Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Yaz Kapılarında

Her şey bir güzel kız için yazılır, diyor.
Kırkına yakın, yılgın biraz.
İsteksizce yanıtlıyor derginin sorularını.
Öğrenci derneğinde konuştuğu akşam

uzaklarda gibi dinleyenlerden, güvenle konuşuyor –
üst üste kazandığı yenilgilerin güvenliği içinde.
Oyunlarından sahneler geçiyor gözlerimin önünden,
değişik zamanlarda, değişik sahnelerde izlediğim:
çürüyen bir şey, çocukluktan erginliğe geçerken,
yarı kaçık soylular, saray artıkları, kırık bilgeler,
şehvetle kutsallığın kucaklaştığı tenha köşeler…
Sonra kurtulmak için boğuntusundan günlük kokulu
karanlıkların,
kırlar, kırlar ve uçsuz bucaksız ovalar.
“Bir ırmağın kıyısında sevişmiştik o yaz.”
Her şeyi bir güzel kız için yazmış olmanın erinciyle
açıyor yaz kapılarını
yenilgilerinin güvenliği içinde.
Yorgun ama hâlâ içinde o yakıp tüketen özlemi
bilinmeyenin.

Cevat Çapan
Bana Düşlerini Anlat

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Sevda Yaratan

Bu şehrin adları durmadan değiştirilen,
sokaklarında dolaşırken,
eski bir şarkıyı çağrıştırır bazen
aklına takılır olmadık adlar.
Örneğin, Konstantin Nikoleyeviç Batyuşkov
Puşkin’in bir çağdaşı –
hani şu ölen Tasso’ya ağıtlar yazan –
evet, senin Tasso’na,
Kutsal Kudüs’ü özgürlüğe kavuşturan.

Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.
Bir İsveç filminde miydi
o küçük madenci çocuğu
Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?

Her şey ne kadar kül rengi ve dağınık
gökle denizin maviliği ötesinde.
Bir kadın “Gecenin matemi”ni söylüyor öğle üzeri
ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda
kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken
belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.
Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,
denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.

Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,
rüzgârları, fırtınaları yararlı kılan.
Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:
Nigâr, Leylâ, Alişan.

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Kuş Bakışı

O göçebe kuşları da merak ederdin sen,
yılın hangi ayında geldiklerini,
gelirken hangi enlemlerden geçtiklerini,
yuvalarını nerelerde yaptıklarını…
Turuncu, altın sarısı, siyah tüylü o kuşlar.
Onları anlatırdım sana kış geceleri,
aştıkları lacivert denizleri,
adlarını uydurduğum kimsesiz adaları.
Arslanlar kükretirdim geride kalan ormanlarda,
filler dolaştırır, timsahlar dövüştürürdüm
çamurlu ırmaklarda.
Derken kızıl kiremitler görünürdü bir kıyı
köyünün dağınık damlarında.
Ve bahar yağmurları yağdıran bulutların
arasından süzülür bir gölün kıyısına konarlardı kuşlar.
Dönüşlerini anlatmamı istemezdin hiç.
Hep kalsalar, derdin, o gölün kıyısında
ya da yuvalarını yaptıkları saçak altlarında.
Kışa doğru, geceler uzar, koyulaşırdı karanlık.
Sen büyürdün, büyürdü göçebe kuşların
giderken aramıza bıraktıkları sessizlik

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Dün Gece O Sokaktan Geçtim

I
Eller, eller –
eller uzanır gecede
senden.

Bir sıcaklık yayılır
türkülerinde
bilinmeyenlerin.
Unutabilirdim de.

II
İlk karı bekliyorum gecede
senin sıcaklığından uzak
Pencereleri düşünüyorum,
yağmurlu günlerimizi,
seni.

Başka rüzgârların insanı
ikimiz,
başka dağlardan esmişiz
bir güne.

III
Sislerin ötesinde olmalısın,
sisli gecelerin ötesinde.
Bilmediğin bir İstanbul düşünde,
bir türkü anlamadan dinlediğin
sonra bir mavi yaz gecesi
mavisini yitirmeyen.

Uykun gelmiş olmalı sevmekten,
yavaşça yağmura dokunmalısın:
bir şehir ki şimdi uzakta bizden,
bir nehir, bir dost
aynı gün sevip vedalaştığımız.

Unutma,
bir Eylül günüdür beklediğimiz
meyve meyve dökülen.
Ben gecelerce özleyen,
sen bekleyen sevgiyle hep.
Bir Eylül günüyle
bitmeyen.

Cevat Çapan
-Bana Düşlerini Anlat-

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Yarısını Dinlediğim Bir Masal

Haydi bir sayfa daha çevirelim denizden,
üzerinde beyaz yeleli aslanların dolaştığı bir sayfa –
Bu kez gerçek bir olayı anlatıyor eski masalcı,
gözlerinde gene binbirgecenin ayartıcılığı,
sesinde uzaklıklar, deli rüzgârlar,
körkuyular, yolculuklar, kervansaraylar.
Çiçekler çizen, onları renk renk boyayan
bir ressamın son günleri anlattığı.
Birbirine karışıyor sözlerle görüntüler:
O uzun yürüyüş, okunaksız bir yazıyla yazılmış
mektupları andıran kalabalıklar,
hastaların yüzlerindeki acı.
Her yolcu gibi, nereye gitse,
sılasını yüreğinde taşıyan bir yolcu.
Masalcı arada türkü söyler gibi mırıldanıyor,
sonra bize bir yankıda gizlenen
bütün o sevdiklerimizin sesiyle
yeniden başlıyor anlatmaya.

Ama artık ben orada değilim,
ya da şimdiden
yağmurunu dökmüş bulut hafifliğinde,
karanlığın sessizliği,
sessizliğin bize düşen mutluluğu içinde.
masalcının masalının sonunda
varacağı yerdeyim.

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Yağmurdan Sonra

Sana
Bir zamanlar birlikte yürüdüğümüz o sokakların
serinliğini getirdim bu kez.
Elimden tutarsan
altından geçtiğimiz saçakların gölgesi,
saksı saksı fesleğenlerin kokusu
sinecek bakışlarına ve soluklarına.
Her şeyin yitirildiği
ve yeniden bulunduğu bu yol kavşağında
bütün o kalabalıkla karşılaştığımızda,
seni benden uzaklaştıran zamanın
beni sana ne kadar yaklaştırdığını anlayacaksın.

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Soluk Soluğa

Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,
Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.
Bırakıp her şeyi döner –
Aşk bir buluşmadır çünkü,
Her zaman gecikmiş bir buluşma.

Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk –
Araya her zaman bir şeyler girer:
Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,
Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,
Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir –
Araya her zaman bir şeyler girer:
Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.
Nereden bilebilir insan
Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?

Çoğu kez aldatıcıdır da,
Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.
Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.
Bu yüzden yanılır hep
Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.
Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,
Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.
Bakarsın, ona da dadanmış
Gündelik hayatın sosyolojisi.

Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.
Çağıran o titrek yazı yeniden belirir –
Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Taşra Günleri

Dokunduğum, okşadığım her şeyin
inancımı tazeleyen gücüyle
bir köprüde yürüyorum
gelgitle alçalıp yükselen
bir nehrin üzerinde.
Kim bilir bu kaçıncı geçmişe dönüş
külrengi bu güz gününde?

“Selva Oscura” adını takmıştım sana.
Karanlığında yolunu yitirmek istediğim
bir ormandın sen,
bense nereden geldiği bilinmeyen
bir yolcu.
Gezgin oyunculara rastlamıştık bir bahçede
Gorki’nin “Yazlıkçılar”ını oynayan.
Daha önce çalıştıkları bir aşk sahnesini
yineliyor gibiydiler.
Şaşırdıkça seviniyorlar,
bu beklenmedik sevinçle
yeniden şaşırıyorlardı.
“Oyunculuk zor zanaat,” demiştin sen.

Şimdi bu güz akşamı,
kararan suların saatinde,
gün ışığı da bırakıp giderken bizi,
senin oynadığın
başka sahneler canlanıyor gözümde,
belleğimde yarım kalmış cümleler,
senin sesinden…

Cevat Çapan

Cevat Çapan, Şiir, Türk Şiiri

Bölünmeyen Bir Sessizlik İçinde

Öyle seviyor ki susmayı,
sözcükleri öyle seviyor ki,
lambasız kalabilir geceleri,
kışı uykusuz geçirebilir.

Esrikliğin
değişen yoğunluğu onun için her mevsim,
rüzgârlar
yoğunluğun dalga dalga esrikliği.

Derken gemiler yanaşıyor
-çok yorgun bir fırtınadan
bağrının rıhtımına-
sürgünden dönenlerle yeniden
yaşamak doludizgin.

Cevat Çapan