Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Dostlarım tanımaz beni
Düşmanlarım hakkında çok az şey biliyorum.
Gerek yokmuş, uzun sürdü hazırlığım
Ben ve hatırladığım, burdan ayrılalım

Ne öncesi ne sonrası bir şeyin
Az kaldı, aynı artık ikisi
Bıraksa yakamı yaşadıklarım
Ne bellek ne Yesenin dedikleri

Bu hayatta ne doğru ki
Doğru değil! dediğin yanlış olsun
Ya bir kötülük çanı ya bir silah sesi
Dönüp silemiyor insan geçmişi

Biri kalkar, ikiyüzlülükle
Suçlar mı bilmem beni ilerde
Ne ben istedim tanısınlar
Ne de kimse bunu istedi

Hakkımda kendi bildiğim
İsmim, hiç uyanmama isteğim
Pek bir şey değil, işin gerçeği
Yeni bir şey öğrenir miyim
Çektiğimde tetiği

Cevdet Karaluzun-surdu-hazirligim

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

1.

bana bir ev yaptın
şimdi de yıkıyorsun yaptığın evi
ruhumun her yeri yıldız pencereleri

evim yok evim yok artık
evde bir ölü bekleyenim
çatım yok çatım yok artık
gövdemin çatısı gözlerim
cesedi nereye gömelim

incir ağacının altına derim bir daha dirilmesin
yazın sarsın kökleri ince bilekleri
nerde saç nerde kök bilinmesin
bir kesik süt gibi gece
içindeki taşı emzirsin

ve uzakta, mezarların orda
islıklarıyla mermerleri okuyan
akan heykel gibi bir yılan

ama üzmeyelim cesedi
kırmayalım ince belli
beyaz seslerle işlemeli
çay bardakları gibi

cesedi nereye gömelim
balkona derim, gelincik çiçeğinin
toprağını eşeleyelim

gelecek gece
bu sabah olmayacaksa
saman yoluna gömelim
görmeyelim ama yaşadığını bilelim

2.

cesedi nereye gömelim

daha ilk dakika ilk saniye
hele bak soğumuş mu iyice
hem insan kalbinde taşır
ardında sandığı cesetleri

cesedi nereye gömelim

saralım sevdiği müziklere
aryalara örtülere ilahilere
tan vaktini bir ekmek kırıntısı gibi
balkona taşıyan güvercinlere
gece bornozlara gündüz önlüklere
oturup düşünelim istersen önce

cesedi nereye gömelim

çarşaflara yatak örtülerine derim
ama istersen bir daha düşünelim

cesedi nereye gömelim

işin bu kadar mı acele
kaldı ki iyi kötü yaşar bir ceset de
pervazda bir çiçeğin açma sesinde
leylakta iskemlede bir gömleğin renginde
bir sokağın isminde bir yolculuk biletinde
jetonların turnikeye düşmesindeki sevinçte
koşarak çıkılan merdivende isim yazmayan zilde
kilise kelimesinde açılıp kapanan perdelerde
parfüm şişesinde ahşap örgü sepette
bir anahtarda kapı numarasında
çiçeklerle mızrakların tutuştuğu savaşta

3.

bana bir ev yaptın
şimdi de yıkıyorsun yaptığın evi
varsa katili parmak izi saç teli
bir kelimenin dönüşü olmayan sesi

rüyamda bir gök gördüm pazartesi
yıldız gibi saçılmıştı yıldız gibi
bir cinayetin izleri

cesedi nereye gömelim

bahçeye gömsek dolunay gecesi
karanlığın kanat sesleriyle girer mi içeri
gizli darbelerle çökertir mi temeli
ayıklar mı parmaklarıyla kökleri
küreyip alevini düşüncelerin
bir cidara çevirir mi yeri

fışkırır mı tekrar dal uçlarından
yağmur kokusundan biberiye sesinden
çözer mi dalgaların göğe çarpan dilini

metroyu niçin düşünmedim ki
yerin altı sürdürür belki bu sonsuz gidip gelişi

cesedi nereye gömelim
cesedi nereye gömelim

kızarmış peteğine mi akciğerin
raporların içine özetine arge verilerinin
fazin kararttığı yüzüne bankazedelerin
çapraz sorularına mı anketlerin
tarihçesine mi bazı kelimelerin
dolmakalem tüplerine enjektörüne mi iğnelerin
düğme iliklerine süzülüşüne mi tüllerin
arkasına mı sinema biletlerinin
kırık yerlerine mi karşılıklı sandalyelerin

izin versek de yaşayadursa bizimle
bir üçüncü kişi gibi kendi halinde

cesedi nereye gömelim
cesedi nereye gömelim
kaldırdığı tozun altına mı şu cümlenin
ey aşk
ölmedin ama diri değilsin içinde senelerin

Cevdet Karalcesedi-nereye-gomelim

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Ve kimi günlerde kar
Kadınların yüzüne yas tülleri örter
Ben olabilirdim ölen, ama değilim
Ara sıra ölmeyi istedim, ama değilim
Bir ölü kalkıp evine nasıl gider!

Cevdet Karalevlilik-tabutu

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Cesedi nereye gömelim

Bir bebeğin
Yeni çıkan dişine derim
O dişin o görünüşüne derim
Ona mor ona mavi, ona gül rengi süt versin
Ona ilk o ağızdan çıkacak kelimeler öğretsin

Ama sarıp sarmalar mı ki
Bir ceset bir bebeği

Güvenli bir yer dedim, aklımdan öyle geçti
Eşeleyen çok son günlerde gömütlükleri
Ve düşündüm
Bir yüzük bir mezar taşıdır parmakta belki

Dinle bak ne diyeceğim
Rüyamda bir deli gördüm geçenlerde
Tanıdığım bir deli
Ama görmesem hatırlamazdım bile
Geçiyordum, yol kenarında, pencereden az içerde
Bir kadının kolyesini çözüyor mu, takıyor mu?
Yüzündeki ışık değil kadının, ışığın ruhu
Duruyorum: Bu boyun onun boynu?
Soruyorum: Bu niye böyle?

Birdenbire bir koridorun sonuna çıkıyor yolum
Eski bir arkadaşın karısı bekliyor orda beni
Çok olmuş görmeyeli, böyle güzel miydi
Ve ilk kez gergin değil, bildim bileli

– Sonra bize bir haber indi
Yılların gagasındaki her şey ahenkli
Şimdi aranız nasıl diyecektim ki
Bu sözle bitiverdi üniversitenin
Cıvıl cıvıl bahçesinde rüya

Unutmak iyi geliyor kimileyin
Unutmak iyi ve belki
Neşeli cevaplar bulabilirim
Cesedi nereye gömelim sorusuna

Telesekreter mesajına örneğin
Evde yoğuz, gerçi hiç olmadık ya
Bilmiyoruz, belki biz de konuğuz burada
Not bırakın, döneriz merhaba deriz bekleriz bir ara
Sandığınız gibi değil, sesimizi duyurmadık konu komşuya

Cesedi nereye gömelim
Bir arkadaşı uğurlarken
Arkasından uzattığımız bakışa
İple çektiğimizi düşünmesin
Kalkacağı anı, merdivenlerin başında
Kovulmuş gibi olmasın kapının hemen kapanmasıyla
Evet, oraya gömeriz cesedi, üst üste binmiş
Akreple yelkovanın birbirinden ayrılmasına sonra
Sana ömrüm vefa etmesin dediğimiz aşka
Nereye gömelim cesedi başka neresi olabilir ki
Bir bardak limonataya
Bir parça buz gibi yaz sıcağında
Ve doğum günleri için meleklerin
Hazırlanmış armağan kutularına

Cesedi nereye gömelim
Vahiy almaya çıkmış bir peygamberin
Kapandığı mağaraya onu andıran bir oda varsa
Sansür meleği kılığına girebilen masa lambasına
Gebe bir kadının karnına, bir mücrim doğuracaksa
Ay ışığında parlayan o kemik tozlarına
Baba ocağına ait anıların
Sindiği kiremit aralarına
Ki onlar bakarlar oradan
Ağarken küçük birer uçurtma gibi
Kiraz ve erik dallarına takılan umutlara
Şimdi ev birden bir çocuk ağlamasıyla uyansa

Cesedi nereye gömelim
Yan yana durmuş iki teknenin
Salınışına küçük bir rüzgârla
Ve ürperişine iki kişinin
O iki tekneye baktıkça

Hatırla, su birdi
İki liman, birbirine mezar yeri
Bir gemi bekliyor uzakta
Suya indirmiş tayfalar cesetleri

Konuşuyorduk
Bir kıyıda: Acaba, hâlâ?
Mesafeleri çürüten bir koku ortalıkta
Bana sorma diyordun, sakın bana sorma
Durup dinlenen bir ırmağa benzeyen akşamda
Konuşuyorduk. Acaba, hâlâ?
Anlamını büyük bir suya bırakılışından alacak olan
Bir taş hakkında

Bir taş
İçinde uykudan uyanma sesleri olan
Bir taş
Yarıda kalmış cümlelerle bir daha katılaşan
Büyüyen gözbebeklerini gece derine daldıran
Bir taş
Bir çatlağından durmadan bir ışık sızan
En çok ölü bir güvercini andıran bir taş
Bir insanın yüzü gibi bu taşın da yüzeyi
Başkalarına yaklaşan ama hep uzaklaşan
Unutulmuş yeminlerin alınmamış öçlerin mağarası olmuş sonra
Git sırrını bir kuyuya söyle bir ağaç kovuğuna bir taşa

Bir taşa
Büyük kentlerde birden
Güneşin batışını görmek gibi bir sevinç ağırlığında
Hiç kanatmayan
Hep kanayan
Bir taş

Bir taş
İçten dışa dalgalanan
Göğe bakarken bir suç olan
Bir öğleden sonra bir koruda
Bir kadınla bir erkeğin yoluna atkestaneleri olarak çıkan
İnciten bir inci olan
Onun içine gömelim cesedi
Sorulduğunda uzaklaşan
Bir daha bulunamayan

Yüzündeki ışığa bakıyorum
Yüzünden yansıyan ışığın yansımasına sonra
Kirpiklerinin ucunda ne var, onlar
Gece ava çıkmış bir krala meşale mi yoksa
Yanıp sönüyorlar ben bir uykudan su çıkardıkça
Ayaklarını birden suya değdiren
Bir serçe gibi geçiyor üstümüzden zaman
Uzatırsan dolar kadehin kaldırırsan döner gök seninle
Sarhoş olma arzusudur seni sarhoş eden
Bir boşluğu bir boşluğa koydukça uzayıp giden
Bir aşkın boşluğunu bir başkası doldurmaz diyen
Bir kez olmuştur o olacaktır bundan böyle
Bir mezar yeri, bir başka mezar yeri arar kendine

Buna benziyor bu sessizliğimiz
Aramızdaki şeyin kendisi değil
Yanılsamayla o dediğimiz

Aradım, koyacak yer bulamadım
Her dumanı üstüne bir örtü gibi alanı
Yosunun suya inancıyla inandım
Yer açtım başka yanılsamalara
Bir ölü için yer yok mu
Gözyaşlarıyla yıpranmış
Dudaklar arasında

Bir kıştı
Su köpük köpük ve köpek gibi yaklaşıyordu ayaklarıma
Korkunç dişlerdi dalgalar ve korkunç bir havlama
– Dalga sesine sen havlama diyorsun
Hele düşün bakalım
Sudan başlıyor bozulma
Ben parmaklarımı kırdım o kış
Bahçede öteberiyle yaktım
Ve soruya tekrar döndüm işte
Adı sanı bilinmedik kişiler girdi şiirime

Cesedi nereye gömelim
Cesedi nereye gömelim, söyleyin bana
Bir kez bir tin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir kâhin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir cenin sözcüğü görmüştüm ona
Bir kez bir yasemin sözcüğü ama ona asla
Bir kez bir geyik sözcüğü, belki zamanla
Bir kez bir gece sözcüğü, uzamıştı kuşkuyla
Bir kez bir kan sözcüğü, sakın inanma
Bir kez bir yalan sözcüğü her yanda
Çıkar da koy şimdi hepsinin yanına
Bir kez bir yüz sözcüğü görmüştüm yolda
Seninle ben ikimiz eğer Allah yoksa
Bir kez çoktan sözcüğü görmüştüm bir ofis katında
Ona o sonsuz umutsuzlukla
Bir kez bir ten sözcüğü görmüştüm
Kumaşı yeni indirilmiş gök katlarından
Bir kez bir anlamak sözcüğü görmüştüm
Baktım renk gibiydi her şey sabah çayımda
Bir kez bir yaprak sözcüğü görmüştüm çırılçıplak
Hayat başladı başlayalı ta oradan buraya
Bir kez bir taş sözcüğü görmüştüm
Hedefine varmadıysa kıvrana kıvrana
Tanıdık bildik sözcüklerin
Dur gitme diyen anlamlarına
Yan yana ölüydün sen kendinle yatağında

Cesedi nereye gömelim

Yakınlardaki koruyu sevdiğini söylemiştin
Anılarını kır sepetine koyar yürürdü orda
Oraya gömelim, bir ağacın en uzak yaprağına
Ölüm, ruhunu kelebeklerle kaldırır dansa

Ama unut bunu şimdi
Bir ağacın kökleri emer gözyaşlarını belki

Ulur mu içimizde bir kurt gibi
Bahçeye gömsek dolunay gecesi
Tanrı hangi safta alır yerini
Su ve köpük dalga ve deniz
Savaşa çağırsa birbirini

Cesedi nereye gömelim
Olmaz bir sigaranın dumanına saklasak
Bir gece lambasının ışığına saklasak olmaz
Ekşi bir eriğin çekirdeği tehlikeli
Hiç olacak yer değil bir adres defteri
Hiç olacak yer değil tırnak dipleri
Hiç olacak yer değil bir el feneri
Hiç olacak yer değil
Yeni doğan güneş sesleri
Hiç olacak yer değil
Kaldırılıp katlanmış gömlek cepleri
Hiç olacak yer değil bir kadının kirpikleri
Bir yerde unutmuş gibi yapsak
Kendiliğinden olup bitse töreni
Bu gece ay tutulması var der gibi

Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Neden anlamı olmasın
Yerini yadırgamış bir kelimenin
Bazen düşünüyorum
Ortasındaki boşluk diyorum
Compact disc’lerin
Bazen düşünüyorum
Kesilmiş bir serçe parmağın
Havada bıraktığı boşluk
Diyorum

Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Bir sara nöbetindeki köpükler diyorum
Kafam öyle karışık ki bazen düşünüyorum
Savaş artığı bir tank namlusu diyorum
Kafam öyle karışık ki
Bir Pazar poligonda
Bize tebrikler yağdıran atışın
Hayatımızda kapattığı boşluk diyorum
Kafam öyle karışık ki
Bazen düşünüyorum
Ama olacak şey mi bu düşündüğüm
Hava yastığı otomobilin, Tanrım
Bugün seninle çarpışma günüm

Cesedi nereye gömelim
Bir ilaç kapsülü gibi altına dilimizin
Bıçağın ucuna değmiş yerine kalbimizin
Patlayan ağzına
Yazı bir dinamit gibi havaya uçuran incirlerin
Cesedi nereye gömelim

Cevdet Karalcesedi-nereye-gomelim

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Siyah Kar Kasidesi

hiçliğin o kekre tadı
vardığın her kıyıda

serin tapınaklara girdin durulmadın
serap öldü, rüzgar saldı
kumdan atlarını, bu son kum
sal/dı ya
ne sandın
şehvetli bir dua
gibi boşaldın
kasıklarından hayatın

denizlerde hep aynı fırtına

bilmem kaç kez yalvardım
allahım
bir cehennemden ötekine
savrulsun hayatım

Cevdet Karal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Fesleğen

kurduğum-
bu küçük-
tuzaklara kalbim takıldıkça…
fesleğenler geliyor aklıma

sözlerin ne taş
sektirmeye benziyor sularda
ne de gözlerin
o kar fırtınasında
ışıkların yanmasına
yüzün de benzemiyor
gece yarısında tutuşan bayraklara

neden başka bir çiçek değil de
fesleğenler geliyor aklıma
bir sırrım daha al senin olsun
koy bunu da ötekilerin yanına

geçen yaz aldıklarım-
kaskatı kesilmiş toprakları
bu yazsa güzel sözlerle övgülerle
çürüten benmişim onları

fesleğenler
başka bir çiçek değil de
elbette fesleğenler
her an düşünceli
her an tefekkürdeki
bir başı okşar gibi
seven var mıdır
uykuma giren
ra
yi
ha
ları.

oysa ne iki ırmak
karışırmış birbirine dünyada
ne de göz yaşları aşkta
dostum, demiştim dostum
otuzumda bir gün
öğrendim ki bu gün
aşktan farkı yokmuş
dostluğun
öyle deme, öyle deme
ayrı ayrı düşüyor yaşlar
iki gözden bile

Cevdet Karal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Masumiyet Defteri

öyle yavaşladı ki zaman
iki dağın zirvesi iki an
biri diğerinin üstüne
devriliyor durmadan
her şey nasıl bu kadar berrak
her şey nasıl bu kadar yeni
elimi bıraksan unutacağım
buraya bugün gelmediğimi
açılmış masumiyet defteri
gibi görünüyor bana yeryüzü
melekler boyamış her yeri
yağan kar örtmüş üstümüzü
deseler ki vaki oldu emri hak
işte ebedi hayat dedikleri
kara kapanır sana şükrederim
böyle hayal ederdim cennetini
öyle yavaşladı ki zaman
iki dağın zirvesi iki an
biri diğerine bakıyor
senelerdir göz kırpmadan
varlığının anlamına varmış da
sanki ordan buraya yürüyüşü
o sen miydin söyle gördüğüm
kar yüzünün kızarmasından eriyordu
o gün bugündür ben kar olmak isterim
üstümde gezin ayak bileğinden öpeyim
bir titreyiş gibi düşeyim dile boynuna senin
bir kez olsun dokunup yerlerde sürüneyim
bu kışı bana bir aşkı hazırlar gibi hazırladın
herşey o kadar berrak o kadar yeni
daha önce gösterseydin ey sevgili
bela zanneder geçerdim mucizeni
bana baktı, bir yabancı…
bizi biri çok eskiden tanıştırdı
adımı sevgili mırıldandı
kardan gelmiş kardan gidiyordu
açılmış masumiyet defteri
gibi görünüyor bana yeryüzü
melekler boyamış her yeri
yağan kar örtmüş üstümüzü

Cevdet Karal
(Merdiven Şiir Eylül-Ekim 2005)

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page
Cevdet Karal, Şiir, Türk Şiiri

Şairin Şapkası Konuşuyor

Beni burdan alın, yalvarırım
Birer yangın yeri saç dipleri
Beni burdan alın
Salkım salkım
Üzüm gibi cümleler
Altında ayakların
Kaynıyor kazanlarda şıra
Kesik başlar atılmış
Alevlerin ortasına

Beni burdan alın
Bir kurt gibi bu adamın
Parlıyor gözleri
Ateş vurdukça kafatasına

Nefesi lav borusu
Sözleri mağma
Bu baş patlatmalarla
Saçılacak dört yana

Beni burdan alın
Birer kılıç darbesi
Kaderin her çizgisi
Alnında bu adamın

Beni burdan alın, bu başın
Şakaklarında zonklamalar
Timurlenk ordusunun
Nal sesleri var

Beni burdan alın
Kara bir gök gibi kapattığım
Acımasız dönen dünyanın
Acısından büyük acılar..

Cevdet Karal

Paylaşmak ŞiirdirTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on TumblrPin on PinterestShare on LinkedInShare on Google+Email this to someonePrint this page