmet Şayirsehadet-ederim-ki-hicbir-kadin

Çeviri Şiirler, Mevlânâ Celâleddîn, Şiir, Türk Şiiri

• Dün gece sevgilinin eteğini tuttum da; “Ey kerem cevheri!” dedim. “‘Gecen hayırlı olsun’ diyerek beni yalnız bırakıp gitme; bu gece lütfet, bizimle beraber kal!”

• Onun güzel yüzü parladı, ateş gibi kızardı, öfkelendi. “Yeter, benden elini çek!” dedi, “Beni rahatsız etme! Bu yüzsüzlük, bu dilencilik ne zamana kadar sürecek?”

• Ona dedim ki: “Peygamber Efendimiz ‘Bir şey isteyeceksen onu güzellerden, güzel yüzlülerden iste!’ diye buyurmadı mı?”87

87 Hz. Mevlana’nın yukarıdaki beyte aldığı hadîsin aslı şöyle:

“Hayrı güzel yüzlülerden isteyiniz.” Cami’u’s-Sağîr, c. I, s. 43.

 “Evet öyle buyurdu ama, güzel kişi, güzelliği ile benliğe kapılır da başkasını düşünmez, ancak kendini düşünür. Bu sebeple onun huyu da serttir. Nazlansa da, cevr etse de insana dokunmaması gerekir.”

• Dedim ki: “İş böyle ise, onun cevri cana can bağışlar, dene de gör. Göreceksin ki denediğin her şey bir defınenin tılsımı gibidir.”

• Dayanamadım ağlamaya başladım; “Hüküm senindir.” dedim. Ey insanı ızdırabın karanlığından kurtaracak olan nurun kaynağı! Benim feryadıma yetiş, bana yardım et! ‘

• O göz yaşlarımı görünce bana acıyacağı, teselli edeceği yerde gülmeye başladı. 0 güzel varlığın acılarımı görmemezlikten gelerek gülmesi, onun bana yakınlığının belirtisi, bir lütuf olarak göründü de, o lütuftan, doğu tarafı da batı tarafı da dirildi.

• Ey aşk yolu arkadaşları! Ey dostlar! Ağlayın, ağlayın, yağmurlar gibi gözyaşı dökün! Dökün de güzeller, yeşilliklerde size de gönül alıcı güzel yüzlü dilber ihsan etsinler.

Mevlânâ Celâleddîn
Divan-ı Kebir  (c. VI, 2964)hukum-senindir

Çeviri Şiirler, Şiir, Türk Şiiri

• Ey güzel sesli ney! Çıkardığın seslerle gönüller almadasın. Hoşsun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin. Soğuklukları silip, süpürmedesin.

• İçin bomboş, ne boğum var, ne başka bir şey! Sen dertlere düşmüş, perişan olmuş gönüllerden, dertlere düşmüş canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kişilerin yerine sen feryad etmekte, sen ağlamaktasın.78

78  Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr’inin başka yerlerinde, ruba’îlerinde de ney hakkında güzel şiirler söylemiştir. Mesnevî’ye “Bu neyi dinle!” diye başlamıştır. Mevlana aşığı merhume Fevziye Çamsever Hanım’ın Mesnevî başındaki “Dinle neyden” ilham alarak yazdığı “Dinledim Neyden” başlıklı şiirinden birkaç kıt’a alarak bu şiiri açıklamak istiyorum:

“Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını
Nağmesinden topladım bin bir fırakın yadını
Peyrev eyler ahına güya gönl-i naşadını
Dinledim neyden, bu akşam, hasretin feryadını

Kah coşar aşkın sesiyle şimdi mestane eda
Kah yanar fırkat diliyle sanki bir vuslat-ı cuda
Yükselir kurb-ı cemale, nefha nefha her sada
Dinledim neyden bu akşam, firkatin feryadını

Ruhlara serin nevayi yaralı bir ney midir?
Nağmeler, nağme değil de bir ilahî mey midir?
Öyle mest olmuş ki ruhum neşve de bir şey midir?
Dinledim neyden bu akşam hasretin feryadını

Nağmesi güya sada-yı ‘bişinev ez ney’den gelir
Sîne-i aşığa uğrar da ilaha yükselir Sır mıdır?
Sevda mıdır? Şekva mıdır? Bilmem nedir?
Dinledim neyden bu akşam firkatin feryadını”

• Herkesin gönlüne göre sesleniyorsun, sızlanıyorsun. Herkesin sevgilisine benzer resimler yapıyorsun, okuma yazma bilmiyorsun ama, iç yüzde, gönüller aleminde çok başarılı resimler yapan bir ressamsın.

• Ey bütün görünen ve görünmeyen şeylerin, hakîkatlerin, aslı, şekli, sureti olan güzel varlık! Sen şimdi hangi perdedesin, hangi makamdasın, hangi nağmedesin? Ey şeker gibi tatlı olan azîz varlık; ne olur lütfet, ney’in nağmeleri arasından bir baş göster, bize görün!

• Sanki gözlerin dokuz göz olmuş, can da sana on kulağını vermiş, nağmelerini her tarafa, altı yöne de üfle! Çünkü altı yön de senin tanıdığındır. Senin için yabancı yoktur. Sen herkesin dostusun.

• Ey başı kesilmiş ney; dilsiz, dudaksız olarak nağmelerle, sırlarla söyle! Seni üfleyenin nefesinden aldığın sıcak, içli duyguları, seni dinleyelere de bir bir hoş şekilde duyur!

• Ney’in içine ateş düştü. Yanıyor, alemi duman kapladı. Ey ney; senin sesin, aşk sesidir. Sen ateşlisin, için yanarak aşk sesini duyurmadasın.

• Ey ney; kendi aşkınla, aşk ateşinle Leyla’nın, Mecnun’un aşk sırlarını dile getir, inle, feryad et! Ey ney; bu halinle gönüle ne hoş şeyler duyuruyorsun, cana ne huzurlar bağışlıyorsun.

• Galiba senin nefesinde Tebrîz şehrinden bir koku var. Böyle olduğu için, güzelliğin ile, güzel nağmelerinle nice gönüller elde etmedesin.

Mevlânâ Celâleddîn
(c. VI,2994)ben-neyim

Çeviri Şiirler, Giacomo Leopardi, Necdet Adabağ, Şiir

sarıp sarmaladı bizi
kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara
başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik

*

kadınlar az şey beklemiyor sizden

*

Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça;
insan unutur kendini; ayrımında olmaz…

*

ne ki, yürekli bir insan son vermek
isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir
karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye.

*

Ve sen
öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla

*

Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır
beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler
soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan.
Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara;
dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola
yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla.

*

Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin
bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle
ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan.

*

Cendere altında gibi
yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip
geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki.
İşte geçip gitti bu bayram günü de;
kovalıyor ardından sıradan bir gün;
insanın yaşadıklarını çekip götürüyor
beraberinde zaman.

*

Dalarken bu
sonsuzluğa düşüncelerim, keyif alırım bu

denizde, batan gemide olmaktan

*

Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!

*

Acıyla yaşıyorum, acıyla öleceğim;
ah keşke, hemen!

*

…Güneş:
“Mutlu gençlik yıllarına son” demektedir sanki,
uzaktaki tepelerin arkasında yitip giderken.

*

Bilmiyorum hangi dizeleri yollayayım size, ruhunuzda, dipdiri
yüreğinizde körüklesin diye sevgi ateşini?

*

Eyvah! Pişmanlık içinde ve sık sık;
döneceğim geriye, ama çaresiz, geçmişi arayarak.

*

Seni kaybediyorum boşuboşuna, tadına varmadan
bu insanlık dışı ortamda acılar arasında.
Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

*

…ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum sana; çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim...

*

…sanmam,
aklından bile
geçeceğimi. Soruyorum bu arada kendi
kendime ne kadar yaşarım ben daha

*

Ama bilir suçun kime
yüklenmesi gerektiğini;
arar bulur gerçek suçluyu:
Doğururken biz ölümlüleri anadır
bize; üvey ana kesilir başımıza sonradan.

*

Bir hanımefendiydin sen bir zamanlar;
oysa şimdilerde bir köle…

*

Yok mu savaşan kimin kimsen?
Savunmuyor mu seni kimse seninkilerden?

*

Yazıklar oluyor;
bir başkaları için; bir başkasının düşmanı
tarafından savaşta öldürülen insana.
Diyemeyecektir ölürken: – Toprak Ana,
geri veriyorum verdiğin canı sana-

*

Nerede senin çocukların?
Yabancı topraklarda savaşıyor evlatların.
Bak, İtalyam, bak!

*

Oysa ölürken çok uzaktaydılar ölümden
Antela tepelerinde, o kutsanmış insanlar…

*

Ne idi bu aşk,
sizin gibi genç beyinleri ateşe atan;
iten acı yazgıya…

*

Ne karınız vardı; ne çocuklarınız
o ıssız tepelerde ölürken yanınızda;
ne gözyaşı döken
ne bir öpücük koyan alnınıza…

*

Yaşasın yaşasın! Ne mutlu sizlere!
Dünya durdukça yaşayacaksınız!

*

Keşke ben de olsaydım toprağın altında
ve bu can veren toprağı ıslatsaydım kanımla…

*

Ağla, sevgili İtalya, küçülsün
gözlerinde varlığın; hor görmezsen
eğer yoktur anlamı duyulan acının…

*

Silinmiş her yürekten geçmişteki acıma duygusu;
gelmiştir ardından kara günler dingin günleri kovalayan…

*

Uzak dursun sanattan anlamayanlar, uzak…

*

Ey soylu sanatlar, acımız hafifliyor varlığınızla;
yaşayacaksınız sonsuza dek sizler…

*

Neler çektik neler? Bırakmadı taş taş üstüne o alçaklar…

*

Ölmedim ben senin acımasız yazgın adına.
Öfkem, acıma duygum bundandır…

*

Görüyorsun, senden uzaklardayız, en güzel çağımızda…

*

Ne mutlu sana, yazgın zorlamadı bu
vahşetler içinde seni yaşamaya…

*

Nerden çattık bu kara tabloya?
Yol vermeseydi acımasız yazgı,
doğmasaydık keşke;
görmeseydik ya da bu günleri?

*

Söyle: Yaktığın ateş  söndü mü yoksa?
Söyle: Yeşillenmeyecek mi artık o mersin ağacı?
Yayılmayacak mı şanımız, ünümüz tüm dünyaya?
Öldük mü yoksa sonsuza dek?
Sınırsız mı kalacak utancımız?

*

Var mı bekledikleriniz bizden daha?
Sönmedi mi, ne dersiniz içimizdeki ateş?
Sizler gelecekten umutlu, bense perişan;
yoktur hiçbir şeyim beni acıdan kollayan;
geleceğim karanlık ve öyle ki gördüklerim;
bir düş ve bomboş bir imge tüm umutlarım…

*

Ey yüce ruhlar, bir zamanlar sizlerin olan evlerde
kaba saba, iğrenç, onursuz kişiler oturmakta…

*

Korkaklığımızla örnek olduk gelecek kuşaklara…

*

Neydi o günler; bir daha geri gelmeyecek gibiler!

*

Kıvılcımlar çalıp götürüyordu rüzgar, geçerken bu topraklardan…

*

Yazgıya boyun eğmemiş insan;
dünyadan çok cehennem dost oldu sana, acı ve kızgınlığına…

*

Yaşayanların dünyası sanki cehennemden daha beter?

*

Ey karşılıksız sevginin kurbanı…

*

Ne mutlu sana gözyaşların yaşamının kaynağı…

*

Güneşin sulara gömüldüğü yerde;
görürsün, batan güneşin ışınları kucaklar sonsuza açılan dalgaları;
ve karanlığa boğulurken bizler o kıyılarda günün başladığını…

*

Ne ki, büyümüyor, küçülüyor tanıdıkça dünya…

*

Nerede bizim tatlı rüyalarımız,
bilinmeyen yerler, bilinmeyen insanlarla ilgili…

*

Herşey boş, bir tek acıdan başka…

*

Bir anda yokoldular, görüyorsun rüyalar;
koskaca dünya bir kağıt parçasına sığdı;
herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru…

*

Herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru…

*

Aşk da seni terkediyordu, son aldatmacasadır yaşamımızın.
Bir gölgeydi hiçlik gerçek ve kalıcı; bomboş bir çöldü dünya…

*

Kazançlıydın, zararlı değil ölümünle;
dünya kötülüklerine tanık insan; ölümü ister, çiçekleri değil…

*

Kim senin yanında olacak senden başka
değilsen bir başkasının umurunda?

*

Kim kondurur sanıyorsun defne dalını başına,
geliyorsa şiir hesap kitaptan sonra…

*

Sevgili Vittorio,
bu toprakların insanı değildin sen; ne de bu zamanların.
Bir başka zamanlar, bir başka topraklar yaraşırdı sana;
senin gibi akıllı insanlara…

*

Uyandır ölüleri; uyuyor çünkü yaşayanlar ayakta…

*

Çekip götürüyor seni yazgı
yaşamın tozlu yollarına, taşına toprağına;
sen de bırakıp gidiyorsun baba evinin sessizliğini,
mutlu düşler ve alışık olduğun yanılsamaları.

*

Bak da gör, Bacım, insafsız yazgının bize yakıştırdığı yüz karası çağı.
Mutsuz çocuklar doğuracaksın mutsuz İtalya’da.

*

Büyük insanlar örnek olsun yavrularına.

*

Ya mutsuz ya da korkak olacak çocukların; mutsuzları yeğle.

*

Eyvah çok geç, bugün doğan, insanlık
tarihinin akşamında gözünü açar yaşama.

*

Aç kalmıştır ruhu aşka.
Kimin ki çoşkulanmazsa eğer yüreği göğsünde.

*

Alışmalı çocuklarınız sıkıntıya, gözyaşına
erdemli olmanın bedeli olarak.

*

Güzeldin; düşler dünyasında yaşıyordun;
baba bıçağıyla bembeyaz göğsünden vurulduğunda.

*

Mezar alsın beni koynuna,
zorbanın iğrenç yatağına konuk olmaktansa.

*

Güneş daha parlaktı senin zamanında bizimkine oranla.

*

Nedir ki yaşamı ölümlülerin bir oyundan başka;
Güneş hüzünlü dünyamızı aydınlattığı günden beri.
Yoksa gerçek daha mı az aldatıcıdır, sence, yalandan?

*

Neye yarar dersiniz, bu yaşamımız?
Boşa kürek çekmiyor muyuz?

*

Daha da güzeldir yaşam, bir tek o zaman,
ölümün eşiğine kadar gidip dönüldüğünde…

*

Bekleme çok fazla yüreklilik yüreksizlerden…

*

Acılardan ve günahlardan habersiz yaşarlar hayvanlar;
şanslıdırlar; mutlu geçer yaşlılıkları…

*

Ey Prometheus’un çocukları,
Bu kadar çok yaratığın içinde hayat verdi size  Tanrı;
ve yalnız siz, başka kimse değil, yaşamdan nefret ettiniz…

*

Ey insanlık tarihi!
Ey işe yaramaz insanlık soyu!

*

Kanat çıpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim vahşi hayvanlara; dövsün
bulutlar, dağılsın parçaları sağa sola yağmurda,
silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla..

*

Yıkmıştı acılar ve kara yüzü onu gerçeğin zamanından önce…

*

Sönmedi mi yoksa ışıkları güneşin;
kararmadı mı sonsuza dek üstünde insanların?

*

Yüreğin yansın demiyorum,
ama, tanık ol hiç olmazsa acılarımıza…

*

Ve kölelik, ki en kötüsü kötülüklerin,
sardı başkaldıran insan ruhunu çepeçevre…

*

Demiyorum ki o zamanlar süt ırmakları vardı (…)
Diyorum ki insanlık yaşıyordu habersiz kara talihinden, acılarından…

*

Ey gözlerime tatlı ve doyurucu gelen
bir zamanların görüntüsü; tanıyana kadar aşk ve yazgıyı;
gülmüyor artık hiçbir tatlı manzara umutsuz duygularıma…

*

Ne idi günahım daha çocuk yaşımda,
yaşamın kötülüklerden uzak çağında;
öyle ki demir ipliği yaşamımın gençlikten ve albenisinden yoksun…

*

Ne suç işledim, ne büyük hatam oldu ki,
daha doğmadan önce, gökler düşman kesildi,
yazgı astı suratını bana?

*

Giz dolu herşey; ıstırabımızın dışında.
Ağlamak için doğduk, bir üvey evlat gibi… 

*

Öleceğiz. Çirkin bedenimizi yeryüzünde bırakarak…

*

Ne çabuk geçiyor neşeli günlerimiz.
Hastalık,  yaşlılık alıyor yerini ve gölgesi soğuk ölümün…

*

Ne idim, ne oldum, acaba, niye ki?
Niçin aşklar yüreğimde yer değiştirdi?
Hepsi laf, gerçek olan şu ki, bizleriz anlamsız olan…

*

Doya doya yaşamamış olmaktan
duyduğum pimanlık sıkıntı verir ruhuma,
dönüştürür geçmişteki zevkleri acıya…

*

Ahh! Ne kadar çok benziyor
yaşam tarzın yaşam tarzıma!

*

Yoksun bırakıyorum seni umuttan; evet,
umuttan – dedi doğa – Işıldamasın gözlerin
Ağlamanın dışında…

*

Herşey suskun ve sessiz; unutulmuşluğun kucağında;
söz edilmiyor artık onlardan…

*

Puslu ve titrek gözüküyordun gözlerime,
gözyaşlarımdan ötürü, kirpiklerimde.
Çileliydi yaşamım çünkü, ve gene öyle; ödün vermiyor ki yaşam…

*

Ey sevimli ay, anımsamak gene de güzel,
yapmak muhasebesini acı yılların.
Ne kadar sevimlidir bir bilsen!
Hüzünlü olsa da geçmiş…

*

Ömrümün baharında göçüp gittim bu dünyadan;
yaşam tatlı günleri sunduğu zaman;
umutların işe yaramadığını o yaşta anlamaz insan…

*

Coşkusu yoktur ölümün alırken canını genç insanın;
ne kötü bir yazgıdır yazgısı mezarda son bulan umudun…

*

Sen öldün; ben yaşıyorum.
Sana ölmek, bana yaşamak düştü.
Sana o güzel, narin bedeninle can çekişmek,
bana bu sefil gövdemle katlanmak yaşamaya…

*

Ağlamak için doğduk- dedi- biz ikimiz;
gülmedi yüzümüze kaderimiz…

*

Gencim, ne ki, eriyor tükeniyor gençliğim, tıpkı yaşlılığım gibi…

*

Hüzünlü bir incelikle uzatıyordu bana elini…

*

Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın…
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.
*

Gökte olsun, yerde olsun dostu ve sığınağı mutsuzların,
intihardan başka bir şey değil…

*

Ve bu gözlere ağlamaktan başka hiçbir şey yakışmıyordu artık…

*

Düşmanıdır kötü insanların; dosttur, ama, bana senin yüzün…

*

Acıyla yaşıyorum, acı içinde öleceğim..

*

Yeryüzündeki yaşamının son anlarını yaşıyordu Consalvo;
şikayetçiydi bir zamanlar yazgısından ama artık değildi…

*

Kalmaz kimse yanında uzun süre dost olarak,
dünya nimetlerini küçümseyen insanın…

*

Kalbi sıkışır insanın acıyla, ayrılan yabancı da olsa,
dönmemek üzere, yanından elvada dediği anda…

*

Bana acı veren tek şey seni sonsuza dek yitirmem…

*

Boşuna yaşamadım; değil mi ki örtüştü dudakların dudaklarımla…

*

İki güzelşey vardır dünyada; Aşk ve ölüm…

*

Nasıl da geçti zaman. Elvada Elvira…

*

Eyvah! senden ayrılıyorum dönmemek üzere bir daha.
Parçalanıyor kalbim söylerken bunları.
Göremeyeceğim bir daha bu gözleri,
duyamayacağım sesini N’olur Elvira, söyle
Gitmeden önce bir öpücük verecek misin bana.
Tek bir öpücük tüm yaşamım boyunca?

*

Elveda, Elvira. Sonunda imgen ayrılıyor
yüreğimden yaşam ateşimle birlikte.
Elveda. Bu sevgi seni tedirgin etmediyse
eğer, yarın tabutumun
arkasından yüreğinin yandığını göster.

*

Sen şiir sevdasına dalmış, sözcüklerle
oynuyor, resimler çiziyorsun kafanda hem

*

Duymaz oldum alıştığım
kalp çarpıntılarını; eksildi yüreğimden
aşk esintileri; buz kesmiş göğsüm,
kalmadı iç çekişlerim.

*

Aslında
keyif vericidir anılarla uğraşmak; ne ki, güncel
girer devreye çekilmez derdiyle onun yerine
geçecek, geçmiş de ondan pek farklı gözükmez
gözüme; olsun gene de bir özlem var içimde,
ve kendi kendime: Neydim, ne oldun, derim.

*

Böyledir, işte, ölümlülerin düşleri.
Sonunda buldum seni; bir düşsün sen
büyük ölçüde; güzelleştirirsin gerçeği.

*

Aşk okuldur
sevenleri ölüme alıştıran.
Aşk ateşi varınca belirli bir noktaya
dayanamaz artık hiç kimse verdiği acıya
Ya bırakır narin bedenini
aşkın saldırılarına; o zaman kardeşi
Ölümün etkin yardımıyla
biner adamın tepesine;
ya da Aşk öylesine
zorlar ki kalbinin derininde,
o cahil köylü,
o taze kadın cellat elleriyle
genç yaşlarında son verirler
yaşamlarına.

*

Düş kurar oldu
artık aşk yaralısı insan,

*

kötülüklerin en kötüsü
yaşlılığı uydurdular tanrılar
en uygun buluş olarak ölümsüz akıllarına.

*

gözbebeklerimi kapadığı en tatlı, en hafif anda
belirdi başucumda gölgesi o kadının;
baktı uzun uzun yüzüme; bana önceleri
aşkı öğretmişti; ne ki, sonraları bıraktı
beni gözyaşlarımla. 

*

Aşk ve ölüm kardeştirler;
aynı zamanda yarattı onları yazgı…

*

Gerçeğin bilinmesinin, hüzünlü olsa da, vardır güzellikleri…

*

Gün kara, gece ıssız, yalnız ve karanlık, ay yokulmuş;
gökte yıldızlar bana gülmüyor artık…

*

Nereye bakarsam bakayım, gök, yeşillikler ; her taraf,
herşey acı verir bana zevk verir…

*

Silvia, anımsıyor musun
ölümlü yaşamında o yılları, ışıldarken güzellik…

*

Bu mu yazgısı insanoğlunun?

*

Biliyorum boştur yıllarım; karanlık ve çöldür ölümlü yaşamım…

*

Yaşam ıstırapsa niçin katlanıyoruz ona?

*

Istırap ve acıdır duyduğu ilk şey,
Doğar doğmaz anası ve babası avutur onu doğmuş olmasından ötürü…

*

Yoktur karşılığı yeryüzünde hiçbir beklentinin.
Acı ve sıkıntıdır yaşam; başka hiçbir şey değil.
Sus artık. Son bulsun tüm umutların…

*

Bir tek sana eğdim bu dik duran başımı
ve bir tek sana açtım bu ele avuca sığmaz yüreğimi…

*

Ölüm çağırıyor seni; daha görmeden ömrünün baharını
Dönmeyeceksin ayrıldığın bu yerlere bir daha.
Görmeyeceksin artık sevgili yakınlarını.
Kalacaksın sonsuza kadar orada.
Belki mutlu olacaksın; ne ki, seni tanıyan
herkesin yüreği yanacak yazgısızlığına…

*

Her ne yere baksa, her ne yere gitse
kapanır bütün kapılar yüzüne bu acılı insanın!

*

Öyleydin. Ama şimdi toz duman oldun toprak altında…

*

Herhangi birine dönüştürdü seni yazgı;
oysa gökten inmiş bir melek gibiydin aramızda yaşarken…

*

Gerçek soylu odur ki
büyüklük ve yüreklilik gösterir, ıstırap içindeyken bile…

*

İyiler her zaman hüzünlü;
alçaklar ve düzenbazlar şenlik yapmakta…

*

Ey zavallı kuru yaprak,
uzaktasın dalından, nereye gidiyorsun?

*

Dalıp giderim düş dünyama;
Duracak gibi olur kalbim orada…

*

söyle,” dedim: “Hiç yaktı mı yüreğini aşk ateşi,
sardı mı seni acıma duygusu benim için,
yaşadığın sürece?

*

çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma.

*

Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?

*

Ey yorgun kalbim, artık rahat edecek başını
dinleyeceksin sonsuza dek.
Bitti en son düşün de; bitmeyecekmiş gibi gelirdi bana hep

Sen rahat uyu sonsuza dek.
Yeterince yoruldun
zaten çarpa çarpa.

Giacomo Leopardi

Çeviri Şiirler, Ohannes Şaşkal, Şiir, Zareh Yaldızcıyan

Aşk yama tutmaz –
belli değildi kime söylediği
gözleri bakıyor mu bakmıyor mu belli değildi

Aşk yama tutmaz –
Şarap kadehine döktü içini –

Aşk yama tutmaz –
Tere alkole kesmişti her yan
sirke tadındaydı şarap diye içtiği

– Kara yazgısına karşı savaştığında herkes
O saatte bir yabancı girdi kapıdan
– Terziyim – dedi ve sustu

Yama yapar mısın? diye sordu biri
Aşk yama tutar mı? diye sordu bir başkası

Kadın kadehine baktı – boştu –
Ayağa kalktı – baktı içerdekilere
sanki bir söyleyeceği vardı da – söylemek istemedi –
döndü sırtını
ve sözlerini dışarıdaki sise gömdü

– Aşk yama tutmaz –

 

Zareh Yaldızcıyanask-yama-tutmaz